Showing posts with label Doktor. Show all posts
Showing posts with label Doktor. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Alerjik rinite “rhinoliht” ile çözüm

İSTANBUL - Mevsim geçişlerinde ağaca, çiçeğe ya da rutin olarak ev tozu akarlarına karşı gelişen alerjik rinitte, “rhinoliht” yöntemi ile başarılı sonuçlar alınabildiğini belirten Memorial Ataşehir Tıp Merkezi’nden KBB uzmanı Op. Dr. Oray Karaçaylı, Genetik yatkınlığa dikkat çekti. "Alerjik rinitte alerjen solunum ya da Gıda yoluyla alınır, tanınır, şifrelenir ve bir daha karşılaşılması durumunda organizma bunu kendisi için tehlikeli olarak kodladığı için hapşırıkla, akıntıyla burnu tıkayarak ve kaşıntıyı artırarak uzaklaştırmaya çalışır. Ailede genetik yatkınlık, sosyoekonomik düzeyin yüksekliği, siyah ırktan olmak, Çevre Kirliliği, evde hayvan beslenmesi, ailenin ilk çocuğu olma, evde Sigara içilmesi, mamayla Beslenme gibi iç ve dış etkenler alerjik rinit riskini artırmaktadır."
YIL BOYU DA OLABİLİR, MEVSİMSEL DE "Alerjik riniti klasik olarak ikiye ayırmak mümkündür. Eğer hastalık mevsimden mevsime ve bulunulan yere göre değişmiyorsa bu muhtemelen perennial (yılboyu süren) alerjidir. Mite (ev tozu akarları), küf, sürekli temas edilen maddeler veya gıdaları karşı olabilir. Eğer şikayetler mevsimsel bir ritim gösteriyorsa bu duruma “mevsimsel alerjik rinit” denir. İlkbaharda çimenler ve sonbaharda yabani otlar etkili olur" diye konuşan Dr. Karaçaylı, hastalık hakkında şunları söyledi:
"En önemli tanı koyma aracı hastanın öyküsünün alınmadır. Muayene ve laboratuvar testleri tanıyı doğrulamaya ve tedaviyi planlamada bir sonraki aşamadır. Mevsimsel alerjik rinitte nöbetler halinde hapşırık, bol sulu burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve ağız- damak ya da genizde farklı düzeylerde kaşıntı olur. Bu şikayetler nazal mukozanın, alerjeni uzaklaştırma, organizmayı koruma isteğinden başka bir şey değildir. Yıl boyu süren alerjide burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı ön plandadır.
ALERJENLERDEN UZAK DURMAK ÖNEMLİBütün ifade edilecek tedavi yaklaşımlarına rağmen Alerji her zaman kesin olarak iyileşebilen bir hastalık olmayabilir. Ama bu gerçek hastada umutsuzluğa yol açmamalı sadece tedavi aşamasında sabır ve sürekli hasta Doktor ilişkisi gerektirdiğini bilmek gerekir. Tedavinin ilk basamağı çevresel kontrol olup, alerjenden uzaklaşma ve ya alerjeni uzaklaştırmadır. Medikal (ilaç) tedavisi semptomları baskılar, kalıcı iyileşme sağlamaz, ilaçlar alındığı sürece etkilidir.
Aşı tedavisi: Hastalığın tedavisinde hala altın standarttır. Hastaların yarısında iyileşme sağlanabilir.
Cerrahi tedavi: Alerjiye eşlik eden burun problemleri; kronik sinüzit, burun kıkırdağı eğrilikleri, burun eti büyümeleri, burunda polip varlığı, burun çatısı problemleri gibi sorunlar öncelikle iyi bir kulak burun boğaz muayenesi ve gerekiyorsa cerrahi tedavileri yapılmalıdır."
RHINOLIGHT UMUT OLDUAlerjik rinit tedavisinde en son ve yeni yöntemin rhinolight olduğunu belirten Dr. Karaçaylı, yöntem hakkında ise şu bilgileri verdi: "Medikal fototerapi yani ışık tedavisidir. Özel kompozisyonlu (yüzde 70 görünür ışık, yüzde 25 UVA ve yüzde 5 UVB) ışın tedavisidir. Rhinolight ağrısızdır, anestezi gerektirmez, anaflaksi (en ağır alerjik reaksiyon türü) riski yoktur, güvenlidir. Hastanın durumuna göre haftada 3 seans uygulanır. Hastanın mevsimsel veya yıl boyu süren alerji tanısına göre tedavi planlanır. Burun içi örtüsünün bu özel kompozisyonlu ışığa maruz bırakılması alerjinin oluşturduğu bağışıklık cevap seviyesini düşürerek etki gösterir.
1-2 SEANSTA ETKİSİNİ GÖSTERİRRhinolight tedavisi uygulanan hasta 1-2 seans sonra, Yaşam kalitesinde iyileşme başlar. Bu tedavi yöntemi hem mevsimsel hem de yıl boyu süren alerjide semptomlardan bağımsız kullanabilmektedir. Tedavi semptomları baskılar, burun tıkanıklığı, bol sulu burun akıntısı, damakta ve genizde kaşıntı, hapşırık nöbetlerini baskılayarak yaşam kalitesine ciddi katkı sağlar. Mevsimsel alerjik rinitte tedavi iki hafta sürer. Günaşırı her burun deliğine 2-3 dakika bu özel ışığın uygulanması ile gerçekleştirilir. Toplam altı seansta tedavi tamamlanır. Yıl boyu süren alerjide ise ilk hafta 3 seans ve sonra haftada bir seans olmak üzere sekiz seans şeklinde yapılır.
İLAÇ KULLANMAYANLAR İÇİN DE İYİ BİR SEÇENEKİlaç tedavisi uygulanamayan hamileler, emziren anneler, profesyonel sporcular, böbrek ve karaciğer yetmezliği olan hastalarda başarıyla gerçekleştirilebilir. İlaç alerjisi olanlar ve diğer tedaviler ile antialerjik tedavilerden fayda göremeyen hastalara uygulanır.
KİMLERE UYGULANMAZ?Yeterli klinik çalışma olmadığı için 14 yaşından küçüklere, burun içi problemlerden dolayı uygun olmayan hastalara, aktif enfeksiyon geçirme döneminde yani viral veya bakteriyel enfeksiyon veya nazofarenkste tümör varlığında yapılmaz.
Alerjik rinite “rhinoliht” ile çözüm

Kilo vermek damar sertliğini azaltıyor

KUDÜS - Beer Sheva Üniversitesinden Bilim Adamları, 140 hasta üzerinde iki yıl süren araştırmalarında, beynin başlıca arteri olan şahdamarında kolesterol birikmesinin gelişimini üç boyutlu ekografi tekniğiyle izlediler.
Araştırmanın sorumlusu Doktor İris Shai, ilk kez gözle görülür biçimde, aşırıya kaçmayan bir Beslenme rejiminin sadece kolesterol birikimini engellemekle kalmayıp, aynı zamanda, arterlerin hacmini ve kan basıncını azalttığını tespit ettiklerini söyledi.
Shai, "Hastalar yeniden kilo alsalar bile uzun dönemli bir beslenme rejimi, damarların iç çeperleri üzerinde lipid yani kolesterol birikmesini beraberinde getiren damar sertliği şekli olan ateroskleroz ile mücadelede etkili oluyor" dedi.
Araştırma, hayvansal yağlar açısından zayıf ve Akdeniz mutfağını temel alan bir zayıflama tedavisi üzerine yapıldı. Araştırmanın sonuçları, Amerikan tıp dergisi Circulation'un son sayısında yayımlandı.
Kilo vermek damar sertliğini azaltıyor

Thursday, December 31, 2009

Fast food diyabeti etkiliyor

Beslenme alışkanlıklarının değiştiği günümüzde, daha kolay ve daha çabuk karın doyurmak için tercih edilen "fast food" türü yiyeceklerin Diyabet riskini neredeyse 2 kat artırdığı bildirildi.
ABD'deki Boston Üniversitesinde görev yapan Julie Palmer, her iki yılda bir Beslenme alışkanlıkları ve Yaşam biçimlerine ilişkin sorular yönelttiği ve düzenli olarak Doktor kontrolünden geçirilmelerini sağladığı 44 bin 72 kadını 10 yıl boyunca gözlemledi.
'Fast food' diyabeti etkiliyor

"Fast food" diyabet riskini artırıyor

İtalyan Haber ajansı ANSA'da çıkan habere göre, ABD'deki Boston Üniversitesinde görev yapan Julie Palmer, her iki yılda bir Beslenme alışkanlıkları ve Yaşam biçimlerine ilişkin sorular yönelttiği ve düzenli olarak Doktor kontrolünden geçirilmelerini sağladığı 44 bin 72 kadını 10 yıl boyunca gözlemledi.



Araştırma, haftada bir veya iki kez "fast food" türü yiyecekler tüketen kadınların bu 10 yıllık süre zarfında kilo aldıklarını ve Diyabet hastalığına yakalanma risklerinin bu tür bir alışkanlığı olmayanlara nazaran neredeyse 2 kat arttığını ortaya koydu.
"Fast food" diyabet riskini artırıyor

Fast food da diyabet riski

İtalyan Haber ajansı ANSA'da çıkan habere göre, ABD'deki Boston Üniversitesinde görev yapan Julie Palmer, her iki yılda bir Beslenme alışkanlıkları ve Yaşam biçimlerine ilişkin sorular yönelttiği ve düzenli olarak Doktor kontrolünden geçirilmelerini sağladığı 44 bin 72 kadını 10 yıl boyunca gözlemledi.Araştırma, haftada bir veya iki kez "fast food" türü yiyecekler tüketen kadınların bu 10 yıllık süre zarfında kilo aldıklarını ve Diyabet hastalığına yakalanma risklerinin bu tür bir alışkanlığı olmayanlara nazaran neredeyse 2 kat arttığını ortaya koydu.
Fast food'da diyabet riski

