Showing posts with label Türk. Show all posts
Showing posts with label Türk. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Kadınlar bu haberi mutlaka okumalı

İSTANBUL - Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Birçok yerde kadına ve kadın emeğinin algılanışına dair konuşmalar yapılıyor, etkinlikler düzenleniyor. Biz de kadının varlığını ciddi şekilde tehdit eden, dünyada ve Türkiye'de en sık görülen kadın kanserine, yani meme kanserine dikkat çekmek istedik, Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen ve Psikososyal Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan ile konuştuk. Kanserin, bir kadının bedeninde ve beyninde yarattığı değişiklikleri, sosyal ve iş hayatına yaptığı etkileri, özel hayatında ve ikili ilişkilerinde bıraktığı izleri irdelemeye çalıştık. Batı ülkelerinde son yıllarda Meme Kanseri sıklığında azalma gözlenirken, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki artış dikkat çekiyor. Üstelik hastalığa yakalanma yaşı giderek düşüyor. Türkiye'de genç yaşta, yani 40 yaşın altında meme kanserine yakalanma oranı batı toplumlarından 4 kat daha fazla.IARC’e göre, (International Agency for Research on Cancer) 2002 yılında tüm dünyada yeni tanı konulan meme kanseri sayısı 1.150.000 iken, rakam 2010 sonunda 1.500.000’e ulaşacak. Bu sayının 10 yıl içinde yaklaşık yüzde 60 artacağı, vakaların daha çok gelişmekte olan ülkelerde görüleceği tahmin ediliyor. KANSER DAHA OLUŞMADAN YAKALANIYORMeme kanserinde yüz güldüren en önemli nokta ise tarama programları sayesinde daha sıfır evredeyken kanserin yakalanıyor olması. Böylece kanser öncüsü hücrelere müdahale ediliyor ve kadınlar kanser olmaktan kurtuluyor.
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı'na bağlı olan Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu (MHDF) ve Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) gibi kuruluşlar, meme, rahim, rahim ağzı, yumurtalık kanserlerinde yaptıkları ücretsiz taramalarla kadınlara erken teşhis ve tedavi şansı yaratıyor.
Örneğin; Van'da KETEM'in yürüttüğü programda 2009'da 4 bin 743 kadın meme, 4 bin 222 kadın rahim ağzı kanseri taramasına katıldı. Bu kadınlardan 26'sı erken teşhisle kanser olmaktan kurtarıldı. Meme Sağlığı Derneği'nin (MEMEDER) 2008'de başlattığı Bahçeşehir Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Projesinde ise dört kadında evre 0 ve 2 kadında evre I'de saptanan kanserlere erken müdahale edildi ve 6 kadının kanser olması engellendi. ERKEN TEŞHİS NEDEN ÖNEMLİ?Ulusal Kanser Danışma Kurulu Üyesi ve Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen, kanser tarama programlarıyla kanserin daha oluşmadan yani sıfır evredeyken yakalanmasının kadın açısından son derece önemli olduğunu söyledi, "Kanser gelişmiş olsa bile erken tanı ve tedaviyle hem ölüm oranı ciddi şekilde düşüyor hem de tedavinin başarısı ve kadının Yaşam kalitesi artıyor" dedi.Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu (MHDF), meme hastalıklarıyla ilgili 13 dernekten oluşuyor. Özmen, federasyonun amacını, "Meme hastalıklarının erken tanısı, taraması, tedavisi ve takibi ile ilgili olarak ülkemizdeki mevcut koşulları belirlemek, bu koşullara uygun ve gerekli projeleri hazırlamak ve bunları uygulamaya koymak" cümleleriyle özetledi.
MHDF çatısı altında bulunan Meme Sağlığı Derneği'nin (MEMEDER) yürüttüğü projelerden biri de Bahçeşehir Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Projesi. Prof. Özmen, 2008'de başlayan ve 2018'e kadar sürmesi planlanan Proje hakkında şunları söyledi:ÜCRESİZ Dijital MAMOGRAFİ VE ULTRASONOGRAFİ"Hedefimiz, bu bölgede yaşayan, 40-69 yaş arasındaki yaklaşık 5.000 kadını evlerinde ziyaret ederek, ücretsiz dijital mamografi, ultrasonografi ve muayene yaptığımız “Meme Sağlığı Merkezi’mize” davet etmek ve burada taramalarını yapmak. Bahçeşehir Belediyesi ve diğer sponsorlarımızın katkılarıyla piyasa değeri yaklaşık 1.000 TL’yi bulan dijital mamografi, doppler ultrasonografi ve muayene merkezimizde ücretsiz sunuluyor. Bugüne kadar projemize katılan 1.600 kadınımıza dijital mamografi, 1.000 kadınımıza ultrasonografi, şüpheli bulunan 35 kadınımıza meme biyopsisi yaptık. 6 kadınımızda çok erken meme kanseri (dört kadında evre 0 ve 2 kadında evre I) saptandı. Kanser tanısı konulan kadınlarımızın tedavileri yapıldı, kadınlarımız şimdi sağlıklı yaşamlarıne devam ediyorlar."Bu kampanyadan yararlanmak isteyenler nasıl bir yol izlemeli, nereye ve ne zaman başvurmalı? Prof. Özmen'in cevabı:
"Bu projeden, Bahçeşehir Beldesinde oturan ve proje kapsamında olan tüm kadınlarımız, “Meme Sağlığı Merkezi’mize” müracaat ettikleri anda yararlanmaktadırlar. Bu belde dışındaki kadınlarımız ise Meme Sağlığı Merkezimizin 0212 669 84 51 veya 0532 201 83 40 nolu telefonlarını arayarak randevu alabilirler."
