Showing posts with label Diyabet. Show all posts
Showing posts with label Diyabet. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Gebelik diyabetinde beslenme nasıl olmalı?

İSTANBUL - Gebelik diyabetinde, günlük enerji dağılımını anne adayının özelliklerine göre belirlemek, karbonhidratı tamamen kesmek yerine tam tahıl taneleri, kepekli pirinç, kepekli makarna, bulgur ve yulaf gibi doğru adreslerden almak gerekiyor. Kan şekerinin ani düşüşlerini önlemek için de posadan zengin gıdalar tercih edilmeli ve ara öğünler kesinlikle atlanmamalı.Tanının, hamileliğin 24 veya 28. haftalarında yapılan şeker yükleme testleri ile konduğunu belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz, bu dönemde uygulanacak beslenme programı ile ilgili şu bilgileri veriyor:
Kişiye özel, anne ve bebeğin sağlığını koruyacak, geliştirecek, hem anne hem de bebeği tüm besin ihtiyaçlarını karşılayacak bir beslenme programı oluşturmak gerekiyor. Amaç anne ve bebeğin iyi beslenmesi, bunun sonucunda istenilen kan değerlerine ulaşılması, istenilen ölçüde kilo artışı sağlanılmasıdır. Anne karnındaki bebeğin sağlığı annenin yeterli ve dengeli beslenmesi ile mümkündür. Ancak fazla kilo alma riskine karşı kontrol de çok önemlidir. Gebelikte anne metabolizmasında bazı değişiklikler olur. Beslenme, bu dönemde ayrıca önem içerir. Bu dönem genellikle ‘eksiksiz beslenme’ ile eşdeğer tutulur. Eksik beslenmenin zararları ön planda tutulur; kişi ihtiyacının üzerinde beslenmeye teşvik edilir. Aslında eksik beslenme kadar fazla beslenme de gebelikte ciddi sıkıntılar oluşturabilir.
KİŞİYE ÖZEL ENERJİ PLANIGünlük alınması gereken enerjinin dağılımı önemli. Toplam enerjinin yüzde 15’i proteinlerden, yüzde 30’u yağlardan ve yüzde 55’i de kompleks karbonhidratlardan karşılanmalı. Gebelikte kişinin alması gereken enerji yaşına, boyuna, gebeliğin başından itibaren aldığı kiloya ve fiziksel aktivite düzeyi gibi parametrelere göre hesaplanır. İhtiyacı olan enerjiyi hangi besinlerden alacağı diyetisyen ve anne adayı ile birlikte düzenlenmelidir. Gebelik döneminde beslenme önemli olduğu kadar hassastır da. Bazı besinlere karşı iştahsızlık veya tam tersi fazla aşerme gibi konular olabilir. Bu gibi durumları diyetisyeni ile paylaşan anne adayına özel Program hazırlanmalı.
KİLODA İPİN UCUNU KAÇIRMAYINGebelik diyabetinde kilo artışı fazla olabileceği için bu riski düşünerek daha gebeliğin başından yani Diyabet tanısı almadan önce kontrollü gitmek ve fazla kilo almamak gerekir. Gebelik şekerinde de normal diyabetteki gibi en önemli besin öğesi karbonhidratlı (şekerli) besinler. Ancak bu noktada şöyle bir yanlış anlaşılma da olmamalı; karbonhidratlı besinler kan şekerini yükseltir diye, gebelik diyabetinde diyetten çıkartılmaz. Yapılan çalışmalar da göstermiş ki gebelikte yeterli protein ve yağ alınsa dahi eksik karbonhidrat bebeğin beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Karbonhidratlarda önemli nokta ne kadar karbonhidrat gerektiğinin iyi hesaplanması ve kişinin ihtiyaç duyduğu karbonhidratı günün hangi saatlerinde, ne kadar ve hangi besinlerle karşılayabileceğini öğrenmesidir. Kan şekerini hızlı yükselten basit şekerler yerine lif miktarı yüksek, kan şekerini daha yavaş yükselten, sağlığı geliştirmede daha etkin kompleks karbonhidratları seçmek faydalı olacaktır.

KAN ŞEKERİNİN DÜŞMESİ TEHLİKELİ OLABİLİRKompleks karbonhidratlar tam tahıl taneleri, kepekli pirinç, makarna, bulgur, tam buğday ekmekleri, çavdar, yulaf gibi besinler, basit şekerler ise çay şekeri, reçel, bal ve marmelat gibi gıdalardır. Diyet programında karbonhidrat kaynaklarını öncelikli olarak ekmek ve ekmek yerine geçenler ile meyve grubu besinler oluşturur. Bu besinler diyette kati suretle olmalı, ancak yenilecek miktar ve zamanlama çok iyi belirlenmelidir. Diyabette sıkıntı her zaman kan şekerinin yükselmesi olmaz. Kan şekerinin düşmesi de yaşanır ve çok tehlikelidir. Bu nedenle doktorun ve beslenme uzmanının istediği periyotlarda kan şekeri kontrolü yapmak veya yaptırmak, besin tüketim kaydı tutmak ve bu kayıtlar eşliğinde beslenme programını yenilemek gerekir. Annenin aldığı kilo, kan şekeri değerleri, yiyebildiği ve yiyemediği besinler göz önüne alınarak diyetisyen kontrolünde beslenme programı yenilenmelidir.
ARA ÖĞÜNLERİ ATLAMAYINDiyabette olduğu gibi gebelik diyabetinde de kan şekerinin düşmesi oldukça sıkıntılı bir durumdur. Bunu önlemenin en güzel yolu sık aralıklarla beslenmektir. Kan şekerlerinin istenilen düzeylerde tutulabilmesi için öğün sayı ve miktarları önemlidir. Ara öğünler, öğünden 2.5–3 saat sonra kompleks karbonhidrat içerikli olmalıdır.
KAN ŞEKERİNİ POSAYLA DÜZENLEYİNKan şekerini düzenlemede yardımcı besinlerin başında posa gelir. Posa, birlikte yenilen karbonhidratın kan şekerine olan etkisini azaltır, şekerin yükselme hızını yavaşlatır. Bu nedenle de tüm öğünlerimizde kalori değeri çok az olan ama vitamin, mineral ve posadan zengin olan sebze gibi besinler tüketilmeli. Ayrıca tam buğday ekmeği, çavdar, bulgur ve meyve gibi posadan zengin diğer karbonhidrat kaynakları da tercih edilmeli.
Gebelik diyabetinde beslenme nasıl olmalı?