İşte yaşlanmayı durduran besinler


nyildiz@hurriyet.com.tr
Vücudunuz 60'ınızda aklınıza geldiğinde herşey için çok geç olmuş olabilir. Oysa sağlıklı beslenerek olduğunuzdan 20
Nilgün Yıldız yazıyoryaş daha genç gösterebilirsiniz. Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Hasan İnsel gençlik için Akdeniz tipi beslenmenin şart olduğunu söylüyor. Düzenli Sağlık kontrollerinin önemine değinen İnsel, yaşlanmayı durduracak besinler hakkında da bilgi verdi. Beslenme ile yaşlanma gerçekten bağlantılı mıdır? Beslenmenin yaşlılık üzerinde nasıl bir etkisi vardır?Evet, yaşlılık ile beslenme arasında gerçekten bir bağlantı vardır. Uygun ve yeterli bir beslenme tarzı ile yaşlanmanın etkileri engellenebilir, yavaşlatılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Beslenme sadece kaliteli yaşlanma değil, kronik hastalıkların da nedeni ya da tedavisi olabilir. Örneğin yapılan son araştırmalar gösteriyor ki kanserlerin oluşmasında yanlış beslenmenin etkisi yüzde 30 gibi çok yüksek oranda. Bugün artık biliyoruz ki doğru ve bilinçli beslenme, hareketli Yaşam ile birleştiğinde kilo kontrolü için en doğru yol. Kilo kontrolü de bugüne kadar bilinen en etkili antiaging önlem, yani gençliği koruyup, yılların etkilerini yavaşlatmanın ve saatleri durdurmanın en etkili yolu. Akdeniz tarzı beslenme zamana meydan okuyor
Nasıl bir beslenme düzeni olmalıdır?
Dr.Hasan İnsel'den ipuçlarıGenel olarak Akdeniz tarzı beslenme düşünülmeli. Gün içerisinde ortalama 25-30 g posa alınmalı. Bunun için de günlük 5-9 porsiyon şeklinde sebze ve meyve tüketilmeli. Ekmek, makarna, pirinç gibi tahılların esmer olanları tercih edilmeli. Her gün 1 avuç kadar kavrulmamış fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişlerden yenilmeli. Haftada en az 2 kez kurufasulye, nohut, mercimek gibi bakliyat çeşitleri yenilmeli. Protein kaynağı olarak kırmızı et yerine balık tercih edilmeli. Balık çeşitlerinden omega-3 miktarı daha yüksek olan somon, uskumru, ton, sardalya gibi yağlı balıklar ın tüketimine dikkat edilmeli. Bunlara ek olarak günlük ihtiyacı olan sıvı tüketimi ihmal edilmemeli. Yemeklerin hazırlanmasında zeytinyağ, fındık yağı gibi bitkisel sıvı yağlar kullanılmalı. Bunların da miktarlarında aşırıya kaçılmamalı.
Hangi besinler ömrü uzatmaya yardımcı olur?Antiaging diyetin genel rehberi kalori kısıtlaması yapmak ve doymuş yağ alımını azaltmak, tuz ve şeker alımını kısıtlamakla birlikte rafine edilmemiş tahılların, yağlı balıkların ve taze sebze ve meyvelerin tüketimini arttırmaktır. Bu genel önerilere ek olarak antiaging'de rol oynayan spesifik besinler vardır ve bu besinler günlük beslenmede yer almalıdır:AVOKADOGenellikle bir sebze gibi tüketilen bu meyve vücutta kötü kolesterol seviyelerinin azaltılmasına yardımcı olabilen faydalı tekli doymamış yağ asitlerinin iyi kaynağıdır. E vitamini deposu olarak avokado, cildin yaşlanmasını önler ve sağlıklı bir cilt yapısının oluşturulmasını sağlar. E vitamini aynı zamanda menapozal sıcak basmalarının da azaltılmasına yardımcı olur. Içeriğindeki potasyum ile ödem ve yüksek kan basıncını önler. ORMAN MEYVELERİBöğürtlen, ahududu, siyah üzüm, yaban mersini gibi koyu renkli meyveler serbest radikaller ve yaşlanma ile oluşan hasarlara karşı vücudun korunmasına yardımcı olan güçlü antioksidanlardan flavonoidler olarak bilinen fitokimyasalları içerir.LAHANAGİLLERLahanagiller ailesi lahana, brüksel lahanası, karnabahar, brokoli, karalahana, brüksel lahanası, turpdan oluşmaktadır. Bu sebzeler toksin ve kansere karşı vücudun savaşmasını karşı koymasını destekler. Bu sebzelerden günde en azından 100g kadar tüketilmelidir. Mümkünse çiğ veya az pişirilmiş olarak yenilmeli böylece önemli enzimleri bozulmadan kalır.
SARIMSAKGünde 1 diş çiğ sarımsak yemek, vücudu kanser ve kalp hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olabilir. Sarımsağın kardiyo koruyucu etkisi tescillenmiş olmakla birlikte yapılan bazı çalışmalarda kolesterol seviyelerini azalttığı ve aspirinden daha etkili bir şekilde kanı sulandırdığı saptanmış. Farklı çalışmalarda da her gün düzenli sarımsak yiyen kişilerin kansere yakalanma riski yemeyenlere göre yüzde 50 daha az bulunmuş. ZERDEÇALZerdaçalın son zamanlarda yapılan çalışmalarda anti-inflamatuar ve antioksidan etkisi ile vücudun toksinlerle ve serbest radikallerle savaşmada önemli rolü olduğuna dair kanıtlanmış. Zerdaçalın karabiber ve zeytinyağ ile birlikte kullanılması emilimini arttırır. Salatalara 1 tatlı kaşığı kadar böyle bir karışım ile zenginleştirilebilir.KURUYEMİŞLERÖzellikle ceviz başta olmak üzere fındık, badem, yer fıstığı, şam fıstığı gibi birçok kuruyemiş çeşidi minerallerin iyi kaynağını oluşturmaktadır. Yüksek kalorisine rağmen bunlar potasyum, magnezyum, demir, çinko, bakır ve selenyumdan zengindir. Aynı zamanda kuruyemişlerin beslenmede yer alması sindirim ve immün sistemin fonksiyonlarını arttırabilir. Bunun yanısıra kolesterol seviyelerinin de kontrol edilmesine yardımcı olur. Küflenmiş yağlı tohumlardan sakınılmalıdır.TAHILLI GIDALARTahıllar yani kompleks karbonhidratlar beslenmenin önemli bir kısmını oluşturmalıdırlar. Kepekli makarna, kepekli pirinç ve bulgur iyi bir kompleks karbonhidrattır. Posa içeriği yüksektir. Normal makarna ve pirince göre iki kat daha fazla B vitaminlerini içerirler. Bulgurun aynı zamanda protein içeriği zengindir. Şekerli ve işlenmiş gıdalar gibi basit karbonhidratlar ne kadar zararlıysa, tahıllar gibi komleks karbonhidratlar o derece yararlıdır.
Hangi besinlerden uzak durmalı?Yağda kızartılmış ve kavrulmuş yiyecekler fazla kalorilidir Tam yağlı süt ve süt ürünleri yerine az yağlı süt, yoğurt, peynir çeşitleri daha az doymuş yağ içerirlerRafine edilmiş besinler (beyaz ekmek, beyaz un, beyaz pirinç gibi) glisemik indeksi yüksek olduğundan insülin direnci oluşturabilir, kilo alınmasına neden olabilirPoğaça, börek, kek, kurabiye gibi fırıncılık ürünleri çokluk beyaz un, şeker ve yağ karışımları nedeniyle özellikle yaş ilerledikçe tolere edilmesi zorlaşır.Şekerli içecekler içeriğindeki fazla miktarda şekerden dolayı genel sağlığa negatif etkide bulunur.Katkı maddesi içerikli, işlenmiş yiyecekler (sosis, salam, sucuk, tütsülenmiş besinler) vücuttaki antioksidan kapasitesini azaltır.
Yaşlanmayı geciktirmek için başka neler yapılmalı?Yaşlanmayı geciktirmek için yapılması gerekenleri beş ana başlık altında toplayabiliriz, bunlardan biri zaten yukarıda anlatılan beslenme konusudur.1) Yıllık sağlık kontrolleri yani check-up yapılması. Doktor tarafından yapılan önerilerin aynen uygulanması.2) Sağlık riskleri konularında bilgilenmek. Artık kişiler de sağlıklarından doktorlar kadar sorumlu olmalıdır ve doktorları ile el ele iş birliğinde sağlıklarında yön vermelidirler. 3) Dengeli, bilinçli ve sağlıklı beslenmek, kilo kontrolü.4) Hareketli yaşam ve düzenli Egzersiz yapılması.5) Pozitif yaşam ve Stres yönetimi.Bunların hepsi sağlığımıza eşit değerde katkı yapmaktadır. Bir tanesinin eksikliği diğerlerinin yararını çok azaltmaktadır. Bu nedenle hepsinin birlikte uygulanması bize sağlıklı ve uzun yılların kapısını açmaktadır.

İşte yaşlanmayı durduran besinler

Thursday, December 24, 2009

Ucuz ürün sürecek kadar zengin değiliz


Elif Aktuğ

Fransa’nın en prestijli Kozmetik ödülü ‘Prix Officiel de La Beaute’yi kazanan Ingrid Millet ürünleri bir yıla yakındır ülkemizde satılıyor. Havyarı kozmetikle birleştiren Ingrid Millet aslında bir gazeteci. İran seyahati sırasında havyarın ciltteki olumlu etkilerini fark eden Millet, 1964’te kendi markasını oluşturmuş. Bizi bu ürünle tanıştıran Fatoş Sarsan ve Gülay Karakolcu’ya “Havyar neden bu kadar önemli?” ile başlayan ve “Hem sürsek hem yesek olur mu?” ile devam eden bir Dizi soru sordum.
Doğru kozmetik kullanımı nasıl yapılır? Ne kullanmamız gerektiğini nereden bileceğiz?
Cildi iyi tanımak gerekiyor. Özellikle Doktor ve eczacı tavsiyesiyle alınan ürünlerde mükemmele yakın sonuç elde ediyoruz.
Ürünü seçerken nelere dikkat etmek lazım? Eczanede satılanlar daha mı faydalı?
İçeriği, etkisi, ambalajı ve alındığı yer çok önemli. Eczaneler, ürün seçiminde Türkiye’de en etkin satış noktaları. Eczanedekileri diğer kozmetiklerden ayıran özellik, içeriklerinin yoğun ve etkili maddelerden oluşması.
Yanlış ürün kullanımı nelere sebep olur?
Alerjiye ve kalıcı cilt lekelerine sebep olur. Özellikle cilt ürünlerinin kullanımında bir dermotoloğa, eczacıya ya da Cilt Bakımı uzmanına danışılabilir.
Her pahalı ürün iyi midir? Ucuz ama etkili ürünler nasıl fark edilir?
Pahalı ürünlerin iyi olduğunu söylemek doğru değil. Çok pahalı olup da içeriğinde havyar oranı bilinmeyen veya yüzde iki oranında havyarlı ürünler satılıyor. Ingrid Millet markasında ise yüzde 42 havyar içeren ürünler var. İkisini birbirinden ayırt etmek lazım. Ayrıca ürün alırken etkili olmasını istiyorsak biraz bedel ödemek gerekiyor.
Havyarın faydaları nelerdir?
Havyar bildiğimiz balık yumurtasıdır aslında. İçinde bir canlıyı oluşturabilme potansiyeli taşır. Fosfolipid ve protein oranı yüksektir. Fosfolipid cildin nem almasını, protein ise cildin sıkılaşmasını ve elastikiyet kazanmasını sağlar. Havyarın canlandırıcı etkisi var. Cilt bileşenlerine yakın, prestijli bir ürün, sekiz aminoasit içeriyor. İçeriğinde havyar olan her ürün aynı değil maalesef. Buna çok dikkat etmek lazım. İçinde havyar olduğu söylenen çoğu ürün, aslında sadece yüzde 23 oranında havyar içeriyor. Havyarın kalitesi de önemli.
Beslenmenin de cilt bakımı açısından önemi var mı? Ürünü kullanırken havyar yesek olur mu?
(Gülüyoruz.) Fazla kalorili. Az yemekte fayda var. Beslenme, insan hayatının en önemli noktalarından biridir. Anne karnında başlar ve hayatımızın sonuna kadar farklılık gösterir. Beslenmenin Yaşam fonksiyonlarımızda olduğu gibi cildimiz için de önemi büyük. Yaşam şeklimizin düzeni, Stres, Sigara, alkol, ilaçlar, fiziksel darbeler, yanlış ürün kullanımı ve çevresel faktörler cilt sorunlarını tetikliyor. Cilde yararlı besin takviyeleri almak ve bol su içmek çok önemli. Bunu bir yaşam şekli haline getirirsek, cildimizin kusursuz olmasını, yaşlanma belirtilerini de azalmasını sağlayabiliriz.
Ingrid Mıllet kimdir?
Ingrid Millet İran yolculuğunda havyarla tanışır ve Fransa’ya götürür. Yaptığı incelemelerde havyarın cilt yapısına uygun olduğunu fark eder ve ürünlerinde kullanmaya karar verir. Millet, 1964’te tüm ürünlerde havyar özünün kullanıldığı Ingrid Millet markasını kurdu. 1966 yılında da ilk Ingrid Millet enstitüsü açtı.

