Showing posts with label Bilimsel. Show all posts
Showing posts with label Bilimsel. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Doğru beslenin, sınav başarınızı artırın

İSTANBUL - Sınav dönemlerinde yeterli ve dengeli bir Beslenme programı uygulanırsa, hem Sağlık problemlerinden korunmak hem de doğru besin seçimi ile başarıyı artırmak mümkün olabilir.
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Yeşim Çelik, 11 Nisan Pazar günü yapılacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) öncesi, sınav döneminde beslenme ile ilgili şu önerilerde bulundu:
SINAV ÖNCESİ DIŞARIDA YEMEK YEMEYİN"Sınava girecek kişilerde, sınav öncesi beslenme ve sınav günü beslenme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemde Stres yüksek olduğu için yemek konusunda kişiler zorlanmamalıdır. Herkesin yemek alışkanlığı ve damak zevki farklı olduğundan yararlı diye bazı besinleri yemesi konusunda üzerine gidilmemeli, beslenme alışkanlıklarının dışına çıkılmamalıdır. Kişinin alışkanlığı olan daha önce yediğinde vücutta reaksiyon vermeyen besinler alınmalıdır, besin zehirlenmeleri riski olduğu için 1 gün öncesinde dışarıda yemek yenmemelidir, yenilmesi zorunlu ise mayonez, tavuk gibi çabuk bozulabilecek gıdalardan sakınılmalı, açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir. Bir gün öncesinde gaz problemi oluşturacak kurubaklagil, lahana gibi besinlerden uzak durulmalı, başarıyı olumsuz etkileyeceği için kızartma, birçok besinin bir araya gelmesiyle oluşan karışık yemekler, çok yağlı, ağır soslu yemekler tercih edilmemeli mümkün olduğu kadar hafif, yağsız besinler tüketilmelidir.
C VİTAMİNİ İÇEREN BİTKİ ÇAYLARINI TERCİH EDİNÖzellikle bu dönemde çok fazla çay, kahve ve kola içmek kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, geç saatlerde de uykusuzluğa, korku ve endişeye neden olur. Kolalı içeceklerde bol miktarda kafein içerir. Bunların yerine C vitamini içeriği yüksek kuşburnu, papatya, adaçayı gibi bitki çayları tüketmek daha doğrudur.
STRESİ AZALTIP, KONSANTRASYONU YÜKSELTMEK İÇİN...Güne kahvaltısız başlamayın. Yapılan Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki sınav sabahı iyi bir kahvaltı ile güne başlayan çocuklar yeterli ve dengeli bir öğün tüketirlerse gerekli besin öğeleri ve enerji aldıkları için sınavda daha başarılı olmaktadırlar.
-Gün içinde 5-6 öğün yiyecek tüketin ( 2-3 saatte bir beslenmeye gayret edin).-Kafein içeren içecek ve yiyeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışın (kolalı içecekler, kahve, çikolata vb).-Aşırı tuz ( salamura yiyecekler vb) ve şeker içeren gıdaları dikkatli tüketmeye çalışın.-Gaz yapıcı özelliği olan yiyeceklere dikkat edin(kurubaklagiller asitli içecekler vb).-Balık, ceviz, zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, pekmez, maydanoz, yeşil biber, kivi, portakal, kuşburnu mutlaka haftalık ve günlük beslenmenizde yer vermeye çalışın.-Tam buğday ekmeği, bulgur pilavı, kepekli makarna, tam buğday unundan yapılmış kekler vb (Ölçülü olmak kaydı ile).-Süt, yoğurt, ayran, peynir tüketin.-Muz yiyin.-Açık havada hoşlandığınız Spor ve aktiviteleri yapın.
TATLI İYİ HİSSETTİRMEZYapılan en büyük hata; beynin şeker ile çalışmasından dolayı fazla miktarda çikolata ve basit şeker içeren tatlıların tüketimidir. Beyin kandaki şekeri tüketir fakat basit karbonhidrat dediğimiz sofra şekeri ve bunu içeren gıdalar çikolata, tatlılar veya bisküviler kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğü için beynin şekere olan ihtiyacını karşılamaz aksine kan da hipoglisemi ( Kan şekerinin düşmesi) ye sebep olmasından dolayı tüketimi önerilmez, bu yüzden beynin kan şekerini sağlayacak olan şekerler sabah tüketilecek, süt, ekmek, yulaf, meyve v.b besinlerden alınacak şekerlerdir. Bu yüzden sınav öncesi ve sınav sırasında basit karbonhidrat içeren tatlıların tüketimi yanlıştır.
