Showing posts with label Alerji. Show all posts
Showing posts with label Alerji. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Akraba evliliği çocuğun bağışıklığını çökertiyor

KONYA - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Reisli, tıp literatüründe ''bağışıklık sisteminde ağır eksiklik'' anlamına gelen ''ağır kombine immün yetmezliği'' hastalığının daha çok erkek çocuklarda görülmesine rağmen, Konya'da akraba evliliklerinden dolayı kızlarda daha fazla görüldüğünü söyledi.SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi çocuk sağlığı ve Hastalıkları İmmünoloji ve Allerji Ana Bilimdalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Reisli, vücudun mikroba karşı direncinin azalması ile ilgili immün yetmezliğinin iki grupta incelenebileceğini belirtti.Birinci grupta yer alan doğumsal (primer) immün yetmezliklerinin, direnç sistemindeki hücrelerin gelişim ve olgunlaşma anormalliklerine bağlı olan Kalıtsal Hastalıklar olduğunu belirten Reisli, ''İkinci grupta yer alan kazanılmış immün yetmezliklerinin ise Beslenme bozukluğu, kanserler, kortizon kullanımı veya enfeksiyonlar (AIDS gibi) sonucunda ortaya çıkar'' dedi. İmmün yetmezliklerinin toplumlarda nadir görülen hastalıklar olarak değerlendirildiğini ifade eden Doç. Reisli, şöyle konuştu:''Gelişmiş ülkelerde bu hastalıkların görülme sıklığı 2 bin ile 10 bin Canlı doğumda bir olarak bildirilmektedir. Bu hastalıkların en şiddetlisi olan ''bağışıklık sisteminde ağır eksiklik'' anlamına gelen ''ağır kombine immün yetersizlikleri'' ise 50 bin ile 100 bin canlı doğumda bir görülmektedir. Ülkemizde bu hastalık grubunun sıklığı tam olarak bilinmemekle beraber akraba evliliği bağışıklık yetmezliği açısından önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Tıp literatüründe ağır kombine immün yetmezliği hastalığı daha çok erkek çocuklarda görülmektedir. Konya'da ise kız hastaların oranı daha yüksektir, bu durum toplumumuzda akraba evliliği oranının yüksek olması ile açıklanabilir.''Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nin çocuk sağlığı ve hastalıkları genel polikliniklerine başvuran yıllık hasta sayısının ortalama 20 bin olduğunu dile getiren Doç. Dr. İsmail Reisli, beş yıllık dönemde primer immün yetmezlik tanısı konulan hasta sayısının bin 54 olduğunu söyledi. Reisli, ''Buna göre çocuk sağlığı ve hastalıkları genel polikliniklerine başvuran hastaların yaklaşık yüzde 1'ini ve çocuk Alerji ve immünoloji polikliniğinde takipli 4 bin 100 hastanın yüzde 25,7'sini primer immün yetmezlikler oluşturuyor'' diye konuştu.AKRABA EVLİLİĞİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDE ÇOK ETKİLİ Konya ve ilçelerinde yılda ortalama 40 bin canlı doğumun gerçekleştiğini anlatan Reisli, hastanelerine Konya ve ilçelerinden başvuran hastalardan, yılda ortalama dördüne ''ağır kombine immün yetmezlik'' tanısı konulduğunu ifade etti.Reisli, Konya'da akraba evliliği oranının yüzde 15 seviyelerinde olduğunu belirterek, hastanelerine gelen bağışıklık sisteminde ağır eksiklik olan hastaların ise yüzde 84'ünün anne ve babasının akraba olduğunun ortaya çıktığını sözlerine ekledi.
Akraba evliliği çocuğun bağışıklığını çökertiyor

