Showing posts with label kolesterol. Show all posts
Showing posts with label kolesterol. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İlaç içerken brokoli ve lahana böbrekleri korur

* Ben 70 yaşındayım. Şeker ve yüksek tansiyon sorunum var. Günde 10 tane ilaç içiyorum. Bu ilaçların böbreklerime zarar vermemesi için neler yapmalıyım? A.K./İzmir

İlerleyen yaşlarda sıklaşan hastalıklar için alınan ilaçların sayısında bir patlama yaşanır. Bu duruma 'polifarmasi' de denir. Ancak 60 yaş ve üzeri kişilerde vücudun metabolizması değiştiğinden, ilaç kullanımını yönetmek de gerçek bir maharet ister. Bu nedenle öncelikle doktorunuzdan ilaçlarınızı hangi sorun için kullandığınızı, ne zaman alacağınızı, ne kadar süre devam edeceğinizi öğrenin.



Alkolden uzak durun!

Bunun yanında tuz, yağ ve şeker içeren gıdalardan uzak durun. Gerekirse bir Beslenme uzmanından yardım alın. Alkol ve sigaradan kaçının. Bol bol su için. Brokoli, karnabahar ve lahana yiyin. Soğan ve sarmısak tüketerek karaciğeri destekleyin.



Şeker hastaları yüksek tansiyona dikkat etsin

* 62 yaşındayım. Dokuz yıldır da şeker hastasıyım. Tansiyon ve kolesterol sorunu da yaşıyorum. Sadece şeker ilaçlarımı almam yeterli olur mu? K.P./Giresun

Dünya Sağlık Örgütü'nün yeni açıkladığı bir rapora göre; yüksek tansiyon tüm dünyada yılda 7.5 milyon kişinin ölümüne neden oluyor. Yine tüm dünyada ölüme en fazla sebebiyet veren kalp-damar hastalıklarının yüzde 45'i ve beyin-damar hastalıklarının yüzde 51'i yüksek kan basıncı nedeniyle oluşuyor. Bunun yanında yüksek tansiyon; inme ve felç gibi hastalıklara yol açarak hayat kalitesini de olumsuz etkiliyor. Bu nedenle düzenli aralıklarla kan basıncını ölçtürmek, Yaşam alışkanlıklarında düzenlemeler yapmak ve gerekirse ilaç tedavilerinden yararlanmak gerekiyor. Ancak özellikle kalp ve damar sağlığını tehdit eden şeker hastalığı gibi başka risk faktörleri söz konusu olduğunda kan basıncı kontrolü daha da önem kazanıyor.



Kolesterol önemli!

Amerika'da son günlerde yayınlanan bir çalışma ise şeker hastalarının kan şekeri seviyeleri için gösterdikleri özeni yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol seviyeleri için göstermediklerini ortaya koydu. Oysa şeker hastalığında yüksek kan basıncının kontrol altında tutulması, yaşam süresinin uzamasına ve ölüm riskinin azalmasına yardım ediyor. Uzmanlar, şeker hastalarının sistolik kan basıncını 130 Hg'nin altında tutmalarını öneriyor.



Kış depresyonuna yeşil çay

* Uzun süredir depresifim. Aile doktorumuz 'Kış depresyonu olabilir' dedi. Ne yapmalıyım? M.S./Adana

Kış depresyonun belirtileri depresyona oldukça benzer... Üzüntü, yalnız kalma isteği, enerji ve konsantrasyon kaybı, uykusuzluk veya aşırı uyuma, cinsel sorunlar, baş ve kas ağrıları, iştahta artış veya azalma, intihar düşüncelerine sebep olabilir. Kış depresyonuyla savaşmak için özellikle güneşli günlerde dışarı çıkarak, en az 30-40 dakikalık yürüyüşler yapın. Omega3 içeren balık ürünleri, ceviz, keten tohumu ve semizotu ile B vitaminleri, demir, magnezyum, potasyum, selenyum ve çinkodan yararlanın. Koenzim Q10 ve yeşil çay gibi besin destekleri hakkında doktorunuza danışın. Aşırı şeker içeren gıdalardan mümkün olduğunca kaçının.
İlaç içerken brokoli ve lahana böbrekleri korur

Kanserden korunmak mümkün mü?