KANSER ÖNCÜSÜ HÜCRELERE MÜDAHALEAynı zamanda Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Kurulu Başkanı ve İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Prof. Özmen, gelişmiş ülkelerde tarama mamografisi ve erken tanıyla meme kanserinden ölüm oranının ciddi şekilde azaldığına vurgu yaptı, bu taramalarda kanser öncüsü hücre görüldüğünde nasıl müdahale edildiğini anlattı:"Kanser tarama programları, ele gelmeyen meme kanserini yakalama oranını yüzde 75’e kadar yükseltmiştir. Bu sayede kadınlar memelerini kaybetmeden ve sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Erken tanı, tedavi maliyetlerini azaltarak ülke ekonomisine de ciddi katkılar sağlıyor. Genetik testler (BRCA 1 ve BRCA 2) kullanılarak yüzde 5-10 civarında olan genetik meme kanseri erken fark ediliyor, belirli bir takip süresinden sonra meme derisi ile meme başı korunarak meme dokusu çıkarılıyor ve estetik olarak yeni meme yapılıyor. Böylece kadınlar meme kanserinden korunuyor. Yine yüksek risk grubunda olup, memesinde kanser öncüsü değişikliler bulunanlarda da benzer yöntemler uygulanıyor. Mamografisinde şüpheli tümörleri olan kadınlarda, mamografi yardımı ile vakumlu kor biyopsi yapılarak patolojik tanı konuluyor. Bu hastaların önemli bir kısmında ameliyata ve biyopsiye gerek kalmıyor."KANSERİN PSİKOLOJİK MALİYETİ DE AĞIR OLUYORKanser olan kadınların özellikle eş veya sevgilileriyle ilişkilerinin bozulduğu, hastalık sonrası boşanma olaylarının sık görüldüğü, bazı kadınların uzun tedavi süreci nedeniyle işlerini de kaybettikleri gözleniyor. Yani kadın kanser olunca hem işini hem de aşkını kaybedebiliyor. Bu da zaten ciddi bir fiziksel ve ruhsal travma yaşayan kadının psikolojik dengesini iyice altüst ediyor. Olayın bu boyutunu da kanser psikolojisi alanında ulusal ve uluslararası pek çok çalışmaya imza atan bir isimle konuştuk. Psiko-onkolojinin Türkiye'de kurucusu olan Prof. Dr. Sedat Özkan, kanser hastalığının tüm dünyada multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edildiğini, ülkemizde ise genel olarak medikal tedavinin dünya standartlarında yapıldığını ancak psikososyal boyutun yeterince önemsenmediğini söyledi. Prof. Özkan, "Özellikle son yıllarda yapılan çalışma ve girişimler psiko-onkolojinin kanser tedavisindeki öneminin tartışmazlığını göstermektedir" dedi. HEM YAŞAMI HEM DE KADINLIĞI TEHDİT EDİYORİ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Prof. Dr. Sedat Özkan, meme kanserini, "Benlik saygısını, cinselliği, yaşamı ve kadınlığı tehdit eden bir kriz durumu" olarak tanımladı. Kanserin kadının hem iş hayatını hem de sosyal ve özel ilişkilerini önemli ölçüde etkilediğini vurgulayan Prof. Özkan, sürecin kadında ciddi psikiyatrik sorunlara neden olduğunu söyledi. "Kronik hastalıklar ve hastalığın getirdiği olaylar o kişinin ailesinde ve ikili ilişkilerinde de kriz yaratır, birçok problem yaşatır, baş etme becerilerini değiştirir, duygusal tepkiler ve psikiyatrik bozukluklar ortaya çıkabilir. Özellikle beden imajını ve kadınlık algısını bu kadar yakından etkileyen bir durum kişide özgüven kaybı ve uyum güçlüğünden majör depresyona kadar geniş bir yelpazede psikiyatrik sorunlara yol açabilir. Bununla birlikte, aile üyelerinden birinin yaşadığı olumsuz durumlardan bütün fertler etkilenir. Unutulmamalıdır ki hem kanseri yaşayan kişi hem de yakınları bu zorlayıcı sürecin içinde bir aradadır. Kanser tanısının şoku, hem aile sistemini hem de diğer sosyal destek sistemlerini değiştirebilir. Hastalık sürecinde bazı aile üyeleri birbirine daha çok yakınlaşıyor, bazıları ise birbirinden uzaklaşıyor. EŞİN VEYA SEVGİLİNİN MEME KANSERİNİ ALGILAYIŞI Eşin veya sevgilinin kadını algısı ve ilişki tarzı, kadının kendini algılaması üzerinde önemli bir etkiye sahip oluyor. Kadınlık organları ile ilgili kanser, kansere özgü kaygı ve depresyonun dışında, kadına özgü kaygılar ve ilişki sorunlarına da yol açabiliyor. Burada hastalık öncesi ilişkinin durumu en önemli belirleyicidir. Eğer kadınla erkeğin ilişkisi sağlamsa, organ kaybı sonrası bu ilişki daha da güçlenebilir. Ama hastalık öncesi ilişkide sorunlar varsa, yaşanan sürecin ilişki üzerindeki etkisi de olumsuz olur." RÖPORTAJIN TAMAMI Kadın ruhu meme kanserini nasıl algılar?
İLGİLİ HABERLER
Çözüm memenin alınması mı? Her 100 Türk'ten 3'ü kanserin farkında
Prof. Vahit Özmen ise meme kanserinde erken tanı açısından önemli olan toplum tabanlı tarama mamografisinin ülkemizde yetersiz olduğunu söyledi, kadınların ilgisizliğine dikkat çekti. "Ancak kadınlarımız da meme kanseri konusunda yeterli bilgi ve bilinç düzeyine sahip değiller. Bu nedenle de teşhiste geç kalınıyor ve kadınlar bu hastalık yüzünden genellikle memelerini ve sağlıklarını kaybediyorlar" diye konuşan Prof. Özmen, meme kanseriyle ilgili soruları ise şöyle cevapladı:Meme kanseri eskiden yaşlı hastalığı olarak bilinirdi ancak günümüzde genç yaşlarda da sık karşılaşılıyor. Hastalığın görülme yaşının bu kadar düşmesini neye bağlıyorsunuz?
Batı toplumlarında son yıllarda meme kanseri sıklığında bir azalma gözleniyor. Bu azalma özellikle son 7-8 yılda menopozdaki kadınların kullandığı hormon replasman tedavisindeki keskin düşüş ile ilişkili bulunuyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise meme kanseri sıklığında artış var. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama ömrün uzaması, yaşam tarzının giderek batıya benzemesi, az doğurma, geç doğurma, süt verememe, kürtaj yaptırma, erken adet görme, geç menopoza girme, Beslenme alışkanlıkları, genetiği değiştirilmiş ve hormon katkılı yiyecekler, Stres ve çalışma zorunlulukları hem bu artışın hem de meme kanserinin nedenlerini oluşturuyor.
Kadınlar bu haberi mutlaka okumalı