Ucuz ürün sürecek kadar zengin değiliz

Saturday, December 19, 2009

Noel Baba artık bisiklete binip rejim yapacak

LONDRA - Prestijli tıp dergisi British Medical Journal'da yayımlanan bir araştırmaya göre, koca göbeği ve sürekli kızakla seyahat etmesiyle Noel Baba Sağlık açısından kötü örnek oluyor ve rejim yapması, yaya gitmesi veya bisiklete binmesi gerekiyor.
Avustralyalı halk sağlığı doktoru Nathan Grills, Noel Baba'nın sevildiği ülkeler ile çocuklarda Obezite oranının yüksek olduğu ülkeler arasında "epidemiolojik açıdan" bir ilişki bulunduğunu savunarak, Noel Baba'nın imajı, "obezite iyi huy ve neşeli olmakla eş anlamlı" mesajı verse de bunun çocuklarda obezitenin nedeni olduğunu söylemek için erken sayılacağını belirtti.
Bazı ülkelerde "bel çevresi ve aile obezitesi için kötü bir alışkanlık olan" Noel Baba'ya pasta ve brendi bırakma geleneğine dikkati çeken Dr. Grills, makalesinde, "Aslında, Noel Baba'yı havuç ve kerevizleri geyiklerle paylaşmaya özendirmeli" dedi.
Bazı kartpostallarda Noel Baba'nın hala pipo içerken resmedildiğini belirten Grills, 12 yaşında bir çocuğun, "Tüttürüyor, en az 99 yaşında olmalı ve hala akciğer kanserinden ölmemiş" şeklindeki düşünme şeklinin tahmin edilebileceğine işaret etti.
NOEL BABA NE KASK TAKIYOR NE KEMERMakalede, Noel Baba'nın bazı tehlikeli aktivitelerden ve özellikle kızağıyla Dünya'nın çevresinde seyahat ederken kemerini bağlamaması ve kask takmaması yüzünden ağır şekilde eleştirilebileceği belirtilerek, salgın hastalık döneminde, sokaklara ve Alışveriş merkezlerine dadanan dublörleri aracılığıyla domuz gribine yakalanma veya hastalığı bulaştırma riskinin gerçek olduğu kaydedildi.
Dr. Grills, Noel Baba'nın potansiyel bir enfeksiyonlu hastalık taşıyıcısı olduğunu ve bir araştırmaya göre de üzerlerine ortalama 10 kez aksırılıp öksürüldüğünü belirtti.
Avustralyalı Doktor, Noel Baba olarak çalışanların sağlık kontrolünden geçirilmemesine hayret ettiğini ve her fırsatta burnu akan, sümüklü çocukları kucaklarına aldıklarını, onlara sarıldıklarına dikkati çekti.
Noel Baba artık bisiklete binip rejim yapacak

Wednesday, December 16, 2009

Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

İSTANBUL - Soğuk havalar ve Domuz Gribi salgını doğal beslenmeye, vücut dengemizi koruma ihtiyacına ve vitaminlere olan talebi artırdı. Oysa eczanelerden satın alınıp gelişigüzel kullanılan ya da internet sitelerinden sipariş edilen vitaminler yarardan çok zarar getirebiliyor. Vitaminlerin kesinlikle Doktor kontrolünde ve dozunda tüketilmesi gerektiğini söyleyen Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, vitamin kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.SAĞLIĞIN ANAHTARI: VİTA-AMİNEVitaminler, birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküllerdir. Vitaminler insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerekmektedir. Vitaminlerin isimleri latincede hayat anlamına gelen ‘vita' ve nitrojen içeren anlamına gelen ‘amine' kelimelerinin kombinasyonundan türetilmiştir. Aslında günümüzde bilinen bütün vitaminler nitrojen içermez fakat ilk bulunan vitaminler içerdiği için isim bu şekilde kalmıştır. Sağlıklı bireylerde gıdalara ek olarak vitamin almaya gerek yoktur. Ancak vitamin ihtiyacını artıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda vitamin verilmesi gerekir.BİLİNÇSİZ VİTAMİN KULLANIMININ SAKINCALARIBilinçsiz vitamin kullanımı karaciğer bozukluğundan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığa neden olabilir. Vitaminin doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Kişinin kafasına göre ya da eş dost tavsiyesi ile vitamin alması kesinlikle yalnıştır. Mutlaka doktor önerisiyle alınmalıdır. Bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna, fazla C vitamini böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına, D vitamini intoksikasyona sebep olabilir.
ÇOÇUĞA D, Sigara İÇENE C, VEJETARYENE B12 Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalıdır. Gerekli olan vitamin miktarı genellikle tavsiye edilen günlük miktar RDA olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler ürünlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir. Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı vardır. Örneğin çocuklar (D vitamini), hamile bayanlar (folik asit), yaşlılar (D vitamini), sigara içenler (C vitamini), çok alkol tüketenler (B1 vitamini) veya vejeteryanlar (B12 vitamini) belirli vitaminlere daha fazla ihtiyaç duyarlar.
ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNDE VİTAMİNGerekmedikçe vitamin kullanmak vücuda yarar yerine zarar getirecektir. Vitaminlerin bilinçli ve doğru kullanılması şarttır. Örneğin antibiyotik tedavisinde bağırsaktaki yararlı bakteriler de etkilenir. Buna bağlı olarak pamukçuk gibi mantar hastalıkları, ishal, hazımsızlık ve gaz şikayetleri ortaya çıkar. Bu nedenle antibiyotik tedavisinde özellikle B kompleks vitamini almak yararlıdır. SAĞLIĞIN ABC’SİNİ GELİŞİGÜZEL KULLANMAYINA, D, E, K ve C vitaminlerine ait zarar ve yan etkiler iyi bilinmektedir. A vitamini vücutta birikip karaciğer toksisitesine yol açar. A vitamini toksisitesi, onu bağlayan proteinlerin yok olması ve bu yüzden A vitamininin hücrelere hücum etmesiyle belirir. Bu genellikle vitaminlerin diyetten alınması durumunda ortaya çıkmaz; fakat kişinin takviye kullanması durumunda belirebilir. Belirtileri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve kilo kaybıdır. Kas ve sinir sistemi de iştahsızlık, sinirlilik, yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı ve kaslarda zayıflık belirtileri göstererek etkilenir.
D vitamini uzun etkilidir ve birikir. D vitamininin fazlası kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olur. Kalsiyum böbrek taşı oluşturabilir. Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi ayrıca kan damarlarının sertleşmesine neden olur ki; özellikle bu da kalp ve akciğer arterleri için tehlikelidir ve ölümcül olabilir. D vitamini toksisitesinin ek belirtileri ise; iştahsızlık, baş ağrısı, zayıflık, halsizlik, aşırı susuzluk, sinirliliktir.
E vitamini ile zehirlenme çok fazla miktarda alınırsa olur; fakat A ve D vitaminlerinde olduğu gibi kolay olmaz. Belirtileri baş ağrısı, zayıflık, baş dönmesi, halsizlik ve görme bozukluklarıdır.
K vitamini zehirlenmesi sadece K vitamini için suda çözünen kaynakları tüketen insanlarda meydana gelir. Belirtileri ise kırmızı hücrelerin hemolizi, sarılık ve beyinde hasarlanmadır.
Tiaminin (B1)anormal bir şekilde çok alımı sinir sistemini etkiler. Güçsüzlük, baş ağrısı, alınganlık ve uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca taşikardi yapabilir.
Yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilir. Kusma, dilin şişmesi, bayılma gibi belirtiler meydana gelebilir. Ilaveten, karaciğerin fonksiyonunu etkileyebilir ve düşük kan basıncına neden olabilir.
B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı, kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olur. Ayaklarda uyuşmayla başlar, sonra ellerde his kaybolabilir ve ağız uyuşabilir. Daha başka toksik semptomlar ise yürümede zorluk, bitkinlik ve baş ağrısıdır. Alımı azaltıldığı zaman bu semptomlar azalır; fakat her zaman tamamen kaybolmaz.
Folat’ın toksisite belirtileri ishal, uyku bozukluğu ve alınganlıktır. B12 vitaminiyle olan yakın ilişkisinden dolayı, folatın yüksek miktarı B12 vitamini eksikliğini kapatır. C vitamini toksisitesi kusma, karın krampları uyku bozukluklarıdır. Böbrek taşına da yol açabilir.
VİTAMİN KULLANIMI KANSERİ TETİKLER Mİ?ABD'de yapılan bir Bilimsel araştırmada aşırı vitamin kullanımınıyla ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olabileceği bildirildi. araştırma kapsamında 300 bin erkeğin Sağlık durumlarına ve Beslenme alışkanlıklarına bakıldı. Bunlardan üçte birinin, her gün çeşitli vitaminler aldıkları ve yüzde 5'inin aşırı vitamin tükettiği belirlendi. Araştırmanın başlamasından itibaren geçen 5 yıl içinde, 10 bin 241 erkeğe prostat kanseri teşhisi konuldu. Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayınlanan araştırmada, aşırı miktarda vitamin kullananlarda öldürücü prostat kanserine yakalanma riskinin hiç kullanmayanlara oranla iki kat fazla olduğu sonucuna varıldı. Bununla birlikte araştırmacılar, vitamin kullanımıyla prostat kanserinin ilk safhası arasında ilişki bulamadılar. Araştırmacılar, yüksek dozda vitaminin tümör ortaya çıkana kadar etkisinin fazla olmadığı; ancak tümör oluştuktan sonra muhtemelen hızla büyümesine yol açtığı tahmiminde bulundular. Daha az kapsamlı benzer araştırmalarda da aynı sonuca varılmasına karşın, aşırı miktarda vitamin kullanımıyla prostat kanseri arasında kesin bir ilişki bulunduğunu kanıtlamak için başka araştırmalara ihtiyaç olduğu da vurgulandı.
Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

Monday, December 14, 2009

Kilo vermenin 7 yolu


nyildiz@hurriyet.com.tr
Eğer siz de Kilo Vermek için birçok yolu denediyseniz ve hala fazla kilolarınızla yaşamaya mahkumsanız sorun sadece inat eden yağlarınız değil Yaşam tarzınız, farkında olmadığınız hastalıklarınız da olabilir. Kilo vermek için ne yapılması gerektiği konusunu Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran ile konuştuk ve kendinisi bize kilo vermede başarıyı sağlamanın 7 yolunu anlattı.

