Showing posts with label ünlü. Show all posts
Showing posts with label ünlü. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Bunları kadın sayfalarında görmek istemiyoruz

İSTANBUL - Gazetecilik kariyerine bir kadın dergisinde başlamış ve son yirmi yılda binlerce kadın dergisi okumuş birisi olarak klasik kadın dergilerinde çıkan bazı bölümlerden ne kadar sıkıldığımı ve o bölümlere koyulan bazi bilgileri bir daha asla duymak istemediğim gibi yeni gelen jenerasyonlara olduğu gibi hala bunların farkına varamamış ya da varmak istememiş olanlar da verilmemesi taraftarıyım. “Neden bahsediyorsun Aslıcım?” derseniz buyrun okuyun:
1- Hiç bir şekilde genelde daha okulu bitirmemiş 19 yaşındaki stajyerlere yazdırılan erkekleri elde etme, elde tutma, ele geçirme üzerine 10-20 veya 30 maddeli yazılara yer verilmesin. Bu çocukların tavsiyeleri ile de aklı başında kadınlar hareket etmesinler. Ben de zamanında yazdım, şimdi düşünüyorum, umarım çok ciddi hasar vermemişimdir kimsenin (ve tabii kendi) ilişkilerine.
2- “16 günde 8 kilo, No diet-diet, yiyelim zayıflayalım, pilates göbek eritir” gibi mit diyetlere de yer verilmesin, çok daha iyi olacak. “10 kilo vermenin yolu 10 ay ciddi antrenman ve ciddi Diyet, ve sonrasında kiloları verdim Yuppyy” şeklinde yoldan çıkmadan sağlıklı yaşama devam. Başka ve kolay yolu yok.
3- En sevdiğimiz kadın filmleri kategorisinde Pretty Woman, My Best Friend’s Wedding ve Runaway Bride, Terms of Endearment değilde American Gigolo, Pulp Fiction, Out of Sight olsun.
1994 yapımı Pulp Fiction filminde Uma Thurman...
4- Kolay Yemek Tarifleri de verilmesin, zor tarifleri denemeye zorlayalım okuyanları. O tarifleri de becerebiliriz biz, eğer biraz uğraşırsak, neler becermedik, yemek mi yapamayacağız!
5- Üniversite yıllarımda severek takip ettiğim JANE diye bir dergi vardı: her sayısında gerçek kadınların, aramızdan birilerinin yaptığı küçücük ama anlamlı işleri anlatan yazılar yayınlansın. Hatta bu kadınlar ünlü olmasın o yazı sayesinde, örnek olsunlar hepimize, hatırlansın, bilinsin.
6- Moda sayfalarında giyilebilecek kıyafetler olsun, çoğumuzun satın alamayacağı, ve muhtemelen giymemesi gereken (hatta giymesinin kanunen yasaklanması gereken) tip kıyafetleri göstermeyelim bile. Herkes kendini bilsin, bilmeye çalışsın, aynaya baksın evden çıkmadan, arkadaşına, kuaförüne sorsun en azından.
7- HPV* den kaç kişinin kurtulduğunu değilde kaç kişinin öldüğünü yazsınlar, belki o zaman hepimiz (her seferinde) Prezervatif kullanmayı daha ciddi düşünürüz. *Human Papilloma Virüsü
8- Güzel giyinenleri övmeye tamam ama şu Komik şeyler giyen kadınlarla dalga geçmeyelim, erkekler kendi hemcinsleri ile bizim kadar uğraşıyorlar mı? Hayır. Zaten uğraşsalar çoğunu beğenmezdik bile, değil mi?
9- Araba ve Teknoloji konusunda, Spor konusunda daha çok yazı çıksın. Hepimiz maç ve değişil spor karşılaşmalarını seyrediyoruz, bazen sevdiğimiz icin, bazen çıtırlara bakmak için, bazen sevgilimize yakın olmak için. Her zevke göre olsun bu yazılar: Tenis dünyasındaki yakışıklılardan, “Joao Alves gereçekten GS’ye yarar mı?” ya kadar gidelim.
Bunları kadın sayfalarında görmek istemiyoruz

Thursday, December 24, 2009

Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Ünlü belgeselci Coşkun Aral, 10 gün önce piyasaya çıkan 'Annemin Yemekleri' isimli kitabında; Karadeniz'den Ege'ye, Güneydoğu'dan Orta Anadolu'ya kadar yedi bölgenin lezzetlerini gözler önüne seriyor. Aral, annesi Nilüfer Aral'ın da tariflerinin yer aldığı, Hotpoint-Ariston'un desteği ile hazırlanan kitabını anlattı...



Bir yemek kitabı hazırlamak nereden aklınıza geldi?

Boğazıma düşkünüm. Çocukluğum zaten muhteşem yemeklerin pişirildiği bir evde geçti. Anne tarafım Arap ve Karadenizli, baba tarafım Türk, Arap, Kürt... Bu farklı kökenlerden gelen yemeklerin kokusuyla büyüdüm ben... Tat olayı zaten çocuk yaşta insanın beynine işliyor. Lezzet avcılığı da insanın evriminin önemli sonuçlarından biri... Tüm bu nedenlerle aklımda zaten uzun zamandır yemekle ilgili bir kitap yapmak vardı.



KİTAP ANNEME ARMAĞANIM

Kitabın ismi neden 'Annemin Yemekleri'?