Tuesday, December 29, 2009

Yatakta mutlu olmanın 12 yolu

İŞTE YATAKTA MUTLU OLMANIN 12 YOLU
İlişkinizin zamana yenildiğini mi düşünüyorsunuz? Hep ilk günkü heyecanda kalsa güzel olurdu; ancak bunun için hem siz hem de partneriniz emek harcamalısınız. Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe, uzun süreli ilişkilerde zamanla heyecanın azalıp, cinsel hayatın monotonlaşmasının yaygın bir sorun olduğunu söylüyor. Her zaman aynı şeyleri, aynı sıra ile yapmak cinsel hayatı rutinleştirebilir. Zamanla ve yaşla birlikte cinsel istekte azalma olabilir, ayrıca şeker, tansiyon, kalp gibi rahatsızlıklar cinsel sorunlara yol açabilir. Kilo alımı, kadın ve erkeğin eski fiziksel çekiciliklerinin azalması ve kadının anne olması gibi etkenler de çiftin birbirine cinsel olarak bakış açılarını değiştirebilir. Bu hemen her çiftte görülebilen bir durum. Ancak bir kader değil. Eğer çift isterse ilişkide heyecanı hep Canlı tutabilir, monotonluğu kırabilir, farklı cinsel aktiviteler deneyebilir. Bu tamamen çiftin motivasyonuna bağlı.Sağlıklı bir ilişki içinDr. Keçe, sağlıklı bir Cinsellik için en önemli koşulun, çiftin açık, samimi ve dürüst bir iletişim kurması olduğunu söylüyor. Çift olarak birbirinizle ilgili arzu, istek ve beklentilerinizi paylaşırsanız hem daha sağlıklı ve tatmin edici bir cinsel yaşantınız olur, hem de bir sorun yaşandığında onu daha kolay çözebilirsiniz.
Ne zaman doktora başvurmalı?Ne yazık ki, Türk toplumunda cinsellik, doğal ve normal bir olgu olarak görülmüyor ve hâlâ ayıp, yasak ve günah kavramlarıyla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle de çiftlerin cinsel sorunları olduğunu kabul etmeleri ve bir uzmana başvurmaları uzun zaman alıyor. Cinsel hayatınızda neyin ters gittiğini konuşun ve davranışlarınızda da ufak tefek değişiklikler yaparak sonucu gözlemleyin. Ancak var olan cinsel sorun kadın, erkek ya da her ikisindeki daha derin psikolojik bir soruna ya da kişilik yapısına dayanıyorsa, bir cinsel terapistten uzman yardımı almanız daha doğru olacak.
Cinsel terapi gerekirseCinsel sorunları olan kişiler, bu sorunu kafalarında çok büyütürler ve asla çözemeyeceklerini düşünürler. Oysa ki cinsel terapi, diğer psikoterapilerden farklı olarak daha yoğun ve kısa sürelidir. Yani çift ve terapist işbirliği yaptığında ve çift terapinin gereklerini yerine getirdiğinde, kısa sürede çözüme ulaşılıyor. Cinsel terapi, yaklaşık olarak 10-12 seans sürüyor. Bu süre 10 gün olabileceği gibi, 1-2 aya da yayılabiliyor. Terapi başladığında, ilk muayene, çifti tanımak ve sorunu anlamak için yapılıyor. Çift ya da tek başına geldiyse kişi, terapiye başvurma nedeni, ne zamandan beri bu sorunu yaşadığı, bu sorunun hayatında ve ilişkisinde ne gibi etkileri olduğu ile ilgili bilgi veriyor. Daha sonra terapist, cinsel terapinin ne olduğu ve sürecin nasıl işleyeceğini anlatıyor. Eğer sorunun kaynağının fiziksel olabileceğinden şüpheleniliyorsa önce bir jinekoloji veya üroloji muayenesi istenebiliyor.Nefes ve gevşemeTıkanan ilişkileri eski haline döndürmek için terapinin bir parçası nefes ve gevşeme egzersizleri. Cinsellikte rahatlamış ve gevşemiş bir durumda olmak ve anın tadını çıkarmak çok önemli. Ancak çoğu zaman günlük hayatın stresleri, işteki sorunlar veya eşle ilgili problemler cinsel hayata yansıyor ve çift rahatlamayı başaramıyor. Bu nedenle uzmanlar, ılık bir duş sonrası gevşeme egzersizleri yapmalarını öneriyorlar. Ayrıca bu konuda özel olarak hazırlanmış oto Hipnoz CD’leri çifte verilerek ilişki öncesi gerginliklerini atmaları sağlanıyor.Uzmanlar ‘aşk oyunu’ öneriyorÇocukluğumuzdan beri ödev kelimesi bizlere sevimsiz gelir ve sanki yapılması gereken ve hiç istemediğimiz mecburiyetleri hatırlatır. Bu nedenle terapinin bir parçası olan ev ödevleri yerine uzmanlar ‘aşk oyunları’ önermeyi tercih ediyorlar. Aşk oyunları rahatlamak, gevşemek, çifti birbirine ısındırmak ve yakınlaştırmak amacıyla uygulanıyor. Ancak herkese aynı önerilerde bulunulamaz; çiftin sorununa göre, özel olarak aşk oyunları öneriliyor. Öncelikle ideal ortamı yaratmak çok önemli. Rahat edebileceğiniz ve rahatsız edilmeyeceğiniz, kendi zevkinize uygun bir ortam hazırlamalısınız. Daha sonra ılık duş alıp, gevşeme ve nefes egzersizlerini uygulayın. Sonra birbirinize Masaj yapın. Bu aşamada çiftlere bazı ödevler ya da aşk oyunları öneriliyor. Sorununa göre vajinaya giriş ya da mastürbasyon ödevleri, vajina kasılmasını engelleyici egzersizler, erken boşalmayı önleyici boşalma kontrolü egzersizleri de uygulatılabiliyor. Ancak sorun nasıl çifte özelse, terapi de çifte özel olarak dizayn edilmeli.Kegel egzersizleri işe yarıyorCinsel birleşme sırasında görev yapan bazı kasları güçlendirmek cinsel hazzı artırıyor. Leğen kemiği-pelvis kaslarını çalıştıran bu egzersizlere Kegel Egzersizleri adı veriliyor. Hangi kas grubunu çalıştıracağınızı anladıktan sonra gün içinde ortalama 200 kere bu kasları kasıp gevşetme egzersizini uygulayabilirsiniz. Pelvis kasları idrarınızı yaparken bir anda tutabilmenizi sağlayan kaslardır. Tuvalette idrarınızı tutup bırakarak bu kas grubunu nasıl kontrol edebileceğinizi fark edin. Gün içinde aklınıza geldikçe 10 saniye boyunca bu kasları sıkın, 10 saniye boyunca da bırakın.
Sağlıklı ilişki için iyi besleninBeslenme alışkınlıklarımız hem sağlığımız için hem de cinsel yaşamımız için son derece önemli. Mutlu bir cinsel Yaşam için, cinsel iştahı arttırıcı besinleri tercih edebilirsiniz. Beslenme kadar düzgün ve esnek bir fiziksel yapıya sahip olmak da, sağlığımız ve cinsel yaşamımız için önemli. Çünkü bedenimizde sinir sistemimiz, salgı bezlerimiz ve iç organlarımız arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Bilim dünyasında bu konuda ortak bir görüş bulunmasa da, bazı besinler cinsel gücü artırıcı, bazıları da azaltıcı olarak biliniyor. Beslenme düzeninizi aşağıdaki önerilere göre ayarlamak ilişkinizi canlandırmaya yardımcı olabilir...
Afrodizyak besinler- Fesleğen, tarçın- Çilek, muz, avokado, kayısı, incir- Çikolata, yulaf ezmesi, badem, istiridye, bal- Domates, kırmızı ve yeşil acı biber, sarmısak- Et, yumurta- Beslenme tüyoları- Proteinli besinler cinsel gücü artırıyor. - İyot, B ve C vitamini alın.- Nane, kişniş, Mısır gevreği ve soyalı ürünleri aşırı tüketmeyin.- Alkol, Sigara ve kafeinli içecekler cinsel hayatı çok olumsuz etkiler. Bu maddeleri aşırı tüketmekten kaçının.- Yağlı ve ağır gıdalardan uzak durun.
YATAKTA MUTLU OLMANIN 12 YOLU
Yatakta mutlu olmanın 12 yolu