Alerjik rinite “rhinoliht” ile çözüm

İSTANBUL - Mevsim geçişlerinde ağaca, çiçeğe ya da rutin olarak ev tozu akarlarına karşı gelişen alerjik rinitte, “rhinoliht” yöntemi ile başarılı sonuçlar alınabildiğini belirten Memorial Ataşehir Tıp Merkezi’nden KBB uzmanı Op. Dr. Oray Karaçaylı, Genetik yatkınlığa dikkat çekti. "Alerjik rinitte alerjen solunum ya da Gıda yoluyla alınır, tanınır, şifrelenir ve bir daha karşılaşılması durumunda organizma bunu kendisi için tehlikeli olarak kodladığı için hapşırıkla, akıntıyla burnu tıkayarak ve kaşıntıyı artırarak uzaklaştırmaya çalışır. Ailede genetik yatkınlık, sosyoekonomik düzeyin yüksekliği, siyah ırktan olmak, Çevre Kirliliği, evde hayvan beslenmesi, ailenin ilk çocuğu olma, evde Sigara içilmesi, mamayla Beslenme gibi iç ve dış etkenler alerjik rinit riskini artırmaktadır."
YIL BOYU DA OLABİLİR, MEVSİMSEL DE "Alerjik riniti klasik olarak ikiye ayırmak mümkündür. Eğer hastalık mevsimden mevsime ve bulunulan yere göre değişmiyorsa bu muhtemelen perennial (yılboyu süren) alerjidir. Mite (ev tozu akarları), küf, sürekli temas edilen maddeler veya gıdaları karşı olabilir. Eğer şikayetler mevsimsel bir ritim gösteriyorsa bu duruma “mevsimsel alerjik rinit” denir. İlkbaharda çimenler ve sonbaharda yabani otlar etkili olur" diye konuşan Dr. Karaçaylı, hastalık hakkında şunları söyledi:
"En önemli tanı koyma aracı hastanın öyküsünün alınmadır. Muayene ve laboratuvar testleri tanıyı doğrulamaya ve tedaviyi planlamada bir sonraki aşamadır. Mevsimsel alerjik rinitte nöbetler halinde hapşırık, bol sulu burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve ağız- damak ya da genizde farklı düzeylerde kaşıntı olur. Bu şikayetler nazal mukozanın, alerjeni uzaklaştırma, organizmayı koruma isteğinden başka bir şey değildir. Yıl boyu süren alerjide burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı ön plandadır.
ALERJENLERDEN UZAK DURMAK ÖNEMLİBütün ifade edilecek tedavi yaklaşımlarına rağmen Alerji her zaman kesin olarak iyileşebilen bir hastalık olmayabilir. Ama bu gerçek hastada umutsuzluğa yol açmamalı sadece tedavi aşamasında sabır ve sürekli hasta Doktor ilişkisi gerektirdiğini bilmek gerekir. Tedavinin ilk basamağı çevresel kontrol olup, alerjenden uzaklaşma ve ya alerjeni uzaklaştırmadır. Medikal (ilaç) tedavisi semptomları baskılar, kalıcı iyileşme sağlamaz, ilaçlar alındığı sürece etkilidir.
Aşı tedavisi: Hastalığın tedavisinde hala altın standarttır. Hastaların yarısında iyileşme sağlanabilir.
Cerrahi tedavi: Alerjiye eşlik eden burun problemleri; kronik sinüzit, burun kıkırdağı eğrilikleri, burun eti büyümeleri, burunda polip varlığı, burun çatısı problemleri gibi sorunlar öncelikle iyi bir kulak burun boğaz muayenesi ve gerekiyorsa cerrahi tedavileri yapılmalıdır."
RHINOLIGHT UMUT OLDUAlerjik rinit tedavisinde en son ve yeni yöntemin rhinolight olduğunu belirten Dr. Karaçaylı, yöntem hakkında ise şu bilgileri verdi: "Medikal fototerapi yani ışık tedavisidir. Özel kompozisyonlu (yüzde 70 görünür ışık, yüzde 25 UVA ve yüzde 5 UVB) ışın tedavisidir. Rhinolight ağrısızdır, anestezi gerektirmez, anaflaksi (en ağır alerjik reaksiyon türü) riski yoktur, güvenlidir. Hastanın durumuna göre haftada 3 seans uygulanır. Hastanın mevsimsel veya yıl boyu süren alerji tanısına göre tedavi planlanır. Burun içi örtüsünün bu özel kompozisyonlu ışığa maruz bırakılması alerjinin oluşturduğu bağışıklık cevap seviyesini düşürerek etki gösterir.
1-2 SEANSTA ETKİSİNİ GÖSTERİRRhinolight tedavisi uygulanan hasta 1-2 seans sonra, Yaşam kalitesinde iyileşme başlar. Bu tedavi yöntemi hem mevsimsel hem de yıl boyu süren alerjide semptomlardan bağımsız kullanabilmektedir. Tedavi semptomları baskılar, burun tıkanıklığı, bol sulu burun akıntısı, damakta ve genizde kaşıntı, hapşırık nöbetlerini baskılayarak yaşam kalitesine ciddi katkı sağlar. Mevsimsel alerjik rinitte tedavi iki hafta sürer. Günaşırı her burun deliğine 2-3 dakika bu özel ışığın uygulanması ile gerçekleştirilir. Toplam altı seansta tedavi tamamlanır. Yıl boyu süren alerjide ise ilk hafta 3 seans ve sonra haftada bir seans olmak üzere sekiz seans şeklinde yapılır.
İLAÇ KULLANMAYANLAR İÇİN DE İYİ BİR SEÇENEKİlaç tedavisi uygulanamayan hamileler, emziren anneler, profesyonel sporcular, böbrek ve karaciğer yetmezliği olan hastalarda başarıyla gerçekleştirilebilir. İlaç alerjisi olanlar ve diğer tedaviler ile antialerjik tedavilerden fayda göremeyen hastalara uygulanır.
KİMLERE UYGULANMAZ?Yeterli klinik çalışma olmadığı için 14 yaşından küçüklere, burun içi problemlerden dolayı uygun olmayan hastalara, aktif enfeksiyon geçirme döneminde yani viral veya bakteriyel enfeksiyon veya nazofarenkste tümör varlığında yapılmaz.
Alerjik rinite “rhinoliht” ile çözüm

Grip aşısı migreni artırmaz

Migreni ve sinüziti olanlar, grip aşısı olduğunda aşı hastalığı tetikliyormuş. Bu bilgi doğru mu? K.M./Yozgat

Hayır, bu tamamen yanlış bir bilgidir. Sinüzit, farenjit ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında Migren krizleri ağırlaşabilir. Grip aşısının migren ya da sinüzit şikâyetlerini artırıcı bir yan etkisi söz konusu değildir.



Geçici felç olabilir

Ancak Alerji nedeniyle nadir de olsa anaflaktik şok görülebilir. 10 binde bir de olsa menenjit ve ensefalit gibi beyin ve beyin zarı iltihabı reaksiyonlarına yol açabilir. Omurilikte aynı şekilde iltihabi reaksiyonlara neden olabilir. Bunlara bağlı geçici ya da kalıcı felçler görülebilir. Ayrıca döküntü, kaşıntı, durup dururken kişinin grip olması ve ateşlenme gibi durumlar da görülebilir. Bazen de aşı yerinde ağrıya, kızarmaya, şişmeye ve iltihaplanmaya yol açabilir.



Önce test yapmak lazım!

Antibiyotikleri mutlaka beş gün mü kullanmalıyız? Daha kısa sürede bıraksak etkili olmaz mı? Y.Ş./İstanbul

Antibiyotik kullanımında yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Bu yanlış uygulamalardan kaçınmak için kişi, ilaca başlamadan önce mutlaka antibiyogram testi yaptırmalıdır. Test boğaz veya burun salgısından ya da sinüsten ve akciğerden gelen balgamdan örnek alınarak yapılır. İdrar ve kandan da anlaşılır.



Kaşıntı yapabilir!

Antibiyogramın sonucunu almak için en az üç gün hatta bazen bir hafta beklemek gerekiyor. Enfeksiyonu olan, yüksek ateşli bir hastanın bu kadar uzun süre bekletilmesi sakıncalı olduğu için genelde hekimler test yapmadan ilaca başlıyorlar. Genelde de beş günlük antibiyotik veriyorlar. İlacın beş günlük verilmesindeki amaç ise testin sonucunu beklemek ve beklerken de mikroplardan korunmak... Ancak beş günlük antibiyotik tedavisi hastalarda, mideve bağırsak bozukluklarına neden olabiliyor. Bulantı, kusma ve hatta bazen kabızlığa da yol açabiliyor. Antibiyotik kullanımına bağlı olarak karaciğer ve böbrek harabiyetleri, ciltte döküntü, kaşıntı ve burun kanamalarına neden olabiliyor. Beş günün sonunda çıkan antibiyogram sonucuna göre hasta tedaviye devam ediyor ya da etmiyor. Kimi zaman antibiyogramda hasta için dirençli görülen antibiyotik iyileşme de sağlayabiliyor. Bu da laboratuvar ortamında vücudun verdiği reaksiyonların farklı olabildiğini gösteriyor.