Annemden Yemek Tarifleri aldım. Kalp ameliyatı geçirdiği dönemde, "Anne yılbaşına kadar elinde kitabın olacak" dedim. Kadıncağız da mutlu oldu.



Ne kadar sürede hazırladınız kitabı?

Bir hafta 10 gün gibi kısa bir süre içinde hazırlandı. Kitap çıkarma fikri ortaya atılır atılmaz, annem ve kız kardeşimden tarifleri aldık. Sonra eşim tarifleri topladı ve kitap kısa süre içinde basıma hazır hale geldi. Tabii tarifler içinden elemeler yaptık. Kolay malzemeyle, kolay bir şekilde pişirilebilecek olan yemekleri tercih ettik. İnsanlara ters gelebilecek yemek tariflerini koymadık. Kitabın boyutu, basılacağı kağıt özenle seçildi. Yani bir yandan yemek karıştırıp, bir yandan sayfaları rahatlıkla çevrilebilecek bir yemek kitabı hazırlamış olduk.



Siz yemek seçer misiniz?

5-6 yaşına kadar yemek seçermişim. Pırasa yemezmişim mesela... Kızım da şimdi benim gibi... Su böreğinin hamurunu yermişim sadece, makarna çok severmişim... Ama hazırladığım programlarda her şeyi yermişim gibi bir imajım oluştu. Oysa hiç öyle değilim, ben bir lezzet avcısıyım.



Mecburiyetten neler yediniz?

Mecburiyetten fare, köpek ve solucan yemiştim. Karga ve yılan da yedim. Ama bu kadar olmasa da bizim mutfağımızda da herkesin yiyemeyeceği şeyler var. Türkler'in, 'Sütlü ciğer' diye bir yemeği var. Akciğerin içine süt koyup, suda haşlıyorlar. Sonra da peynir gibi kesiyorlar... Kelle, mumbar dolması, kokoreç herkesin yiyeceği şeyler değil...



Evde kim yapıyor yemekleri?

Eşim de ben de yapıyoruz. Eşim çok iyi Suşi yapıyor mesela... Ben de evde olduğum zamanlar, etrafı kirletmemek koşuluyla bazı yemekleri yapmaya çalışıyorum. Ama ben yemek yaparken yere gazeteler koyuluyor... Erkeğin mutfağa girdiğinde olan bir hal vardır ya, o bende de var... Bir şeyler illaki dağılır, kırılır, kirlenir. Sakarlığım var ama lezzet avcılığım da var...



Kitabınızdaki yemeklerin hepsini yapabiliyor musunuz?

Yaparım. Hamur da açarım. Ama sürekli hamur açan bir ev kadını kadar kısa sürede, o kadar rahat ve ince hamur açamam. Bazı şeyleri ayırt etmek lazım; ben aşçı değilim. Ben o hamurun içinde bulunması gereken malzemeleri, bunların hangi oranlarda bulunması gerektiğini ve hamurun nasıl olması gerektiğini bilen insanım.



DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRİZ

Yemek konusuna özel bir ilginiz var... Programlarınızdan zaten bunu görüyorduk, bu kitapla bunu daha da perçinlemiş oldunuz...

Türkiye, birçok kültürün yer aldığı bir coğrafya. İnanılmaz bir yemek çeşitliliği, yemek kültürü var. Böyle bir coğrafyada tek çeşit yemek yememiz, özel yemeklerin ortadan kalkması düşünülemez. Yemek çeşitliliğinin ortadan kalkmasının engellenmesi lazım. Bunun için çalışmak gerekiyor. Bölgesel yemek yapan daha çok yer açılmalı. Kebabı tanıdık. Ama Türk yemekleri sadece kebapla sınırlı olmamalı. Paris'e yüz binlerce insan sadece yemek yemek, Şarap tatmak, peynir yemek için gidiyor. Biz, bu topraklarda bundan da iyisini yapabiliriz.



Yemek programı yapmanız için teklifler almaya başladınız mı?

Daha bu sabah yeni bir teklif aldım. Hem de daha önce benim Program yapmak istediğim bir kanaldan. Benim bu işten anlamayacağımı düşünerek, program yapmamı istememişlerdi. Ama şimdi istiyorlar.



İLK KEZ 21 YAŞINDA MUTFAĞA GİRDİM

İlk kez ne zaman mutfağa girdiniz ?

21 yaşında Paris'e gittim. İlk kez o zaman girdim tek başıma mutfağa.



Dışarı çıktığınızda nerelerde yemek yiyorsunuz? Zorlanıyor musunuz iyi Restoran bulmakta?

'Çiya' bence Anadolu'nun Kayıp lezzetlerini keşfetmek için çok doğru bir adres. 'Cercis' var, Mardin mutfağı üzerine... Yabancı mutfaklar konusunda Türkiye çok kötü! Suşiyi, Tayland mutfağını, Çin yemeklerini, hatta İtalyan yemeklerini bile yiyecek bir yer bulamıyoruz. İyi olanlar küçük, kenarda kalmış, öyle çok isimleri orada burada yazılan yerler değil. Çin yemeğinin, olması gerektiği lezzette olabilmesi için, malzemelerin Çin'den getirilmesi lazım, bu da çok pahalı. Ayrıca Türk damak tadının yadırgayacağı şeyleri çıkarıyorlar. Sonuçta, Çin yemeğini gerçekten seven, tadını bilen birinin asla yemek istemeyeceği bir şey çıkıyor ortaya. 'Rejans' ise, gerçek Rus yemeği yemek isteyenlerin rahatça gidebileceği bir yer.