Doğru beslenin, sınav başarınızı artırın

Kanserden korunmak mümkün mü?

İSTANBUL - Kanser oluşumunda iki temel faktör rol oynar. Kalıtsal faktörleri kontrol etmek mümkün değil. Çünkü her insan belirli bir Genetik kod ile doğar ve bu değişmez. Peki ya çevresel faktörler?Sigara, alkol, hava kirliliği, sağlıksız beslenme, obezite, hareketsiz Yaşam ve aşırı miktarda güneş ışınlarına maruz kalmak kansere neden olan çevresel faktörler. Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, çevresel faktörlerin büyük ölçüde kontrolümüz altında olduğunu söylüyor. Demir, "Bu faktörlerden sadece üçünü, beslenme, Obezite ve fiziksel aktiviteyi kontrol altında tuttuğumuz takdirde kanserden 1/3 oranında korunabiliriz, yani sadece üç faktöre müdahale ederek kanser riskini üçte bir oranında düşürmek tamamen elimizde" diyor.
Demir'e göre, tüm çevresel faktörler düşünüldüğünde ise kanser oluşumunu önleme oranı yüzde 80’lere kadar çıkıyor. Yani Sigara ve alkolden uzak durup, düzenli fiziksel aktivite yaparsak, dengeli ve düzenli beslenerek ideal kiloda kalmayı başarabilir ve güneş ışınlarından bilinçli şekilde yararlanırsak kanserden yüzde 80 oranında korunmamız mümkün olabiliyor. Demir, "Kısaca söylemek gerekirse, kanseri sadece kader olarak düşünmek doğru değil. Çünkü sigara içen erkeklerde akciğer kanserinin görülme riski 23 kat, kadınlarda ise 13 kat artıyor. Sigara içmeyen ve sigara dumanına maruz kalmayan bireylerin akciğer kanserine yakalanmaları ise düşük bir ihtimal" diye konuşuyor. Kanserden korunmada kontrol altında tutabileceğimiz çevresel faktörlerin başında ise beslenme geliyor. Aynı zamanda "Sağlıkta ve Kanserde Doğru Beslenme" adlı 2007 yılında yayınlanmış bir kitabı da bulunan Diyetisyen Çağatay Demir, "Aslında kanserden korunmak için uygulanacak beslenme, doğrudan doğruya Sağlıklı Beslenme ilkeleri ile paralellik gösterir" diyor ve kanserden koruyucu beslenmeye temel olacak noktaları şöyle açıklıyor: GÜNDE 5 PORSİYON VE ÇEŞİTLİ RENKTE MEYVE-SEBZE"Çeşitli renkte meyve ve sebze tüketiminin akciğer, ağız, yemek borusu, mide ve kalın bağırsak kanserlerinde riski azalttığı birçok çalışma ile kanıtlandı. Meyve ve sebzelerin meme ve prostat kanseri gibi hormona dayalı kanser türlerinin oluşma riskini azalttığı konusunda da veriler mevcut. Bu gıdalar, kanserden koruyucu özelliklerini farklı birkaç mekanizma ile gösterirler. Bunlardan ilki bu gıdalarda bulunan çeşitli antioksidanlardır.Antioksidanlar vücutta bulunan serbest radikalleri etkisiz hale getirerek kanserden korurlar. Bunun yanında düşük kalorili oldukları için, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmeyle obezitenin önlenmesi de mümkündür. Obezitenin meme, kolon, endometrium, yemek borusu ve böbrek kanserlerinde riski arttırdığı düşünülürse, düzenli meyve ve sebze tüketiminin önemi daha da artar. Ayrıca meyve ve sebzelerde bulunan yüksek miktardaki lif, kolon kanseri riskini de önemli ölçüde azaltıyor. RENKLERİ DEĞİŞTİKÇE KOMPOZİSYONLARI DA DEĞİŞİYORAncak meyve ve sebzeleri tüketirken bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Değişik renkte meyve ve sebzeler tüketmek ve besin çeşitliliği sağlamak çok önemli. Hiçbir besin vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besin öğelerini bir arada içeremez. Vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerini karşılamak için besin çeşitliliği sağlamak en doğru yöntemdir. Meyvelerin rengi değiştikçe içerdikleri vitamin kompozisyonları da değişir. Bu nedenle gün içinde tüketilen meyvelerin renginin birbirinden farklı olması önemlidir.Meyveleri çok iyi yıkayarak, kabuklu tüketmenin lif alımını arttırdığı unutulmamalı. Meyvelerdeki lifin ağırlıklı olarak kabukta bulunmasından dolayı bu yiyecekleri kabuğuyla birlikte tüketmek kanserden korunmanın yanında, kolesterol, şeker ve kabızlık problemlerinde de yararlı olur. Vitamin değerlerini korumak için sebzeleri buharda haşlamak en sağlıklı yöntemdir. Mevsiminde yetişen meyve ve sebzeleri tüketmek daha sağlıklı, daha besleyici, daha lezzetli ve daha ucuzdur. Bu nedenle mevsiminde yetişen meyve ve sebzelerin tüketilmesini öneriyoruz.
KIRMIZI ETTEN UZAK DURUNYapılan çalışmalar kırmızı etin ve sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünlerinin kolon kanserine neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle beslenmede bu tür yiyeceklere fazla yer verilmemesi büyük önem taşıyor.
İŞLENMİŞ TAHILLAR YERİNE TAM TAHILLI ÜRÜNLERÇalışmalar, tam tahıl ürünlerinin ağız içi, gırtlak, yemek borusu, yutak, mide, kolon, rektum, karaciğer, mesane, pankreas, meme, rahim, yumurtalık, prostat ve böbrek kanserlerine karşı koruyucu olduğunu gösteriyor. Tam tahılların içerdiği birtakım antioksidanlar ve lifin kansere karşı koruyucu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle işlenmiş tahıllar yerine tam tahıllı ürünlerin tüketilmesi kanserden korunmada etkili oluyor.
YAĞSIZ ET, DERİSİZ TAVUKyağ içeriği yüksek olan bir beslenme düzeninin doğrudan kansere yol açtığına dair bir çalışma olmasa da yüksek yağlı beslenmenin fazla kalori alımına, bunun da obeziteye neden olduğu biliniyor. Obezitenin de bazı kanser türlerinde riski arttırdığı bilindiği için yağ içeriği düşük bir beslenme programı uygulamak çok önemli. Bu doğrultuda; kaymak, krema, mayonez gibi yağ içeriği yüksek olan yiyeceklerin tüketilmemesini, süt ve süt ürünlerinin yağsız veya yarım yağlı olanlarının tercih edilmesini, etin yağsız, tavuğun derisiz yenmesini, sakatatlardan uzak durulmasını ve yemeklere konan yağın azaltılmasını öneriyoruz.
MANGAL YERİNE FIRIN, KIZARTMA YERİNE HAŞLAMABesinleri yanlış yöntemlerle pişirmek da kanser oluşumunda önemli etkiye sahip. Özellikle ülkemizde sıklıkla tercih edilen mangalda pişirme kanser oluşumunda ciddi risk oluşturuyor. Temel olarak dikkat edilmesi gereken nokta; besinlerin hızlı pişmesini önleyecek yöntemlerin tercih edilmesidir. Mangal yaparken öncelikle kömürün kor haline gelmesi beklenmeli, kömür ve et arasındaki mesafe en az 15 cm olacak şekilde ayarlanmalı. Yağda kızartma da çok sağlıksız bir pişirme yöntemi. Yiyeceğin hızlı pişmesini sağlayan bu yöntem, hem fazla yağ alımına hem de fazla kaloriye yol açar. En önemlisi de yağın okside olması sonucu kanserojen maddelerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Yani besinlerin pişerken kansorojen madde haline gelmemesi için fırın, suda veya buharda haşlama gibi pişirme yöntemleri tercih edilmeli."