Friday, December 25, 2009

Gebe ineğin sütü neden tehlikeli?

BURSA - Sağlık için çok faydası bulunan ve kanser önleyici etkisi olan inek sütünün yararları yüzyıllardır biliniyor. Ancak gebe ineklerin sütündeki tehlike çok fazla dillendirilmiyor.
Hayvansal protein yönünden et ve balık kadar zengin olan sütün, vücuda birçok faydası olduğunu vurgulayan Türk Gastroenteroloji Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Faruk Memik, ''Hayvansal yağların genellikle kanser oluşumunda kötü etkisi bulunur, fakat süt yağı (konjuge linoleic asit) koruyucu etki yapar. Vitamin D, kalsiyum, butirik asit ve probiotikleri içeren süt ve süt ürünlerinin kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bilinmektedir. Günde içilen bir bardak sütün kolon kanseri riskini yüzde 15, 2 bardak sütün ise yüzde 30 koruyucu olduğu rapor edilmiştir'' dedi.Prof. Dr. Memik, gelişen teknolojiyle artık ineklerin eskisi gibi otlaklarda değil, ahırlarda tutularak değişik yemlerle beslendiklerine işaret etti, gebe ineklerin sütündeki tehlikeyi şöyle anlattı:
Gebe ineğin sütü neden tehlikeli?

Thursday, December 24, 2009

Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Ünlü belgeselci Coşkun Aral, 10 gün önce piyasaya çıkan 'Annemin Yemekleri' isimli kitabında; Karadeniz'den Ege'ye, Güneydoğu'dan Orta Anadolu'ya kadar yedi bölgenin lezzetlerini gözler önüne seriyor. Aral, annesi Nilüfer Aral'ın da tariflerinin yer aldığı, Hotpoint-Ariston'un desteği ile hazırlanan kitabını anlattı...



Bir yemek kitabı hazırlamak nereden aklınıza geldi?

Boğazıma düşkünüm. Çocukluğum zaten muhteşem yemeklerin pişirildiği bir evde geçti. Anne tarafım Arap ve Karadenizli, baba tarafım Türk, Arap, Kürt... Bu farklı kökenlerden gelen yemeklerin kokusuyla büyüdüm ben... Tat olayı zaten çocuk yaşta insanın beynine işliyor. Lezzet avcılığı da insanın evriminin önemli sonuçlarından biri... Tüm bu nedenlerle aklımda zaten uzun zamandır yemekle ilgili bir kitap yapmak vardı.



KİTAP ANNEME ARMAĞANIM

Kitabın ismi neden 'Annemin Yemekleri'?

Annemden Yemek Tarifleri aldım. Kalp ameliyatı geçirdiği dönemde, "Anne yılbaşına kadar elinde kitabın olacak" dedim. Kadıncağız da mutlu oldu.