İSTANBUL - Kanser oluşumunda iki temel faktör rol oynar. Kalıtsal faktörleri kontrol etmek mümkün değil. Çünkü her insan belirli bir Genetik kod ile doğar ve bu değişmez. Peki ya çevresel faktörler?Sigara, alkol, hava kirliliği, sağlıksız beslenme, obezite, hareketsiz Yaşam ve aşırı miktarda güneş ışınlarına maruz kalmak kansere neden olan çevresel faktörler. Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, çevresel faktörlerin büyük ölçüde kontrolümüz altında olduğunu söylüyor. Demir, "Bu faktörlerden sadece üçünü, beslenme, Obezite ve fiziksel aktiviteyi kontrol altında tuttuğumuz takdirde kanserden 1/3 oranında korunabiliriz, yani sadece üç faktöre müdahale ederek kanser riskini üçte bir oranında düşürmek tamamen elimizde" diyor.
Demir'e göre, tüm çevresel faktörler düşünüldüğünde ise kanser oluşumunu önleme oranı yüzde 80’lere kadar çıkıyor. Yani Sigara ve alkolden uzak durup, düzenli fiziksel aktivite yaparsak, dengeli ve düzenli beslenerek ideal kiloda kalmayı başarabilir ve güneş ışınlarından bilinçli şekilde yararlanırsak kanserden yüzde 80 oranında korunmamız mümkün olabiliyor. Demir, "Kısaca söylemek gerekirse, kanseri sadece kader olarak düşünmek doğru değil. Çünkü sigara içen erkeklerde akciğer kanserinin görülme riski 23 kat, kadınlarda ise 13 kat artıyor. Sigara içmeyen ve sigara dumanına maruz kalmayan bireylerin akciğer kanserine yakalanmaları ise düşük bir ihtimal" diye konuşuyor. Kanserden korunmada kontrol altında tutabileceğimiz çevresel faktörlerin başında ise beslenme geliyor. Aynı zamanda "Sağlıkta ve Kanserde Doğru Beslenme" adlı 2007 yılında yayınlanmış bir kitabı da bulunan Diyetisyen Çağatay Demir, "Aslında kanserden korunmak için uygulanacak beslenme, doğrudan doğruya Sağlıklı Beslenme ilkeleri ile paralellik gösterir" diyor ve kanserden koruyucu beslenmeye temel olacak noktaları şöyle açıklıyor: GÜNDE 5 PORSİYON VE ÇEŞİTLİ RENKTE MEYVE-SEBZE"Çeşitli renkte meyve ve sebze tüketiminin akciğer, ağız, yemek borusu, mide ve kalın bağırsak kanserlerinde riski azalttığı birçok çalışma ile kanıtlandı. Meyve ve sebzelerin meme ve prostat kanseri gibi hormona dayalı kanser türlerinin oluşma riskini azalttığı konusunda da veriler mevcut. Bu gıdalar, kanserden koruyucu özelliklerini farklı birkaç mekanizma ile gösterirler. Bunlardan ilki bu gıdalarda bulunan çeşitli antioksidanlardır.Antioksidanlar vücutta bulunan serbest radikalleri etkisiz hale getirerek kanserden korurlar. Bunun yanında düşük kalorili oldukları için, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmeyle obezitenin önlenmesi de mümkündür. Obezitenin meme, kolon, endometrium, yemek borusu ve böbrek kanserlerinde riski arttırdığı düşünülürse, düzenli meyve ve sebze tüketiminin önemi daha da artar. Ayrıca meyve ve sebzelerde bulunan yüksek miktardaki lif, kolon kanseri riskini de önemli ölçüde azaltıyor. RENKLERİ DEĞİŞTİKÇE KOMPOZİSYONLARI DA DEĞİŞİYORAncak meyve ve sebzeleri tüketirken bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Değişik renkte meyve ve sebzeler tüketmek ve besin çeşitliliği sağlamak çok önemli. Hiçbir besin vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besin öğelerini bir arada içeremez. Vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerini karşılamak için besin çeşitliliği sağlamak en doğru yöntemdir. Meyvelerin rengi değiştikçe içerdikleri vitamin kompozisyonları da değişir. Bu nedenle gün içinde tüketilen meyvelerin renginin birbirinden farklı olması önemlidir.Meyveleri çok iyi yıkayarak, kabuklu tüketmenin lif alımını arttırdığı unutulmamalı. Meyvelerdeki lifin ağırlıklı olarak kabukta bulunmasından dolayı bu yiyecekleri kabuğuyla birlikte tüketmek kanserden korunmanın yanında, kolesterol, şeker ve kabızlık problemlerinde de yararlı olur. Vitamin değerlerini korumak için sebzeleri buharda haşlamak en sağlıklı yöntemdir. Mevsiminde yetişen meyve ve sebzeleri tüketmek daha sağlıklı, daha besleyici, daha lezzetli ve daha ucuzdur. Bu nedenle mevsiminde yetişen meyve ve sebzelerin tüketilmesini öneriyoruz.
KIRMIZI ETTEN UZAK DURUNYapılan çalışmalar kırmızı etin ve sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünlerinin kolon kanserine neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle beslenmede bu tür yiyeceklere fazla yer verilmemesi büyük önem taşıyor.
İŞLENMİŞ TAHILLAR YERİNE TAM TAHILLI ÜRÜNLERÇalışmalar, tam tahıl ürünlerinin ağız içi, gırtlak, yemek borusu, yutak, mide, kolon, rektum, karaciğer, mesane, pankreas, meme, rahim, yumurtalık, prostat ve böbrek kanserlerine karşı koruyucu olduğunu gösteriyor. Tam tahılların içerdiği birtakım antioksidanlar ve lifin kansere karşı koruyucu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle işlenmiş tahıllar yerine tam tahıllı ürünlerin tüketilmesi kanserden korunmada etkili oluyor.
YAĞSIZ ET, DERİSİZ TAVUKyağ içeriği yüksek olan bir beslenme düzeninin doğrudan kansere yol açtığına dair bir çalışma olmasa da yüksek yağlı beslenmenin fazla kalori alımına, bunun da obeziteye neden olduğu biliniyor. Obezitenin de bazı kanser türlerinde riski arttırdığı bilindiği için yağ içeriği düşük bir beslenme programı uygulamak çok önemli. Bu doğrultuda; kaymak, krema, mayonez gibi yağ içeriği yüksek olan yiyeceklerin tüketilmemesini, süt ve süt ürünlerinin yağsız veya yarım yağlı olanlarının tercih edilmesini, etin yağsız, tavuğun derisiz yenmesini, sakatatlardan uzak durulmasını ve yemeklere konan yağın azaltılmasını öneriyoruz.
MANGAL YERİNE FIRIN, KIZARTMA YERİNE HAŞLAMABesinleri yanlış yöntemlerle pişirmek da kanser oluşumunda önemli etkiye sahip. Özellikle ülkemizde sıklıkla tercih edilen mangalda pişirme kanser oluşumunda ciddi risk oluşturuyor. Temel olarak dikkat edilmesi gereken nokta; besinlerin hızlı pişmesini önleyecek yöntemlerin tercih edilmesidir. Mangal yaparken öncelikle kömürün kor haline gelmesi beklenmeli, kömür ve et arasındaki mesafe en az 15 cm olacak şekilde ayarlanmalı. Yağda kızartma da çok sağlıksız bir pişirme yöntemi. Yiyeceğin hızlı pişmesini sağlayan bu yöntem, hem fazla yağ alımına hem de fazla kaloriye yol açar. En önemlisi de yağın okside olması sonucu kanserojen maddelerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Yani besinlerin pişerken kansorojen madde haline gelmemesi için fırın, suda veya buharda haşlama gibi pişirme yöntemleri tercih edilmeli."
Çağatay Demir, kanserden koruyucu beslenmede kadın ve erkeğe özel bir beslenme tarzının olmadığını belirtiyor. Ancak kanser riskleri açısından değerlendirildiğinde, meme kanserinin kadınlarda en çok görülen kanser türü olduğunu hatırlatıyor ve bu nedenle özellikle Meme Kanseri açısından risk grubunda olan kadınların alkol tüketmemesini öneriyor.
Erkeklerde ise prostat kanseri en sık görülen kanser türü. Bu nedenle A vitamininin öncü maddeleri olan karetenoidlerin prostat kanserinden korunma açısından erkeklerde daha faydalı olabileceğini söyleyen Demir, kanserden korumada ön plana çıkan besinlere şu örnekleri veriyor:
Domates: Antikanserojen aktivite gösteren karotenoidlerden biri olan likopen, domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşiktir. Likopenin prostat, meme ve akciğer gibi kanser türlerinde riski azalttığı yönünde çok sayıda araştırma bulunuyor.
Brokoli, Karnabahar, Lahana ve Brüksel Lahanası: Kolon ve prostat kanseri riskini azaltan bu besinler, yüksek oranda C vitamini, beta-karoten, lif, kalsiyum, folik asit ve birçok fitokimyasal madde içerirler. Bu besinlerin yapısında bulunan bileşikler DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltır.
Sarımsak: Midede bulunan Helikobakter Pilori adlı bakterinin üremesini önler. Bu bakteri mide kanseri ile ilişkilendirildiği için, sarımsağın dolaylı yoldan mide kanserinden de koruyabileceği konusunda Bilimsel çalışmalar mevcut.
Soya: Fitoöstrojenler özellikle hormona bağlı olan kanserlerin kontrol ve önlenmesinde rol oynarlar. Meme kanseri, testis ve prostat kanseri gibi östrojenle ilişkili kanserler, fitoöstrojen alımının yüksek olduğu ülkelerde daha düşük oranlarda görülüyor.
Yeşil Çay: Çaydaki antioksidan polifenolik bileşiklerin, kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Çayda bulunan temel antioksidan madde ise kateşindir.
Kanserden korunmak mümkün mü?