Uzun kış gecelerindeki tehlike

İSTANBUL - Soğuk havalarda metabolizma kendini koruma altına almak için enerji harcamak istemez ve yağ dokusunu korumayı tercih eder. Bu nedenle sürekli yeme hissi, özelliklede basit karbonhidrat içeren tatlı, şekerli, hamur işi gıdalara yönelim artar. Gecelerin uzaması, hareketin azalması, evde geçirilen zamanın artması da eklenince abur cubur tüketimi iyice artar ve kış aylarında belirgin kilo artışı gözlenir. Genellikle kış aylarında birçok kişide gözlenen Depresyon hali de yeme eğilimini artırır. Medical Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can, uzun kış gecelerindeki abur cubur tüketiminin ciddi kilo artışına neden olabileceği uyarısında bulundu ve önerilerini şöyle sıraladı:
"Abur cubur tüketimini azaltmak için yeme sıklığı ve saat düzenine çok dikkat edilmeli. Uzun süren açlıkta, kan şekeri düzensizliği olarak tatlı ve karbonhidratlı Gıda tüketimi artar. Kan şekerini dengede tutarak üç saati geçmeyecek şekilde ana ve ara öğünlerimizi ayarlarsak besin tüketimimizi daha ölçülü seviyede tutabiliriz. Basit karbonhidratlı gıdalar (tatlı, şeker, hamur işi, gofret, biksküvi vb.) kan şekerinde ani değişiklikler yaratarak daha fazla tatlı isteğine sebep olabilir. Onların yerine kompleks karbonhidratlı gıdaları (tam tahıllı ürünler, yulaf ezmesi, kuru meyveler, kepekli bisküvi, krakerler vb) tercih ederek, hem şeker-insülin seviyesini ayarlayabilir hem de daha az yağ ve kalori almış oluruz.
CİPS, KURUYEMİŞ ve PASTANE ÜRÜNLERİ RİSKLİEn tehlikeli abur cuburların başında cips, kuruyemiş ve yağ ve tuz yönünden zengin olan pastane ürünleri gelmektedir. 100 gram cips; ortalama 30 gram yağ, 10 gram doymuş yağ, 3 gram trans yağ, 3 gram tuz ve yaklaşık 500-550 kalori içermektedir. 100 gr. kuru yemişte ise ortalama 650-750 kalori vardır ve yaklaşık 50-60 gram yağ içerir. 100 gr. bisküvi-kraker gibi gıdalar da ortalama 400-450 kalori ve 20-30 gram yağ içerir. Doymuş yağ, kolesterol, tuz ve kalori deposu olan bu gıdalar kilo artışının yanı sıra yüksek tansiyon, Kalp Hastalıkları, felç ve şeker hastalığı gibi birçok Sağlık sorununa zemin hazırlayabilir.
KIŞ AYLARININ EN FAVORİ İÇECEKLERİ: SAHLEP ve BOZASoğuk kış günlerindeki favori içeceğimiz salebin; barsak çalıştırmada, öksürük ve bronşitte, bağışıklık sistemini güçlendirmede faydası vardır. Ancak içerdiği karbonhidrat ve şeker nedeniyla ölçülü tüketilmesi gerekir. 100 ml salep (1 çay bardağı) ortalama 80-90 kaloridir. Şeker içeriğinden dolayı Diyabet hastalarının tüketmesi uygun değildir.
Kışın önemli içeceklerinden biri olan boza; darı, su, ve şekerden oluşur. 100 ml’si 240 kalori, 57.5 gr karbonhidrat, 3.5 gr protein ve 0.5 gr yağ içerir. B vitaminleri, kalsiyum fosfor ve çinko içerir. Ortalama 1 bardak boza, 1-2 kase sütlü tatlıya eşdeğer kalori almamızı sağlar. O yüzden tüketim sıklığı ve miktarına dikkat edilmelidir. Haftada 2 gün, 1 su bardağını geçmeden tüketilebilir.
DONDURMA KIŞIN DA TÜKETİLEBİLİR100 gr. sütlü dondurma ortalama 190 kalori içerir, kalsiyum ve protein deposudur. Unlu şerbetli ve hatta sütlü tatlılardan dahi daha düşük kalorilidir. Sağlık açısından da daha besleyicidir. Protein, A, B, C, D, E vitamini, kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko içerir.
Buzlu olmayan sütlü dondurma çeşitlerinden, buzluktan çıkarıldığı anda değil de 5-10 dakika oda ısısında bekletilerek tüketilmelidir. Yalanarak, küçük lokmalar halinde tüketilmesi daha uygun olur. Ortalama 3 top dondurma, özelliklede sade veya meyveli olup, çikolata sosu ilave edilmemişse haftada 2-3 gün tüketilebilir.
GAZLI İÇECEKLERE DİKKAT! Gazlı içecekler; şeker, renklendiriciler, asit ve kafein gibi bileşenlerden oluşur. Kalori ve şeker içeriği hayli yüksektir. 1 bardak normal kolada ortalama 110 kalori, diyet kolada ise ortalama 0.3 kalori vardır. Fakat diyet kola da yüksek oranda tatlandırıcı içermektedir. Tatlandırıcının aşırı tüketilmesi de sağlık açısından zararları olabilir. Gazlı içecek tüketme alışkanlığı olanlar eğer kilo veya şeker problemleri yok ise diyet kola veya gazoz, yoksa normal kola veya gazozu günde 1 bardağı geçmemek üzere tüketebilirler. Hamile veya emziren anneler ve çocuklar ise en fazla haftada 1-2 bardakla sınırlandırmaları gerekir.
Her yediğimiz yiyeceğin kalori içerdiğini unutmamalıyız. Her alınan fazla kalori de vücutta yağa dönüşerek depolanır ve kilo artışına sebep olur. Bizleri mutlu edecek gıdaları tüketirken sağlığımızdan olmamaya dikkat etmeliyiz.
UZUN KIŞ GECELERİ İÇİN SAĞLIKLI ABUR CUBUR ÖNERİLERİ Tatlı grubundan ayva veya elma tatlısı gibi az şekerli olanları tercih edin. Hazır gıda ve abur cuburlar yerine, ev yapımı az yağlı kekler, az yağlı süt ile meyve karışımları, taze meyve ile yoğurt karışımları, yağsız patlamış Mısır, kuru meyveli gevrekler, meyve tatlıları, 5-6 tane kestane ve taze meyve suyu gibi gıdaları tercih etmeliyiz. Az yağlı meyveli yoğurtlar, diyet süt ile beraber kuru meyveli tahıllı ürünler, kuru meyveler, az şekerli meyve tatlıları, yağsız sütün içine tarçın ve bal katarak hazırlanmış içeceklerin tercih edilmesi; kilo almamızı engelliyeceği gibi atıştırma isteğimizi de yatıştırır.
Haftada 2 gün 1 su bardağı boza ya da salep tüketebilirsiniz. Asitli ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, sade soda, meyve çayları, ayran, süt ve su tüketiminin artırılması kalsiyum ve vitamin almamızı sağlarken, sıvı tüketimine de artırmış olur.
Uzun kış gecelerindeki tehlike