Ne kadar sürede hazırladınız kitabı?

Bir hafta 10 gün gibi kısa bir süre içinde hazırlandı. Kitap çıkarma fikri ortaya atılır atılmaz, annem ve kız kardeşimden tarifleri aldık. Sonra eşim tarifleri topladı ve kitap kısa süre içinde basıma hazır hale geldi. Tabii tarifler içinden elemeler yaptık. Kolay malzemeyle, kolay bir şekilde pişirilebilecek olan yemekleri tercih ettik. İnsanlara ters gelebilecek yemek tariflerini koymadık. Kitabın boyutu, basılacağı kağıt özenle seçildi. Yani bir yandan yemek karıştırıp, bir yandan sayfaları rahatlıkla çevrilebilecek bir yemek kitabı hazırlamış olduk.



Siz yemek seçer misiniz?

5-6 yaşına kadar yemek seçermişim. Pırasa yemezmişim mesela... Kızım da şimdi benim gibi... Su böreğinin hamurunu yermişim sadece, makarna çok severmişim... Ama hazırladığım programlarda her şeyi yermişim gibi bir imajım oluştu. Oysa hiç öyle değilim, ben bir lezzet avcısıyım.



Mecburiyetten neler yediniz?

Mecburiyetten fare, köpek ve solucan yemiştim. Karga ve yılan da yedim. Ama bu kadar olmasa da bizim mutfağımızda da herkesin yiyemeyeceği şeyler var. Türkler'in, 'Sütlü ciğer' diye bir yemeği var. Akciğerin içine süt koyup, suda haşlıyorlar. Sonra da peynir gibi kesiyorlar... Kelle, mumbar dolması, kokoreç herkesin yiyeceği şeyler değil...



Evde kim yapıyor yemekleri?

Eşim de ben de yapıyoruz. Eşim çok iyi Suşi yapıyor mesela... Ben de evde olduğum zamanlar, etrafı kirletmemek koşuluyla bazı yemekleri yapmaya çalışıyorum. Ama ben yemek yaparken yere gazeteler koyuluyor... Erkeğin mutfağa girdiğinde olan bir hal vardır ya, o bende de var... Bir şeyler illaki dağılır, kırılır, kirlenir. Sakarlığım var ama lezzet avcılığım da var...



Kitabınızdaki yemeklerin hepsini yapabiliyor musunuz?

Yaparım. Hamur da açarım. Ama sürekli hamur açan bir ev kadını kadar kısa sürede, o kadar rahat ve ince hamur açamam. Bazı şeyleri ayırt etmek lazım; ben aşçı değilim. Ben o hamurun içinde bulunması gereken malzemeleri, bunların hangi oranlarda bulunması gerektiğini ve hamurun nasıl olması gerektiğini bilen insanım.



DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRİZ

Yemek konusuna özel bir ilginiz var... Programlarınızdan zaten bunu görüyorduk, bu kitapla bunu daha da perçinlemiş oldunuz...

Türkiye, birçok kültürün yer aldığı bir coğrafya. İnanılmaz bir yemek çeşitliliği, yemek kültürü var. Böyle bir coğrafyada tek çeşit yemek yememiz, özel yemeklerin ortadan kalkması düşünülemez. Yemek çeşitliliğinin ortadan kalkmasının engellenmesi lazım. Bunun için çalışmak gerekiyor. Bölgesel yemek yapan daha çok yer açılmalı. Kebabı tanıdık. Ama Türk yemekleri sadece kebapla sınırlı olmamalı. Paris'e yüz binlerce insan sadece yemek yemek, Şarap tatmak, peynir yemek için gidiyor. Biz, bu topraklarda bundan da iyisini yapabiliriz.



Yemek programı yapmanız için teklifler almaya başladınız mı?

Daha bu sabah yeni bir teklif aldım. Hem de daha önce benim Program yapmak istediğim bir kanaldan. Benim bu işten anlamayacağımı düşünerek, program yapmamı istememişlerdi. Ama şimdi istiyorlar.



İLK KEZ 21 YAŞINDA MUTFAĞA GİRDİM

İlk kez ne zaman mutfağa girdiniz ?

21 yaşında Paris'e gittim. İlk kez o zaman girdim tek başıma mutfağa.



Dışarı çıktığınızda nerelerde yemek yiyorsunuz? Zorlanıyor musunuz iyi Restoran bulmakta?

'Çiya' bence Anadolu'nun Kayıp lezzetlerini keşfetmek için çok doğru bir adres. 'Cercis' var, Mardin mutfağı üzerine... Yabancı mutfaklar konusunda Türkiye çok kötü! Suşiyi, Tayland mutfağını, Çin yemeklerini, hatta İtalyan yemeklerini bile yiyecek bir yer bulamıyoruz. İyi olanlar küçük, kenarda kalmış, öyle çok isimleri orada burada yazılan yerler değil. Çin yemeğinin, olması gerektiği lezzette olabilmesi için, malzemelerin Çin'den getirilmesi lazım, bu da çok pahalı. Ayrıca Türk damak tadının yadırgayacağı şeyleri çıkarıyorlar. Sonuçta, Çin yemeğini gerçekten seven, tadını bilen birinin asla yemek istemeyeceği bir şey çıkıyor ortaya. 'Rejans' ise, gerçek Rus yemeği yemek isteyenlerin rahatça gidebileceği bir yer.



KIZIM KOLA İÇMEDEN BÜYÜDÜ

Yemek yaparken hep taze ürünler mi kullanıyorsunuz, nerelerden Alışveriş yapıyorsunuz?

Organik, taze ürünler kullanıyoruz. Eşimin babasının yetiştirdiği domatesi, biberi, patlıcanı 'deep freeze'e koyuyoruz, kışın da onları yiyoruz. Konserve bir ürün alırsam, bize bir kalite güvencesi verenini tercih ediyorum.



Kızınız hamburger yemiyor mu? Kola içmiyor mu?