Çağatay Demir, kanserden koruyucu beslenmede kadın ve erkeğe özel bir beslenme tarzının olmadığını belirtiyor. Ancak kanser riskleri açısından değerlendirildiğinde, meme kanserinin kadınlarda en çok görülen kanser türü olduğunu hatırlatıyor ve bu nedenle özellikle Meme Kanseri açısından risk grubunda olan kadınların alkol tüketmemesini öneriyor.
Erkeklerde ise prostat kanseri en sık görülen kanser türü. Bu nedenle A vitamininin öncü maddeleri olan karetenoidlerin prostat kanserinden korunma açısından erkeklerde daha faydalı olabileceğini söyleyen Demir, kanserden korumada ön plana çıkan besinlere şu örnekleri veriyor:
Domates: Antikanserojen aktivite gösteren karotenoidlerden biri olan likopen, domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşiktir. Likopenin prostat, meme ve akciğer gibi kanser türlerinde riski azalttığı yönünde çok sayıda araştırma bulunuyor.
Brokoli, Karnabahar, Lahana ve Brüksel Lahanası: Kolon ve prostat kanseri riskini azaltan bu besinler, yüksek oranda C vitamini, beta-karoten, lif, kalsiyum, folik asit ve birçok fitokimyasal madde içerirler. Bu besinlerin yapısında bulunan bileşikler DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltır.
Sarımsak: Midede bulunan Helikobakter Pilori adlı bakterinin üremesini önler. Bu bakteri mide kanseri ile ilişkilendirildiği için, sarımsağın dolaylı yoldan mide kanserinden de koruyabileceği konusunda Bilimsel çalışmalar mevcut.
Soya: Fitoöstrojenler özellikle hormona bağlı olan kanserlerin kontrol ve önlenmesinde rol oynarlar. Meme kanseri, testis ve prostat kanseri gibi östrojenle ilişkili kanserler, fitoöstrojen alımının yüksek olduğu ülkelerde daha düşük oranlarda görülüyor.
Yeşil Çay: Çaydaki antioksidan polifenolik bileşiklerin, kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Çayda bulunan temel antioksidan madde ise kateşindir.
Kanserden korunmak mümkün mü?

Böbrek taşlarına karşı Taş diyeti

İSTANBUL - Yaygın Sağlık problemlerinden biri olan böbrek taşlarının 5 yıl içinde nüks etme oranı yüzde 35 gibi yüksek bir oran. Yani, her üç hastadan biri, yıllar içinde, böbrek taşlarıyla tekrar savaşmak zorunda kalabiliyor.
Ülkemizde yüzde 15-20 gibi yüksek bir oranda görülen böbrek taşları, şiddetli ağrılarla seyrederek Yaşam kalitesini düşürebilen ve böbreklerde fonksiyon kaybına yol açabilen ciddi bir hastalık. Çalışmalara göre, Beslenme alışkanlıklarına dikkat eden hastaların yüzde 50’sinde böbrek taşı oluşumu önlenebiliyor. Fakat bunun için sıkı bir Diyet uygulanmasına da gerek yok. Acıbadem Bağdat Caddesi Polikliniği’nden Üroloji Uzmanı Dr. Murat Tuğrul Eren, böbrek taşı oluşumunu önlemek için önerilen 'Taş' diyetini anlattı.