KIZIM KOLA İÇMEDEN BÜYÜDÜ

Yemek yaparken hep taze ürünler mi kullanıyorsunuz, nerelerden Alışveriş yapıyorsunuz?

Organik, taze ürünler kullanıyoruz. Eşimin babasının yetiştirdiği domatesi, biberi, patlıcanı 'deep freeze'e koyuyoruz, kışın da onları yiyoruz. Konserve bir ürün alırsam, bize bir kalite güvencesi verenini tercih ediyorum.



Kızınız hamburger yemiyor mu? Kola içmiyor mu?

Yok. Zararlı şeyler yememesini sağladık bugüne kadar. Anlatıyoruz da ona. Umarım bu şekilde devam eder.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Wednesday, December 9, 2009

Haftada en az dört gece parti parti dolaşıyorlar

Karanlık çökünce kendilerini dışarı atıyorlar. Haftanın en az dört gecesi sokakta olup; restoranlardan kafelere, konserlerden açılışlara, gece kulüplerinden partilere koşturup duruyorlar... Yorgunluk nedir bilmeden sürekli gezip tozan 'gece kuşları'; Cosmopolitan dergisinin yeni sayısında mercek altına alındı. Selin Miloşyan tarafından derlenen dosyada; parti parti gezen Eğlence tutkunlarının fiziki ve sosyolojik haritası çıkarıldı. İşte, 'Gece Kuşlarını Tanıma Kılavuzu'nun ayrıntıları...



YORULMAK NEDİR BİLMİYORLAR

Gece çıkmaktan, bir eğlence mekanından diğerine koşmaktan müthiş zevk alıyorlar. Bir yemekle başladıkları geceye, bir kafede devam ederken, oradan da içkili bir ortama geçip doyasıya dans etmek istiyorlar. Bu arada her zaman çeşitli mekanlarda karşılaştıkları tanıdık simaların ya da arkadaşlarının daveti üzerine geceyi bir ev partisinde sonlandırmaya karar veriyorlar. Hiç yorulmadan bazen araya konser, Sinema ya da Tiyatro gibi daha kültürel aktiviteleri sıkıştırmayı başarıyorlar. reklam, sanat, Moda, medya, halkla ilişkiler ve organizasyon gibi alanlarda çalışan insanlar, mecburen yoğun bir gece hayatına sahip oluyor. Meslek icra edilirken bir yandan da eğlencenin tadına varılıyor.



YENİ İLİŞKİLERİN BAŞLANGIÇ YERİ

Gece kuşları; gün ve saat hesabı yapmadan hayatı dolu dolu yaşayarak eğleniyor. Ayrıca işyerinde çalışırken, keyifli bir gecenin kendilerini beklediğini bilmek de onların stresini azaltıyor. Gece hayatı insanlara; yeni arkadaşlıkların ve yeni aşkların filizlendiği renkli bir ortam sunuyor. Davetlerden partilere koşturmanın bir avantajı da, yeni ilişkilere başlama şansı oluyor. Her gece dışarı çıkıp birkaç Program yapabilecek kapasitede olmak için ille de bekar olmak şart değil. Gece kuşu evli çiftler de evliliğin sıradanlığından uzak, monotonluğu kırmayı başarmış, hareketli bir düzen kurmuş oluyorlar. Yoğun bir tempoyla oradan oraya koşturan insanlar aslında bu hareketliliği çok seviyor. Yeni insanlarla tanışıyor, dostluklarını pekiştiriyor, keyifli sohbetler yapıyor, son trendlerden haberdar oluyorlar... Gece kuşları, hayatın bu hızlı akan, sürprizli yönüne bayılıyor.



GECE KUŞLARININ ORTAK NOKTALARI

Yaşları tabii ki 18'den büyük! Genellikle bekarlar ama aralarında evli olanlar da var. Keyif aldıkları için gece çıkıyorlar ama bazen işleri nedeniyle mecburi bir sosyallik yaşayanlar da oluyor. Salaş yerlere gitmek isteyenler Kadıköy ve Nevizade'de, daha çok para harcayabilenler ise Bebek- Boğaz hattında boy gösteriyorlar. Asmalımescit-Tepebaşı dolayları ise son dönemde coşmuş durumda. Eğlenmek için yaşadıklarını söylerler. En az haftanın dört günü dışarıdalar; bazı partilere kapıdan bakıp çıkıyorlar. Geceleri, gündüzden daha enerjik ve hareketli oluyorlar.



NEDEN GEZİYORLAR

ETEL BALER: "Akşamları sevdiklerimin katıldığı organizasyonlara gitmekten hoşlanıyorum. Çünkü tümüyle buluşmam için yeterli vaktim yok. Gece gezmeleri sayesinde dostlarımı birarada görme imkanı buluyorum."

ESRA ÜSTÜNKAYA: "Dışarıdaki eğlenceyi ve sosyal hayatı renkli bir tiyatro sahnesi gibi görüyorum ve izlemekten büyük keyif alıyorum. Programlarım spontane gelişiyor ve insanlarla iletişim çok hoşuma gidiyor."

DİDEM ÖZGEN (Parti organizatörü): "Sosyalleşmek benim için yemek yemek kadar doğal bir ihtiyaç ve büyük bir keyif. Dönemsel olarak azalan veya çoğalan yoğunlukta, ancak haftada en az dört gece çıkarım. Yaz aylarında hemen her gece dışarıdayım. Yaşlanıp bir köşede oturmak zorunda kaldığımda torunlarıma anlatacak eğlenceli hikayelerim olsun istiyorum."