Uzun kış gecelerindeki tehlike

İSTANBUL - Soğuk havalarda metabolizma kendini koruma altına almak için enerji harcamak istemez ve yağ dokusunu korumayı tercih eder. Bu nedenle sürekli yeme hissi, özelliklede basit karbonhidrat içeren tatlı, şekerli, hamur işi gıdalara yönelim artar. Gecelerin uzaması, hareketin azalması, evde geçirilen zamanın artması da eklenince abur cubur tüketimi iyice artar ve kış aylarında belirgin kilo artışı gözlenir. Genellikle kış aylarında birçok kişide gözlenen Depresyon hali de yeme eğilimini artırır. Medical Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can, uzun kış gecelerindeki abur cubur tüketiminin ciddi kilo artışına neden olabileceği uyarısında bulundu ve önerilerini şöyle sıraladı:
"Abur cubur tüketimini azaltmak için yeme sıklığı ve saat düzenine çok dikkat edilmeli. Uzun süren açlıkta, kan şekeri düzensizliği olarak tatlı ve karbonhidratlı Gıda tüketimi artar. Kan şekerini dengede tutarak üç saati geçmeyecek şekilde ana ve ara öğünlerimizi ayarlarsak besin tüketimimizi daha ölçülü seviyede tutabiliriz. Basit karbonhidratlı gıdalar (tatlı, şeker, hamur işi, gofret, biksküvi vb.) kan şekerinde ani değişiklikler yaratarak daha fazla tatlı isteğine sebep olabilir. Onların yerine kompleks karbonhidratlı gıdaları (tam tahıllı ürünler, yulaf ezmesi, kuru meyveler, kepekli bisküvi, krakerler vb) tercih ederek, hem şeker-insülin seviyesini ayarlayabilir hem de daha az yağ ve kalori almış oluruz.
CİPS, KURUYEMİŞ ve PASTANE ÜRÜNLERİ RİSKLİEn tehlikeli abur cuburların başında cips, kuruyemiş ve yağ ve tuz yönünden zengin olan pastane ürünleri gelmektedir. 100 gram cips; ortalama 30 gram yağ, 10 gram doymuş yağ, 3 gram trans yağ, 3 gram tuz ve yaklaşık 500-550 kalori içermektedir. 100 gr. kuru yemişte ise ortalama 650-750 kalori vardır ve yaklaşık 50-60 gram yağ içerir. 100 gr. bisküvi-kraker gibi gıdalar da ortalama 400-450 kalori ve 20-30 gram yağ içerir. Doymuş yağ, kolesterol, tuz ve kalori deposu olan bu gıdalar kilo artışının yanı sıra yüksek tansiyon, Kalp Hastalıkları, felç ve şeker hastalığı gibi birçok Sağlık sorununa zemin hazırlayabilir.
KIŞ AYLARININ EN FAVORİ İÇECEKLERİ: SAHLEP ve BOZASoğuk kış günlerindeki favori içeceğimiz salebin; barsak çalıştırmada, öksürük ve bronşitte, bağışıklık sistemini güçlendirmede faydası vardır. Ancak içerdiği karbonhidrat ve şeker nedeniyla ölçülü tüketilmesi gerekir. 100 ml salep (1 çay bardağı) ortalama 80-90 kaloridir. Şeker içeriğinden dolayı Diyabet hastalarının tüketmesi uygun değildir.
Kışın önemli içeceklerinden biri olan boza; darı, su, ve şekerden oluşur. 100 ml’si 240 kalori, 57.5 gr karbonhidrat, 3.5 gr protein ve 0.5 gr yağ içerir. B vitaminleri, kalsiyum fosfor ve çinko içerir. Ortalama 1 bardak boza, 1-2 kase sütlü tatlıya eşdeğer kalori almamızı sağlar. O yüzden tüketim sıklığı ve miktarına dikkat edilmelidir. Haftada 2 gün, 1 su bardağını geçmeden tüketilebilir.
DONDURMA KIŞIN DA TÜKETİLEBİLİR100 gr. sütlü dondurma ortalama 190 kalori içerir, kalsiyum ve protein deposudur. Unlu şerbetli ve hatta sütlü tatlılardan dahi daha düşük kalorilidir. Sağlık açısından da daha besleyicidir. Protein, A, B, C, D, E vitamini, kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko içerir.
Buzlu olmayan sütlü dondurma çeşitlerinden, buzluktan çıkarıldığı anda değil de 5-10 dakika oda ısısında bekletilerek tüketilmelidir. Yalanarak, küçük lokmalar halinde tüketilmesi daha uygun olur. Ortalama 3 top dondurma, özelliklede sade veya meyveli olup, çikolata sosu ilave edilmemişse haftada 2-3 gün tüketilebilir.
GAZLI İÇECEKLERE DİKKAT! Gazlı içecekler; şeker, renklendiriciler, asit ve kafein gibi bileşenlerden oluşur. Kalori ve şeker içeriği hayli yüksektir. 1 bardak normal kolada ortalama 110 kalori, diyet kolada ise ortalama 0.3 kalori vardır. Fakat diyet kola da yüksek oranda tatlandırıcı içermektedir. Tatlandırıcının aşırı tüketilmesi de sağlık açısından zararları olabilir. Gazlı içecek tüketme alışkanlığı olanlar eğer kilo veya şeker problemleri yok ise diyet kola veya gazoz, yoksa normal kola veya gazozu günde 1 bardağı geçmemek üzere tüketebilirler. Hamile veya emziren anneler ve çocuklar ise en fazla haftada 1-2 bardakla sınırlandırmaları gerekir.
Her yediğimiz yiyeceğin kalori içerdiğini unutmamalıyız. Her alınan fazla kalori de vücutta yağa dönüşerek depolanır ve kilo artışına sebep olur. Bizleri mutlu edecek gıdaları tüketirken sağlığımızdan olmamaya dikkat etmeliyiz.
UZUN KIŞ GECELERİ İÇİN SAĞLIKLI ABUR CUBUR ÖNERİLERİ Tatlı grubundan ayva veya elma tatlısı gibi az şekerli olanları tercih edin. Hazır gıda ve abur cuburlar yerine, ev yapımı az yağlı kekler, az yağlı süt ile meyve karışımları, taze meyve ile yoğurt karışımları, yağsız patlamış Mısır, kuru meyveli gevrekler, meyve tatlıları, 5-6 tane kestane ve taze meyve suyu gibi gıdaları tercih etmeliyiz. Az yağlı meyveli yoğurtlar, diyet süt ile beraber kuru meyveli tahıllı ürünler, kuru meyveler, az şekerli meyve tatlıları, yağsız sütün içine tarçın ve bal katarak hazırlanmış içeceklerin tercih edilmesi; kilo almamızı engelliyeceği gibi atıştırma isteğimizi de yatıştırır.
Haftada 2 gün 1 su bardağı boza ya da salep tüketebilirsiniz. Asitli ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, sade soda, meyve çayları, ayran, süt ve su tüketiminin artırılması kalsiyum ve vitamin almamızı sağlarken, sıvı tüketimine de artırmış olur.
Uzun kış gecelerindeki tehlike

Kalbin baş düşmanı kolesterol

İSTANBUL - Eğer kötü kolesterol yani LDL'yi düşürüp iyi kolesterol yani HDL'yi yükseltir, kalp sağlığını olumsuz etkileyen diğer risk faktörlerini de devre dışı bırakırsanız kalp sağlığınızı önemli ölçüde korumuş olursunuz. Kalp sağlığının Beslenme ayağında en önemli noktanın kandaki kötü kolesterol olduğunu belirten Diyetisyen Taylan Kümeli, kötü kolesterol düzeyinde düşüş sağlayan Yaşam boyu iyileştirici değişikliğin aslında önemli stratejileri içine alan bir tedavi biçimi olduğunu söyledi. "Sağlıklı bir kalbe sahip olmak için bunları kontrol altına almalısınız" diyen Kümeli, bu stratejileri üç başlıkta irdeledi:1. YAŞAM BOYU İYİLEŞTİRİCİ DİYET"Bu diyetin anlamı, öğünlerinizde daha az doymuş yağ ve Diyet kolesterolü tüketmektir. Bu diyeti planlarken günde 200 mg'ın altında kolesterol, toplam enerjinin de yüzde 7'sinin altında doymuş yağ içermesine dikkat etmek gerekir. Diyeti uygularken uygun kiloda olmalı ya da kilo almaktan korunmalısınız. Birinci aşamada düşük doymuş yağlı ve kolesterollü diyet altında kötü kolesterol düzeyiniz düşmemişse, çözünür diyet lifi miktarı artırılır. 2. VÜCUT AĞIRLIĞI DENETİMİBel/kalça oranınız artmışsa, kilo fazlalığınız varsa, biyokimyasal değerlendirmenizde iyi kolesterol ve trigliserit düzeyiniz düşükse kilo vermeniz, kötü kolesterolünüzün düşmesine yardımcı olur. 3. FİZİKSEL AKTİVİTEHer gün en az 30 dakika fiziksel aktivitede bulunmak gerekir. Fiziksel aktivitenin türü ne olursa olsun iyi kolesterol düzeyinde artışa, kötü kolesterol düzeyinde azalmaya yardımcı olur." KOLESTEROLÜ YÜKSELTEN BESİNLERKandaki LDL oranını yükseltmek istemiyorsanız, tereyağı, margarinler, şeker barları, çikolata, tam yağlı peynirler, süt, ve yoğurt, tam yağlı sütlerle yapılmış dondurma, kek, tavuk kanadı ve derisi, yağlı kırmızı et, sucuk, salam ile diğer mandıra ürünleri, sakatatlar, her türlü kızartma, kurvasan ve tüm fast-food besinlerden uzak durmalısınız.Yağ içeren her gıdanın doymuş ve doymamış yağlar içerdiğini belirten Kümeli'ye göre kolesterol seviyesinin yükselmesinde en önemli rolü doymuş yağlar üstleniyor. ÇİKOLATA VE BİSKÜVİDEN UZAK DURUN"Bu yağ çeşidi en çok hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Yağlı etler, kümes hayvanlarının yağlı derileri, tam yağlı süt ve süt ürünleri, tereyağı bunların en önemlileridir. Hayvansal yağ kaynaklarının yanı sıra bazı bitkisel kaynaklar da doymuş yağ ihtiva eder. Hindistan cevizi, kakao yağı ve palm yağı en fazla doymuş yağ oranına sahip bitkisel ürünlerdir.
Bu yüzden hindistan cevizli ürünler, kakao yağının bol miktarda bulunduğu çikolata kolesterolü yükseltir. Üretiminde kullanılan palm yağı nedeniyle bisküviler de doymuş yağ içerirler. Her ne kadar üzerlerinde bitkisel yağ bulunduğu belirtilse de bu yağ zararlı bir yağdır. Trans yağ asidi içeren gıdalar da kolesterolü yükseltir. Sıvı bitkisel yağlar hidrojenizasyon işleminde geçirilerek katı yağ haline getirilir. Bu yüzden bitkisel de olsa katı yağlardan uzak durmak gerekir."KOLESTEROLÜ DÜŞÜREN BESİNLERKötü kolesterol seviyesini düşürmede en önemli noktanın yüksek oranda lif tüketmek olduğunu vurgulayan Kümeli, beslenmedeki lif oranını artırarak kolesterol emilimini düşürüp, yıkımını hızlandırmanın mümkün olduğunu belirtti. Kümeli, tam buğday unu ve kepekten yapılan entegral ekmek, makarna, buğday ürünleri, kuru baklagiller ile sebze ve meyvelerin lif oranı yüksek gıdalar olduğunu söyledi, kötü kolesterolü düşüren diğer besinleri de sıraladı:Keten tohumu, ceviz, fındık, zeytin, kırmızı biber, sarımsak, sogan, enginar, brokoli, domates, maydanoz, portakal, elma, greyfurt, yulaf, yeşil yapraklı sebzeler ve elma sirkesi.
Kalbin baş düşmanı kolesterol