Çocuğunuzu günde 10 kez zıplatın

İSTANBUL - Hem vücut ağırlığının hem de vücuttaki yağ kitlesinin artması şişmanlık olarak tanımlanıyor. Yağ kitlesinin vücuttaki dağılımının çok önemli olduğunu belirten Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi çocuk sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, “Çalışmalar, karın bölgesinde yağ toplanmasıyla kendini gösteren şişmanlığın inme, kemik kalp hastalığı ve şeker hastalığı riskini artırdığını göstermektedir” uyarısında bulundu.
Prof. Hatun, son 30 yılda fazla kilolu çocuk sayısının 3 kat arttığını belirterek, “Dünyada 5 yaş altındaki 20 milyon çocuğun fazla kilolu veya şişman olduğu tahmin edilmektedir” dedi.
ŞEHİR ÇOCUKLARI PASİFLEŞTİRİYORDünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) özellikle şehirde yaşayanların giderek pasifleşmeye başladığına bunun da risk faktörü olduğuna dikkati çektiğini belirten Hatun, şunları kaydetti:
“DSÖ'ye göre, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan pek çok ülkede gençlerin üçte ikisinden fazlasının yeterince aktif olmadığı tahmin edilmektedir. Oysa, aktif olmak gençlerin ve çocukların kas uyumunu geliştirmelerine, sağlıklı kemikleri, kasları ve eklemleri korumalarına, kilolarını korumalarına, aşırı kiloları vermelerine ve kalp ve bağırsakların işlevlerini geliştirmesine yardım eder."
Kocaeli il merkezindeki lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin yarıya yakının düzenli Egzersiz yapmadığı, kızların yüzde 57'sinin erkeklerin ise yüzde 43'nün beden eğitimi derslerine katılmadığı belirlendi. Aynı öğrenciler arasında internet kafeye gitme ve ortalama 1 saatten fazla TV seyretme oranı ise yüzde 75'e kadar çıkıyor.SIÇRAMA HAREKETİ KEMİKLERİ GÜÇLENDİRİYORÇocukların geçmişte apartmanların bahçelerinde ip atladığını, sek sek, saklambaç, misket, yakan top gibi fiziksel aktivite gerektiren Oyunlar oynadığı, bunun da kasları geren ve yer çekimine karşı yapılan egzersizler olduğunu dile getiren Hatun, şöyle devam etti:
“Kemiklerin yer çekimi etkisiyle bile olsa gerilimden uzak kalması kemiklerin erimesine neden olmaktadır. Yakın zamanda yayımlanan bir araştırmada, 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan çocukların, normal Okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik yoğunluklarında yüzde 1.2 oranında artma olduğu görüldü. Kemik yoğunluğundaki yüzde 5 oranındaki artma, osteoporotik kırılma riskini yüzde 40 azaltmaktadır. Bu nedenle yüzde 1'lik bir artış bile çok önemlidir. İzmit'teki 551 10-16 yaş grubundaki öğrenciler üzerinde yapılan araştırmada da şişmanlık sıklığı yüzde 4.1, şişmanlık riski altında olanlar ise yüzde 9 olarak saptandı. Aynı araştırmada şişmanlık sıklığı ile günde 5 saatten fazla TV seyretme, 'atıştırma' tarzında beslenme, ailede şişmanlık olması ve 'fast food' Beslenme arasında yakın bir ilişki olduğu belirlendi.”
ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIK TEDAVİSİ Orta derecede şişman çocukların kilo almasının engellenmesinin yeterli olduğunu belirten Hatun, “Çünkü boyları uzayınca ideal ağırlıklarına yaklaşacaklardır. Belirgin olarak şişman çocuklarda ise haftada en fazla 0.5 kg verdirecek programlar hazırlanmalıdır. tedavi, Diyet, fiziksel aktivite, davranış, Yaşam tarzı değişikleri, ailenin tedaviye katılımı ve düzenli izlem şeklinde olmalıdır” dedi.
Çocuğunuzu günde 10 kez zıplatın