Öğün atlamak zararlı!

Gastritim var. Zayıflamak için öğün atlıyorum. Bu doğru bir davranış mı? Ne yapmalıyım? A.L./Gaziantep

Tabii ki Diyet ve kalori kısıtlamasına gidilmelidir. Ancak yanlış uygulamalar, düzensiz ve tek yönlü Beslenme ve öğün atlamaları çok sık görüyoruz. Bunlar, vücutta metabolizmanın dengesizleşmesine yol açmaktadır.



Asit salgısı artıyor

Gastriti veya ülseri olan kişilerde açlık, asit salgısının çoğalmasına yol açarak ileride mide zarında tahrişlerin artmasına neden olabilir. Gastriti, reflüsü ve ülseri olan kişilerin, zayıflamak amacıyla diyet uygularken öğün atlamamaları gerekir. Mide şikayetlerinin artmasının yanı sıra açlık hissini daha da artıracak ve bu kez akşam yemeğinde de iki misli fazla yemek yenecektir. Bu da yapılan enerji kısıtlamasının boşa gitmesine yol açacaktır. Bu sebeple kalorisi hesaplanmış az miktarda Gıda ve daha sık (dört öğün) beslenme önerilmektedir.
Grip aşısı migreni artırmaz

Gözlerinizden yılların izini silin

İSTANBUL - Göz çevresindeki yaşlanma izlerinden kurtulmak için hemen bıçak altına yatmanız gerekmiyor. Yeni ve etkili kimyasal peeling yöntemleri ve birkaç basit önlemle gözaltındaki torbalara, morluklara ve ince kırışıklıklara veda etmek mümkün.
Güzelliğin en çarpıcı silahı olan gözlerin, aynı zamanda yüzümüzde yılların izlerini ilk ele veren bölge olduğunu söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Eda Kumbasar, göz çevresinde görülen sorunları anlattı:"Göz çevresi çok ince ve sebase bezlerden (yağ bezlerinden) fakir bir deridir. Göz çevresi etrafında çok sayıda kas bulunduğundan dinamik kırışıklık denilen mimik kırışıklıkları erken yaşta oluşmaya başlar. Göz çevresinde kırışıklık dışında görülen diğer sık Kozmetik sorunlar ise; pigmentasyon yani göz etrafında morluklar ve ödem yani torbalanmadır.HEPİMİZİN DERDİ HALKALARGözaltı halkaları, hem erkeklerde hem de kadınlarda sık görülen ortak bir yakınmadır. Gözaltındaki bu koyu renk halkaların nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Yine de buna neden olabilecek birçok faktörden bahsedilmektedir. Bu faktörler arasında Genetik nedenler, güneş ışınları, düzensiz uyku, düzensiz Beslenme, Sigara ve alkol tüketimi, alerjiler ve bazı sistemik hastalıklar yer almaktadır. GENETİK MİRAS MORLUKLARGözaltındaki morluklar birçok nedene bağlı olabilir. Genetik nedenlere bağlı yani kalıtsal olabilir. En sık görülen nedenlerden biri budur. Kişinin altta yatan eşlik eden bir Sağlık problemi yoksa ve tetikleyici bir faktör bulunamıyorsa, genetik nedenlerden olduğu düşünülebilir."GÖZLER İÇİN NEŞTERSİZ GENÇLEŞME YÖNTEMİ"Gözaltındaki torbalanmalar, morluklar ve ince kırışıklıkları tedavi etmek için çok yeni ve etkili bir uygulamadan yararlandıklarını belirten Dr. Eda Kumbasar, yıllara meydan okuyan kadınlara, göz çevresi için basit ama etkili tüyolar verdi:"Gluco eye adını verdiğimiz bu yeni yöntem, cerrahi olmayan, son derece güvenli ve etkili bir uygulamadır. Hastanın işlem için ayırması gereken süre yaklaşık 15 dakika. İşlem sayısı 2 veya 5 seans oluyor, seans aralıkları ise 3 hafta. AHA’LI TROPİKAL JEL: Hastanın göz etrafına ve her iki göz kapağına alfahidroksiasit (AHA) formülasyonu içeren topikal jel sürülür. Glikolik asitin, latik asit ile beraber kullanımı ürünün etkisini arttırır. Göz etrafı hassas bir alan olmasına rağmen bu uygulamada herhangi bir iritasyon yani tahriş olmaz. Bu jel uygulandıktan sonra nötralizanı yani asidi dengeleleyici madde ile işlem sonlandırılır. İşlem sonrası bakım kremleri sürülür ve işlemden sonra kullanması gereken tek ürün güneş koruyucudur. HER DERİ TİPİNE UYGULANABİLİRBu işlemin ideal olarak yapıldığı dönem sonbahar ve kış aylarıdır. Bu uygulamada hiperpigmantasyon yani lekeler, güneş ve yaşlanma lekeleri, skarlar yani izler ve ince kırışıklıklar azalır. Bu uygulamanın önemli avantajı ise tüm deri tiplerinde kullanılabilir olmasıdır. Yani açık tenli veya koyu tenli kişilerde herhangi bir problem olmadan güvenle kullanılabilir.GÖZ BAKIMININ İLK ADIMI HİJYENGöz ve deri sağlığı için dikkat etmemiz gereken belli kurallar vardır. Bunların en önemlisi ise hijyendir. Göz etrafına sık sık elle temas etmemek gerekir. Elleri sık yıkamamak ve gözleri ovuşturmak enfeksiyona sebep olabilir. Gözde ve göz etrafında oluşabilecek enfeksiyonlar, gözde akıntı ve sulanmaya sebep olabilir. Bu neenle hem göz hem de cilt sağlığı için sık el yıkamak önemlidir.GÖZLERİNİZİ GÜNEŞTEN KORUYUN: Deri yaşlanması çevresel faktörlerden de etkilenir. Özellikle güneş ışınları bunun başında gelir. Uzun yıllar UV’ye maruz kalan kişilerden güneş ışınlarının yaptığı birikim hasarına bağlı olarak gözaltında renkte koyulaşma pigmentasyon görülebilir. Çok basit ama en önemli yaşlanma karşıtı kremlerden biri olan güneş koruyucular yine burada da devreye girer. Güneş koruyucu kullanımı, göz çevresi kırışıklığını engellemede en önemli yöntem. Güneş koruyucuları bu yüzden mutlaka göz çevresi dahil tüm göz etrafına uygulamalıyız.DÜZENSİZ UYKU MORARTIYORDüzensiz uyku saatleri olan kişilerde de yine benzer problemler ortaya çıkabilir. Günde en ez 8 saat uyku ve aynı saat aralıklarında uyku düzeni gerekir. Uyku düzeni olmayan kişilerde göz etrafında torbalanma ve morluklar en sık karşılaşılan problemlerdendir. HALKALARIN NEDENİ Alerji OLABİLİRAlerjik kişilerde yine gözaltında mor halkalar sıkça görülür. Bu yüzden alerji tanısı olan kişiler ilgili hekime başvurup altta yatan hastalıklarıyla ilgili tedavi olmalıdırlar. Bazen hastalarımızın alerjileri olduğunu, sadece göz etrafındaki bazı cilt bulgularını değerlendirerek anlamaktayız. Bu yüzden göz etrafında ödem, şişlik ve renk değişikliği olduğunda mutlaka bir cilt uzmanına başvurmak gerekir.
Gözlerinizden yılların izini silin