Kilo vermek damar sertliğini azaltıyor

KUDÜS - Beer Sheva Üniversitesinden Bilim Adamları, 140 hasta üzerinde iki yıl süren araştırmalarında, beynin başlıca arteri olan şahdamarında kolesterol birikmesinin gelişimini üç boyutlu ekografi tekniğiyle izlediler.
Araştırmanın sorumlusu Doktor İris Shai, ilk kez gözle görülür biçimde, aşırıya kaçmayan bir Beslenme rejiminin sadece kolesterol birikimini engellemekle kalmayıp, aynı zamanda, arterlerin hacmini ve kan basıncını azalttığını tespit ettiklerini söyledi.
Shai, "Hastalar yeniden kilo alsalar bile uzun dönemli bir beslenme rejimi, damarların iç çeperleri üzerinde lipid yani kolesterol birikmesini beraberinde getiren damar sertliği şekli olan ateroskleroz ile mücadelede etkili oluyor" dedi.
Araştırma, hayvansal yağlar açısından zayıf ve Akdeniz mutfağını temel alan bir zayıflama tedavisi üzerine yapıldı. Araştırmanın sonuçları, Amerikan tıp dergisi Circulation'un son sayısında yayımlandı.
Kilo vermek damar sertliğini azaltıyor

Thursday, December 31, 2009

İşte yaşlanmayı durduran besinler


nyildiz@hurriyet.com.tr
Vücudunuz 60'ınızda aklınıza geldiğinde herşey için çok geç olmuş olabilir. Oysa sağlıklı beslenerek olduğunuzdan 20
Nilgün Yıldız yazıyoryaş daha genç gösterebilirsiniz. Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Hasan İnsel gençlik için Akdeniz tipi beslenmenin şart olduğunu söylüyor. Düzenli Sağlık kontrollerinin önemine değinen İnsel, yaşlanmayı durduracak besinler hakkında da bilgi verdi. Beslenme ile yaşlanma gerçekten bağlantılı mıdır? Beslenmenin yaşlılık üzerinde nasıl bir etkisi vardır?Evet, yaşlılık ile beslenme arasında gerçekten bir bağlantı vardır. Uygun ve yeterli bir beslenme tarzı ile yaşlanmanın etkileri engellenebilir, yavaşlatılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Beslenme sadece kaliteli yaşlanma değil, kronik hastalıkların da nedeni ya da tedavisi olabilir. Örneğin yapılan son araştırmalar gösteriyor ki kanserlerin oluşmasında yanlış beslenmenin etkisi yüzde 30 gibi çok yüksek oranda. Bugün artık biliyoruz ki doğru ve bilinçli beslenme, hareketli Yaşam ile birleştiğinde kilo kontrolü için en doğru yol. Kilo kontrolü de bugüne kadar bilinen en etkili antiaging önlem, yani gençliği koruyup, yılların etkilerini yavaşlatmanın ve saatleri durdurmanın en etkili yolu. Akdeniz tarzı beslenme zamana meydan okuyor
Nasıl bir beslenme düzeni olmalıdır?
Dr.Hasan İnsel'den ipuçlarıGenel olarak Akdeniz tarzı beslenme düşünülmeli. Gün içerisinde ortalama 25-30 g posa alınmalı. Bunun için de günlük 5-9 porsiyon şeklinde sebze ve meyve tüketilmeli. Ekmek, makarna, pirinç gibi tahılların esmer olanları tercih edilmeli. Her gün 1 avuç kadar kavrulmamış fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişlerden yenilmeli. Haftada en az 2 kez kurufasulye, nohut, mercimek gibi bakliyat çeşitleri yenilmeli. Protein kaynağı olarak kırmızı et yerine balık tercih edilmeli. Balık çeşitlerinden omega-3 miktarı daha yüksek olan somon, uskumru, ton, sardalya gibi yağlı balıklar ın tüketimine dikkat edilmeli. Bunlara ek olarak günlük ihtiyacı olan sıvı tüketimi ihmal edilmemeli. Yemeklerin hazırlanmasında zeytinyağ, fındık yağı gibi bitkisel sıvı yağlar kullanılmalı. Bunların da miktarlarında aşırıya kaçılmamalı.
Hangi besinler ömrü uzatmaya yardımcı olur?Antiaging diyetin genel rehberi kalori kısıtlaması yapmak ve doymuş yağ alımını azaltmak, tuz ve şeker alımını kısıtlamakla birlikte rafine edilmemiş tahılların, yağlı balıkların ve taze sebze ve meyvelerin tüketimini arttırmaktır. Bu genel önerilere ek olarak antiaging'de rol oynayan spesifik besinler vardır ve bu besinler günlük beslenmede yer almalıdır:AVOKADOGenellikle bir sebze gibi tüketilen bu meyve vücutta kötü kolesterol seviyelerinin azaltılmasına yardımcı olabilen faydalı tekli doymamış yağ asitlerinin iyi kaynağıdır. E vitamini deposu olarak avokado, cildin yaşlanmasını önler ve sağlıklı bir cilt yapısının oluşturulmasını sağlar. E vitamini aynı zamanda menapozal sıcak basmalarının da azaltılmasına yardımcı olur. Içeriğindeki potasyum ile ödem ve yüksek kan basıncını önler. ORMAN MEYVELERİBöğürtlen, ahududu, siyah üzüm, yaban mersini gibi koyu renkli meyveler serbest radikaller ve yaşlanma ile oluşan hasarlara karşı vücudun korunmasına yardımcı olan güçlü antioksidanlardan flavonoidler olarak bilinen fitokimyasalları içerir.LAHANAGİLLERLahanagiller ailesi lahana, brüksel lahanası, karnabahar, brokoli, karalahana, brüksel lahanası, turpdan oluşmaktadır. Bu sebzeler toksin ve kansere karşı vücudun savaşmasını karşı koymasını destekler. Bu sebzelerden günde en azından 100g kadar tüketilmelidir. Mümkünse çiğ veya az pişirilmiş olarak yenilmeli böylece önemli enzimleri bozulmadan kalır.
SARIMSAKGünde 1 diş çiğ sarımsak yemek, vücudu kanser ve kalp hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olabilir. Sarımsağın kardiyo koruyucu etkisi tescillenmiş olmakla birlikte yapılan bazı çalışmalarda kolesterol seviyelerini azalttığı ve aspirinden daha etkili bir şekilde kanı sulandırdığı saptanmış. Farklı çalışmalarda da her gün düzenli sarımsak yiyen kişilerin kansere yakalanma riski yemeyenlere göre yüzde 50 daha az bulunmuş. ZERDEÇALZerdaçalın son zamanlarda yapılan çalışmalarda anti-inflamatuar ve antioksidan etkisi ile vücudun toksinlerle ve serbest radikallerle savaşmada önemli rolü olduğuna dair kanıtlanmış. Zerdaçalın karabiber ve zeytinyağ ile birlikte kullanılması emilimini arttırır. Salatalara 1 tatlı kaşığı kadar böyle bir karışım ile zenginleştirilebilir.KURUYEMİŞLERÖzellikle ceviz başta olmak üzere fındık, badem, yer fıstığı, şam fıstığı gibi birçok kuruyemiş çeşidi minerallerin iyi kaynağını oluşturmaktadır. Yüksek kalorisine rağmen bunlar potasyum, magnezyum, demir, çinko, bakır ve selenyumdan zengindir. Aynı zamanda kuruyemişlerin beslenmede yer alması sindirim ve immün sistemin fonksiyonlarını arttırabilir. Bunun yanısıra kolesterol seviyelerinin de kontrol edilmesine yardımcı olur. Küflenmiş yağlı tohumlardan sakınılmalıdır.TAHILLI GIDALARTahıllar yani kompleks karbonhidratlar beslenmenin önemli bir kısmını oluşturmalıdırlar. Kepekli makarna, kepekli pirinç ve bulgur iyi bir kompleks karbonhidrattır. Posa içeriği yüksektir. Normal makarna ve pirince göre iki kat daha fazla B vitaminlerini içerirler. Bulgurun aynı zamanda protein içeriği zengindir. Şekerli ve işlenmiş gıdalar gibi basit karbonhidratlar ne kadar zararlıysa, tahıllar gibi komleks karbonhidratlar o derece yararlıdır.
Hangi besinlerden uzak durmalı?Yağda kızartılmış ve kavrulmuş yiyecekler fazla kalorilidir Tam yağlı süt ve süt ürünleri yerine az yağlı süt, yoğurt, peynir çeşitleri daha az doymuş yağ içerirlerRafine edilmiş besinler (beyaz ekmek, beyaz un, beyaz pirinç gibi) glisemik indeksi yüksek olduğundan insülin direnci oluşturabilir, kilo alınmasına neden olabilirPoğaça, börek, kek, kurabiye gibi fırıncılık ürünleri çokluk beyaz un, şeker ve yağ karışımları nedeniyle özellikle yaş ilerledikçe tolere edilmesi zorlaşır.Şekerli içecekler içeriğindeki fazla miktarda şekerden dolayı genel sağlığa negatif etkide bulunur.Katkı maddesi içerikli, işlenmiş yiyecekler (sosis, salam, sucuk, tütsülenmiş besinler) vücuttaki antioksidan kapasitesini azaltır.
Yaşlanmayı geciktirmek için başka neler yapılmalı?Yaşlanmayı geciktirmek için yapılması gerekenleri beş ana başlık altında toplayabiliriz, bunlardan biri zaten yukarıda anlatılan beslenme konusudur.1) Yıllık sağlık kontrolleri yani check-up yapılması. Doktor tarafından yapılan önerilerin aynen uygulanması.2) Sağlık riskleri konularında bilgilenmek. Artık kişiler de sağlıklarından doktorlar kadar sorumlu olmalıdır ve doktorları ile el ele iş birliğinde sağlıklarında yön vermelidirler. 3) Dengeli, bilinçli ve sağlıklı beslenmek, kilo kontrolü.4) Hareketli yaşam ve düzenli Egzersiz yapılması.5) Pozitif yaşam ve Stres yönetimi.Bunların hepsi sağlığımıza eşit değerde katkı yapmaktadır. Bir tanesinin eksikliği diğerlerinin yararını çok azaltmaktadır. Bu nedenle hepsinin birlikte uygulanması bize sağlıklı ve uzun yılların kapısını açmaktadır.