Diyetisyen Esra Aran1-İnsülin hassasiyetini onarmak
Normal yaşlanma insülin reseptörlerinin üzerindeki hücre zarlarının gençliklerini ve fonksiyonlarını kaybetmesiyle oluşur. İnsülin direncinin saptanmasında kullanılan birçok laboratuar yöntemi vardır. Hiperinsülemi; kan insülin düzeyinin yükselmesidir. Bu da kalp ve damar hastalıkları riskini arttırmaktadır. Magnezyum, balıkyağı, krom ve kokoa polyphenols gibi içeriği olan bazı besinler insülin hassasiyetini onarmaktadır.Düşük maliyetli bazı ilaçlarla insülin duyarlılığını gözle görülür bir şekilde arttırmak mümkündür. İnsülin duyarlılığını artırmak ve vücut ağırlığını düşürmek isteyenler için bu ilaçların dozaj aralığı günde 3 kez 250 mg ile günde 3 kez 850 mg yemeklerle olmak üzere değişebilir. İnsülin duyarlılığını artıran en önemli yol düşük kalori alımıdır. Günlük kalori kısıtlaması 1500- 1800 kalorinin altında alımdır.
2- Genç hormon seviyesinin onarılmasıSon dönemde abdominal obezlik çeken erkeklerin yüzdeliği artmıştır. Yaşlı erkeklerde özellikle aşırı östrojen salındığında testesteron salınımı azalır. Bu da bel bölgesinin kalınlaşmasını sağlar. Bel çevresinin etrafındaki yağlardan kurtulmak zordur ama olanaksız değildir. Hem kadında hem erkekte yaşlanma başladıkça seviyesi düşen bir hormondur. Testesteron fazlalığı yaşlı erkeklerde prostat kanserine neden olur. Kanseri tamamen vücuttan çıkarmak ya da kanser hücrelerini öldürmek, erkeklik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir. Kadın yüzdesinin bir kısmı düşük uygun tiroit bezi değerlerine sahiptirler. Böylece onların kilo alımı predispozandır. Tiroid hormonunun ihtiyaçlarını sağlıklı metabolizma oranı kapsar. Tiroit hormonu eksikliği olan kişilerde vücut kompozisyonunu korumak ve iyileştirmek için tiroit ilaçlarının kullanılması öngörülmektedir. Aşırı östrojen kadında kilo alımına neden olur. Yaşlı kadınlarda hormon değerlerinin düzeltilmesi için uzmanlaşmış ekspertize ile birlikte Sağlık pratisyeni bioidentical hormon yenileme terapisi gerekmektedir. Neredeyse her Doktor doğru testesteron dozlarını tanımladığı için erkekler daha şanslıdır.
3- Karbonhidrat emiliminin kontrol edilmesiBazı çalışmalar yüksek lifli diyetin kilo kaybına neden olduğunu göstermektedir. Genç ergenlerde, kalp hastalıklarının gelişmesini inceleyen Koroner Arter Risk Gelişmesi Çalışmasında, yüksek lif alımının Kalp Hastalıkları riskini azalttığı, bel-kalça oranlarında ve kilo kaybında yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm lifler eşit yaratılmamıştır. Beta-glukanlar, yulaf ve arpadan çıkarılmadır. Özellikle karbonhidrat emiliminin yavaşlatılmasında etkilidir. Kan şeker seviyesinin, doygunluk kontrolünün ve başarılı kilo yönetiminin ihtiyaç duyduğu şeydir. Çalışmalar göstermiştir ki besinler alındıktan hemen sonra kan şeker ve insülin seviyesinin yükselmesinde besinlerin içindeki beta-glukan fiberler etkilidir. Çözünür liflerden zengin besinler serumdaki yağ seviyesini düşürürken beta glukanlar kan şekeri metabolizmasının gelişimine katkıda bulunur.
4- Fiziksel aktiviteyi arttırmakBirçok insan Egzersiz yapmanın, depolanmış vücut yağ kalorisini daha fazla kullandığını düşünmektedir. Gerçek şu ki; egzersiz yapmak daha iyi kilo kontrolüne katkısı olan hücresel seviyede yararlı değişikliklere neden olmaktadır. Fiziksel aktivitedeki artış, vücuttaki insülin hassasiyetini ve bazı anti-diyabetik ilaçların etkisini taklit ederek vücut yağ kontrolünü sağlar.
5- Beyindeki serotinin salınımını arttırmakSerotinin miktarının eksikliği, vücuttaki yağ miktarının artışına neden olur. Beyindeki serotinin miktarının eksikliği fazla yemekle ilişkilendirilmiştir. Obez bireylerde kandaki triptofan seviyeleri düşüktür. Düşük kan triptofan seviyesi olan obez insanların beyinlerindeki seroitinin eksikliğinin, çok fazla yeme örneklerine bağlantılı olduğu görülmektedir. Bazı çalışmalarda kronik enflamasyon ve immün sistemin fazla çalışmasının şişmanlıkta kritik rol oynadığı gözlenmiştir. Triptofan, beyinde serotinin üretimine ihtiyaç duyar. Gerçek şu ki; çalışmalar kilo düşüşü veya günlük alımdan bağımsız olarak obez hastaların düşük kalori ve azalan triptofan seviyeleri olduğunu göstermektedir. Yemeklerden 1 saat önce obez hastalarda 1000, 2000 ve 3000mg L-triptofan verildiğinde gözle görülür oranda kalori tüketiminin azaldığı gözlemlenmiştir. Triptofan alan obez hastalarda daha fazla kilo kaybının olduğu gözlemlenmiştir. Günlük Triptofan standart alımı 2-3 saatte bir yemeklerden önce 500 mg dozlar halinde olmalıdır.
6- Dinlenmedeki enerji harcama oranının onarılmasıDüşük kalorili Diyet, lif tüketimi, taze hormon dengesinin onarımı ve aşırı egzersiz yapılmasına rağmen bugüne kadar yaşlı insanların vücut yağ depolarında gözle görülür bir değişiklik sağlamak zordur. Uzun dönem kilo kaybının anahtarı, depolanmış vücut yağının yakılmasıdır. Nar çekirdeği yağı ve fucoxanthin alan yaşlı kişilerin sağlıklı vücut ağırlıklarına kavuşma konusunda sonuç aldıkları görülmüştür. 7- Sağlıklı ve uzun yaşam için yemekBilindiği üzere; yemek yeme kilo almaya neden olurken, uygun Beslenme ile de daha sağlıklı bir yaşam, kilo kaybı ve hastalıklara karşı korunma sağlanılabilir. Yapılan bir araştırmada, yüksek ısıda pişen (250 C ve üzeri) yemeklerin tehlikeli olduğu ortaya çıkarılmıştır. Fazla pişmiş yemekler düşük ısıda pişen yemeklere göre vücut proteinlerine zarar verirler. Düşük ısıda pişen yemekler ise kilo kaybına yardımcı olurlar. Yemeklerinizin hazırlanma şekilleri vücut yağlarının azaltılmasında yardımcı olurken, yaşa bağlı hastalıklara karşı da vücudu korur. Aşırı kalori alımı dejeneratif hastalıkların başlangıç aşamasını ve yaşlanma sürecini hızlandırır. Ne olursa olsun yaşam şeklini değiştirmek için asla geç kalmış sayılmazsınız.

Kilo vermenin 7 yolu

Thursday, December 10, 2009

Domuz gribi alerjikleri vuruyor

İSTANBUL - Grip nedeniyle akciğerlerde oluşan bronşit, Alerji yüzünden zatürreye çevirerek, hastanın hayatını tehdit ediyor.
Memorial Hastanesi KBB Bölümü’nden Op. Dr. Pınar Korlu, domuz gribinden en çok etkilenen hasta grubunun alerjik hastalar olduğunu belirtiyor.
Alerjik hasta grubu, alerjik nezle ve alerjik astım hastaları arasındaki alerji ile bağlantılı tüm hastaları kapsamaktadır. Alerjik hasta grubunun gribal enfeksiyonlara karşı çok daha dikkatli davranması gerekir. Çünkü alerjik hastalıklar gribin, özellikle de domuz gribinin etkilerinin daha çok ortaya çıkmasına neden olur, hasta yatağa düşer ve hastalık daha ağır bir tabloyla seyreder.
SOLUNUM YOLLARI DAHA ÇABUK TIKANIRDomuz gribinin en karakteristik tablosu, burun ve kulak yolları ile solunum yollarını tıkayıcı bir etkiye sahip olması, dolayısıyla akciğerlere doğru hızla ilerleyerek solunum yetmezliğine neden olmasıdır. Hastanın geniz yolu tıkandığında kulak tıkanması ve bununla birlikte basınç ortaya çıkar. Kulaklarda açılıp kapanma hissi ve tıkanıklık alerjik olmayan kişilerde bile ortaya çıkabilen bir durumdur. Alerjik bir kişinin solunum yollarında ödem de olduğu için, araya giren ödem artırıcı faktör olan grip, bu şikayetleri daha da artırır. Domuz Gribi solunum yollarını çok çabuk etkileyerek hızla yayıldığı için akciğerlerde zatürre gelişebilir ve hasta solunum yetmezliği tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.
ALERJİKLER ÖNLEM ALMALIAlerjik hastalar genel olarak sürekli Doktor kontrolünde hastalıklarını baskılayıcı tedavi altında olmalıdır. Ancak alerjik hastalıkların alevlendiği ve hastaların özellikle dikkatli olmaları gereken dönemler vardır. İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde hastalık belirgin bir şekilde ortaya çıkmadan doktora başvurmak ve baskılayıcı ilaçları düzenli olarak kullanmak çok önemlidir. Alerjik hastaların özellikle ilaçlarının ayarlanması ve doktor kontrolünde olmaları gerekir.
ALERJİ VÜCUT DİRENCİNİ DÜŞÜRÜRGribal enfeksiyonlarda vücut direncinin önemi çok büyüktür. Halsizlik, kırgınlık, yüksek ateş ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteren hastalık, düşük bir bağışıklık sistemi ile karşılaştığında hastayı kısa zamanda yatağa düşürür. Dinlenme, Beslenme alışkanlıkları, yorgunluk, Stres gibi faktörler de bir araya gelince hastalığın seyri olumsuz etkilenir. Alerjik hastalar vücut dirençleri düşük olduğundan, akciğer enfeksiyonlarına neden olan geniz akıntısının durdurulmasına yönelik ilaç tedavisinin uygulanması, bu hastalarda çok önemlidir.
HASTALIK ALEVLENMEDEN DOKTORA BAŞVURMALIÖzellikle sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde alerji şikayetleri alevlenmektedir. Alerji hastalarının özellikle bu dönemlerde mevsimsel şikayetlerini kontrol altında tutmak için doktora başvurmaları ve ilaçlarını aksatmamaları çok önemlidir. Kış dönemine girerken de hastaların bağışıklık sistemini güçlü tutmak için ilaç tedavisi ile birlikte gribal enfeksiyonlardan korunmak için beslenme ve uyku düzenine dikkat etmeleri gerekir. Gribe yakalanmak bir yerden sonra hastanın elinde olmayan bir durumsa da korunmak ve daha hafif bir şekilde atlatmak için, alerji hastasının durumunu takip etmesi koruyucu bir önlem olacaktır.