Thursday, December 31, 2009

Horlama aşkı bitiriyor


Ordu Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatma Küçüker, Ordu Devlet Hastanesi bünyesinde geçen mart ayında açılan uyku laboratuvarının Türkiye'de devlet hastaneleri bünyesinde bir ilk olduğunu ve şu ana kadar horlama şikayeti ile gelen 150 dolayında hastanın tedavi gördüğünü bildirdi.
Horlamanın çeşitli nedenleri olduğunu anlatan Küçüker, şu bilgileri verdi:“Horlama, ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçimindeki ses olarak biliniyor. Sebebi dengesiz Beslenme, boğaz-burun bölgelerindeki rahatsızlıklar ve hastanın yatak üzerinde dengesiz yatması olabiliyor. Alkol ve Sigara da aynı şekilde horlamaya neden olabilir. Yine kişi eğer çok yorgun ise horlama başlar. Burada önemli unsur horlamanın sürekli olmasıdır.”Çocuklarda görülen horlamaların ise genellikle kilodan kaynaklandığını ve bu konuda ailelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Küçüker, horlamanın ciddi bir sorun teşkil ettiğini kaydetti.Horlamanın sosyal olarak evli çiftler arasında da soruna neden olabildiğini vurgulayan Küçüker, şunları dile getirdi:“Horlayan kişi ailenin diğer bireyleri için de uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi Tatil ve iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. En önemlisi evli çiftler ilk olarak yataklarını ayırır, sonra odalarını ayırır, sonuçta da bu boşanmaya kadar gidebilir. Bu nedenle horlama hali hafife alınmamalı.”TEDAVİHorlamanın tedavi yöntemleri hakkında bilgi de veren Dr. Küçüker, çeşitli önerilerde bulundu.Yetişkin kişilere Spor yapmalarını öneren Küçüker, “Horlayan kişiler uyku ilaçları, sakinleştirici ve antihistaminik denilen Alerji ilaçlarını uykudan önce almamalı. Uykudan 4-5 saat önce alkol almaktan kaçınılmalı. Uykudan 3 saat önce ağır yemek yenilmemeli. Aşırı yorgunluktan sakınmalı. Uykuda sırt üstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmeli. Aileler, çocukların kilo almasının önüne geçmeli. Kişinin burun ve boğazında rahatsızlık söz konusu ise mutlaka hekime başvurulmalı” diye konuştu.Ordu Devlet Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren uyku laboratuvarı hakkında da bilgi veren Küçüker, horlama şikayeti ile gelen hastaların öncelikli olarak yakınlarından uyku halindeki durumuyla ilgili bilgi aldıklarını belirten Küçüker, “Daha sonra hastalar bir gece burada uyutularak gece uyku hali gözlemleniyor. Horlamanın nedenleri tespit ediliyor. Eğer horlamanın sebepleri arasında kişinin burun ve boğaz kısmı ile alakalı ise tedavi o yönde yapılıyor” dedi.
Horlama aşkı bitiriyor

Tuesday, December 29, 2009

Bebeğiniz neden çok ağlıyor?