İşte yaşlanmayı durduran besinler

Tuesday, December 29, 2009

Yılbaşı sofrası nasıl olmalı?

Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, yılbaşı sofralarının ana yemeği olan hindiyi, kilo problemi olanların derisindeki yağlardan arındırdıktan sonra yemesini önerdi. Prof. Dr. İnanç, derisiyle birlikte tüketilen 100 gram hindi etinde 253 kilokalori varken, aynı miktarda derisiz olarak yenilen etde 115 kilokalori enerji bulunduğunu söyledi.Prof. Dr. Neriman İnanç, yılbaşı sofrasıyla ilgili uyarılarda bulundu. Yılbaşı gecesi genellikle et ve et ürünleri, tatlılar, hamur işleri, cips, kuruyemiş, meze ve alkol tüketiminin arttığını ifade eden Prof. Dr. İnanç, yılbaşı sofrasında sebze ve meyve tüketiminin azaldığını belirtti. Prof. Dr. İnanç, kronik hastalığı olanların yılbaşı akşamı yemek yerken daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayarak, “Yılbaşının kış aylarının tam ortasında bir gün olması, bu özel günde tüketilen yüksek enerjili besinler ve havaların soğuması ile bazal metabolizma hızının yavaşlaması nedeniyle kilo alma riskini artırmaktadır. Çok yağlı ve şekerli besinlerin tercih edilmesi, hazırlanan yiyeceklerin kısa bir zaman dilimi içerisinde tüketilmesi, alkollü içkilerin içilmesi gaz, şişkinlik, hazımsızlık gibi sindirim sistemi sorunlarına neden olmaktadır. Yılbaşı yemeğinde 4 besin grubundan (süt, et, tahıl, sebze-meyve) ihtiyacınıza uygun olanları yeterli miktarlarda tüketmeye dikkat edin. 31 Aralık günü, mutlaka kahvaltı ile güne başlayın ve günün diğer öğünleri de atlanmayın” dedi.Prof. Dr. İnanç, yılbaşı gecesi yenecek yemeklerin kızartma ve kavurma yöntemlerine göre daha sağlıklı olan haşlama ve buğulama yöntemleriyle hazırlanması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. İnanç, şunları söyledi:“Yılbaşı akşam yemeğinde olası yüksek enerji alımı nedeniyle, diğer öğünlerdeki enerji alımı azalacaktır. Yılbaşı sofrasına aç oturmak yerine yemekten 1 ya da 2 saat önce özellikle kan şekerinin uzun süre belirli seviyede kalmasını sağlayacak glisemik indeksi düşük olan tam tahıllı 2 ince dilim ekmekle yapılmış bir tost yenmesini öneriyorum. Böylece gece boyunca daha az besin tüketeceksiniz. Su tüketimini hem yılbaşı akşamı, hem de ertesi gün için mutlaka arttırmak gerekiyor. Yılbaşı akşamı sofrada ara ara, yudum yudum su içmek hem tokluk hissini arttırır hem de sindirimi kolaylaştırır. Bir diğer önemli konuda yılbaşı gecesi tüketilen alkolün vücutta yaratacağı etkiyi azaltmaktır. Alkol vücuttan fazlasıyla su atılmasına neden olur. Atılan suyu yenisiyle yerine koymazsak susuz kalan vücut daha kolay yağlanır ve toksin birikir. Bu nedenle yılbaşı gecesinin ertesinde bol bol su içmek gerekir. Bitki çayları, özellikle meyve çayları ve taze sıkılmış portakal ya da havuç suyu gibi içeceklerle desteklemek de iyi olacaktır.”HİNDİNİN DERİSİNİ YEMEYİNYılbaşı sofralarının vazgeçilmezi olan hindinin derisinin yağlarından arındırıldıktan sonra yenmesini öneren Prof. Dr. Neriman İnanç, şu bilgileri verdi:“Derili hindi etinin 100 gramında 253 kilokalori enerji ve 16 gram yağ bulunurken, aynı miktarda derisiz olarak tüketildiğinde hindide 115 kilokalori enerji ve 1.1 gram yağ alınmaktadır. Hindi etindeki kolesterol tavuk etine göre daha azdır. Bu nedenle hindi kan yağları yüksek olan bireyler için tercih edilecek bir besin olabilir. Hindi eti aynı zamanda hücrelerimizdeki enerji üretimine yardımcı olan, kalsiyumdan sonra kemik ve dişlerin temel bileşeni olan fosfor açısından da tavuk etine göre daha zengin bir besindir. Yılbaşı akşamında tüketilecek çerez türü de oldukça önemlidir. Sağlık açısından diğer yiyeceklerdeki yaptığımız seçimler çerez için de geçerli olmalıdır. Yağ içeriği çok yüksek olan fıstık, çekirdek türü çerezler daha az tüketilerek bunların yerine leblebi tercih edilmesi daha iyi olacaktır. Ayrıca, yağ içerikleri yüksek olmasına rağmen içerdikleri yağ türü ile kalp ve damar sistemini koruyucu özellikleri olan yağlı tohumlar ceviz, badem, fındık tercih edilecek çerez türevleridir.”
Yılbaşı sofrası nasıl olmalı?

Wednesday, December 23, 2009

Kanserden korunmak için günde 5 porsiyon meyve tüketin


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde 5 porsiyon yemek tüketilmesini önerdi.

Antalya’da düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda kanserden korunmayla ilgili konular masaya yatırıldı.

Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yaptığı açıklamada, kanserden korunmak için sigaradan da uzak durulması gerektiğini bildirdi.