Domuz gribi alerjikleri vuruyor

Çok düşük kolesterol de kanser ve Alzheimer nedeni

Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Kalp Sağlığı konusunda en önemli göstergelerden biri olan kolesterolle ilgili sorularımızı yanıtladı:



Kolesterolü mümkün olduğu kadar düşürmek mi gerekir?

Kalp ve damar sağlığını korumak için kolesterolü aşırı oranda düşürmek, vücudun çok önemli bir yapı taşını, bir yapı elemanını kaybetmek anlamına gelir, ki bu kesinlikle doğru değil. Çünkü vücuttaki bu çok önemli yapı taşının aşırı miktarda azalması, yalnızca kanser değil; erken Alzheimer, erken görme bozuklukları, erken cinsel bozukluklar, üreme bozuklukları gibi hastalıklara da davetiye çıkarır. İnsanlara kolesterolün Kalp Hastalıkları üzerindeki olumsuz etkisi anlatılırken, bir 'kolesterolfobi' yaratılmasından yana değiliz. Kolesterolfobiye karşıyız ama kolesterol seviyelerimizi de ideal ölçülerde tutmak zorundayız. Bu dengeyi iyi ayarlamak gerekiyor.



Kolesterol ilaçları seks hayatını kötü etkiler mi?

Kolesterol metabolizması bozuk olan erkek hastalar, kolesterol düşürücü ilaç kullanıyorlarsa; mutlaka kolesterol ile birlikte testosteron oranlarına da baktırmalıdırlar. Kolesterol metabolizması bozuk olan hastalarda çoğunlukla testosteron düşüklüğü mevcuttur ve beraberinde libido düşüklüğü, cinsel fonksiyonlarda azalma da görülür. Bu ilaçların testosteronu ve östrojeni düşürdüğü kesinlik kazanmamıştır ama erkek hastalara testosteron verildiği zaman; karın tipi yağlanmanın azaldığı, insülin direncinin azalarak metabolik sendromu azalttığı, kan yağlarının daha kolay düzenlenebildiği saptanmıştır. Bir anlamda bu hastalara verilen testosteron, hem onların kalp sağlıklarını hem de mutluluklarını etkileyebilir. Bu hastalarımızın bir ürologu ziyaret etmelerinde her zaman yarar var.



İYİSİ DE VAR KÖTÜSÜ DE

LDL-Kötü kolesterol (Lanetli kolesterol):

Damar sertliğini hazırlar. LDL değerlerinin 100'ün üzerine çıkmaması gerekir.



HDL: İyi kolesterol (Hayırlı kolesterol):

Vücutta bulunan kötü kolesterolü karaciğere taşıyıp safra olarak atılmasını sağlar. Bu kolesterole ihtiyacımız vardır. Damar sertliğine karşı vücudu korur. Eğer yeterli olmazsa damarlarda tahribat yapar. Spor ve yürüyüşle yükseltilir. HDL ne kadar yüksek olursa, o kadar iyidir. Yükseltmek için B vitamini önerilir.



Total kolesterol:

Toplam kolesterolü ifade eder. Toplam kolesterol değerlerinin 200'ün üzerine çıkmaması önerilir.



TÜRKLER HDL ŞANSSIZI

Türkler olarak iyi huylu kolesterolden yana şanssız bir topluluğuz. Çünkü Genetik olarak iyi huylu kolesterolümüz düşük. Almanya'da yaşayan ikinciüçüncü kuşak Türk çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada; bu çocukların Almanya'da doğup, Alman gibi yaşayıp, Alman gibi beslenmelerine rağmen HDL'lerinin düşük olduğu saptanmış. Bu da gösteriyor ki; biz, iyi huylu kolesterolü düşük ve damar sertliğine yatkın bir topluluğuz. Bunun için Beslenme ve Yaşam şeklimize bir Avrupalı'dan daha çok dikkat etmeliyiz.



İLAÇSIZ tedavi MÜMKÜN MÜ?

Kolesterol ilaçlarında hekimler olarak gördüğümüz en önemli yan etki, kötü huylu kolesterol olan LDL ile birlikte hayırlı kolesterol HDL'nin de düşmesi. Bu kesinlikle arzu etmediğimiz ve hasta yönünden istemediğimiz bir sonuç. Burada hastaya ilaç kullanması önerilirken, bir oranlama yapmak lazım.



DOKTOR TAKİBİ YETERLİ

Eğer hastanın iyi huylu kolesterolü çok yüksekse ve kötü huylu kolesterolü tolere edilebilecek düzeydeyse, hastaya ilaç vermemeyi tercih etmek daha akıllıca bir yol olacaktır. Örnek verecek olursak; iyi huylu kolesterol 65, kötü huylu kolesterol 110- 120 ise burada Macera arayıp, kötü huylu kolesterolü 100'e düşürürken diğerini de 40'a düşürmenin bir anlamı yoktur. Doktor orada inisiyatif kullanarak ilaçsız olarak hastayı takip edebilir



İLAÇLARIN SİROZ YAPTIĞI ASLINDA BİR ŞEHİR EFSANESİ

Kolesterol ilaçları karaciğeri yorup siroza yol açar mı?

Kolesterol ilaçlarının yan etkileri ile ilgili çok ciddi spekülasyonlar var. En bilineni ise karaciğere zarar verdiği. Prospektüslerinde, ilaçların yan etkileri olduğuna dair bilgilere rastlamak mümkün. Ancak hastalarımızın kolesterollerini takip ederken, karaciğer fonksiyon testlerini de düzenli olarak yaptırıyoruz. en küçük bir enzim yüksekliğinde de; ilacı bıraktığınız anda üç ayda enzimler eski haline dönüyor. İlaçların karaciğerde ağır tahriplere neden olduğunu söylemek mümkün değil. Yani kolesterol ilacı kullanıp da siroz olan hastaya rastlamadık. Hastaları, kolesterol ilaçları ile ilgili şehir efsanelerini ciddiye almamaları konusunda uyarıyoruz. Bunun için kolesterol ilaçları ile ilgili yaratılan bu suni korkulardan bir an önce kurtulmak gerekiyor. Bilinen en can sıkıcı yan etki, hastalarda meydana gelen adale ağrılarıdır ve çoğunlukla ilacın değiştirilmesi ile geçer.



YUMURTA AKLANDI

Kolesterol denince mutlaka yumurta gündeme geliyor. Bir yumurta içinde 200-210 mg kolesterol var. Yumurta kolesterol yükselttiği için sınırlanmıştı, ancak 1990'lı yıllardan sonra yumurta ile ilgili çok ciddi araştırmalar yapıldı. Bir yumurta yemenin kan kolesterol seviyesini çok yükseltmediği ortaya çıktı.

Ayrıca karaciğerin, yumurta yenildiği zaman alınan 200-210 gram kolesterolü, kendi yapacağı bir gramdan düştüğü biliniyor. Dolayısıyla net şekilde söyleyebilirim ki; gün aşırı bir yumurta yemek kan kolesterol seviyesini yükseltmiyor.



VÜCUT İÇİN ÇOK YARARLI

Diyetisyenler, artık hastalarına yazdıkları Diyet mönülerine yumurtayı rahatlıkla ekleyebiliyor.

Çünkü geçmişte, kolesterolü yükseltir korkusu ile, insanların proteinlerini kısıtlamak pahasına yumurta öneremiyorlardı. Önerseler de hastalar yemiyorlardı. Artık diyetisyenler yumurta ile ilgili yapılan son araştırmalar ve basında çıkan olumlu haberlerin etkisi ile hastalarına rahatlıkla yumurta yemelerini öneriyorlar. Yumurta vücutta, proteini yüzde 95 oranında emilen tek gıdadır. Ayrıca tok tutucu özelliği var. Ama bir yumurtanın, iki dilim ekmek kadar kalori verdiği unutulmamalı.



İLAÇ GİBİ ÖNERİYORUM

Tabiatta, özel ambalaj içinde gelen tek besin yumurta. İçine hiçbir katkı maddesi konulamıyor ve ağır metal zehirlenmesi yok. Omega 3'ü artırılmış yumurta üretimi ile ilgili çalışmalar var. Belki ileride ilaç niyetine bile önerilecektir.

Büyüme çağında olan çocukların ve ileri yaşta olan insanların, kesinlikle günde bir tane yumurta yemesini öneriyoruz. Büyüme ve gelişme için çok gerekli olan bu besin, ileri yaşta olanlar için de Alzheimer'i önleyici olması yönünden çok etkili. Haşlama tüketilirse 'kayısı kıvamında'; yağda yapılırsa da, teflon tavada ve çok az zeytinyağı ile yenmelidir.
Çok düşük kolesterol de kanser ve Alzheimer nedeni