Yok. Zararlı şeyler yememesini sağladık bugüne kadar. Anlatıyoruz da ona. Umarım bu şekilde devam eder.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Saturday, December 19, 2009

Aşure geleneği yaşatılıyor

Hicri takvimin ilk ayı olan ve Müslümanlar için kutsal kabul edilen Muharrem ayı başlarken, geleneklerin yaşatıldığı bu ayda aşure ön plana çıkıyor.



Yapılışı her yöreye göre değişen ve genel olarak buğday, nohut, fasulye, kuru üzüm, kayısı, badem ve ceviz gibi 10'a yakın baklagil, meyve ve sert kabuklu yiyeceklerin katılmasıyla özenle hazırlanan aşure, protein ve vitamin deposu olarak adlandırılıyor.



İslam dünyası için kutsal aylardan olan ''Muharrem ayı'', çeşitli ibadet ve geleneklerle yaşanıyor.

Yapılışı her bölgeye göre farklılık gösteren aşure, özellikle ev kadınları tarafından özenle hazırlanıp, komşularla paylaşılırken, zengin içeriği ise dikkati çekiyor.



Ay içerisinde ve özellikle de Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen günde evlerde hazırlanan aşure, Türk mutfağının da önemli damak tatları arasında yer alıyor.



Kişi sayısına göre malzeme miktarı değişen aşure yapılırken, malzemelerden buğdayın akşamdan pişirilmesi, nohut, fasulye, kuru üzümün de akşamdan ıslatılması öneriliyor.



Ertesi gün bu malzemeler ayrı ayrı haşlanıp suyu süzüldükten sonra, bütün malzeme bir tencerede kaynatılıyor ve aşurenin kıvamına göre de su ilave ediliyor.



Aşurenin kaynamaya başlamasıyla da incir, kayısı ve şeker katılıp bal rengine gelinceye kadar pişirilmesi gerekiyor.



Piştikten sonra kaselere konan aşurenin üzeri ceviz, fındık, fıstık ve tarçınla süslenerek servis yapılıyor.



-HAYVANSAL PROTEİN KALİTESİNE YAKIN



Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cahide Yağmur, aşurenin çok fazla besin maddesi barındırması nedeniyle adeta bir enerji deposu olduğunu söyledi.



Aşurenin içerisindeki besinlerin, dengeli Beslenme açısından bakıldığı zaman birbirini tamamladığını belirten Yağmur, ''Örneğin, içerisinde buğday, nohut, fasulye kullanılıyor. Bakliyat ve tahıl karışımı içerisine kuru meyve giriyor, fındık, fıstık giriyor. Tahıl ve baklagil karışımlarının protein içeriği yüksektir. Tek başına bir tahıl yeseniz, onun içindeki proteinden daha az yararlanıyorsunuz ama bu besinlerin birleşmesiyle neredeyse hayvansal protein kalitesine yaklaşılıyor'' dedi.



Aşurenin, başta E vitamini olmak üzere B grubu vitaminler yönünden de çok zengin olduğuna dikkati çeken Yağmur, çocuklar ve gelişme çağındakiler için önemli bir besin maddesi olduğunu söyledi.

Hayvansal protein eksikliği bulunan ve bu tür gıdaları yiyemeyen kişiler için aşurenin tek başına bu proteinleri karşılayabileceğinin altını çizen Yağmur, sporcular, ağır işlerde çalışan kişilerin de vücutları için gerekli olan vitamin ve enerjiyi aşureden temin edebileceklerini kaydetti.

Aşure geleneği yaşatılıyor

Thursday, December 10, 2009

Çok düşük kolesterol de kanser ve Alzheimer nedeni

Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Kalp Sağlığı konusunda en önemli göstergelerden biri olan kolesterolle ilgili sorularımızı yanıtladı:



Kolesterolü mümkün olduğu kadar düşürmek mi gerekir?

Kalp ve damar sağlığını korumak için kolesterolü aşırı oranda düşürmek, vücudun çok önemli bir yapı taşını, bir yapı elemanını kaybetmek anlamına gelir, ki bu kesinlikle doğru değil. Çünkü vücuttaki bu çok önemli yapı taşının aşırı miktarda azalması, yalnızca kanser değil; erken Alzheimer, erken görme bozuklukları, erken cinsel bozukluklar, üreme bozuklukları gibi hastalıklara da davetiye çıkarır. İnsanlara kolesterolün Kalp Hastalıkları üzerindeki olumsuz etkisi anlatılırken, bir 'kolesterolfobi' yaratılmasından yana değiliz. Kolesterolfobiye karşıyız ama kolesterol seviyelerimizi de ideal ölçülerde tutmak zorundayız. Bu dengeyi iyi ayarlamak gerekiyor.



Kolesterol ilaçları seks hayatını kötü etkiler mi?

Kolesterol metabolizması bozuk olan erkek hastalar, kolesterol düşürücü ilaç kullanıyorlarsa; mutlaka kolesterol ile birlikte testosteron oranlarına da baktırmalıdırlar. Kolesterol metabolizması bozuk olan hastalarda çoğunlukla testosteron düşüklüğü mevcuttur ve beraberinde libido düşüklüğü, cinsel fonksiyonlarda azalma da görülür. Bu ilaçların testosteronu ve östrojeni düşürdüğü kesinlik kazanmamıştır ama erkek hastalara testosteron verildiği zaman; karın tipi yağlanmanın azaldığı, insülin direncinin azalarak metabolik sendromu azalttığı, kan yağlarının daha kolay düzenlenebildiği saptanmıştır. Bir anlamda bu hastalara verilen testosteron, hem onların kalp sağlıklarını hem de mutluluklarını etkileyebilir. Bu hastalarımızın bir ürologu ziyaret etmelerinde her zaman yarar var.



İYİSİ DE VAR KÖTÜSÜ DE

LDL-Kötü kolesterol (Lanetli kolesterol):

Damar sertliğini hazırlar. LDL değerlerinin 100'ün üzerine çıkmaması gerekir.