Kanserden korunmada çeşitli Beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr Çelik, şöyle devam etti: "Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir."
-VİTAMİN TAKVİYELİ KAPSÜLLERİN ETKİSİ-
Prof. Dr. Çelik, vitamin hapları ile ilgili olarak da Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi olmadığını belirterek şöyle dedi: "Aksine bunların kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, Sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir.

Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük Gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur."
-KANSERLE MÜCADELE-
Türkiye’de her gün ortalama 350 kişinin öldüğü kanserin önlenmesi amacıyla halkın doğru sandığı bilgilerin aslında yanlış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Mesela soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserine yol açabilir. Ayrıca ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu ve kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdalar çok miktarda alınması halinde şişmanlatır. Bu da kansere olumsuz etki yapar. Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.

Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair Bilimsel bir bulgu yoktur" (
Kanserden korunmak için günde 5 porsiyon meyve tüketin

Günde 5 porsiyon meyve tüketin


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde 5 porsiyon meyve tüketilmesini önerdi.
Antalya’da düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda kanserden korunmayla ilgili konular masaya yatırıldı.
Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yaptığı açıklamada, kanserden korunmak için sigaradan da uzak durulması gerektiğini bildirdi.
Kanserden korunmada çeşitli Beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr Çelik, şöyle devam etti: "Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir."
-VİTAMİN TAKVİYELİ KAPSÜLLERİN ETKİSİ-
Prof. Dr. Çelik, vitamin hapları ile ilgili olarak da Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi olmadığını belirterek şöyle dedi: "Aksine bunların kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, Sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir.
Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük Gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur."
-KANSERLE MÜCADELE-
Türkiye’de her gün ortalama 350 kişinin öldüğü kanserin önlenmesi amacıyla halkın doğru sandığı bilgilerin aslında yanlış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Mesela soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserine yol açabilir. Ayrıca ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu ve kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdalar çok miktarda alınması halinde şişmanlatır. Bu da kansere olumsuz etki yapar. Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.
Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair Bilimsel bir bulgu yoktur" (
Günde 5 porsiyon meyve tüketin

Wednesday, December 16, 2009

Yaşınızla birlikte kilonuz da artmasın


Dilara Koçak

İlk sohbetlerimde 60 yaş ve üzeri danışanlarımda genelde hep bir kabullenmeyle karşılaşıyorum. “Benim yaşım ilerledi, kilo vermem zor biliyorum ama...” diye başlayan cümleler çok fazla tekrarlanıyor. Oysa yaşınız ilerlerken kilonuzun artmasını durdurmak sizin elinizde. Aslında en doğrusu, kilo almadan önce tedbir almak. Ancak olsun kilo almış bile olsanız vazgeçmediğiniz sürece yaşınız kaç olursa olsun kilo verebilirsiniz.

Sağlıklı beslenmenin birçok yararı vardır. Enerjiniz yükselir, iyi bir zihin sağlığı, hastalıklara karşı direncin yükselmesi, daha çabuk iyileşme, daha iyi bir ilaç etkisi ve kronik hastalıkları daha iyi yönetmek gibi olumlu etkiler ile hareketliliğiniz artar ve Yaşam kaliteniz yükselir
Yaşlandıkça kilo almayı etkileyen faktörler:
- Aktivite seviyesi: Yaşı ilerleyenler bazı fiziksel veya medikal nedenlerle, genelde daha az hareket eder. Bu da, yakılan kalorilerin düşmesine ve kilo alımına yol açabilir.
- Metabolizma: 40 yaşından sonra, metabolizmamız her yıl daha yavaşlar. Kilo almamak ve yediklerinizi azaltmamak istiyorsanız harcadığınız kaloriyi artırmanız en kolay yoldur.
- Tat alma ve iştah: Tat ve koku alma duygusu yaş ilerledikçe zayıflar. O nedenle, yiyeceklerinize önce olduğundan daha fazla tuz ve baharat katma eğiliminiz olabilir.
- Sağlık sorunları: Fiziksel şikayetler ve reçeteye tabi ilaçlar iştahı olumsuz etkileyebilir. Bu da tek yönlü Beslenme ve tatlıya olan eğilimi artırabilir.
- Sindirim: Sindirim sistemindeki değişiklikler, daha az tükürük ve mide asidi salgılanmasına yol açar. Bu da vücudun, B12, B6 ve folik asit gibi zindelik, hafıza ve iyi bir dolaşım sistemi için gerekli olan vitamin ve minerallerin emilimini etkileyebilir.
- Duygusal faktörler: Yalnızlık, Depresyon gibi faktörler, beslenme tarzını etkiler. Moral bozukluğu bazı kişileri yiyeceklere yönlendirirken, bazı kişilerin de yiyememesine neden olabilir. Eğer, duygusal sorunlar iştahı etkiliyorsa, bir terapist veya doktorla konuşulması önemlidir.
YILLARA MEYDAN OKUYUN
İleri yaşlar için (doktorunuz aksini tavsiye etmediği sürece ) bazı basit öneriler:
- Su kaybını ve yüksek tansiyonu engellemek için tuzu azaltın.
- Sağlıklı bir kolesterol seviyesi için yağ alımına dikkat edin.
- Kemik sağlığı için daha fazla kalsiyum ve D vitamini ve maden suyu tüketin.
- Kabızlığı önlemek için daha fazla zengin posalı yiyecekler tüketin.
- Şekeri azaltın.
- Daha çok su tüketin.
NE YEDİĞİNİZ KADAR ‘NASIL’ YEDİĞİNİZ DE ÖNEMLİ
Kilonuzu korumanız için, etkili bir yeme tarzına odaklanmanız faydalıdır. Bu da, kalori miktarı değil, besin değeri daha yüksek besinler seçmeniz anlamına gelir. Meyve, sebze gibi doğal yiyecekler, tam tahıllar, bakliyat, sağlıklı protein kaynakları (kümes hayvanları, balık, yumurta gibi) ve kalsiyum içeren süt ve sütlü gıdalar tüketmek, doğru bir beslenme tarzıdır. Çok işlemden geçmiş yiyeceklerin kalorileri yüksek, besin değerleri düşüktür. Aslında, bunları tükettikten sonra, hâlâ kendimizi aç hissetmemizin nedeni de budur.
İŞTAHINIZ KAÇARSA
Her şey iyi giderken, hiç bir şey yemek istemediğiniz durumlar olabilir. Bunun nedenini doktorunuzdan öğrenin. Ancak eğer iştahsızlığınızın nedeni yediklerinizin lezzetsiz oluşu veya hep aynı şeyleri yemeniz ise şu doğal lezzetleri ekleyebilirsiniz:

- Zeytinyağı
- Sirke, balzamik
- Sarımsak
- Soğan çeşitleri
- Kimyon, karanfil, zencefil, zerdeçal
SAĞLIKLI BESLENMEK ASLINDA ÇOK KOLAY
- İyi karbonhidratlara odaklanın. Rafine edilmiş ‘beyaz’ ürünlere değil, tam tahıl (kahverengi pirinç, tam buğday ekmek, yulaf, arpa) gibi gıdaları seçin.
- Sebze ve meyveye her gün yer verin. Her gün beş porsiyon sebze ve meyve yemelisiniz, bunların iki porsiyonunu çiğ tüketmeyi hedefleyin.
- Buhar, sebzeleri pişirmenin en iyi yoludur. Böylece besin değerlerini korur. Bir sonraki iyi yöntem de, sote yapmaktır. Haşlamak, besin değerini yok eder ama haşlama suyunu çorbada kullanabilirsiniz.
- Proteini yağsız seçin. Balık, kümes hayvanları, yumurtalar, fasulyeler, bezelyeler ve tofu (soya peyniri) sağlıklı protein seçenekleriniz olabilir.
- Kalsiyumu unutmayın. Tüm sütlü gıdalar aynıdır. Süt, peynir ve yoğurt kalsiyum için iyi kaynaktır. Yaşı ilerlemiş kişilerin diyetinin bir parçası olarak, düşük yağlı veya yağsız sütlü gıdaları seçmesi daha doğrudur.
- Su, su, su. Vücudunuzdan toksinlerin düzgün olarak atılması, kabızlığı önlemesi, eklemlerinizin esnekliğine yardım etmesi için suyu hep hatırlayın.