SABAHA KADAR EĞLENMEYİ ÇOK SEVİYORLAR

Melez şarkıcı Rihanna, her gece farklı bir kulüpte görülüyor. Rihanna'nın aynı akşam üç kulübe birden gittiği biliniyor. İngiliz şarkıcı Amy Winehouse, hareketli gece hayatıyla tanınıyor. Evinde sabaha kadar süren partiler yüzünden komşularının onu tahliye etmek için imza kampanyasına başladıkları biliniyor. Çılgın partilerin renkli siması Paris Hilton, eğlence hayatının en ünlü müdavimlerinden. Paris'in gittiği parti haftalarca konuşuluyor. Los Angeles gece hayatının müdavimlerinden olan Amerikalı oyuncu Mischa Barton, sık sık çok popüler olan Bardot adlı kulüpten çıkarken görüntüleniyor. 'Cadılar Bayramı' partisinde erkek kılığına girerek hayranlarını şaşırtan Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Katy Perry, çılgın partilerde sık sık boy gösteriyor.



TAVAF EDİYORLAR

Lüks harcamaları, Yaşam şekli ve gösterişli giyim tarzıyla dikkat çeken Süreyya Yalçın, yoğun gece hayatıyla adından sıkça söz ettiriyor. Demet Akalın, sevgilisiyle birlikte her gece en az dört mekan dolaşıyor. Gece gezmeyi çok sevdiğini söyleyen Tuba Ünsal, şu sıralar sık sık farklı eğlence mekanlarını tavaf ediyor. Hande Ataizi, yoğun bir gece hayatı olmadığını, herhangi bir organizasyon olmadığı takdirde sadece yemek yemek için çıktığını söylüyor. Gece hayatının Beslenme kaynağı olduğunu belirten şarkıcı Teoman, çıktığı gecelerde birkaç mekana birden gidiyor. Sosyetenin tanınmış simalarından Eda Taşpınar'ı da hemen her gece farklı bir organizasyonda görmek mümkün.
Haftada en az dört gece parti parti dolaşıyorlar

Tuesday, December 8, 2009

“Vücuda rot-balans ayarı yapıyorum”

Bade Gürleyen

Stres, korkular, hastalıklar, yanlış beslenme, uykusuzluk, doğadan kopukluk, iletişimsizlik, aşırı çalışmak... Bütün bunlar insan vücudunda fazla enerjinin, elektriğin birikmesine ve sistemin çalışmamasına yol açıyor. Vücut kasılıyor, tıkanıyor ve yoğun enerjiden kurtulamadığı için de Yaşam kalitesi düşüyor, özellikle ağrılar baş gösteriyor ve kişi kendini iyi hissetmiyor. Hatta bazen vücutta hiçbir hastalık olmamasına, bütün tahlillerin düzgün çıkmasına rağmen kişi hasta oluyor. Kayropraktik uzmanı Dr. Ayşegül Öztürk’ün söylediklerine göre ise bu tablonun nedeni aşırı strese, elektrik yüküne ve enerji birikmesine bağlı olarak sisteminin tıkanması, fonksiyonunu yitirmesi ve çalışmaması. “Vücut kendini onarmaya, sistemde bir bozukluk olduğunda onu düzeltmeye programlanmıştır. Ancak sistem bozulabiliyor. Bizim amacımız ise sistemin kendi iç dengesini çalıştırmak, vücutta sıkışan ve sıkıntı yaratan enerjiyi düzenlemek, çalışmayan sistemi çalışır hale getirmek. Vücutta biriken enerjiyi boşalttığınız zaman bütün sistemler rahatlıyor, çalışmaya başlıyor ve kişinin sıkıntıları gidiyor. Elektriksel check-up yapıyoruz aslında” diyen Öztürk, vücuda aslında “rot-balans ayarı” yaptıklarına dikkat çekiyor. Bunun içinse kayropraktik tekniklerini ve akupunktur kullanıyor.

Peki nedir kayropraktik? Bu, eski Yunancadan geliyor ve “elle yapılan uygulamalar” anlamına geliyor; genellikle sinir sistemi, eklem ve omurgayla ilgili sıkıntılarda uygulanıyor...

Dr. Ayşegül Öztürk Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Yani doğu tıbbını batı tıbbıyla birleştirmiş aslında. Tıp fakültesini bitirdikten sonra Amerika’da kayropraktik ve akupunktur eğitimi almış. Pek çok ünlü isim de vücutlarındaki “tıkanıklıktan” kurtulmak için ona gidiyor. Gazeteci İclal Aydın ondan “hayatımı kurtaran kadın” olarak söz ediyor; işadamları, gazeteciler, sanatçılar, bakanlar “müdavimi” olmuş durumdalar adeta. Her ne kadar Dr. Öztürk bu isimleri sır gibi saklıyor olsa da aldığımız duyumlara göre İclal Aydın dışında Rahmi Koç ve Saba Tümer de şifayı onda arayanlar arasında...

Geçenlerde İclal Aydın sizden “Hayatımı kurtaran kadın” olarak söz etmişti...

Evet, ama İclal hanımın diyetisyeni var, besinine dikkat ediyor, Spor yapıyor. Sağlıklı yaşamak için gereken şeyleri yapıyor. Tek başına benim ona müdahale etmem yeterli değil. Elimde sihirli bir değnek yok.