Wednesday, December 9, 2009

Bebeğiniz reflüyse biberonla beslemeyin

İSTANBUL - Aşırı kusma ve öksürükle kendini gösteren reflüde en önemli nokta sabırlı olmayı bilmek ve basit önlemler almak. Yüzde 80’i bebek bir yaşına geldiğinde atlatılan reflüye karşı bebeğinizi başı dik yatırın, anne sütüyle az ve sık besleyin, biberondan uzak durun.
Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Feyza Çivici Gümüş, hastalığın salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesinin yani mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olduğunu söyledi, hastalık hakkında şu bilgiyi verdi: Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozuluyor. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçak, sadece yemek borusunun alt kısmında olduğunda buna ‘gastro-özofageal reflü’, gırtlak seviyesine kadar olduğunda ‘larengo-farengeal reflü’ adı veriliyor.
BEBEKLER DE REFLÜDEN MUZDARİPYetişkin hastalığı olarak bilinir ama aslında tam tersidir. Reflü hastalığı, sanıldığının aksine sadece yetişkinlerde görülmez; hatta daha sıklıkla bebeklerde ve çocuklarda gözlemlenir. Bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedeni; gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının henüz yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesidir.
Bebeklerin çoğu mama yedikten veya süt emdikten sonra yediklerini çıkarırlar. Bazı bebeklerde bu daha sık ve yoğun olarak görülür. Bebekler yediklerini çok sık çıkardıklarında, anne ve babalar telaşlanarak doktora başvurur. Reflü pek çok farklı belirtiyle kendini gösterdiğinden ve diğer organları da etkilediğinden birçok hastalıkla karıştırılabiliyor. O nedenle belirtilerini çok iyi bilmek gerekiyor. Tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, hırıltılar, öksürük gibi solunum yolu belirtilerinde, reflü hastalığı ihtimali düşünülmeli.
YÜRÜMEYE BAŞLADIĞINDA GEÇERBebeklerde sıklıkla görülen reflü, fizyolojik olarak nitelendirilir ve hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebeklerin gelişiminde ve kilo almasında bir sorun olmaz. Sadece sık olarak kusmalar gözlenir. Bebeğin büyümeye başlamasıyla (özellikle yürümeye başladığı bir yaşına doğru), katı gıdalara geçilmesi ve kendi başına dik şekilde oturmaya başlamasıyla kendiliğinden belirtiler azalır ve reflü ortadan kalkabilir. Böyle bebeklere tedavi gerekmez. Kısacası sabırlı olur ve zaman tanırsanız bebeğiniz bir yaşında reflüyü atlatmış olur. Ancak kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, bebek kilo alamıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyorsa, çocuğun Doktor takibine alınması gerekir.
BAŞKA HASTALIKLARA DA NEDEN OLABİLİRBebeklik çağında yaşanan reflü çoğunlukla kendiliğinden veya alınacak bazı tedbirlerle düzelmekle beraber birtakım farklı hastalıklara da neden olabilir. Bunlar içinde en sıklıkla rastladıklarımız yemek borusu deformiteleri, larenjit, solunum yolu enfeksiyonları, zatürree, kansızlık, sinüzit ve orta kulak iltihabı sayılabilir.
BAŞI YUKARIDA YATIRINBebeğin reflüden az etkilenmesi için duruş pozisyonuna çok dikkat etmek gerekir. En doğru pozisyon; yemek yedikten sonra onları karınları üzerine baş yukarıda olacak şekilde yatırmaktır. Ancak bebeklerin çoğu bu pozisyonda durmak istemez ve ağlarlar; bu durumda bebek sırt üstü ve baş ve gövde dik olacak şekilde 45 derecelik açıyla, yukarıda olacak şekilde yatırılabilir. Bu duruş için yatakta kaymayı önleyici ve açı verici yastıklardan yararlanılabilir.
BİBERON YERİNE KAŞIKAnne sütüyle beslenen bebeklerde reflüye daha az rastlanır. Bebek mümkün olduğunca anne sütüyle, az ve sık beslenmeli. Anne sütü almayan bebeklerde; mamada değişiklik yapılması, reflünün bir süre azalmasını sağlar ama bir süre sonra şikayetler yeniden başlar. Biberonla Beslenme de reflüyü artırıcı etki yapabilir. Bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutar ve bu da reflüyü tetikler. Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflünün azaldığı görülür.
CERRAHİ MÜDAHALE YAPILABİLİRKusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyor ve alınan tüm önlemlere rağmen şikayetler devam ediyorsa; önce ilaç tedavisine, nadiren de olsa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Tedaviye gerek görülen çok az çocukta sıklıkla uygulanan tedavi ise ‘nissen funduplikasyon’ ameliyatıdır. Bu ameliyatta, midenin üst kısmı yemek borusunu çevresine sarılır. Böylece mide kasıldığında, sarılan kısım da kasılarak ve yemek borusunu kapatarak geriye kaçış önlenir.
BASİT AMA ETKİLİ ÖNLEMLERAnne ve babalar aşağıdaki önlemleri alırsa çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan reflü tedavi edilebilir:
Bebekleri Beslenme sonrası başı yukarıya gelecek şekilde karın ya da sırt üstü yatırmak (yatakta kaymayı önleyici ve istenilen 45 derecelik açıyı sağlayan yastıklar kullanılabilir). Mümkün olabildiğince anne sütü ile sık sık, az az beslemek. Bebeğini anne sütü ile besleyen annelerin; kendi beslenmelerinde kafeinli içeceklerden kaçınması ve sigaradan uzak durması. Bebeğin beslenme sonrası gazının çıkartılması. Daha koyu kıvamlı özel mamaların kullanılması. Beslenme sonrası bebeğin ağlama ve gülme gibi karın kaslarını harekete geçiren ve hava yutmasına neden olan aktivitelerden uzak tutulması.
BU BELİRTİLERE DİKKAT!Aşağıdaki belirtiler varsa bebeğiniz reflü olabilir:
Bebeğiniz reflüyse biberonla beslemeyin

Bir kızını kanser aldı, şimdi diğeri de hasta

SAMSUN - 19 Mayıs ilçesinde yaşayan ve geçimini zaman zaman bulduğu inşaat işleriyle sağlamaya çalışan Halil İbrahim Küçük'ün peşini kötü kader bırakmıyor.
Yaklaşık 6 ay önce, kanser hastası kızı Aysu'yu 3.5 yaşında kaybeden Küçük'ün bu olaydan sonra dünyaya gelen kızı Aygül'e ender görülen ''fenilketonüri'' teşhisi konuldu.
Fenilketonüri ender görülen, zeka ve nörolojik gelişim geriliğine neden olabilen, kalıtımsal bir hastalık. Kızının özel diyetle beslendiğini ifade eden çaresiz baba, 6 aylık yaklaşık 2 bin 500 TL tutan harcamaları karşılayamadığını belirtti.
Hastalık nedeniyle proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir aminoasidi metabolizması kabul etmediği için kızının kırmızı ve beyaz et, sakatat, baklagil, çerez ve yumurta gibi yüksek protein içeren besinler tüketemediğini, sebze ve meyvenin Doktor kontrolünde yenilebildiğini ifade eden Küçük, çaresiz olduğunu söyledi.
Küçük, “Bir kızımın acısı geçmeden dünyaya gelen diğer kızımda da çaresiz bir hastalık olduğu anlaşıldı. İmkanım olsa 'Bu da benim kaderim' derdim ama bu hastalık tedavisi ve Beslenme diyeti çok pahalı. Bunu kendi imkanlarımla karşılamam mümkün değil. O nedenle çaresizim. İçişleri Bakanlığına başvurdum.
Ölen kızım için yardım toplanmıştı, o yardımların hasta kızıma kullanılması için. İçişleri Bakanlığından gelen cevapta ''yardımın kişisel olduğu'' için başka bir kişi için kullanılamayacağı bildirildi. Hesapta yaklaşık 70 bin lira olduğunu tahmin ediyorum. Bu para kızımın tedavisi için önemli bir miktar. Bana bu konuda yardımcı olunmasını istiyorum” dedi.
Bir kızını kanser aldı, şimdi diğeri de hasta

Hz. İsa diyeti dünyayı sardı

LONDRA - Yeni bir Diyet akımına göre artık insanlar Hristiyanlık inancına göre kilo veriyor. Diyet yapanlar içlerindeki ruhsal boşluğu yağ oranı doymuş yiyeceklerden daha güçlü şeylerle dolduruyor. İnanç esasına dayalı bu diyetlerde Hristiyanlığın öğretilerini canınız çikolata, peynir ya da cips çektiğinde uyguluyorsunuz.
Amerika'da çok sık uygulanan bu diyetler dahilinde diyeti yapacak olanlar kilo vermeden önce derinlemesine bir şekilde neden fazla yediklerinin sebeplerini bulmaya çalışıyor. 1980'lerde Amerika'da başlayan bu akım yavaş yavaş bütün dünyaya yayılıyor. Bu akım sayesinde "Hz. İsa Olsa Ne Yerdi?" gibi ruhani diyet kitaplarının da satışlarını artırmış.
Akımın en bilinen örneği ise Tennesssee'de aşırı tutucu Hristiyan ve Beslenme uzmanı Gwen Shamblin tarafından başlatılmış. Amigo gibi destek vererek, Tanrı'nın hoşnutsuzluğunu ile desteklenen programda Shamblin binlerce Amerikalının kilo vermesini ve Tanrı'ya şükretmesini sağlamış. Amerika'da bu şekilde çalışan 30 bin kadar grup bulunuyor.
Shamblin, "Tanrı inanılmaz tatlar yarattı. Onların tadını çıkarmamızı istiyor ama onun sınırları dahilinde" diyor. Yemeyi fiziksel bir ihtiyaç olarak gören beslemne uzmanı, bunun açık bir buzdolabı değil açık bir kalple halledilebileceğini söylüyor.
HZ. İSA OLSA NE YERDİ?Öte yandan İngiliz Doktor Elisabeth Weichselbaum diyetlerin pek de yol göstermediğini düşünüyor. Weichselbaum daha çok Akdeniz hayat tarzını benimseyen Don Colbert'in yazdığı "Hz. İsa Olsa Ne Yerdi" diyetiyle ilgileniyor:

Hz. İsa diyeti dünyayı sardı

Psikolojik hastalıklar tatlı yedirtiyor


SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Yrd.Doç.Dr. Aliye Özenoğlu, psikolojik rahatsızlıkların ve duygu durumu değişikliklerinin kişilerin beslenme şekillerinde de değişime neden olduğunu söyledi.
Yrd.Doç.Dr. Aliye Özenoğlu, “Psikolojik hastalığı olan kişiler, duygusal çöküntü içerisinde oldukları için vücutta mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayan tatlı tüketimine ağırlık veriyor. Şekerli gıdalar kişiyi sakinleştirir. Bunun nedeni de, beyinde mutluluk veren serotonin hormonunun tatlı tüketilmesiyle artmasıdır” dedi.
Psikolojik sorunları olan hastalarda genellikle ilaçla tedavi yapıldığını ifade eden Yrd.Doç.Dr. özenoğlu, ancak bu ilaçların istenmeyen yan etkileri nedeniyle çoğu zaman tedaviye uyumun yetersiz kaldığını dile getirdi. Yrd.Doç.Dr. Aliye Özenoğlu, “Bu kişiler düzensiz beslenir, gece yemek yemeye başlar ve fazla tatlı tüketirler. İştahları artar ve tatlı tüketmeye başlarlar. Özellikle psikolojik hastalıkların tedavi sürecinde hastanın ilgili Doktor tarafından mutlaka bir diyetisyene de yönlendirilmesi gerekir” diye konuştu.