Kemik erimesi varsa evdeki kilimleri kaldırın

İSTANBUL -
Kemik miktarının azalması ve kemiğin Mimari yapısının zayıflaması sonucunda kemiğin kırılganlığında artış olmasına osteoporoz deniyor. Osteoporoz süreci kemiğin miktarının azalmasıyla başlıyor, hastalığın tanısı kemik yoğunluğunun ölçülmesi (DEXA) ile konuyor.
"Evinizde osteoporozdan muzdarip biri varsa düşmelere karşı önleminizi alın" diyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Fizik tedavi Uzmanı Dr. Özlem Güngör, "kemik erimesinde en büyük risk olan kırıkların yaşanmaması için evinizde yeni düzenlemeler yapın" önerisinde bulunuyor.
Osteoporozda en büyük riskin düşmeler olduğuna vurgu yapan, kemik erimesi olan kişilerin özellikle ev kazalarından korunmaları gerektiğini söyleyen Dr. Güngör, "Osteoporozda kırıkların oluşumuna yol açan en belli başlı neden düşmelerdir. Bu nedenle osteoporozu olan kişilerin yaşama alanında düşmeleri önleyecek düzenlemeler yapılmalıdır. Ev ortamında küçük kilim ve paspaslara, kaygan cila, kordonlara ve kalabalık eşyalara dikkat edilmelidir. Merdiven basamakları sağlam olmalı ve trabzan bulunmalıdır. Ortam ışıklandırması iyi olmalıdır. Düşmeler en fazla alacakaranlıkta ortaya çıkar. Bu nedenle görme kusurları için uygun gözlük kullanılmalıdır" şeklinde önerilerde bulunuyor.
Özellikle kadınları tehdit eden osteoporozun en sık görülen kemik hastalığı olduğunu belirten Dr. Özlem Güngör, hastalığın nedenleri, tedavisi ve korunma yöntemleri hakkında şu bilgileri veriyor:EN ÖNEMLİ NEDEN ÖSTROJENİN AZALMASIOsteoporozun gelişmesi ve ortaya çıkmasında birçok faktör rol oynar. Bunların en önemlisi ve en yaygın olanı, östrojen miktarındaki hızlı düşmeyle birlikte ortaya çıkan menopoz sonrasındaki osteoporozdur. Yaşın ilerlemesi bir diğer etkendir. Hormonal bozukluklar (guatr, Diyabet vb), mide –barsak sistemi hastalıkları (kalsiyum emilimini bozması nedeni ile), romatizmal hastalıklar, Beslenme bozuklukları, bazı ilaçlar (kortizon, heparin, kanser tedavileri vb), alkol, Sigara alışkanlıkları ve hareketsiz Yaşam hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Ailede osteoporoz varlığı da bir diğer risk faktörüdür.
KEMİK ERİMESİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ Kadınlarda ilk adet yaşının geç olması, erken menopoz, 6 aydan uzun süren adet görmeme, doğum yapmama ya da doğum sayısının az olması ve emzirme süresi osteoporoz gelişimi açısından risk oluşturur. Fiziksel aktivite eksikliği hangi yaşta olursa olsun kemik yapımını olumsuz yönde etkiler. Osteoporoza bağlı kırıklar, baş kemikleri dışında vücudun herhangi bir kemiğinde oluşabilir. En sık olarak omurga, kalça ve el bileğinde kırıklar görülür. Omurga kırıkları sonucunda kamburlaşma gibi duruş bozuklukları oluşurken, kalça kırıklarının ölüme varan sonuçları olabilmektedir. Osteoporoza bağlı ağrılar, kırıklar sonucunda ortaya çıkar. Uzun süreli oturma ve öne eğilme ile ağrı görülür, bazen çok şiddetli olabilir. Osteoporoza bağlı olarak omurgada oluşan şekil bozuklukları uzun süreli ağrılara neden olabilir.
ERKEN TEDAVİ BAŞARI ŞANSINI YÜKSELTİROsteoporoz günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bütün hastalıklarda olduğu gibi hastalıktan korunma öncelikli amacı oluşturur. Hastalık geliştikten sonra erken tedavi başarı şansını yükseltir. Osteoporozdan korunmada kalsiyumdan zengin beslenme şarttır. Yeterli kalsiyumu almanın en uygun yolu dengeli beslenmedir. Dengeli bir Diyet, mutlaka süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeleri içermelidir. Günlük önerilen mönü; 1 bardak süt, 1 bardak yoğurt, en az 50 gr peynir ve 1 tabak yeşil yapraklı sebzedir.
KAHVE VE SİGARA KEMİK ERİMESİNİ ARTIRIRAşırı miktarlarda kahve tüketimi vücuttan kalsiyum atılmasını artırır. Günlük 4 fincan kahve kemik miktarında azalmaya neden olmaktadır. Sigara kullanımı da kemikler üzerinde zehir etkisi yapar. Sigara içenlerde vücutta daha hızlı kemik kaybı olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Alkol tüketimi de kırık riskini artırmaktadır. Aşırı alkol tüketimi ile vücuttan kalsiyum emilimi azalır, kalsiyum atılımı ise artar.
Kemik erimesi varsa evdeki kilimleri kaldırın