HDL: İyi kolesterol (Hayırlı kolesterol):

Vücutta bulunan kötü kolesterolü karaciğere taşıyıp safra olarak atılmasını sağlar. Bu kolesterole ihtiyacımız vardır. Damar sertliğine karşı vücudu korur. Eğer yeterli olmazsa damarlarda tahribat yapar. Spor ve yürüyüşle yükseltilir. HDL ne kadar yüksek olursa, o kadar iyidir. Yükseltmek için B vitamini önerilir.



Total kolesterol:

Toplam kolesterolü ifade eder. Toplam kolesterol değerlerinin 200'ün üzerine çıkmaması önerilir.



TÜRKLER HDL ŞANSSIZI

Türkler olarak iyi huylu kolesterolden yana şanssız bir topluluğuz. Çünkü Genetik olarak iyi huylu kolesterolümüz düşük. Almanya'da yaşayan ikinciüçüncü kuşak Türk çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada; bu çocukların Almanya'da doğup, Alman gibi yaşayıp, Alman gibi beslenmelerine rağmen HDL'lerinin düşük olduğu saptanmış. Bu da gösteriyor ki; biz, iyi huylu kolesterolü düşük ve damar sertliğine yatkın bir topluluğuz. Bunun için Beslenme ve Yaşam şeklimize bir Avrupalı'dan daha çok dikkat etmeliyiz.



İLAÇSIZ tedavi MÜMKÜN MÜ?

Kolesterol ilaçlarında hekimler olarak gördüğümüz en önemli yan etki, kötü huylu kolesterol olan LDL ile birlikte hayırlı kolesterol HDL'nin de düşmesi. Bu kesinlikle arzu etmediğimiz ve hasta yönünden istemediğimiz bir sonuç. Burada hastaya ilaç kullanması önerilirken, bir oranlama yapmak lazım.



DOKTOR TAKİBİ YETERLİ

Eğer hastanın iyi huylu kolesterolü çok yüksekse ve kötü huylu kolesterolü tolere edilebilecek düzeydeyse, hastaya ilaç vermemeyi tercih etmek daha akıllıca bir yol olacaktır. Örnek verecek olursak; iyi huylu kolesterol 65, kötü huylu kolesterol 110- 120 ise burada Macera arayıp, kötü huylu kolesterolü 100'e düşürürken diğerini de 40'a düşürmenin bir anlamı yoktur. Doktor orada inisiyatif kullanarak ilaçsız olarak hastayı takip edebilir



İLAÇLARIN SİROZ YAPTIĞI ASLINDA BİR ŞEHİR EFSANESİ

Kolesterol ilaçları karaciğeri yorup siroza yol açar mı?

Kolesterol ilaçlarının yan etkileri ile ilgili çok ciddi spekülasyonlar var. En bilineni ise karaciğere zarar verdiği. Prospektüslerinde, ilaçların yan etkileri olduğuna dair bilgilere rastlamak mümkün. Ancak hastalarımızın kolesterollerini takip ederken, karaciğer fonksiyon testlerini de düzenli olarak yaptırıyoruz. en küçük bir enzim yüksekliğinde de; ilacı bıraktığınız anda üç ayda enzimler eski haline dönüyor. İlaçların karaciğerde ağır tahriplere neden olduğunu söylemek mümkün değil. Yani kolesterol ilacı kullanıp da siroz olan hastaya rastlamadık. Hastaları, kolesterol ilaçları ile ilgili şehir efsanelerini ciddiye almamaları konusunda uyarıyoruz. Bunun için kolesterol ilaçları ile ilgili yaratılan bu suni korkulardan bir an önce kurtulmak gerekiyor. Bilinen en can sıkıcı yan etki, hastalarda meydana gelen adale ağrılarıdır ve çoğunlukla ilacın değiştirilmesi ile geçer.



YUMURTA AKLANDI

Kolesterol denince mutlaka yumurta gündeme geliyor. Bir yumurta içinde 200-210 mg kolesterol var. Yumurta kolesterol yükselttiği için sınırlanmıştı, ancak 1990'lı yıllardan sonra yumurta ile ilgili çok ciddi araştırmalar yapıldı. Bir yumurta yemenin kan kolesterol seviyesini çok yükseltmediği ortaya çıktı.

Ayrıca karaciğerin, yumurta yenildiği zaman alınan 200-210 gram kolesterolü, kendi yapacağı bir gramdan düştüğü biliniyor. Dolayısıyla net şekilde söyleyebilirim ki; gün aşırı bir yumurta yemek kan kolesterol seviyesini yükseltmiyor.



VÜCUT İÇİN ÇOK YARARLI

Diyetisyenler, artık hastalarına yazdıkları Diyet mönülerine yumurtayı rahatlıkla ekleyebiliyor.

Çünkü geçmişte, kolesterolü yükseltir korkusu ile, insanların proteinlerini kısıtlamak pahasına yumurta öneremiyorlardı. Önerseler de hastalar yemiyorlardı. Artık diyetisyenler yumurta ile ilgili yapılan son araştırmalar ve basında çıkan olumlu haberlerin etkisi ile hastalarına rahatlıkla yumurta yemelerini öneriyorlar. Yumurta vücutta, proteini yüzde 95 oranında emilen tek gıdadır. Ayrıca tok tutucu özelliği var. Ama bir yumurtanın, iki dilim ekmek kadar kalori verdiği unutulmamalı.



İLAÇ GİBİ ÖNERİYORUM

Tabiatta, özel ambalaj içinde gelen tek besin yumurta. İçine hiçbir katkı maddesi konulamıyor ve ağır metal zehirlenmesi yok. Omega 3'ü artırılmış yumurta üretimi ile ilgili çalışmalar var. Belki ileride ilaç niyetine bile önerilecektir.