Yaşınızla birlikte kilonuz da artmasın

Monday, December 14, 2009

El bileğinden kolay anjiyo


nyildiz@hurriyet.com.tr
Bu sayede sabah Anjiyo olup, öğleden sonra işinize ya da evinize dönebiliyorsunuz. Anjiyonun el bileğinden yapılmasıyla gündelik yaşantıya dönmek de kolaylaşıyor.Koroner girişimlerde el bileği damarının kullanılmasının işlem sonrasında istenmeyen, can sıkıcı komplikasyonların azalmasını sağladığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen sorularımızı yanıtladı. Anjiyonun el bileğinden yapılmasının avantajları nelerdir?Bilek damarı kasık damarının aksine cilt yüzeyine çok yakındır ve şişman hastalarda bile kolaylıkla girilebilir. Cilde yakınlık ve arkasındaki kemik doku aynı zamanda işlem sonrasında giriş deliğinin kapanmasında kolaylıkla kompresyon uygulanabiliyor. Kanama çok kolay kontrol altına alınabiliyor. Kasık damarı yolu yapılan stent girişimlerinde işlem esnasında yüksek dozda kanı sulandırıcı ilaçlar uygulanması nedeni ile işlemden hemen sonra damara girişi sağlayan kılıf çekilemez. Kılıfın çekilebilmesi için 4-6 saat bu ilaçların etkisinin geçmesi beklenir bu zaman zarfında hasta yatağında bacağını hareket ettirmeden yatmak zorundadır. 4-6 saat sonra kılıf çekilerek elle 15-20 dakika kompresyon ve sonrasında yine 4-6 saat kum torbası ile ağırlık konularak kanamanın durdurulması sağlanmaya çalışılır. Bu nedenle kasık damarı yolu ile tanısal koroner anjiyografi yapılan hasta 6 saat, balon ya da stent gibi tedavi edici girişim yapılan hasta ise yaklaşık 12 saat yatağında işlem yapılan bacağını hareket ettirmeden düz yatmak zorundadır. Ayağa kalkamaz, tuvalete gidemez. Bilek damarı yolu ile yapılan girişimlerde ise işlem sonrasında kılıf yüksek doz kanı sulandırıcı ilaçlara rağmen hemen çekilir. Hastaya bileklik benzeri bir materyal takılır ve bu bileklik iki saate yakın hastada takılı kalır, hastaneden çıkmadan önce de çıkarılarak bandaj yapılır. Hasta ertesi gün bandajını çıkarabiliyor. Tabii ki hasta işlemden hemen sora ayağa kalkabilir, oturabilir, tuvalete gidebilir, hatta işlem yapılan elini kullanabilir yemeğini kendi yiyebilir. Koroner tanısal işlemlerden sonra 6 saat hastanede yatmak yerine 2.5-3 saatte taburcu olabilir.Sabah anjiyoya girip, öğlen işe gidiyorlar
Anjiyosunu el bileğinden yaptıran kişiler işe ne kadar sürede geri dönebilir?
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan ÖkmenEvet, eğer hasta isterse aynı gün içinde işine dönebilir. Elbette bunlar anjiyo sonucuna göre belirleniyor. Eğer anjiyoda tedavi gerektirecek bir sonuç çıkarsa o zaman hastaya farklı davranılıyor. Gerekiyorsa hastaneye yatırılıyor. İşlem nasıl yapılıyor?Anjiyo yapılacak cilt altı uyuşturuluyor ve işlem lokal anestezi altında yapılıyor. Kesi çok küçük olduğu için hasta ağrı hissetmiyor. Sonrasında da bir sıkıntı yaşanmıyor. Komplikasyon olabiliyor mu?Bilekten yapılan anjiyoda giriş yeriyle ilgili komplikasyon riski yüzde birin altında görülüyor. Yani neredeyse hiç yok. Anjiyodan sonra önemli olan giriş yerinin sıkıştırılmasıdır. Asıl işlem kataterin damar içine girmesi için açılan 3 mm’lik deliğin kapanmasıdır. Giriş yerinden kaynaklanan sıkıntılar bu deliğin iyi kapanamamasından kaynaklanır. Kasıktan yapılan anjiyoda kullanılan damar büyük bir damardır. Arkasındaki kemik dokular oldukça geride, kas ve yağ var. Özellikle kilolu kadınlarda yağdan dolayı iyi sıkışma sağlanamayabiliyor. El bileğinden yapılan anjiyoda damarın altında kemik olduğu için anjiyo sonrasında kullanılan bileklik benzeri bir materyal sayesinde kanama kısa sürede duruyor ve deliğin kısa sürede kapanması sağlanıyor. Anjiyonun riskleri ondan alınacak bilgilerin sağladığı kazanımlar düşünüldüğünde çok önemsiz kalıyor. Başarı oranı nedir?2007 yılından bu yana hem yurt dışından hem de yurt içinden bize başvuran yaklaşık 5000 civarında hastaya koroner anjiyografi ve stent girişimini bu yöntemle başarı ile uyguladık. Halen Fransa, Japonya, Çin, Belçika, Almanya, Hollanda gibi birçok ülkede standart olarak bu yöntem kullanılıyor. Anjiyonun sonuçları ne zaman ortaya çıkıyor?Sonuçlar anında ortaya çıkıyor. Çünkü işlem sırasında ne olduğunu anında görüyoruz. Darlıklar Bilgisayar ekranında daha çekerken görülüyor. Ve ne yapılması gerektiğine o anda karar veriyoruz. Böbrek yetmezliği olanlar için riskliEl bileğinden anjiyonun uygulanamayacağı hasta grupları var mı?Yapmayı istemediğimiz hasta grupları var. Bunlardan bir tanesi diyalize giren hastalar. Bu hastaların kol damarı üzerinde hareket etmek sıkıntılı olabiliyor. Kronik böbrek yetmezliği olan kişilerde de kol damarları önemli olduğundan uygulamamayı tercih ediyoruz. Ayrıca, herhangi bir kaza ya da yaralanma sonrasında kolunda travma oluşanlara da el bileğinden anjiyo yapılamıyor. Damar yapıları çok ince olan zayıf kişilere uygulama mümkün olabiliyor mu?Hayır, yapılamayacak gruplardan biri de çok zayıf olan kişiler. İri vücutlu kişilerin damarları zayıf olanlara nazaran daha geniş oluyor. Çok ince yapıdaki kişilerin damarlarını elimizle kontrol ediyoruz, gerekirse ultrasonla bakıyoruz ve damarların işlem için uygun çapta olup olmadığına karar veriliyor. Kullandığımız kataterler çok ince. Bu nedenle damar yapılarının inceliği nedeniyle işlemi yapamadığımız hasta oranı sadece yüzde birdir. Uygulamada ya da sonuçlarda kadın erkek arasında bir fark var mı?Her iki cins arasında uygulama açısından bir fark yok. Tek fark, kadınların damarları erkeklere oranla daha ince olması. Ama bu farklılık da uygulamada zorluk getirmiyor. Kadınlar mahremiyet düşüncesinden dolayı el bileğinden anjiyoyu tercih edebiliyorİşlem sonrasında bilekte herhangi bir iz kalıyor mu?El bileğinden anjiyo 3-4 mm’lik çok küçük bir kesiden yapılıyor. Yani üç veya dört toplu iğnenin başı kadar büyüklükte belli belirsiz bir iz oluyor. Bir kişiye birkaç defa el bileğinden anjiyo yapılabilir mi?Elbette mümkün. Böyle bir durumda, bir önceki işlemin gerçekleştirildiği yerin yarım santim üstünden yapabiliyoruz. Ya da karşı taraftaki bilekten yapıyoruz. Birkaç defa anjiyo yaptığımız ve daha sonra balon stent taktığımız hastalar var. Kişi anjiyo sonrasında gündelik yaşamına nasıl adapte olunuyor?Anjiyolu el bileğinden yaptıktan sonra hasta yürüyerek evine gönderiliyor. Gündelik yaşamında kolunu zorlamayacak her şey yapabilir. Zorunlu olmadığı sürece bandaj çıkarılmadan banyo yapılmasını önermiyoruz. Anjiyo ile ilgili olarak özel olarak uygulanması gereken bir Beslenme rejimi yok. Ancak anjiyonun sonucuyla ilgili yapılması gerekenler var. Eğer damarlarda tıkanıklık söz konusu ise kalp koruma diyeti dediğimiz kolesterolü düşük, az tuzlu, katı yağdan uzak, sebze meyve ağırlıklı bir beslenme rejimi uygulaması gerekiyor. Ama sonuçlar normalse ve kolesterol de yüksek değilse özel bir Diyet önermiyoruz. Ancak tüm anjiyolar için işlemden sonra kişilerin bol su içmeleri gerekiyor. Bu sayede işlem sırasında hastaya verilen boyanın vücuttan rahat atılması sağlanıyor. Hastaneden çıkıncaya kadar yaklaşık 2 litresini içmesini sağlamaya çalışıyoruz. Eve gittiklerinde de bol su içmelerini istiyoruz.
El bileğinden kolay anjiyo