Thursday, December 31, 2009

Gece çok yiyebilmek için tüm gün aç kalmayın

İSTANBUL - Kutlamaları takip eden, yeni yılın ilk gününde, aşırı ve dengesiz beslenmenin getireceği olumsuz etkilerle karşılaşmamamız için Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel şu önerilerde bulundu:
Aşırı ve dengesiz beslenmenin yol açacağı sorunları sadece yılbaşı ile sınırlamamak gerekir. Düzenli, sağlıklı ve kaliteli yemek seçimi yapan, az ve sık besin tüketenler için, sadece yılbaşında diğer günlerden daha fazla Gıda almak çok fazla sıkıntı yaratmaz. Ancak düzenli bir beslenme planı olanların da yılbaşında gıdayı fazla alması, ertesi gün kısa süreli mide ve baş ağrıları, hazımsızlık ve şişkinlik problemlerine neden olabilir. Oysa aşırı ve düzensiz beslenen ve çeşitli Sağlık problemleri olan kişilerin bu kutlamalarda daha dikkatli olmaları gerekir. Bu kişilerin beslenmesi yılbaşı gecesi yine aynı düzensizlikle ve sağlıksızlıkla devam ederse, kilo alımı devam edeceği Diyabet, kalp, böbrek gibi sağlık problemleri de ilerletebilir.
AKŞAM HİNDİ-PİLAV İÇİN GÜNDÜZ SEBZE-MEYVEYıl boyunca her gün için beslenme planı dengeli ve düzenli olmalı, besin grupları tüm öğünlere eşit olarak dağıtılmalı. Ancak yılbaşı gibi özel günlerde, her günden daha farklı olarak, yemek çeşitliliği ve miktarları daha fazla tüketilebilir. Bu nedenle, akşam tüketilecek besinlerin daha fazla olacağı düşünülerek, gün içinde sebze ve meyve ağırlıklı, az ve sık yiyerek gün tamamlanabilir ve akşam için diğer günlerden fazla yemek yiyebilmek için opsiyon bırakılabilir. Gün içinde sebze ve meyve ağırlıklı beslenen sağlıklı bir kişi, klasik yılbaşı menüsü olarak bilinen kestaneli iç pilavı ve hindi etini aşırıya kaçmadan tüketebilir. Ancak bol salata ile desteklemesi faydalı olan bu menünün yanında, aşırı yağlı ve karbonhidratlı yiyeceklerin tüketilmemesine özen göstermelidir. Hindi etinin miktarı dışında, pişirilirken haşlama ya da ızgara yönteminin uygulanması da önem taşır.
BOL YAĞLI KURUYEMİŞ YERİNE KURU MEYVEKutlama sırasında yemeğin yanında alkollü bir içecek tüketiliyorsa alkol oranı en az olan içecekle tercih edilmelidir. Alkol oranı en düşük olan ve tercih edilmesi en uygun alkollü içecek olan Şarap, en fazla 1-2 kadeh tüketilmelidir. Alkol oranı yüksek içeceklerin miktar olarak fazla tüketilmemesi ve eşlik eden yiyeceklerin dengesiz, yağ ve karbonhidrat oranı yüksek yiyeceklerden seçilmemiş olması, ertesi gün yaşanacak olumsuzlukları da ortadan kaldıracaktır. Bir kuruyemiş tabağı hazırlanırken içinde çok fazla fındık, fıstık değil, daha çok leblebi ve kuru meyvelerin olmasına özen gösterilmelidir. Bu, yılbaşı akşamında hem sindirimin daha da zorlaşmasına engel olur, hem de kalori alımını azaltır.
Gece çok yiyebilmek için tüm gün aç kalmayın

Fast food diyabeti etkiliyor

Beslenme alışkanlıklarının değiştiği günümüzde, daha kolay ve daha çabuk karın doyurmak için tercih edilen "fast food" türü yiyeceklerin Diyabet riskini neredeyse 2 kat artırdığı bildirildi.
ABD'deki Boston Üniversitesinde görev yapan Julie Palmer, her iki yılda bir Beslenme alışkanlıkları ve Yaşam biçimlerine ilişkin sorular yönelttiği ve düzenli olarak Doktor kontrolünden geçirilmelerini sağladığı 44 bin 72 kadını 10 yıl boyunca gözlemledi.
'Fast food' diyabeti etkiliyor

"Fast food" diyabet riskini artırıyor

İtalyan Haber ajansı ANSA'da çıkan habere göre, ABD'deki Boston Üniversitesinde görev yapan Julie Palmer, her iki yılda bir Beslenme alışkanlıkları ve Yaşam biçimlerine ilişkin sorular yönelttiği ve düzenli olarak Doktor kontrolünden geçirilmelerini sağladığı 44 bin 72 kadını 10 yıl boyunca gözlemledi.