Büyüme çağında olan çocukların ve ileri yaşta olan insanların, kesinlikle günde bir tane yumurta yemesini öneriyoruz. Büyüme ve gelişme için çok gerekli olan bu besin, ileri yaşta olanlar için de Alzheimer'i önleyici olması yönünden çok etkili. Haşlama tüketilirse 'kayısı kıvamında'; yağda yapılırsa da, teflon tavada ve çok az zeytinyağı ile yenmelidir.
Çok düşük kolesterol de kanser ve Alzheimer nedeni

Tuesday, December 8, 2009

Vitaminli un ve ekmek üretildi


Isparta’da bir un fabrikası, içinde B vitamini ile demir ve çinko elementlerinin bulunduğu un, bir fırın da bu undan ekmek üretti.
Isparta Hediye Un AŞ Fabrikası Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Kabalak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son günlerde yaygın olan “Domuz gribinin” vücut direnci zayıf insanlarda görüldüğünü öğrendiklerini belirterek, vücut direncini artıracak vitaminli un üretmeye karar verdiklerini söyledi. Ürettikleri undan ilk ekmeği de Değirmenci Fırını’nın ürettiğini kaydeden Kabalak, şöyle konuştu:
“Unun içinde B vitamini ile demir ve çinko elementleri bulunuyor. Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekim Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. N.Gökben Çetin’in görüşleri doğrultusunda üretim yaptık. Yaptığımız undan ekmek yapıldı ve olumlu sonuçlar alındı. Ekmek aynı, sadece içindeki vitamin değerleri farklı. Vücut direncini artıracak değerlere sahip. Ekmeğin fiyatında herhangi bir değişiklik yapılmadı, ekmeğin dayanıklılık süresi de aynı.”
Değirmenci Fırın işletme Müdürü Ziraat Mühendisi Mehmet Dışpınar da, vitaminli undan ilk ekmek üreten fabrikanın kendileri olduğunu belirtti. Dünyada her dört kişiden birinin, vitamin veya mineral gibi bir mikro besin elementi yetersizliği ile karşı karşıya olduğunu ifade eden Dışpınar, şunları söyledi:
“Ekmek, Türk toplumunda besin kaynağı olarak önemli bir yer teşkil ediyor. Günümüzde artan virüslere karşı her insan, aynı zamanda kendi bireysel doktoru ve eczacısı olmak durumundadır. Hastalanmadan hastalığı önleyici tedbirleri alabiliriz. Artan Sağlık masraflarına karşılık, günlük basit ve ekonomik tedbirler sayesinde birçok virüse ve hastalığa karşı koyabiliriz. Önemli olan vücudu sürekli dirençli tutabilmektir. Bu amaçla daha önceki yıllarda çavdarlı, yulaflı, soyalı, mısırlı, sütlü, kepekli, ekstra kepekli, alman (yedi tahıl ekmeği), haşhaşlı, patatesli ve tam buğday ekmeklerini geliştirdik ve bunları talepler doğrultusunda üretmeye devam ettik. Son olarak da vitaminli ekmek ürettik. İlk etapta 500 ekmek ürettik, talep ise oldukça iyi.”
HİJYEN KADAR Beslenme DE ÖNEMLİ
SDÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekim Yardımcısı Acil Tıp Anabilim
Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. N. Gökben Çetin, Pandemik A (H1N1) virüsüne karşı kişisel hijyen kadar beslenmeye de dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti. Bağışıklık sistemini güçlendirici gıdalar alınmasının önemine işaret eden Çetin, vitaminli ekmek üretiminin de insan sağlığına yararlı olacağına inandığını söyledi. Çetin, sözlerine şöyle devam etti:
“Domuz gribinden korunmanın başında kişisel hijyenin yanı sıra bağışıklık sistemini destekleyen Gıda tüketimine de dikkat etmek gerekmektedir. Başta C vitamini olmak üzere B kompleks vitaminler, anti-oksidan özelliği olan A,D,E vitaminleri ve Çinko, Selenyum gibi eser elementlerin tüketimine özen göstermek sadece H1N1 değil, viral üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere pek çok enfeksiyona karşı savunma sistemimiz güçlendirmeleri için de önemlidir. Anti-oksidanlarla güçlendirilmiş gıda tüketimi enfeksiyonlardan korunma yanında, yaşlanma etkilerinin geciktirilmesinden saç dökülmesinin önlenmesine, hatta kanserden korunmaya kadar pek çok alanda Yaşam kalitesini artırmada yardımcıdır.”
Vitaminli un ve ekmek üretildi

Reis Gıda obeziteye karşı kuru fasulye ile savaş başlattı

Reis Gıda'nın sahibi Mehmet Reis 13 ilde yapılan bir araştırma sonucunda artık bakliyat tüketiminin 3 kg'ın altına indiğini belirterek obeziteye karşı Sağlıklı Beslenme kampanyası başlattıklarını kaydetti. Yaptıkları araştırmaya göre ev hanımlarının yüzde 45'lik bir bölümünün Türklerin geleneksel yemekleri olan, kuru fasülye, nohut ve bulgur pilavı gibi yemekleri yapmayı bilmediklerini ve bakla, börülce gibi bakliyatları tanımadıklarını ifade eden Reis buna karşı bu ürünlerden pratik olan yapılabilecek yemeklerle ilgili kitapçık hazırladıklarını ve 30 bin adet ev hanımlarına dağıttıklarını söyledi. İstanbul'da CNR'da düzenlenen Gıda Fuarı'na katılan Reis Gıda burada sağlıklı Beslenme ve bakyiyat tüketimi ile ilgili bir panel de düzenledi. Reis, "Fast food'a bin yönelim var. Bu da obeziteyi artırıyor" dedi. Türk yemeklerinin ve bakliyatın aslında 25 - 30 dakikada hazırlanabilecek çok pratik yöntemleri olduğunu belirten Reis, protein yönünden de bu ürünlerin zengin olduğunu söyledi. Reis Türkiye'de üretilen ürünlerde de GDO bulunmadığını kaydetti.
Reis Gıda obeziteye karşı kuru fasulye ile savaş başlattı