Siz neler yapıyorsunuz?

Elle birtakım uygulamalar. Ancak bu bir Masaj değil. Çeşitli teknikler var. Bu, özellikle eklem ve omurga sağlığıyla ilgili bir yöntem. Yapı ve işlev birbiriyle bağlantılı çünkü. Bir insanın fiziksel yapısı da omurga. Omurganın içinde olan sinir sistemi, beyin ve hücreler arasındaki iletişimi sağlar. Eğer yapı bozuksa işletim de bozuluyor. İşletim bozuksa yapı da bozuluyor. Ana hedefimiz, sistemde beyin-hücre iletişimini artırmak. Vücut kendini onarmaya, sistemde bir bozukluk olduğunda onu düzeltmeye programlanmıştır. Amacımız sistemin bu kendi iç dengesini çalıştırmak. Kayropraktik uzmanı ilaç yazmaz. Ama ben Doktor olduğum için gerektiğinde yazma yetkim var.

“Vücuttaki elektriği dokunarak hissediyorum”

Tedavi nasıl işliyor?

İltihabi hastalıklara, kanserlere ve ameliyat gerektiren hastalıklara bakmıyoruz. Bunun dışında her rahatsızlıkta yardımcı olabiliyoruz. Hastayı muayene ediyoruz, tahlillerine bakıyoruz. Nörolojik ve ortopedik testler yapıyoruz. Bizim elle ilgili duyularımız çok gelişiyor eğitimle. Elle yaptığımız muayenelerde derin dokulardaki kas kasılmalarını, sinir düğümlerini, boyun omurgasının hareket kısıtlılığı ve ağrısını tespit ediyoruz. Bize genellikle bel, baş, boyun ağrıları gibi iskelet sistemiyle ilgili ağrılarda başvuruluyor. Mide sorunları, migren, uykusuzluk gibi sorunlarla da gelen var. Baş ağrısını giderdiğimizde ise uykusuzluğunuz da geçiyor mesela. Hangi şikayetle giderseniz gidin sistemin bütününü etkiler kayropraktik.

Vücutta biriken ve sıkıntıya yol açan fazla elektrik nasıl boşalır?

Hastaya önce birtakım sorular soruyorum. Fiziksel, duygusal ve zihinsel travmaları araştırıyoruz. Sonra muayene başlıyor. Vücudun ön kısmında belli noktalar belli şeyler ifade eder. Hangi bölümde ne kadar sıkıntı olduğunu anlarız bu noktalarda. İnsanın vücudunda elektrik vardır.

Bu elektriği ben dokunarak hissediyorum, dokunarak dinliyorum vücudu. Dokunduğum bölgenin kas yapısının kasılı olup olmadığına bakıyorum. Vücuttaki bazı noktalarda birikir fazla elektrik. Bu da, bu noktalara bastırarak boşaltılır. Bazen bunun için akupunktur iğneleri de kullanıyorum. Sorun ne olursa olsun sistemde kasılma, kapanma ve tıkanma oluyor. Aşırı elektrik yükü vücudunuzdaki zayıf nokta neresiyse orayı etkiler. Bel, karın, mide, bağırsak kafa gibi. Uyku çok önemli. Uykuda vücut kendini yeniler. Uykusuzluk insanı hasta eder. Vücuda ayar yapıyorum aslında. Önce sinir sisteminin rahatlaması, sonra sindirim sisteminin düzenlenmesi, doğru Beslenme ve dinlenme gerekiyor. Fazla elektrikten mutlaka arınmalı.

Size genelde kimler başvuruyor?

Yönetici, muhasebeci, avukat, bankacı, gazeteci, işadamı gibi pek çok meslekten hastam var. Bir yöneticiye bakmayı seviyorum. Düşünce yükü ağır bir yük. Stres içindeki bir yöneticiyi iyileştirdiğinizde altındaki 100 kişiyi de iyileştirmiş oluyorsunuz. Ayrıca deprem korkusu, uçak fobisi gibi sorunlarla ilgili de bize başvuruyorlar.

“Gerginseniz spor yapmayın. Deniz kenarında oturun, daha iyi”

“Çok gergin bir insan spor yapınca daha da gerilir. Stresli insanlar için 10-15 dakikalık yürüyüş yeterli. Bazen yüzme öneriyorum, bazen de gevşeme ve meditasyon. Zihni kapalı, karışık insanların deniz kenarında oturması ve denize bakması yararlı. Deniz karışık, siz karışıksınız, bütünleşirsiniz. Kafanızdaki odak noktanız değişir denize bakarsanız. Bir de bulut meditasyonu öneriyorum. Bulut hafiflik ifade eder, ona bakmak gerginliği giderir. Ağaç meditasyonu da yararlı. Ağacın sağlamlığı size güç verir. Sağlamlık hissi uyandırır. Rüzgarda dalları sallanır ama köke bir şey olmaz. Tabii ki bu işin felsefesini anlamadan ağaca, buluta bakmak işe yaramaz. Anlarsanız size

iyi gelir. Rahatlamak, iyileşmek istemelisiniz. ‘Besinleriniz ilacınızdır’ derler. Ama sinir sisteminiz iyi olmazsa istediğiniz besini alın, hazmetmezsiniz. Mutluluk ve huzur insanın içinde olan bir şey. Dışarıdan gelen bir şey değil. “

Dr. Öztürk’ün ev ödevleri: “İki günde bir tuzlu su ve sirke banyosu yapın”

1 Nefes egzersizleriyle stres atın: Yemek öncesi 1 dakika hızlı hızlı nefes alıp vermek stres attırır ve metabolizmayı hızlandırır.