Araştırma, haftada bir veya iki kez "fast food" türü yiyecekler tüketen kadınların bu 10 yıllık süre zarfında kilo aldıklarını ve Diyabet hastalığına yakalanma risklerinin bu tür bir alışkanlığı olmayanlara nazaran neredeyse 2 kat arttığını ortaya koydu.
"Fast food" diyabet riskini artırıyor

Fast food da diyabet riski

İtalyan Haber ajansı ANSA'da çıkan habere göre, ABD'deki Boston Üniversitesinde görev yapan Julie Palmer, her iki yılda bir Beslenme alışkanlıkları ve Yaşam biçimlerine ilişkin sorular yönelttiği ve düzenli olarak Doktor kontrolünden geçirilmelerini sağladığı 44 bin 72 kadını 10 yıl boyunca gözlemledi.Araştırma, haftada bir veya iki kez "fast food" türü yiyecekler tüketen kadınların bu 10 yıllık süre zarfında kilo aldıklarını ve Diyabet hastalığına yakalanma risklerinin bu tür bir alışkanlığı olmayanlara nazaran neredeyse 2 kat arttığını ortaya koydu.
Fast food'da diyabet riski

Tuesday, December 8, 2009

Bayramda beslenmeye dikkat


Kurbanlık kesiminin veteriner kontrolünde ve sağlığa uygun ortamlarda yapılması gerektiğine işaret eden Göztepe Medical Park Hastane'sinden Beslenme ve Diyet uzmanı Gizem Keservuran, Kurban Bayramı öncesi vatandaşlara, et tüketimi konusunda bazı uyarılarda bulundu.Keservuran, “Aksi takdirde insan sağlığını bozan mikroorganizmalar ile karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır. Etler, uygun koşullarda kesilmez, doğru pişirilmez, uygun sıcaklıklarda bekletilmezse hayvanlardan insanlara tenya, şarbon, tüberküloz, salmonella gibi hastalıklar bulaşabilmektedir” dedi.Kurban Bayramı'nda et tüketimine ilişkin de bilgi veren Keservuran, şunları kaydetti:“Kurban Bayramı'nda yapılan yanlış alışkanlıkların başında, kurban etlerinin kesildikten hemen sonra hatta sabah kahvaltısında tüketilmesidir. Hayvanlardaki mikroorganizmalar kesimden sonra 24 saat içinde ölür ve hayvan ilk kesildiğinde ölüm sertliği olarak adlandırdığımız sertlik de olur. Özellikle mide ve bağırsak problemi olan kişilerin dikkat etmesi gereken bir konu da budur. Etler soğuk ortamda birkaç gün bekletildikten sonra tüketilmelidir. Büyükbaş hayvanların etleri 0 derecede 7-10 gün bekletildiğinde tam yumuşama sağlanır ve etin lezzeti artar.”Etin doğru pişirilmesinin de önemine vurgu yapan Keservuran, etin lezzeti, kıvamı, kokusu, vitamin–mineral içeriğinin de pişirme yöntemiyle ilgili olduğunu söyledi.EN DOĞRU YÖNTEM IZGARA
Keservuran, şöyle konuştu:“Eti en doğru pişirme şekli ise ızgara, haşlama, fırında veya sebzelerle birlikte tencerede pişirme şeklidir. Etlerin çok uzun süre yüksek ısıyla temas etmesi (kızartma, kavurma veya mangal-barbekü şeklinde pişirme) çeşitli kanserojen maddelerin oluşumuna neden olmaktadır. Ayrıca mangalda pişirme sırasında etin dış kısmı hızlı şekilde pişmekte, proteinler katılaşmakta ve etin iç kısmı çiğ kalmaktadır. Etlerin az pişmiş veya çiğ tüketilmesi etin kalitesini düşüreceği gibi, besin zehirlenmelerine de neden olabilir. Et ile yapılan yemeklere ise ayrıca yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı, iç yağı gibi yağların kullanımından kaçınılmalıdır. Etler ızgarada pişirilecekse vitamin kaybını önlemek ve kanserojen madde oluşumunu engellemek için etler ateşten 15 santimetre uzakta olmalıdır ve kömürler kor halini aldıktan sonra etler pişirilmelidir.”KRONİK HASTALIĞI OLANLAR NE YAPMALI?Kronik hastalığı olanların, bayramda eti fazla kaçırmamaları gerektiğine de işaret eden Keservuran, “Kurban Bayramı'nda özellikle şişmanlık, kalp-damar hastalığı, Diyabet, hipertansiyon, mide-bağırsak rahatsızlığı olan bireyler ve yaşlılar beslenmelerine dikkat etmek zorundadırlar” diye konuştu.Keservuran, kronik hastalığı ve beslenme tedavisi alan bireylerin Kurban Bayramı'nda öğünlerde tüketmeleri gereken miktarları aşmamaları gerektiğine de dikkati çekerek, şöyle devam etti:“Kırmızı et, doymuş yağ, kolesterol içeriği oldukça yüksek besindir. Etin görünür yağları mutlaka temizlenmeli. Son yapılan Bilimsel araştırmalar yağlı kırmızı et tüketiminin kan yağlarında ve ürik asit düzeylerinde artışa neden olduğunu göstermektedir. Ayrıca fazla tüketimin kolon, mide, prostat kanseri riskini arttırdığı da bilinmektedir. Bu nedenle haftada 2 kez doğru pişirme yöntemleri ile hazırlanmış kırmızı et tüketimi sağlıklı birey olmada önemli bir adımdır.”BAYRAMDA BESLENMESağlıklı Kurban Bayramı için pratik önlemlerde de bulunan Keservuran, şunları kaydetti:“İlk öğününüz iki bardak su, ardından hafif bir kahvaltı olsun. Az ve sık aralıklarla doğru besinleri seçerek beslenmeye özen gösterin. Drajeler, çikolatalar, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları veya meyve tatlılarını (elma, armut, ayva tatlısı) tercih edin. Tabağınızın 4'te 1'ini kırmızı et kalan kısmını ise sebze yemekleri ve salatadan oluşturun. Bunun yanında tam buğday ekmeğinizi tüketmeyi unutmayın. Yanlış seçilen ve fazla tüketilen her lokmanın sağlığınızı olumsuz etkileyeceğini unutmayın. İkramlarla ve fazla yemeyle bozulan barsak hareketlerinizi düzene koymak adına ara öğünlerde meyve tüketimine önem verin. Elma, armut, ayva gibi meyvelerinizi iyi yıkadıktan sonra kabuklu tüketmeye özen gösterin. Bağırsaklarda su tutulumuna neden olan fazla çay ve kahve tüketiminin yerini bitki çaylarına bırakın. Bozulmuş bağırsak hareketlerinizi düzenlemek için vücudunuza yardımcı olun. Öğün aralarında su tüketmeyi unutmayın. Bayram ziyaretine gitmeden önce evinizde yemeğinizi veya ara öğününüzü mutlaka tüketin. Yine de 'Eyvah fazla yedim, kaçırdım' diyorsanız, fiziksel aktivitenizi mutlaka arttırın. Bayramı fırsat olarak görüp seyahate çıkanlar, açık büfelerde dikkatli olun Sağlıklı Beslenme kurallarını unutmayın.”KURBAN ETİ NASIL SAKLANMALI?Kurban etinin nasıl saklanması gerektiğine de vurgu yapan Keservuran, şunları belirtti:“Etler uzun süre saklanılmak istenildiğinde birer pişirimlik parçalara ayrılarak yağlı kağıda sarılarak, buzdolabında birkaç hafta saklanabilir. Etler dondurularak da uzun süre saklanabilir. Donmuş etler soğuk yerde yani buzdolabında çözdürülür. Çözdürülen etlerin tekrar dondurulması tehlikelidir.”
Bayramda beslenmeye dikkat