Damar sertliğine beslenme önlemi

İSTANBUL - Damar sertliğine, dolayısı ile kalp krizine karşı önlem almanın yolu da doğru beslenmekten geçiyor. Memorial Hastanesi Dahiliye Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, damar sertliğinin önlenmesinde yardımcı besinler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi, önerilerde bulundu.
Damarlarımız elastik bir yapıda olduğundan dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncının değişiklik göstermesine müsaade etmez. Zamanla ortaya çıkan damar sertliği kalp krizi, beyin damar tıkanması, beyin kanaması ve ayak kangrenleri olgularının en önemli nedenidir. Damar sertliği klinik tablo olarak ortaya çıktığı ana kadar, genellikle özgün bir belirti vermeyen bir hastalıktır. Normal şartlarda esnek olan atar-damar duvarları, damardan geçen kan miktarına göre genişler ya da daralır. Atardamarlar bu özellikleriyle dolaşımdaki kan miktarını düzenlerler. Damar sertliğinde damar duvarındaki esnek yapılar çok sert doku ile kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarı sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen yapıların oluşumlar (aterom plakları) izler. Bu plaklarının gelişimi sonucu damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Damar sertliği damarlarda hassas plakların oluşmasına neden olur ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizine yol açarlar.
Beslenme şekli özellikle bazı hormonlar üzerinden etki ederek damar hücre çoğalması, oksidan-antioksidan dengesi, kolesterol metabolizması ve pıhtılaşma sistemi üzerinden bu plaklar üzerine etkili olmaktadır.
KOLESTEROLÜ KONTROL ALTINDA TUTUNKolesterol bu plakların önemli yapı taşlarından biri olup, zararlı (LDL ve VLDL kolesterol, trigliserid) ve faydalı (HDL) kolesterol olarak tanımlanmakta. Zararlı kolesterol göbek çevresinin arttığı ve insülin dirençli kişilerde daha yüksektir. Ailevi hiperkolesterolemi kalp krizi vakalarının yüzde 5’ den daha azından sorumludur. Buna karşılık gen-çevre ilişkisine bağlı kolesterol yüksekliği kalp krizi için en güçlü riski oluşturmaktadır. Kolesterol düzeylerinin 240’ın üzerinde olması, kolesterol düzeyi 180 olanlara göre kalp krizi riskini 2 kat artırmaktadır. Dolayısıyla kolesterol düzeyini benzer oranlarda azaltmak kalp riskini de benzer oranlarda azaltacaktır.
Şişmanlık kanda insülin düzeyini yükseltir ve insülin direncine neden olur ve bu durum kanda VLDL kolesterol düzeylerinin artmasına neden olur. Kolesterol yapımıyla kolesterol yıkımı arasındaki denge; diyet, hormonlar ve egsersize bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.
YAĞ TERCİHİ ÖNEMLİ Günlük besinlerimizdeki yağlar farklı yağ asitlerinin bileşimlerinde oluşur. Doymuş yağ asitlerinden olan Hindistan cevizi yağı en fazla damar sertliğine yol açan yağdır. Mısırözü yağı, ayçiçeği yağı ve soya yağı büyük miktarlarda linoleik asit içerir ve daha az damar sertliği yapıcı özellik gösterirler. Linoleik asit çöpçü hücreler (monositler) üzerindeki etkilerine bağlı olarak damar sertliğinde rol oynar. Linoleik asit metabolitleri CD36 adlı hücre çöpçü reseptörünü uyarır ve bu durum damar sertliğini uyarıcı etki gösterir. Şişmanlık kolesterol ve trigliserid düzeyinin artmasına neden olur ve bu durum kanda VLDL kolesterol düzeyinin artmasına yol açar.
Diyet uygulamaları kolesterol düzeyinde yüzde 5-10 azalmaya neden olurken, ilaç tedavileri kolesterol düzeylerinde yüzde 50 kadar varan azalmalara neden olmaktadırlar. Yüksek yağlı diyetler ve saf şekerler kandaki kolesterol ve trigliserid düzeyinin yükselmesine neden olurlar ki; bu durum genellikle artmış kan insülin düzeyine bağlıdır.
FOLİK ASİT, B6 ve B12 ÖNLEMEDE YARDIMCIDiyetteki folat yetersizliği ve kalıtsal folat metabolizmasındaki değişiklikler kanda homosisteinin artmasına neden olarak damar sertliğinin oluşmasına zemin hazırlar. Dolayısıyla folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin yeterli miktarlarda alınması damar sertliğinin önlenmesi açısından önemlidir.
DIŞARIDAN DEĞİL, MEYVE-SEBZEDEN ANTİOKSİDANKalp damar hastalığı riskini azalttığı belirtilen ve günümüzde çok popüler olan çeşitli besin maddeleri vardır. Antioksidan vitaminler ve selenyum gibi antioksidan özellikteki maddelerin kalp damar hastalığını önleme açısından pek yararı yoktur. Gözlemler, antioksidan desteğin damar sertliği riskini azalttığını gösteriyorsa da, bu durum klinik çalışmalarla kanıtlanmış değildir. Destek amaçlı antioksidan destek ürünlerinin dışarıdan alınması önerilmese de; antioksidan özellikteki besinlerin, özellikle meyve ve sebzelerin alınması faydalı olabilir. Hali hazırda folik asit ve diğer B grubu vitaminlerin damar hastalığı riskini azalttığını kanıtlayan bilgiler de yetersizdir. Folik asit, B6 ve B12 vitaminleri kan homosistein düzeyini düşürürse de, tedavide klinik olarak beklenen sonuçlar alınamamıştır. Flavonoitler meyve ve sebzelerde bulunan ve damar sertliği riskini azalttığı düşünülen bir grup maddeler olup bunların etkileri de tam anlamıyla belirsizdir.
KALP DAMAR HASTALIKLARINDAN KORUNMA ÖNERİLERİSağlıklı bir Diyet sürdürmek, sağlıklı vücut ağırlığına sahip olmak, kanda düşük LDL-kolesterol (kötü kolesterol), yüksek HDL-kolesterol; (iyi kolesterol) ve trigliserit düzeylerini istenen düzeylere getirmek, normal kan basıncına sahip olmak, normal kan şekeri düzeyine sahip olmak, fiziksel aktivite göstermek, Sigara kullanmamak.
Bol sebze ve meyve yenmeli: Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır, aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler. Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını gösterir.
İşlenmemiş taneli, bol lifli yiyecekler: Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de kalp damar hastalığı riskini düşürürler. Lifli diyetler mide boşalmasını geciktirerek doygunluk sağlarlar ve kalori miktarını düşürürler. Ayrıca vücutta sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler.
Haftada en az iki kez balık: Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, omega-3 çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki kez balık yenmesi erişkinlerde ani ölüm ve koroner kalp hastalığı nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır.
Az doymuş yağlar tercih edilmeli: Günlük enerjinin en fazla yüzde 7'si doymuş yağlardan sağlanmalıdır. Kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemelidir. Bu hedeflere ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve diyette margarinleri en aza indirmek gerekir.
Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalı: Diyetle alınan toplam enerjinin büyük bir kısmı şekerli içeceklerden gelir. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle şişmanlığa yol açarlar. Şekerli içecekler doygunluk vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alır.
Alınan tuza dikkat edilmeli: Fazla tuz alınışı yüksek tansiyona yol açar. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek tansiyon gelişimini önlerken, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi kolaylaştırır. Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini azaltırken diğer taraftan damar sertliği ve kalp yetmezliği riskini düşürür.
Alkol alımına dikkat: Az miktarda alkol alımı kalp-damar hastalığı riskini azaltırsa da, sadece kalp damar hastalığı riskini azaltması nedeniyle alkol alınması doğru değildir. Alkol aşırı miktarda alındığında kanda trigliserit düzeyini artırır, tansiyonu yükseltir ve karaciğer hasarına yol açar. Ayrıca alkolün proteinler ve karbonhidratlara oranla kalori bakımından daha zengin olduğu da unutulmamalıdır.
Damar sertliğine beslenme önlemi