2 Tuzlu su banyosu fazla elektriği giderir: Cilt ve sinir sistemi aynı tabakadan oluşuyor.

Bu yüzden cildinizi rahatlattığınızda sinir sistemi de rahatlıyor.

İki günde bir tuzlu suda 10 dakikalık banyo vücuttaki elektriği alır. Küvetin içine iki avuç marketten alacağınız iyotsuz tuz atın ve suya iki sıkımlık sirke de ekleyin.

3 Ayak banyosu sinirleri gevşetir: Ayaklar kafaya en uzak nokta olduğu için kafa ve sinirler daha iyi gevşer.

4 Kafanıza soğuk kompres koyun:

Kafa derisi hassas olan insanların stres altında başı ısınır, elektrik orada birikir. Soğuk kompres sıcaklığı, gerginliği alır.

5 Birikmiş enerji bakarak, yazarak

ve konuşarak boşalır:

Bir muma bakabilirsiniz. Sigara dumanını çektiği gibi, sıkıntınızı da çeker. Ayrıca duygularınızı bir kağıda yazıp, sonra yırtıp atabilirsiniz. Ya da bir yakınınızla konuşun. Sosyal, paylaşan insanların genellikle psikoloğa ihtiyacı olmuyor.

6 Sınav stresine karşı göz hareketleri beyni açar: Gözlerinizle

yukarı aşağıya, sağa sola, çapraz sağa sola üç kez, daha sonra da dairesel hareketler yapmak yararlı.


“Vücuda rot-balans ayarı yapıyorum”

Tanınmaz hale geldi


Saç: Doğal bir kızıl olan Lindsay Lohan, 2005 yılında koyu renk saçı tercih ediyordu. Bu fotoğrafta 18 yaşında olan ünlü yıldızın sağlıklı parlayan saçları dikkat çekiyor.

Yüz: Yüzünde hiçbir kırışıklık bulunmayan ünlü aktrisin çilleri dikkat çekiyor. Beyaz tenli yıldız, o dönemde bronzlaşmayı tercih etmediği için yüzünde güneş lekesi de görünmüyor.

Saç: Yıllardan beri saçını boyatan Lohan, sarı saçta karar kıldı. Ancak seçtiği bu platin sarısına kavuşabilmek için saçını çok yıprattı.

Alın: Us dergisine Lohan'ın yüzünü değerlendiren Cilt Bakımı uzmanları, alnında yaşına göre çok fazla kırışıklık olduğunu belirtti.

Göz: Göz çevresindeki koyu renkli halkalar dikkat çekiyor. Lohan'a yakın kaynaklar genç yıldızın, günde 4-5 saat uyuduğunu söylüyor.

Dudak: Dudaklarına dolgu yaptırarak şişirten Lindsay Lohan, bu haliyle doğallıktan çok uzak ve hoş olmayan bir görüntü çiziyor.

Yüz: Sigara, alkol ve düzensiz Beslenme sonucu genç aktris, dört yılda 10 yaş yaşlanmış gibi. Bu haliyle yaşıtlarından yaşlı duruyor.

Tanınmaz hale geldi

Şirketlerin domuz gribi önlemleri


Dünya Sağlık Örgütü, 74 ülkeye yayılan ve Türkiye'de 115 kişinin ölümüne neden olan Domuz Gribi için alarm seviyesini altıya çıkarırken Türkiye'de de salgın tehlikesine karşı önlemler artırıldı. H1N1 virüsünün mutasyona uğraması korkusu ve Kurban Bayramı'yla birlikte salgın riskinin artacağı uyarıları, Sağlık Bakanlığı'nın yurt çapında aldığı önlemleri artırırken firmaları da kırmızı alarma geçirdi. Başta bankalar ve okullar olmak üzere pek çok kurum, olası bir grip salgını için termal kamera almaya başladı. Kurban Bayramı'nda yüzde 100 dolulukla çalışacak olan şehirlerarası otobüs firmaları, tam güvenli çalışma için otogarlara Mobil termal kamera talebinde bulunurken özel hastaneler de olası bir salgın riskine karşı Sağlık Bakanlığı'ndan tam yetki istedi. Domuz gribi korkusu, İstanbul'un Eğlence mekânlarına da sindi.