Kebap, şiş, pirzola ya sonrası...

İSTANBUL - Özellikle kalp-damar, Diyabet, hipertansiyon ve böbrek hastaları risk altında. Seçilen etin cinsine, pişirilme yöntemine ve özellikle porsiyonlarına dikkat etmek önemli.
Aynı zamanda Amerikan Diyetisyenler Derneği Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi olan Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez, "Epidemiyolojik ve kanıta dayalı çalışmalar gösteriyor ki sıklıkla ve sağlıksız teknikle pişirilen kırmızı yağlı et, kanser riskini artırıyor, kolesterol ve ürik asit düzeyini artırıyor" diyor ve ekliyor:"Bu nedenle kırmızı et tüketiminde sıklık azaltılmalı, haşlama öncelikli olmak kaydıyla, fırınlama ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmeli. Sıklık açısından haftada 2 kez tüketmek en sağlıklısı. Pişirme suyu atılmamalı, et az suda pişirilmeli."Kurban bayramında taze kırmızı et, tatlı ve hamur işi tüketiminin arttığını, Sağlık sorunları yaşamamak için bazı noktalara dikkat etmek gerektiğini söyleyen ve bulaşıcı hastalıklara dikkat çeken Dönmez'in önerileri:
EN SAĞLIKLI ET TÜKETİMİ İÇİN...Kurbanlık hayvan kesiminde uygun hijyenik koşullar sağlanmaz, veteriner kontrolü olmazsa salmonella, şarbon gibi hastalıkların bulaşma riski artar. Etin bekletilmeksizin aynı gün pişirilmesi, rigor denen ölüm sertliğini beraberinde getireceği için hem etin pişmesinde hem de sindirimde sıkıntı yaratır. Özellikle mide ve barsak sorunu yaşayanlar buna dikkat etmeli. HANGİ ETLER TERCİH EDİLMELİ?Yağlı etin doymuş yağ ve kolesterol içeriğinin fazla olması nedeniyle az yağlı veya yağsız et tercih edilmeli. Bu tercih, kalp damar ve tansiyon hastalığı olanlar için de en sağlıklı seçim. Özellikle kurban bayramında sakatat ve kuyruk yağı tüketilmemesine özen gösterilmeli.