Bebeklik döneminde en sık rastlanan Gıda alerjisi, “süt alerjisi” yani “inek sütü alerjisi”dir. İnek sütündeki proteinlere karşı (özellikle beta laktalbümin) vücudun verdiği bir alerjik reaksiyondur. İnek sütünün bebeğe direk verilmesi ile olabildiği gibi, anne sütü ile beslenen bebeklerde, annenin diyetindeki inek sütü içeren gıdaların bebeğe emzirme yolu ile geçmesi sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca çoğu hazır mamanın inek sütü proteinlerini içermesi nedeni ile, mama ile beslenen bebeklerde de Alerji görülebilmektedir.
Emziren Anne Beslenmesine Dikkat Etmeli İnek sütü alerjisi olan çocuklarda genellikle keçi sütü ve soya sütüne karşı da çapraz alerji gelişebilmektedir. Bebeğe ve anneye Beslenme önerilerinde bulunurken bu konuya dikkat edilmelidir. Memorial Hastanesi çocuk sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökçe Günbey, bebeklerde görülen süt alerjisi ile ilgili bilgi verdi.
Bazen İlk 6 Ayda Bazen Daha Büyük Çocuklarda Alerji Ortaya Çıkabilir Belirtiler bebeğe ve alerjinin ağırlık derecesine göre değişkenlik göstermektedir. Bazı bebeklerde tek bir belirti olurken, bazılarında birden fazla belirti birlikte olabilmektedir. Klinik bulgular genellikle ilk 6 ayda başlamakla birlikte, bazen daha geç yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Belli başlı belirtiler şunlardır:• İlk aylarda aşırı ağlama ve ciddi gaz sancısı• Beslenme sonrası kusmalar ve buna bağlı olarak tartı alamama• Kanlı ve sümüksü dışkılama ve bazen de kabızlık• Ciltte egzema tarzında kızarık ve kaşıntılı deri döküntüleri• Geçmeyen bir hışıltı, öksürük, burun tıkanıklığı• Tekrar eden bronşit ve/veya bronşiolit atakları• Anafilaksi (çok nadirdir, inek sütü proteini alımından hemen sonra ( en geç ilk 1 saat içinde)gelişir. Deri döküntüsü, yüzde, dil ve ağızda şişme, solunum yollarında gelişen ödeme bağlı olarak ortaya çıkan nefes almada güçlük ve tansiyonda düşme ile birlikte görülen bir şok tablosudur. tedavi edilmediğinde ölümcüldür.)
Genetik Faktörler Önemli
Bebekteki belirtiler ile inek sütü arasındaki bağlantı, aile ile görüşülerek sorgulanmalı ve ailede alerji öyküsü araştırılmalıdır. Fizik muayene bulguları ve aileden alınan öykü doğrultusunda inek sütü alerjisinden şüphelenilen bebeklere daha ileri tanı yöntemleri uygulanabilir.Tanıda 3 yöntem kullanılmaktadır. • Deri testi: Her yaşta yapılabilir, güvenilirlik yüzde 95 tir.• Kanda inek sütüne özgü antikorların tespit edilmesi (inek sütü spesifik-Ig-E), yüzde 90 güvenilirdir.• Eliminasyon yöntemi: İnek sütü içeren gıdalar bebeğe bir süre verilmez. Bu süre içinde mevcut belirtilerin kaybolması beklenir. Belirtiler geçtikten sonra inek sütü tekrar denenir. Belirtilerin yeniden ortaya çıkması inek sütü alerjisini destekleyecektir.
İnek Sütü Yerine Hindistan Cevizi Sütü Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin tükettiği süt ve süt ürünleri emzirme yolu ile bebeğe geçerek alerjiye yol açmaktadır. Bu durumda anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi, ancak annenin diyetinden süt ve süt ürünlerinin tamamen çıkarılması önerilmektedir. Anneyi kalsiyum eksikliğinden korumak için medikal destek önerilmeli ve diyetisyen eşliğinde beslenmesi düzenlenmelidir. İnek sütü alerjisi olan bebeklerde soya proteini ve keçi sütü alerjisi de birlikte olabileceğinden annenin diyetinden bu grup ürünlerde çıkarılmalıdır. Tereyağı ve margarin yerine bitkisel yağlar tercih edilmeli, krema, süt tozu, sütlü bisküviler, sütlü makarnalardan kaçınılmalıdır. Pirinç sütü, yulaf sütü ve hindistancevizi sütü, inek sütü yerine kullanılabilir.
Ürün Etiketleri İyice Okunmalı
Süt birçok hazır gıda maddesinde bulunduğundan satın alırken ürün etiketi dikkatlice okunmalıdır. İçinde kazein, kazeinat, sodyum ve/veya kalsiyum kazeinat ve laktalbumin olan gıdalardan uzak durulmalıdır.
Zaman Zaman İlaç Tedavisi de Gerekebilir Tedavide ana prensip alerjiye yol açan maddeden kaçınmaktır. Anne sütü ile beslenen bebekte annenin diyetinden süt ve süt ürünlerinin çıkarılması ile tedaviye başlanmış olacaktır. Ayrıca alerji ortadan kalkana kadar mevcut klinik bulgulara göre, bebeğe ilaç tedavisi uygulanması da gerekebilmektedir.
Özel Mamalar Tercih Edilmeli Mama ile beslenen bebeklerde ise inek sütü proteini içermeyen mamalar tercih edilmelidir. Bu mamalar 3 grupta ele alınabilir:1. Soya bazlı mamalar: İnek sütü alerjisi olan bebeklerin yüzde 17-47 sinde soya proteinine karşı da alerji gelişebilmektedir. Ayrıca soya bazlı mamalar 6 aydan küçük bebeklerin beslenmesinde uygun değildir. Bu nedenle inek sütü alerjisinde soya bazlı mamalar ilk tercih olmamalıdır.2. Tam hidrolize mamalar: Özel işlemlerden geçirilerek proteinleri parçalanmış ve alerjik özellikleri yok edilmiştir. Tatları çok iyi değildir. İnek sütü alerjisinde ilk tercih edilmesi gereken mamalardır. 3. Amino asit bazlı mamalar: Tam hidrolize mamalara yanıt alınamayan yüzde 10 vakada kullanılması gerekir.
Bebek Büyüdükçe İnek Sütüne Uyum Sağlar İnek sütü alerjisi saptanan bir bebeğe 12-18 ay süre ile inek sütü içeren gıdalar ve inek sütü bazlı mamalar verilmez, özel mamalar ile beslenmesi desteklenir. Bu sürenin sonunda tekrar inek sütü verilmeye başlanarak belirtilerin ortaya çıkıp çıkmadığı gözlenir. İnek sütünü tolere etmeye başlama süresi bebekten bebeğe değişiklik göstermektedir. Çocukların yüzde 56’ sında 1 yılda, yüzde 77’ sinde 2 yılda, yüzde 87’ sinde 3 yılda inek sütüne tolerans gelişmektedir. Alerji saptadığımız bir bebekte inek sütünü diyetten ne kadar elimine edebilir ve bebeği bu alerjen maddeden ne kadar çok koruyabilirsek, tolerans gelişmesi ve iyileşme süreci de o kadar çabuk olacaktır.
Anne Sütü İle Beslenme Korunmada Önemli Tüm hastalıklarda olduğu gibi inek sütü alerjilerinde de korunma çok önemlidir. Anne sütü ile beslenme korunmada esastır. Anne sütü, bebekleri alerjik astımdan koruduğu gibi, gıda alerjilerinden ve özellikle inek sütü alerjisinden de koruyucu rol üstlenmektedir. İlk 6 ay bebekleri sadece anne sütü ile beslemek, alerjen gıda ile yani inek sütü ile bebeği mümkün olduğunca geç tanıştırmak ve ilk 12-18 ay inek sütü vermemek korunmada doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bebeğiniz neden çok ağlıyor?