Bankalar termal kamera almaya başladı
Sağlık Bakanlığı'nın havalimanlarına önlem amaçlı koydurduğu termal kameralara son zamanlarda talep arttı. Aralarında banka, okul ve alışveriş merkezlerinin de yer aldığı pek çok şirket, fiyatı 15 bin ile 60 bin TL arasında değişen termal kameralardan edinmek için termal kamera satan şirketlere başvurdu. Domuz gribi salgınının kamu yetkililerinin ardından şirketleri de harekete geçirdiğini söyleyen Sentez Termal Kamera Görüntüleme ve Ölçüm Sistemleri'nin Satış Sorumlusu Hasan Tahsin Yazıcı şunları söyledi: "Bizden kamera talebinde bulunan firma sayısı her geçen gün artıyor. Okullar, bankalar, Sinema işletmecileri, alışveriş merkezleri, telekomünikasyon kurumları ve fabrikalar dahil pek çok şirket yetkilisi, bizi arayıp kamera talebinde bulundu. Domuz gribini tespit eden termal kameralardan bugüne kadar 40 tane sattık." Sağlık Bakanlığı'nın havaalanlarında uyguladığı yüksek Güvenlik uygulamalarının otogarlarda uygulanması için harekete geçen Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED), Sağlık Bakanlığı'ndan Esenler Otogarı girişine termal kamera koyulması için talepte bulundu. Kurban Bayramı'yla birlikte taşınacak yolcu sayısında ciddi artış olacağını ve burada yolcuların güvenliği için termal kameraların gerekli olduğunu ifade eden TOFED Yönetim Kurulu Başkanı Rüştü Terzi, "Bayram öncesinde şehirlerarası otobüs işletmelerinin doluluk oranları yüzde 95-100 seviyesine çıkıyor. Bu nedenle Ulaştırma Bakanlığı'na ek sefer için talepte bulunduk. Sektörümüz domuz gribi salgını için önlemlerini aldı. Sağlık Bakanlığı, otogarı ilaçladı. Kurumsal firmalar otobüslerini domuz gribine karşı dezenfekte etti. Bazı firmalarımız maske bile dağıttı. Son olarak federasyon olarak Sağlık Bakanlığı'ndan otogar girişlerine termal kameralar yerleştirilmesi için talepte bulunduk. Yolculuğa çıkacak her yolcunun mobil termal kameralarla kontrolden geçirilmesi, salgına karşı alınacak önlemleri artıracaktır" diye konuştu.

Eğlence mekânlarında öpüşen yok
Sigara yasağından sonra büyük Darbe yiyen eğlence mekânlarının tadı, domuz gribiyle iyice kaçtı. Gece hayatının kalbinin attığı İstanbul'un lüks eğlence mekânlarında şu sıralar el ele tutuşup öpüşen yok. Eğlence mekânlarının henüz Sigara yasağına bile alışamadığını belirten ünlü işletmeci Celal Çapa, "Türk insanı henüz sigarasızlığa bile alışamamışken şimdi bir de domuz gribi çıktı. Gribin doğrudan mekânlara etkisi olmasa da grip olanlar gelemediği için bir düşüş söz konusu. Ancak biz asıl düşüşü kriz nedeniyle yaşadık" dedi. Domuz gribi salgınına karşı dünyada alınan önlemlerin arttığına dikkat çeken Pürel'in üreticisi Çarmıklı Grubu İcra Kurulu Başkanı Osman Çarmıklı, Türkiye'de de hijyen konusunun ciddi şekilde uygulandığını söyledi. Son zamanlarda eğlence mekânları da dahil birçok işletmenin dezenfektan cihazları satın aldığına işaret eden Çarmıklı, buna bağlı olarak dezenfektan satışlarının maksimum düzeye çıktığını kaydetti.

Home ofis çalışma revaçta
Çalışanlarını domuz gribinden korumak isteyen kurumsal firmaların bu dönemdeki bir diğer tercihi ise evden çalışma sistemi. Gribe yakalanan çalışanlarına uzun süreli izin verip evden çalışma olanağı sağlayan Şirketler, bu dönemde izin politikalarında yumuşamaya gitti. "Domuz gribi nedeniyle home ofis çalışma sistemi bu dönemde hiç olmadığı kadar revaçta" diyen Human Resources Management Kurucu Ortağı Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka şunları kaydetti: "Daha öncesinde devamsızlıkla ilgili çok hassas yaklaşan firmalar, domuz gribi döneminde kişilerin işe gelmemesini, evden çalışarak işe devam etmesini ister hale geldi. Ayrıca başta yabancı firmalar olmak üzere gribe karşı korunma yöntemleri Eğitim çalışmalarıyla anlatılıyor, afişler asılıyor. İşletmelere dezenfektanlar yerleştiriliyor." Özel sağlık kuruluşları yetki bekliyor Domuz gribine karşı devletin yetki verdiği 3 hastanenin artan hasta sayısıyla birlikte yetersiz kalacağına dikkat çeken Özel Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Reşat Bahat, "Domuz gribi salgınında asıl tehlike, bayramdan sonra ortaya çıkacak. Çünkü herkes öpüşüyor. Hasta olan bir kişi, 20 kişiye bulaştıracak. Artık özel hastaneler de domuz gribi vakalarıyla ilgilenmeli" dedi. Özel sağlık kuruluşlarının 200 bine yakın çalışanı, 21 bin doktoru, 450 hastanesi ve 1860 özel sağlık ünitesiyle domuz gribi salgınıyla mücadeleye hazır olduğunu dile getiren Bahat, Sağlık Bakanımızla 1 ay önce yaptığım görüşmede, kendilerinin emrinde olduğumuzu ifade etmiştim. O dönem salgının ilerlemesi halinde bize başvuracaklarını belirtmişti. Bayramdan sonra artacak hasta sayısıyla birlikte bu yetkinin geleceğini düşünüyoruz " dedi.

HANGİ FİRMA, NE ÖNLEM ALDI ?
Seyidoğlu:
Domuz gribine karşı üretim tesisinde kırmızı alarm durumuna geçen Seyidoğlu firması, çalışanlarını en üst seviyede korumaya aldı. Gıda sektöründe hijyen ve sağlık kavramının önemine dikkat çeken Seyidoğlu Genel Müdürü Mehmet Göksu, "Çalışanımızın sağlığı, ürünlerimiz ve bizim de sağlığımız demektir. Domuz gribine karşı Hadımköy'deki fabrikamızda çalışan 400 personelimizi Sağlık Bakanlığı'ndan gelen uzman bir kadro tarafından 1 haftalık zorunlu eğitime tabi tuttuk. Fabrikanın girişine steril koruyucu jeller ve dezenfektanlar yerleştirdik. Fabrikaya girişte koruma maskesi ve üniforma giyme zorunluluğu getirdik. Daha önce de yapıyorduk ama şimdi kırmızı alarm seviyesine geçtik" dedi.