DOĞRU TEKNİKLE PİŞİR BESİN DEĞERİNİ KORUKırmızı et içerdiği demir, magnezyum, çinko, fosfor, folik asit, B6 ve B12 ile iyi kaliteli hayvansal bir proteindir. Ancak doğru pişirme yöntemi tercih edilmezse besin ögesi kayıpları olur. Haşlama, ızgara veya fırın en sağlıklı pişirme yöntemidir. Kızartma veya kavurmadan özellikle kaçınılmalıdır.
Et hazırlamada kullanılan kesme tahtaları sebze ve meyve hazırlamada kullanılandan farklı olmalı. Çünkü çiğ et kesme tahtasına bulaşabilecek bakteriler ve toksinler çiğ tüketilecek salatayla sindirim sistemine geçer.
Etin ateşe doğrudan temasını sağlayacak pişirme yöntemleri kansorejen ögelerin oluşumuna neden olurken folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinde kayba yol açar. Etin içi ve dışı iyi pişmiş olmalı, çiğ kalması, hem sindirim sistemi parazitlerine hem de besin zehirlenmelerine neden olabilir. Etin gözle göremediğimiz yağ içeriğinin yüksek olması nedeniyle pişirirken ayrıca yağ eklenmemeli.
KUBRAN ETİ NASIL SAKLANMALI?Et büyük parçalar halinde değil, tek pişirimlik ve küçük parçalar halinde, kuşbaşı veya kıymalık olacak şekilde temiz poşetlerde saklanmalı. Buzdolabının buzluk kısmı veya derin dondurucu saklama için uygundur. -4 derecede 2 hafta, -18 derecede daha uzun bir süre saklanabilir. Buzluktaki et pişirileceği zaman çözdürme işlemi kalorifer üzerinde, sıcak su altında değil, buzdolabının alt rafında yapılmalı. Çözdürülen et hemen kullanılmalı çünkü bekleyen veya tekrar dondurulan et zehirlenmelere neden olabilir.
ŞERBETLİ DEĞİL SÜTLÜ TATLILARI TERCİH EDİNBayramda kan şekerinde ani iniş ve çıkışlara neden olan tatlıların aşırı tüketiminden kaçınılmalı, şerbetli hamur tatlıları değil, sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilmeli. Bayram günleri tükettiğimiz etin yanı sıra diğer yiyeceklere de dikkat etmeliyiz. Taze bir salata veya bir bardak taze portakal suyunun sofrada bulunması etteki demirin vücutta kullanılabilirliğini arttırır.
Et ile beraber makarna veya pilav gibi işlenmiş ürünler yerine bulgur, kepekli makarna tercih edilmeli. Kolalı gazlı içecekler yerine ise yoğurt, ayran tercih edilerek dengeli Beslenme sağlanabilir.
BAYRAM SÜRESİNCE BUNLARA DİKKAT EDİNMutlaka 3 öğün yemek yiyin. İkramlardan küçük miktarlarda tüketin. Ziyaretlerde açık çay tercih edin ve günde 1 fincandan fazla kahve içmeyin. Şekerleme ve tatlılardan mümkün olduğunca uzak durun. Kebap, kuzu şiş, pirzolayı yavaş ve düşük ısıda pişirin. Mutlaka yanında çoban salata veya taze nane-maydanoz tüketin. Kavurma ve kızartmadan uzak durun. Bol taze sebze ve kabuklu meyve tüketin. Günde 6–7 su bardağı ılık su tüketin. Tatili değerlendirerek bol fiziksel aktivite yapın.EN SAĞLIKLI ET YEMEĞİ ÖRNEĞİBayramda beslenme önerilerini böyle sıralayan Selahattin Dönmez, sağlıklı et yemeği için bir de tarif verdi. İşte Dönmez'in tercihi: "İri kuşbaşı halinde doğranmış yağsız kırmızı eti iyice yıkadıktan sonra çelik tencereye koyun, kısık ateşte suyunun çekilmesini sağlayın. Kıyılmış kuru soğanı, az miktarda tuzu, ince dilimler halinde kesilmiş yeşil ve tatlı kırmızı biberi pişen etin üzerine ilave edin. Çok az karabiber, kimyon ve tuz ile iyice pişirin. İndirmeye yakın küpler halinde kesilmiş domatesle 2–3 dakika çevirin ve ince kıyılmış bol taze maydanoz ile servis edin."SOFRANIZDA MUTLAKA BULUNMASI GEREKENLERBazı gıdaların sofralarda yer almasını özellikle öneren ve "Bayram süresince bunları beslenmenizde eksik etmeyin' uyarısında bulunan Dönmez, bu besinlerin neden önemli olduğunu ise şöyle anlatıyor. Zeytinyağı: Tekli doymamış yağ asitlerinden zengin, çoklu doymamış yağ asitlerini ise az miktarda içerdiği için sağlıklı bir yağdır. Ayrıca ısıtıldığında diğer bütün bitkisel yağlardan daha az kanserojenik madde oluşturur. Bu özellikleri ile zeytinyağının kolesterolü düşürme ve antioksidan etkileri vardır. Bu nedenle yemeklerinize ve salatalara az miktarda zeytinyağı ekleyin.
Lahanagiller: Lahana, Brüksel lahanası, brokoli ve karnabahar bu grubun en önde gelen üyeleri. Bu sebzeler kanser, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücudun toksinlerden arındırma sistemini güçlendirirler. Etin yanına bu besinlerden oluşan garnitürler hazırlayabilir veya buharda pişirerek salatalarınıza ekleyebilirsiniz.
Soğangiller: Sülfürden zengin olan soğangiller ailesinde başlıca kuru soğan, taze soğan, kuru ve taze sarımsak ve pırasa bulunur. Vücudun toksinlerden arındırmasına yardımcı olurlar ve güçlü antioksidanlar içerirler. Yapılan son araştırmalar, özellikle sarımsağın kanser riskini azalttığını göstermiştir. Bu nedenle günde 2 diş çiğ sarımsak yemek sağlığımız için yararlıdır.

Domates: Domates, likopen yönünden zengindir. Likopenin antioksidan etkisi nedeniyle meme, sindirim sistemi, serviks, mesane, deri ve akciğer kanseri riskini azalttığı biliniyor. Bu nedenle yağsız ve tuzsuz olarak domates veya taze domates suyu tüketmelisiniz.
Tam tahıllı gıdalar: Kabuğu (kepeği) ve özü ayrılmamış tahıllardan yapılan gıdalara tam tahıllı denir. Bulgur, kepekli ekmek, çavdar ekmeği, kepekli undan yapılmış gıdalar, esmer pirinç, esmer makarna ve tam tahıllı kahvaltılık gevrekler bu gruptadır. Tam tahıllı gıdalar uzun süre tok tuttuğu için beslenmenizin ana parçası olmalı.
Kebap, şiş, pirzola ya sonrası...