Thursday, December 24, 2009

Sarımsak kanamayı artırıyor

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Şenol, bağışıklık sisteminin, “vücudu, saldıran tüm yabancılardan korumak için programlanmış bir Bilgisayar sistemi gibi çalıştığını” söyledi.Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması için “fazla güçlü kılınmasının hedeflenmediğine” dikkati çeken Şenol, “Çünkü, bağışıklık sisteminin fazlaca uyarılması ve çalışması, kişinin kendi hücreleri ya da dokuları ile ihtilafı anlamını taşımaktadır ve günümüzde artan Alerji ile eklem iltihaplarının nedeni olmaktadır. Arzulanan ise bağışıklık sisteminin yeterli ve zamanında çalışmasıdır” diye konuştu.Şenol, sürekli ya da yoğun Stres, hava kirliliği, kimyasal atıklara maruz kalmak, sigara, uykusuzluk ve fazla alkol alımının bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini dile getirerek, “Yaşlılık bağışıklık sisteminin de yaşlandığı, enfeksiyonlar ve kanser riskinin arttığı bir süreçtir. Stressiz Yaşam, düzenli uyku ve beslenme, düzenli hafif-orta düzeyde egzersiz, temiz çevre, kirlenmemiş su-gıda tüketimi bağışıklık sisteminin düzenli ve etkin çalışmasında önemlidir” dedi.İyi Beslenme ve demir, çinko, bakır, selenyum, vitamin A, B6, C ve E gibi vitamin ve minerallerin bağışıklık sisteminin yapı taşlarını oluşturduğunu anlatan Şenol, şunları kaydetti:“Ancak bu vitamin ve mineralleri almanın en iyi yolu dengeli beslenmedir. Son yıllarda tüm dünyada vitamin, bitkisel ürünler ve minerallerin, ilaç halinde kullanımına yaygın bir eğilim bulunmaktadır. Bunların ilaç halinde destek olarak kullanılmasının bağışıklık sistemini güçlendirici etkilerini kanıtlayan Bilimsel veri yoktur.C vitaminin olumlu etkisi olabileceğini bildiren çalışmalar olmakla birlikte, uzun süreli ve üç gramdan fazla yüksek doz kullanımı, ishal, mide rahatsızlıkları gibi olumsuz yan etkilere neden olabilmektedir.Yaşlılar, ciddi beslenme sorunları olanlar, Sigara ve fazla alkol alanlar, gebelik ve emzirme dönemleri, beslenme yetersizliği ya da artan beslenme gereksinimi nedeniyle vitamin E, çinko ve selenyum gibi vitamin ile mineral desteklerinin yararlı olabileceği özel durumlardır.”BİTKİSEL ÜRÜNLERŞenol, bitkisel ürünlerin doğal olmasının zararsız oldukları anlamına gelmediğine dikkati çekerek, “İki aydan uzun süreli ve fazla miktarda kullanımları sonucunda, ağır alerji, kullanılan diğer ilaçlarla birlikte böbrek, karaciğer hasarları, merkezi sinir sistemine olumsuz etkiler gibi pek çok zarara yol açabilmektedirler. Özellikle, ameliyat öncesi dönemlerde sarımsağın fazla tüketilmesi kanamayı artırmaktadır” uyarısında bulundu.Sarımsağın içinde yüksek oranda sülfür içeren bileşikler bulunduğunu anlatan Şenal, “Tiyosülfonat denilen bu bileşikler allisin içeriyor. Allisin ise kanı sulandırıcı etki gösteriyor. Bu nedenle özellikle kanama eğilimi yaratan aspirin ve benzeri ilaçlarla ve ameliyat öncesi dönemlerde alınmaması gerekiyor. Ameliyat sonrasında ameliyat bölgesinde kanama olan hasta bildirimleri bulunmaktadır ve bunlar bilimsel düzeyde kanıtla teyit edilmiştir” diye konuştu.“UZUN SÜRELİ, NEFESSİZ BIRAKAN Egzersiz DE ZARARLI”İlaç yapımında bitkilerin kullanıldığını ve zararsız olduğu kanıtlandıktan sonra piyasaya sürüldüğünü anlatan Şenol, bitkisel ürünlerin ise analitik çalışmalardan geçmediği için zararlı olabileceğinin unutulmaması gerektiğini bildirdi.Şenol, tavuk suyuna çorbadan, fazla sarımsak ya da baharat tüketimi ve bitki çaylarına kadar ev tipi reçetelerin fazladan zararı olmadığının bilindiğini, ancak bağışıklık sistemini güçlendirdiklerinin ya da hastalık bulgularını azalttığının da kanıtlanmadığını vurguladı.Hafif ve orta düzeyde egzersizin, genel direnci olumlu etkilediğini ifade eden Şenol, özellikle aç karnına ve 90 dakikayı geçen uzun süreli ve nefessiz bırakan egzersizlerin de bağışıklık sistemine olumsuz etkisi olduğunu kaydetti. Şenol, “Özellikle eklem ve kas ağrıları varken ve ateş 380 dereceden yüksekken egzersiz yapmak hastalık bulgularını çok ciddileştirebilir” dedi.Hastalıkların arttığı kış aylarında el yıkama, temiz Gıda ve su tüketimi, aşılanma, hasta kişilerden olabildiğince uzak durma, iyi uyku, yeterli sıvı alımının direnci yüksek tutacak kuralların başında geldiğini ifade eden Şenol, antibiyotiklerin sık ve gereksiz kullanılmasının da hem vücuda yararlı bakterileri yok ettiğini söyledi.
Sarımsak kanamayı artırıyor