Yıldız Holding:
Holdingdeki tüm iletişim panolarına griple ilgili afişler asan Yıldız Holding, işyeri doktoru tarafından da bilgilendirici paneller düzenliyor. Şirket binaları steril maddelerle sık sık dezenfekte ettirilirken, ortak kullanım alanları da steril maddeyle her gün dezenfekte ediliyor. Gerekli ilaç ve maske stoku yapan ve isteyen çalışanlarına dağıtan holding, ayrıca şirketteki tüm lavabolara steril cihazlar taktırdı. Holding ayrıca aylık yemek mönüsünü vitamin yönünden daha zengin yemeklerden oluşturmaya başladı.

İstanbul İhracatçılar Birliği:
Domuz gribi salgınına karşı önlem alan bir diğer kuruluş ise İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB). Salgına karşı merkezin ilaçlandığını ifade eden İİB Başkanı Zekeriya Mete, ayrıca birlik binasındaki çalışanlara tıbbi maske dağıttıklarını söyledi. Merkezin lavabolarına dezenfekte özelliği taşıyan sıvı sabun koyduklarını belirten Mete, binanın en çok kullanılan alanlarına ise el temizleme jelleri koydurduklarını söyledi.

Akmerkez:
Her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Akmerkez de çalışanlarını ve misafirlerini hastalıktan korumak için hijyen uygulamalarını artırdı.Yeme-içme katında masa dezenfeksiyonu için görevlilere püskürtmeli dezenfektanlar dağıtılırken, ofis masaları, asansör düğmeleri ve yürüyen merdiven el tutamakları gibi diğer el teması olan genel alan temizliklerinde dezenfektanlı ürünler kullanılmaya başlandı. Tuvaletlerde ise dezenfektan içerikli sıvı el sabunları, ziyaretçilerin kullanımına sunuldu.

Denizbank:
Domuz gribiyle ilgili gelişmeleri işyeri hekimleri aracılığıyla takip eden Denizbank, tüm çalışanlarını iç duyurularla düzenli olarak bilgilendiriyor. Mevsimsel grip aşısının olunması yönünde çalışanlarını bilgilendiren firma, ayrıca tüm çalışanlarını özel sağlık sigortası kapsamına aldı. Denizbank, bankaya ait tüm binaları ilaçlayarak dezenfekte de ediyor.

Kocaeli Çiftliği:
Kocaeli'ndeki 6 bin metrekarelik üretim tesisinde "Oyalı" ve "Karlı" markalarıyla yöresel peynir ve kaşar üretimi yapan Kocaeli Çiftliği de domuz gribine karşı üst düzey alarmda. Salgın riskine karşı sağım ve üretim alanlarında üst düzey koruma önlemleri aldıklarına dikkat çeken firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Gör, "Bütün toplumun sağlığını etkileyen domuz gribe karşı özellikle gıda firmalarının tedbir alması şart. Biz Kocaeli Çiftliği olarak gıda ve Beslenme uzmanlarına danışarak özel önlemler aldık. Çiftliğimizin girişine yurtdışından getirttiğimiz özel dezenfektanlar koyduk. Personelimizden herhangi biri grip bile olsa özel Doktor tahsis ettik. En ufak bir rahatsızlıkta 3 gün izin veriyoruz" diye konuştu.

Ata Mobilya:
Ankara merkezli mobilya üreticisi Ata Mobilya ise domuz gribine karşı ilginç bir uygulamaya gitti. Firmalarına ait mağazalarda sergilenen mobilyaları özel dezenfektan ilaçlarıyla steril hale getiren firma yetkilileri, böylece müşterilere grip bulaşma ihtimalini asgari düzeye indirmiş oldu. Mobilya mağazalarında sergilenen ürünlere müşteriler dokunduğu için özel spreylerle dezenfekte ettiklerini dile getiren Ata Mobilya Genel Müdürü Erdal Atalay, ayrıca şirket personeline grip konusunda eğitim verdiklerini söyledi.

Temesist Raf Sistemleri:
Depo ve raf sistemleri üreticisi Temesist şirketinde, domuz gribine karşı tokalaşma ve öpüşme yasağı getirildi. Temesist binasına dezenfektanlar yerleştirildiğini kaydeden firmanın Genel Müdürü Halil İbrahim Gür, bina çalışanlarının ayrıca tıbbi eldiven ve maskelerle korunduğuna dikkat çekti.
Şirketlerin domuz gribi önlemleri

Kızının diyetinden şekeri çıkardı

Amerikalı ünlü aktris Jessica Alba, kızı Honor'ın Beslenme programından şekeri tamamen çıkardı. Bir yaşındaki kızına şekerli meyve suyu ve asitli içecek içirmediğini söyleyen Alba, "Sadece doğal meyve sularıyla beslenmeye özen gösteriyorum. Suni şekerli şeylerin ona zarar vereceğine inanıyorum" dedi. Ünlü aktris, kızının en çok salatalık ve elma suyunu sevdiğini sözlerine ekledi.
Kızının diyetinden şekeri çıkardı