Psikolojik hastalıklar tatlı yedirtiyor

Diyetçilere müjde

Kurabiye mi? Hem de diyetteyken? Tam da öyle. Christina Kane, geçmişte birçok başarısız Diyet denedikten sonra, Dr. Siegal'ın Kurabiye Diyeti'ni duydu. Bu diyet, günde altı paket kurabiyeye ek olarak derisi alınmış tavuk ve haşlanmış sebze gibi bir "gerçek öğün" içeriyor. Washington'da bir hukuk bürosunda sekreterlik yapan ve haziranda 115 kiloyken kurabiyelere haftada 56 dolar harcamaya başlayan Kane (43), "Bu diyetin inanılmaz derecede kolay gözüktüğünü düşündüm," diyor. Üç ay içinde 18 kilo veren Kane, "Eğer ilk haftayı atlatırsanız, sorun kalmaz" diye belirtiyor. Kane, tahmini sayıları 500 bine ulaşan ve Dr. Sanford Siegal'ın diyetiyle kilo veren kişilerden biri. Bu diyetin ana fikri şu: Kurabiye yiyerek ayda 4,5 kiloya kadar zayıflamak. Daha açık olmak gerekirse, içeriği ve besin değeri biraz belirsiz bir maddeyi tüketerek kilo vermek. Günde sadece 800 ile 1000 arası kalori alırken nasıl vermeyesin ki? Dr. Siegal'ın diyeti yeni değil; 1975'te icat edildi ama yıllarca sadece doktorun Miami'deki kliniğine gelen hastalara ve yine onun kurabiye sağladığı başka doktorların hastalarına uygulandı. Bu durum, Siegal'ın 2006'da CookieDiet.com'u açmasıyla değişti. Yine aynı yıl, kurabiyeler dükkânlarda satılmaya başlandı. Siegal, 2008'de 12 milyon dolar olan gelirlerin 2009'da 18 milyon dolara ulaşmasını bekliyor. Kurabiye diyeti işi o kadar kârlı ki, başka Şirketler de piyasaya girdi. Smart for Life; günde altı adet 105 kalorilik kurabiye tüketiliyor, 35 günlük paketi 279 dolara satılıyor. Hollywood Kurabiye Diyeti; günde üç veya dört adet tüketilen 150 kalorilik kurabiye ve hafif bir akşam yemeği içeriyor, kutusu 14 ila 20 dolar arasında. "Japonya'nın en sevilen diyeti" etiketiyle pazarlanan Soypal Kurabiyeleri; her biri 22 kalori içeriyor, kutusu 49 dolar. Ama bu diyetleri eleştirenler, 1000 kaloriden düşük diyetlerin kalıcı biçimde kilo vermeyi sağlayamadığını ve bunların potasyum eksikliği, safra kesesi taşı, kalp çarpıntısı, böbreklerin zayıflaması ve baş dönmesi gibi sorunlara yol açabileceğini iddia ediyorlar. Kurabiye diyeti, özellikle yeme bozukluğu konusunda girişimlerde bulunan ve greyfurt diyeti ile Optifast şurupları gibi Moda diyetleri çoktandır eleştiren kişileri kaygılandırıyor. Oklahoma'daki Laureate Yeme Bozuklukları Programı'nda tıp yöneticiliği yapan Dr. Ovidio Bermudez, "Genel olarak konuşursak, moda diyetler halka yanlış bilgi verir ve hiçbir faydası olmadığını bildiğimiz bu diyet anlayışına yönelik daimi bir merakı besler," diyor. Kurabiye diyeti işi, bütün bu eleştirilere rağmen gelişiyor. Smart for Life şirketi başkan yardımcısı Richard Kayne, geçen yıl yaklaşık 30 milyon dolar olan brüt gelirin bu yıl 82 ile 95 milyon dolar arası bir miktara ulaşacağını düşünüyor. Bu diyetlerle ilgili klinik çalışma yapılmamasına veya Siegal'ın kurabiyesinin temel malzemelerinden birinin iştahı kestiği iddia edilen özel aminoasitlerden olduğunu yalnızca Doktor ve eşinin biliyor olmasına aldırmayın. Siegal, "Etkiyi sağlayan, proteinlerin özel bir karışımı" diyor. Dr. Siegal, kurabiyesinin besinsel açıdan güvenilir olduğunu söylüyor ama işi sağlama almak için haftalık diyet paketiyle beraber yedi günlük multivitamin de veriyor. Siegal hastaların diyetten önce doktorlarıyla konuşmasını da tavsiye ediyor. Bazı Beslenme uzmanları ise, bu zayıflama programına hiç başlanmaması gerektiğini düşünüyor. New York'ta tescilli diyetisyen olarak çalışan Keri Gans, "İşin aslı şu ki, günde altı tane kurabiye ve bir öğün yemekle beslenme ihtiyacınızı karşılayamazsınız. Bu imkansızdır," diyor.





Diyetçilere müjde

Neden tatlıyı seviyoruz?

SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Yrd.Doç.Dr. Aliye Özenoğlu, “Psikolojik hastalığı olan kişiler, duygusal çöküntü içerisinde oldukları için vücutta mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayan tatlı tüketimine ağırlık veriyor. Şekerli gıdalar kişiyi sakinleştirir. Bunun nedeni de, beyinde mutluluk veren serotonin hormonunun tatlı tüketilmesiyle artmasıdır” dedi.Psikolojik sorunları olan hastalarda genellikle ilaçla tedavi yapıldığını ifade eden Yrd.Doç.Dr. özenoğlu, ancak bu ilaçların istenmeyen yan etkileri nedeniyle çoğu zaman tedaviye uyumun yetersiz kaldığını dile getirdi. Yrd.Doç.Dr. Aliye Özenoğlu, “Bu kişiler düzensiz beslenir, gece yemek yemeye başlar ve fazla tatlı tüketirler. İştahları artar ve tatlı tüketmeye başlarlar. Özellikle psikolojik hastalıkların tedavi sürecinde hastanın ilgili Doktor tarafından mutlaka bir diyetisyene de yönlendirilmesi gerekir” diye konuştu.
Neden tatlıyı seviyoruz?

Tuesday, December 8, 2009

“Vücuda rot-balans ayarı yapıyorum”

Bade Gürleyen

Stres, korkular, hastalıklar, yanlış beslenme, uykusuzluk, doğadan kopukluk, iletişimsizlik, aşırı çalışmak... Bütün bunlar insan vücudunda fazla enerjinin, elektriğin birikmesine ve sistemin çalışmamasına yol açıyor. Vücut kasılıyor, tıkanıyor ve yoğun enerjiden kurtulamadığı için de Yaşam kalitesi düşüyor, özellikle ağrılar baş gösteriyor ve kişi kendini iyi hissetmiyor. Hatta bazen vücutta hiçbir hastalık olmamasına, bütün tahlillerin düzgün çıkmasına rağmen kişi hasta oluyor. Kayropraktik uzmanı Dr. Ayşegül Öztürk’ün söylediklerine göre ise bu tablonun nedeni aşırı strese, elektrik yüküne ve enerji birikmesine bağlı olarak sisteminin tıkanması, fonksiyonunu yitirmesi ve çalışmaması. “Vücut kendini onarmaya, sistemde bir bozukluk olduğunda onu düzeltmeye programlanmıştır. Ancak sistem bozulabiliyor. Bizim amacımız ise sistemin kendi iç dengesini çalıştırmak, vücutta sıkışan ve sıkıntı yaratan enerjiyi düzenlemek, çalışmayan sistemi çalışır hale getirmek. Vücutta biriken enerjiyi boşalttığınız zaman bütün sistemler rahatlıyor, çalışmaya başlıyor ve kişinin sıkıntıları gidiyor. Elektriksel check-up yapıyoruz aslında” diyen Öztürk, vücuda aslında “rot-balans ayarı” yaptıklarına dikkat çekiyor. Bunun içinse kayropraktik tekniklerini ve akupunktur kullanıyor.

Peki nedir kayropraktik? Bu, eski Yunancadan geliyor ve “elle yapılan uygulamalar” anlamına geliyor; genellikle sinir sistemi, eklem ve omurgayla ilgili sıkıntılarda uygulanıyor...

Dr. Ayşegül Öztürk Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Yani doğu tıbbını batı tıbbıyla birleştirmiş aslında. Tıp fakültesini bitirdikten sonra Amerika’da kayropraktik ve akupunktur eğitimi almış. Pek çok ünlü isim de vücutlarındaki “tıkanıklıktan” kurtulmak için ona gidiyor. Gazeteci İclal Aydın ondan “hayatımı kurtaran kadın” olarak söz ediyor; işadamları, gazeteciler, sanatçılar, bakanlar “müdavimi” olmuş durumdalar adeta. Her ne kadar Dr. Öztürk bu isimleri sır gibi saklıyor olsa da aldığımız duyumlara göre İclal Aydın dışında Rahmi Koç ve Saba Tümer de şifayı onda arayanlar arasında...

Geçenlerde İclal Aydın sizden “Hayatımı kurtaran kadın” olarak söz etmişti...

Evet, ama İclal hanımın diyetisyeni var, besinine dikkat ediyor, Spor yapıyor. Sağlıklı yaşamak için gereken şeyleri yapıyor. Tek başına benim ona müdahale etmem yeterli değil. Elimde sihirli bir değnek yok.

Siz neler yapıyorsunuz?

Elle birtakım uygulamalar. Ancak bu bir Masaj değil. Çeşitli teknikler var. Bu, özellikle eklem ve omurga sağlığıyla ilgili bir yöntem. Yapı ve işlev birbiriyle bağlantılı çünkü. Bir insanın fiziksel yapısı da omurga. Omurganın içinde olan sinir sistemi, beyin ve hücreler arasındaki iletişimi sağlar. Eğer yapı bozuksa işletim de bozuluyor. İşletim bozuksa yapı da bozuluyor. Ana hedefimiz, sistemde beyin-hücre iletişimini artırmak. Vücut kendini onarmaya, sistemde bir bozukluk olduğunda onu düzeltmeye programlanmıştır. Amacımız sistemin bu kendi iç dengesini çalıştırmak. Kayropraktik uzmanı ilaç yazmaz. Ama ben Doktor olduğum için gerektiğinde yazma yetkim var.

“Vücuttaki elektriği dokunarak hissediyorum”

Tedavi nasıl işliyor?

İltihabi hastalıklara, kanserlere ve ameliyat gerektiren hastalıklara bakmıyoruz. Bunun dışında her rahatsızlıkta yardımcı olabiliyoruz. Hastayı muayene ediyoruz, tahlillerine bakıyoruz. Nörolojik ve ortopedik testler yapıyoruz. Bizim elle ilgili duyularımız çok gelişiyor eğitimle. Elle yaptığımız muayenelerde derin dokulardaki kas kasılmalarını, sinir düğümlerini, boyun omurgasının hareket kısıtlılığı ve ağrısını tespit ediyoruz. Bize genellikle bel, baş, boyun ağrıları gibi iskelet sistemiyle ilgili ağrılarda başvuruluyor. Mide sorunları, migren, uykusuzluk gibi sorunlarla da gelen var. Baş ağrısını giderdiğimizde ise uykusuzluğunuz da geçiyor mesela. Hangi şikayetle giderseniz gidin sistemin bütününü etkiler kayropraktik.

Vücutta biriken ve sıkıntıya yol açan fazla elektrik nasıl boşalır?

Hastaya önce birtakım sorular soruyorum. Fiziksel, duygusal ve zihinsel travmaları araştırıyoruz. Sonra muayene başlıyor. Vücudun ön kısmında belli noktalar belli şeyler ifade eder. Hangi bölümde ne kadar sıkıntı olduğunu anlarız bu noktalarda. İnsanın vücudunda elektrik vardır.

Bu elektriği ben dokunarak hissediyorum, dokunarak dinliyorum vücudu. Dokunduğum bölgenin kas yapısının kasılı olup olmadığına bakıyorum. Vücuttaki bazı noktalarda birikir fazla elektrik. Bu da, bu noktalara bastırarak boşaltılır. Bazen bunun için akupunktur iğneleri de kullanıyorum. Sorun ne olursa olsun sistemde kasılma, kapanma ve tıkanma oluyor. Aşırı elektrik yükü vücudunuzdaki zayıf nokta neresiyse orayı etkiler. Bel, karın, mide, bağırsak kafa gibi. Uyku çok önemli. Uykuda vücut kendini yeniler. Uykusuzluk insanı hasta eder. Vücuda ayar yapıyorum aslında. Önce sinir sisteminin rahatlaması, sonra sindirim sisteminin düzenlenmesi, doğru Beslenme ve dinlenme gerekiyor. Fazla elektrikten mutlaka arınmalı.

Size genelde kimler başvuruyor?