NASIL BESLENMELİ?"Bilinçli beslenerek böbrek taşının yeniden oluşumunu önleyebilir veya geciktirebilirsiniz" diyen Dr. Eren, böbrek taşlarının oluşumu, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında merak edilen noktalara açıklık getirdi ve hastalıktan korunmak için önerilerini şöyle sıraladı:
Herhangi bir besin grubunda aşırıya kaçmayın: Tüm besin gruplarının katkıda bulunduğu ama herhangi birinin tüketiminde aşırıya kaçılmadığı sağduyulu bir diyet uygulayın. Çünkü her ne kadar taş oluşumunun diyetle bağlantıları büyük oranda Bilimsel olarak aydınlatıldıysa da hala bilinmeyen faktörler olabilir ve sizin aşırı tükettiğiniz Gıda taş oluşumunu tetikleyebilir.Her gün en az 2 litre su için: Bol su tüketimi, idrar miktarını artırarak idrarda daha fazla fazla maddenin kristalleşmeden çözülebilmesini sağlıyor. Ayrıca idrar yolundaki kristallerin veya taşların vücuttan atılmalarına yardım ediyor. Bu nedenle her gün en az 2 litre su tüketmeye özen gösterin. Sıvı alımını 24 saatlik süreye eşit olarak dağıtın ve Egzersiz gibi efor gerektiren durumlardan sonra ekstra su tüketin. Aklınızda bulunsun, idrar kokusuz ve açık sarı ise bu vücuda yeterince su alındığı anlamına geliyor. Bunun aksine idrarın kokulu ve koyu sarı olması, yeterli su tüketilmediğine işaret ediyor.Tuz tüketimine dikkat edin: Tuz, böbrek taşının en sık görülen bileşimi olan kalsiyum ve oksalatın böbrekten daha fazla atılmasına yol açıyor. Bunun sonucunda da mineraller idrarda birikerek taş oluşumuna neden oluyor. Bu yüzden tuz tüketiminden mümkün olduğunca kaçının.Hayvansal proteini 150 gramla sınırlayın: Bu grup protein de tıpkı tuz gibi kalsiyum ve oksalatın böbrekten daha fazla atılmasına neden olarak böbrek taşının oluşumuna zemin hazırlıyor. Olumsuz etkileri nedeniyle et, süt ve yumurta gibi hayvansal proteinin tüketimini günde 150 gramla sınırlayın. Eğer bir öğünde fazla protein tüketmişseniz, bir sonraki öğünde sebze ağırlıklı beslenin.Oksalat içeren besinlerden uzak durun: Oksalat aslında hemen her besinde bulunuyor. Sağlığınız için oksalat içeren domates gibi önemli sebzeleri sofrada bulundurmanız şart. Ancak çerez (özellikle kabuklu yemişler), çay, kahve, Sigara, ıspanak, kakao, çilek gibi sağlığınız için çok elzem olmayan oksalat yönünden zengin besinlerin tüketiminden kaçınabilirsiniz. Ayrıca içeriğinde oksalat bulunan buğday nedeniyle çavdar ve kepek ekmeğini de sınırlı miktarda yemeye çalışın. Liften zengin sebze meyveye ağırlık verin: Kabızlık böbrek taşının oluşumunu tetikleyen bir etken. Çünkü bu süreçte kalsiyum ve oksalat maddeleri bağırsaklarda daha fazla emiliyor, bunun sonucunda da böbrekten atılan miktarları artıyor. Kabızlığı önlemek için bol bol liften zengin meyve ve sebze yiyin. Salatanıza bol limon sıkın: Limon taş oluşumunu önleyen ‘sitrattan’ zengin bir besin. Uzmanlar taş oluşumunu önlemek için her gün taze sıkılmış yarım limon suyu almanızı öneriyorlar.Greyfurdu beslenme listenizden çıkarın: Yapılan araştırmalar sonucunda greyfurdun taş oluşumuna yol açtığı ortaya konmuş. Doktorunuz önermediği sürece kalsiyum alımını kısıtlamayın: Yapılan çalışmalar kalsiyum tüketiminin böbrek taşı oluşumunda önemli bir rol oynamadığını ortaya koydu. Üstelik kalsiyum güçlü kemiklere sahip olmamız için çok önemli bir iyon. Dolayısıyla doktorunuz önermediği sürece kalsiyum tüketimini kısıtlamanıza gerek yok. Günlük kalsiyum gereksinimi 800 mg olarak belirleyen uzmanlar, yetişkinlerin günlük 1000 mg kalsiyum almalarını öneriyorlar.