Thursday, December 10, 2009

Domuz gribi alerjikleri vuruyor

İSTANBUL - Grip nedeniyle akciğerlerde oluşan bronşit, Alerji yüzünden zatürreye çevirerek, hastanın hayatını tehdit ediyor.
Memorial Hastanesi KBB Bölümü’nden Op. Dr. Pınar Korlu, domuz gribinden en çok etkilenen hasta grubunun alerjik hastalar olduğunu belirtiyor.
Alerjik hasta grubu, alerjik nezle ve alerjik astım hastaları arasındaki alerji ile bağlantılı tüm hastaları kapsamaktadır. Alerjik hasta grubunun gribal enfeksiyonlara karşı çok daha dikkatli davranması gerekir. Çünkü alerjik hastalıklar gribin, özellikle de domuz gribinin etkilerinin daha çok ortaya çıkmasına neden olur, hasta yatağa düşer ve hastalık daha ağır bir tabloyla seyreder.
SOLUNUM YOLLARI DAHA ÇABUK TIKANIRDomuz gribinin en karakteristik tablosu, burun ve kulak yolları ile solunum yollarını tıkayıcı bir etkiye sahip olması, dolayısıyla akciğerlere doğru hızla ilerleyerek solunum yetmezliğine neden olmasıdır. Hastanın geniz yolu tıkandığında kulak tıkanması ve bununla birlikte basınç ortaya çıkar. Kulaklarda açılıp kapanma hissi ve tıkanıklık alerjik olmayan kişilerde bile ortaya çıkabilen bir durumdur. Alerjik bir kişinin solunum yollarında ödem de olduğu için, araya giren ödem artırıcı faktör olan grip, bu şikayetleri daha da artırır. Domuz Gribi solunum yollarını çok çabuk etkileyerek hızla yayıldığı için akciğerlerde zatürre gelişebilir ve hasta solunum yetmezliği tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.
ALERJİKLER ÖNLEM ALMALIAlerjik hastalar genel olarak sürekli Doktor kontrolünde hastalıklarını baskılayıcı tedavi altında olmalıdır. Ancak alerjik hastalıkların alevlendiği ve hastaların özellikle dikkatli olmaları gereken dönemler vardır. İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde hastalık belirgin bir şekilde ortaya çıkmadan doktora başvurmak ve baskılayıcı ilaçları düzenli olarak kullanmak çok önemlidir. Alerjik hastaların özellikle ilaçlarının ayarlanması ve doktor kontrolünde olmaları gerekir.
ALERJİ VÜCUT DİRENCİNİ DÜŞÜRÜRGribal enfeksiyonlarda vücut direncinin önemi çok büyüktür. Halsizlik, kırgınlık, yüksek ateş ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteren hastalık, düşük bir bağışıklık sistemi ile karşılaştığında hastayı kısa zamanda yatağa düşürür. Dinlenme, Beslenme alışkanlıkları, yorgunluk, Stres gibi faktörler de bir araya gelince hastalığın seyri olumsuz etkilenir. Alerjik hastalar vücut dirençleri düşük olduğundan, akciğer enfeksiyonlarına neden olan geniz akıntısının durdurulmasına yönelik ilaç tedavisinin uygulanması, bu hastalarda çok önemlidir.
HASTALIK ALEVLENMEDEN DOKTORA BAŞVURMALIÖzellikle sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde alerji şikayetleri alevlenmektedir. Alerji hastalarının özellikle bu dönemlerde mevsimsel şikayetlerini kontrol altında tutmak için doktora başvurmaları ve ilaçlarını aksatmamaları çok önemlidir. Kış dönemine girerken de hastaların bağışıklık sistemini güçlü tutmak için ilaç tedavisi ile birlikte gribal enfeksiyonlardan korunmak için beslenme ve uyku düzenine dikkat etmeleri gerekir. Gribe yakalanmak bir yerden sonra hastanın elinde olmayan bir durumsa da korunmak ve daha hafif bir şekilde atlatmak için, alerji hastasının durumunu takip etmesi koruyucu bir önlem olacaktır.


Domuz gribi alerjikleri vuruyor

Wednesday, December 9, 2009

Küresel ısınma kör edecek

DSÖ'nün resmi internet sitesinde yer alan araştırma sonuçlarında, son 50 yıl içinde başta fosil yakıt kaynaklı olmak üzere karbondioksit ve diğer sera gazları salınımının, küresel iklimi etkilediği belirtiliyor.Buna göre, atmosferik karbondioksit konsantrasyonu, endüstri devrimi öncesine göre yüzde 30'dan fazla arttı. Bu da atmosferin alt katmanlarında daha fazla ısı tutulması anlamına geliyor.Küresel iklim değişiklikleri, aşırı yüksek sıcaklıklara bağlı ölümlerle bulaşıcı hastalıklara kadar bir Dizi Sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.İklim ve hava koşullarının, tropik bölgelerden kutuplara kadar insan yaşamına doğrudan ve dolaylı güçlü etkileri bulunuyor.ASTIM HASTALARI ETKİLENECEKYoğun yağmur, sel ve afetle sonuçlanan uç hava olayları, insanların geçim kaynakları ve mal varlıklarını da tehlikeye atıyor. Dünya çapında 1990'lı yıllarda meydana gelen hava kaynaklı afetlerde hayatını kaybeden yaklaşık 600 bin kişinin yüzde 95'i gelişmekte olan ülkelerde yaşıyordu.Kısa vadeli yoğun sıcaklık dalgalanmaları, hipertermi ve hipotermi gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor, kalp ve solunum hastalıklarından ölüm oranlarını artırıyor. Son çalışmalar, 2003 yılı yaz aylarında Batı Avrupa'da rekor düzeyde artan sıcaklıklara bağlı olarak, tahminen yaklaşık 70 bin kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.Polen ve diğer havada uçan Alerji yapıcıların havadaki miktarı da yüksek sıcaklıkla birlikte artıyor. Bu da 300 milyon civarındaki astım hastasını doğrudan etkiliyor.GERGİNLİK VE çatışma RİSKİNDE ARTIŞKüresel ısınma sonucu yükselen deniz seviyesi, kıyılarda sel riskini artırıyor. Bunun da göçe neden olması bekleniyor.Dünya nüfusunun yarısından fazlası, deniz kıyısından 60 kilometre içeri kadar olan bölgelerde yaşıyor. DSÖ'nün araştırma dosyasında, nüfusun yer değiştirmesinin, gerginliği ve çatışma riskini artırdığına işaret ediliyor.Doğrudan yaralanma ve ölümlere neden olan sel, su ve hastalık yapıcı organizmaları taşıyan sivrisinekten bulaşan hastalıkların artma riskini de yükseltiyor.KÖRLÜK ARTACAKDeğişken yağış rejimleri, taze su kaynaklarını da riske atıyor. Su kıtlığı, küresel olarak her 10 kişiden 4'ünü etkiliyor.Hijyen ve sağlığı tehlikeye düşüren yetersiz su ve düşük su kalitesinin, her yıl yaklaşık 2,2 milyon kişinin öldüğü ishal, “Trahom” adlı körlüğe neden olabilen göz enfeksiyonu gibi hastalıkların görülme sıklığında artışa yol açması bekleniyor.Uzak mesafelerden su taşımanın, evlerdeki suyun kirlilik seviyesinin ve buna bağlı olarak hastalıkların artmasına yol açabileceği öngörülüyor.İSHAL, SITMA VE YETERSİZ BESLENMEİklimsel koşullar, su ve sivrisinek gibi vektörler aracılığıyla bulaşan hastalıkları da etkiliyor. İklime duyarlı bu hastalıklar, en büyük “küresel katiller” arasında yer alıyor.Dünyada ishal, sıtma ve yetersiz Beslenme nedeniyle 2004 yılında 3 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti, bu ölümlerin üçte birinden fazlası Afrika'da gerçekleşti.Yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve solunum yolu hastalıklarına karşı güçsüz kıldığı için, her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden oluyor.Hava sıcaklıklarının yükselmesi ve düzensiz yağışların, Gıda güvenliğinin zaten problem olduğu tropikal bölgelerdeki gelişmekte olan ülkelerde ürün verimini azaltması bekleniyor.BİSİKLET SÜRÜN, YÜRÜYÜNDSÖ, hazırladığı dosyada, sera gazı emisyonlarını azaltmanın önemine dikkati çekiyor.Toplu ulaşım ve özel araçlar yerine bisiklet veya yürümek gibi aktif hareketi teşvikin, karbondioksit emisyonları azaltabileceği ve kamu sağlığına olumlu etkisi olacağı ifade ediliyor.Bunun, sadece Trafik yaralanmalarını değil aynı zamanda hava kirliliğiyle ilişkili solunum ve kardiyovasküler hastalıkları da azaltacağı kaydediliyor.Fiziksel aktiviteyi artırmanın, genel ölüm oranlarında düşüşü de beraberinde getirebileceği belirtiliyor.
Küresel ısınma kör edecek