Yönetici, muhasebeci, avukat, bankacı, gazeteci, işadamı gibi pek çok meslekten hastam var. Bir yöneticiye bakmayı seviyorum. Düşünce yükü ağır bir yük. Stres içindeki bir yöneticiyi iyileştirdiğinizde altındaki 100 kişiyi de iyileştirmiş oluyorsunuz. Ayrıca deprem korkusu, uçak fobisi gibi sorunlarla ilgili de bize başvuruyorlar.

“Gerginseniz spor yapmayın. Deniz kenarında oturun, daha iyi”

“Çok gergin bir insan spor yapınca daha da gerilir. Stresli insanlar için 10-15 dakikalık yürüyüş yeterli. Bazen yüzme öneriyorum, bazen de gevşeme ve meditasyon. Zihni kapalı, karışık insanların deniz kenarında oturması ve denize bakması yararlı. Deniz karışık, siz karışıksınız, bütünleşirsiniz. Kafanızdaki odak noktanız değişir denize bakarsanız. Bir de bulut meditasyonu öneriyorum. Bulut hafiflik ifade eder, ona bakmak gerginliği giderir. Ağaç meditasyonu da yararlı. Ağacın sağlamlığı size güç verir. Sağlamlık hissi uyandırır. Rüzgarda dalları sallanır ama köke bir şey olmaz. Tabii ki bu işin felsefesini anlamadan ağaca, buluta bakmak işe yaramaz. Anlarsanız size

iyi gelir. Rahatlamak, iyileşmek istemelisiniz. ‘Besinleriniz ilacınızdır’ derler. Ama sinir sisteminiz iyi olmazsa istediğiniz besini alın, hazmetmezsiniz. Mutluluk ve huzur insanın içinde olan bir şey. Dışarıdan gelen bir şey değil. “

Dr. Öztürk’ün ev ödevleri: “İki günde bir tuzlu su ve sirke banyosu yapın”

1 Nefes egzersizleriyle stres atın: Yemek öncesi 1 dakika hızlı hızlı nefes alıp vermek stres attırır ve metabolizmayı hızlandırır.

2 Tuzlu su banyosu fazla elektriği giderir: Cilt ve sinir sistemi aynı tabakadan oluşuyor.

Bu yüzden cildinizi rahatlattığınızda sinir sistemi de rahatlıyor.

İki günde bir tuzlu suda 10 dakikalık banyo vücuttaki elektriği alır. Küvetin içine iki avuç marketten alacağınız iyotsuz tuz atın ve suya iki sıkımlık sirke de ekleyin.

3 Ayak banyosu sinirleri gevşetir: Ayaklar kafaya en uzak nokta olduğu için kafa ve sinirler daha iyi gevşer.

4 Kafanıza soğuk kompres koyun:

Kafa derisi hassas olan insanların stres altında başı ısınır, elektrik orada birikir. Soğuk kompres sıcaklığı, gerginliği alır.

5 Birikmiş enerji bakarak, yazarak

ve konuşarak boşalır:

Bir muma bakabilirsiniz. Sigara dumanını çektiği gibi, sıkıntınızı da çeker. Ayrıca duygularınızı bir kağıda yazıp, sonra yırtıp atabilirsiniz. Ya da bir yakınınızla konuşun. Sosyal, paylaşan insanların genellikle psikoloğa ihtiyacı olmuyor.

6 Sınav stresine karşı göz hareketleri beyni açar: Gözlerinizle

yukarı aşağıya, sağa sola, çapraz sağa sola üç kez, daha sonra da dairesel hareketler yapmak yararlı.


“Vücuda rot-balans ayarı yapıyorum”

Kilo vermenin 7 yolu


nyildiz@hurriyet.com.tr
Eğer siz de kilo vermek için birçok yolu denediyseniz ve hala fazla kilolarınızla yaşamaya makumsanız sorun sadece inat eden yağlarınız değil Yaşam tarzınız, farkında olmadığınız hastalıklarınız da olabilir. Kilo vermek için ne yapılması gerektiği konusunu Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran ile konuştuk ve kendinisi bize kilo vermede başarıyı sağlamanın 7 yolunu anlattı.

Diyetisyen Esra Aran1-İnsülin hassasiyetini onarmak
Normal yaşlanma insülin reseptörlerinin üzerindeki hücre zarlarının gençliklerini ve fonksiyonlarını kaybetmesiyle oluşur. İnsülin direncinin saptanmasında kullanılan birçok laboratuar yöntemi vardır. Hiperinsülemi; kan insülin düzeyinin yükselmesidir. Bu da kalp ve damar hastalıkları riskini arttırmaktadır. Magnezyum, balıkyağı, krom ve kokoa polyphenols gibi içeriği olan bazı besinler insülin hassasiyetini onarmaktadır.Düşük maliyetli bazı ilaçlarla insülin duyarlılığını gözle görülür bir şekilde arttırmak mümkündür. İnsülin duyarlılığını artırmak ve vücut ağırlığını düşürmek isteyenler için bu ilaçların dozaj aralığı günde 3 kez 250 mg ile günde 3 kez 850 mg yemeklerle olmak üzere değişebilir. İnsülin duyarlılığını artıran en önemli yol düşük kalori alımıdır. Günlük kalori kısıtlaması 1500- 1800 kalorinin altında alımdır.
2- Genç hormon seviyesinin onarılmasıSon dönemde abdominal obezlik çeken erkeklerin yüzdeliği artmıştır. Yaşlı erkeklerde özellikle aşırı östrojen salındığında testesteron salınımı azalır. Bu da bel bölgesinin kalınlaşmasını sağlar. Bel çevresinin etrafındaki yağlardan kurtulmak zordur ama olanaksız değildir. Hem kadında hem erkekte yaşlanma başladıkça seviyesi düşen bir hormondur. Testesteron fazlalığı yaşlı erkeklerde prostat kanserine neden olur. Kanseri tamamen vücuttan çıkarmak ya da kanser hücrelerini öldürmek, erkeklik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir. Kadın yüzdesinin bir kısmı düşük uygun tiroit bezi değerlerine sahiptirler. Böylece onların kilo alımı predispozandır. Tiroid hormonunun ihtiyaçlarını sağlıklı metabolizma oranı kapsar. Tiroit hormonu eksikliği olan kişilerde vücut kompozisyonunu korumak ve iyileştirmek için tiroit ilaçlarının kullanılması öngörülmektedir. Aşırı östrojen kadında kilo alımına neden olur. Yaşlı kadınlarda hormon değerlerinin düzeltilmesi için uzmanlaşmış ekspertize ile birlikte Sağlık pratisyeni bioidentical hormon yenileme terapisi gerekmektedir. Neredeyse her Doktor doğru testesteron dozlarını tanımladığı için erkekler daha şanslıdır.
3- Karbonhidrat emiliminin kontrol edilmesi Bazı çalışmalar yüksek lifli diyetin kilo kaybına neden olduğunu göstermektedir. Genç ergenlerde, kalp hastalıklarının gelişmesini inceleyen Koroner Arter Risk Gelişmesi Çalışmasında, yüksek lif alımının Kalp Hastalıkları riskini azalttığı, bel-kalça oranlarında ve kilo kaybında yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm lifler eşit yaratılmamıştır. Beta-glukanlar, yulaf ve arpadan çıkarılmadır. Özellikle karbonhidrat emiliminin yavaşlatılmasında etkilidir. Kan şeker seviyesinin, doygunluk kontrolünün ve başarılı kilo yönetiminin ihtiyaç duyduğu şeydir. Çalışmalar göstermiştir ki besinler alındıktan hemen sonra kan şeker ve insülin seviyesinin yükselmesinde besinlerin içindeki beta-glukan fiberler etkilidir. Çözünür liflerden zengin besinler serumdaki yağ seviyesini düşürürken beta glukanlar kan şekeri metabolizmasının gelişimine katkıda bulunur.
4- Fiziksel aktiviteyi arttırmak Birçok insan Egzersiz yapmanın, depolanmış vücut yağ kalorisini daha fazla kullandığını düşünmektedir. Gerçek şu ki; egzersiz yapmak daha iyi kilo kontrolüne katkısı olan hücresel seviyede yararlı değişikliklere neden olmaktadır. Fiziksel aktivitedeki artış, vücuttaki insülin hassasiyetini ve bazı anti-diyabetik ilaçların etkisini taklit ederek vücut yağ kontrolünü sağlar.
5- Beyindeki serotinin salınımını arttırmak Serotinin miktarının eksikliği, vücuttaki yağ miktarının artışına neden olur. Beyindeki serotinin miktarının eksikliği fazla yemekle ilişkilendirilmiştir. Obez bireylerde kandaki triptofan seviyeleri düşüktür. Düşük kan triptofan seviyesi olan obez insanların beyinlerindeki seroitinin eksikliğinin, çok fazla yeme örneklerine bağlantılı olduğu görülmektedir. Bazı çalışmalarda kronik enflamasyon ve immün sistemin fazla çalışmasının şişmanlıkta kritik rol oynadığı gözlenmiştir. Triptofan, beyinde serotinin üretimine ihtiyaç duyar. Gerçek şu ki; çalışmalar kilo düşüşü veya günlük alımdan bağımsız olarak obez hastaların düşük kalori ve azalan triptofan seviyeleri olduğunu göstermektedir. Yemeklerden 1 saat önce obez hastalarda 1000, 2000 ve 3000mg L-triptofan verildiğinde gözle görülür oranda kalori tüketiminin azaldığı gözlemlenmiştir. Triptofan alan obez hastalarda daha fazla kilo kaybının olduğu gözlemlenmiştir. Günlük Triptofan standart alımı 2-3 saatte bir yemeklerden önce 500 mg dozlar halinde olmalıdır.
6- Dinlenmedeki enerji harcama oranının onarılması Düşük kalorili Diyet, lif tüketimi, taze hormon dengesinin onarımı ve aşırı egzersiz yapılmasına rağmen bugüne kadar yaşlı insanların vücut yağ depolarında gözle görülür bir değişiklik sağlamak zordur. Uzun dönem kilo kaybının anahtarı, depolanmış vücut yağının yakılmasıdır. Nar çekirdeği yağı ve fucoxanthin alan yaşlı kişilerin sağlıklı vücut ağırlıklarına kavuşma konusunda sonuç aldıkları görülmüştür. 7- Sağlıklı ve uzun yaşam için yemekBilindiği üzere; yemek yeme kilo almaya neden olurken, uygun Beslenme ile de daha sağlıklı bir yaşam, kilo kaybı ve hastalıklara karşı korunma sağlanılabilir. Yapılan bir araştırmada, yüksek ısıda pişen (250 C ve üzeri) yemeklerin tehlikeli olduğu ortaya çıkarılmıştır. Fazla pişmiş yemekler düşük ısıda pişen yemeklere göre vücut proteinlerine zarar verirler. Düşük ısıda pişen yemekler ise kilo kaybına yardımcı olurlar. Yemeklerinizin hazırlanma şekilleri vücut yağlarının azaltılmasında yardımcı olurken, yaşa bağlı hastalıklara karşı da vücudu korur. Aşırı kalori alımı dejeneratif hastalıkların başlangıç aşamasını ve yaşlanma sürecini hızlandırır. Ne olursa olsun yaşam şeklini değiştirmek için asla geç kalmış sayılmazsınız.

Kilo vermenin 7 yolu