Tuesday, December 8, 2009

Alerjisi olanlar dikkat


Grip nedeniyle akciğerlerde oluşan bronşit, Alerji yüzünden zatürreye çevirerek, hastanın hayatını tehdit ediyor.
Memorial Hastanesi KBB Bölümü’nden Op. Dr. Pınar Korlu, domuz gribinden en çok etkilenen hasta grubunun alerjik hastalar olduğunu belirtiyor.
Alerjik hasta grubu, alerjik nezle ve alerjik astım hastaları arasındaki alerji ile bağlantılı tüm hastaları kapsamaktadır. Alerjik hasta grubunun gribal enfeksiyonlara karşı çok daha dikkatli davranması gerekir. Çünkü alerjik hastalıklar gribin, özellikle de domuz gribinin etkilerinin daha çok ortaya çıkmasına neden olur; hasta yatağa düşer ve hastalık daha ağır bir tabloyla seyreder.
Alerjenlerin solunum yolları daha çabuk tıkanır!
Domuz gribinin en karakteristik tablosu, burun ve kulak yolları ile solunum yollarını tıkayıcı bir etkiye sahip olması, dolayısıyla akciğerlere doğru hızla ilerleyerek solunum yetmezliğine neden olmasıdır. Hastanın geniz yolu tıkandığında kulak tıkanması ve bununla birlikte basınç ortaya çıkar. Kulaklarda açılıp kapanma hissi ve tıkanıklık alerjik olmayan kişilerde bile ortaya çıkabilen bir durumdur. Alerjik bir kişinin solunum yollarında ödem de olduğu için, araya giren ödem artırıcı faktör olan grip, bu şikayetleri daha da artırır. Domuz Gribi solunum yollarını çok çabuk etkileyerek hızla yayıldığı için akciğerlerde zatürre gelişebilir ve hasta solunum yetmezliği tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.
Alerjik hastalar gribe karşı önlem almalı!
Alerjik hastalar genel olarak sürekli Doktor kontrolünde hastalıklarını baskılayıcı tedavi altında olmalıdır. Ancak alerjik hastalıkların alevlendiği ve hastaların özellikle dikkatli olmaları gereken dönemler vardır. İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde hastalık belirgin bir şekilde ortaya çıkmadan doktora başvurmak ve baskılayıcı ilaçları düzenli olarak kullanmak çok önemlidir. Alerjik hastaların özellikle ilaçlarının ayarlanması ve doktor kontrolünde olmaları gerekir.
Alerji vücudun direncini düşürür
Gribal enfeksiyonlarda vücut direncinin önemi çok büyüktür. Halsizlik, kırgınlık, yüksek ateş ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteren hastalık, düşük bir bağışıklık sistemi ile karşılaştığında hastayı kısa zamanda yatağa düşürür. Dinlenme, Beslenme alışkanlıkları, yorgunluk, Stres gibi faktörler de bir araya gelince hastalığın seyri olumsuz etkilenir. Alerjik hastalar vücut dirençleri düşük olduğundan, akciğer enfeksiyonlarına neden olan geniz akıntısının durdurulmasına yönelik ilaç tedavisinin uygulanması, bu hastalarda çok önemlidir.
Alerji hastaları hastalık alevlenmeden doktora başvurmalı
Özellikle sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde alerji şikayetleri alevlenmektedir. Alerji hastalarının özellikle bu dönemlerde mevsimsel şikayetlerini kontrol altında tutmak için doktora başvurmaları ve ilaçlarını aksatmamaları çok önemlidir. Kış dönemine girerken de hastaların bağışıklık sistemini güçlü tutmak için ilaç tedavisi ile birlikte gribal enfeksiyonlardan korunmak için beslenme ve uyku düzenine dikkat etmeleri gerekir. Gribe yakalanmak bir yerden sonra hastanın elinde olmayan bir durumsa da korunmak ve daha hafif bir şekilde atlatmak için, alerji hastasının durumunu takip etmesi koruyucu bir önlem olacaktır.
Çocukları alerjik olan aileler de dikkat etmeli! Alerjik çocuğu olan ailelerin çocuklarının durumlarını doktorları ile düzenli olarak takip etmeleri, ilaçlarını kullanmaları, ev ortamını alerjenlerden uzaklaştırılmaları, beslenme ve uyku düzenine dikkat etmeleri ve kalabalık ortamlarda bulunmamalarına özen göstermeleri gerekmektedir.

Alerjisi olanlar dikkat