NASIL BİR YAŞAM SÜRMELİ?Bol bol hareket edin: Böbrek taşının oluşumunu önlemek için beslenmenize dikkat etmenizin yanı sıra, hareketli bir yaşam sürmeyi de alışkanlık haline getirmeliniz. Çünkü bol hareket vücuttaki her türlü mekanizmayı dengeli hale getiriyor. Bunun aksine sedanter bir yaşam ise böbrek taşına yol açan maddeler de dahil olmak üzere vücuttaki birtakım maddelerini daha fazla salgılanmasına yol açıyor. Bunun için özel bir egzersiz yapmanıza gerek yok, isterseniz her gün yürüyüşe çıkabilir veya istediğiniz bir Spor türünü uygulayabilirsiniz. Hiçbir şey yapamıyorsanız, asansör yerine merdiven tercih edin, arabanızı gitmek istediğiniz mekandan daha uzağa park edin ve masa başında çalışırken düzenli aralıklarla kalkarak hareket edin.
Stresten uzak durun: Yapılan çalışmalar stresin de böbrek taşının oluşumunda rol üstlendiğini ortaya koymuş. Her ne kadar bunu başarmak kolay olmasa da, mümkün olduğunca stresli ortamlardan uzak durun ve sakinleşmek için çeşitli yöntemlerden faydalanın.
BÖBREK TAŞLARI NASIL OLUŞUYOR?Böbrekler, yaşamsal faaliyetlerimiz için ihtiyaç duyulan biyokimyasal işlemlerin sonunda oluşan atık maddelerin vücuttan atılmasını sağlayan bir organ. Bunun yanı sıra vücut için gerekli olan bazı maddelerin seviyesini ayarlamak gibi bir işlev de üstleniyor. Bu atık maddeler idrar yoluyla vücuttan atılıyor. İdrarda kristal ve taş oluşumunu önleyecek bazı kimyasal maddeler de bulunuyor. Fakat bazı kişilerde bu önleyici mekanizma tam olarak işlev göremiyor. Böbrek taşları da, fazla miktarda olduklarında idrarda çözülemeyen maddelerin kristalleşmesi sonucu oluşuyor. Kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat, idrarda en sık taş oluşturan mineral tuzlardan.
NEDEN ORTAYA ÇIKIYOR?Böbrek taşlarının oluşum nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte bazı risk faktörlerinin etkili olduğu düşünülüyor. Bunlar; Genetik etkenler, böbrek hastalıkları, böbrekte yapısal bozukluklar, bazı ilaçlar, bazı bağırsak hastalıkları, hipertiroidi gibi tiroit hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, yetersiz sıvı alımı, stresli veya sedanter bir yaşam, sıcak iklimde yaşamak olarak sıralanabilir.
EN TİPİK BELİRTİ AĞRIBöbrek taşları değişik şekil, renk ve boyutta oluyor. Örneğin deniz kumu zerresi kadar küçük olabildiği gibi 7 santime, hatta çok daha büyük bir boyuta bile ulaşabiliyor. Böbrek taşlarının bulunduğu konum ve boyutu da belirtilerin oluşmasında önemli bir rol oynuyor. Böbrek taşlarının en tipik belirtisi ise ağrı. Bu ağrı taşın yerine göre bel bölgesinde olabildiği gibi böbrek ile idrar torbası arasında bulunan böbrek yolundaki konumuna göre karın ve kasık bölgesine de yayılabiliyor. Bazen erkeklerde yumurtalıklara, kadınlarda ise vajinal dudaklara kadar ilerleyebiliyor. Ağrı ile birlikte bazen bulantı, kusma hatta ateş bile görülebiliyor. Ağrının şiddeti ise hastadan hastaya değişebiliyor. Bazılarında çok hafif seyrederken, bazılarında ise hastayı kıvrandıracak ve acil müdahale gerektirecek kadar şiddetli olabiliyor.
Böbrek taşları bazen böbrek fonksiyonunu bozuncaya veya kalıcı hasarlar oluşturuncaya dek belirtisiz büyüyebiliyor. Bu nedenle, özellikle ailesinde böbrek taşı hikayesi olan kişilerin yılda bir kez ürolojik muayeneden geçmeleri öneriliyor.
TANIDA KULLANILAN YÖNTEMLERBöbrek taşının tanısı için; ‘üriner sistem grafisi’ adı verilen röntgen, ultrason ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılıyor. En basit yöntem olan üriner sistem grafisinde bazı taşlar görülmeyebiliyor. Ultrasonda ise taşlar böbrek yolundaki bazı yerlerde gözden kaçabiliyor. En etkili yöntem olan tomografide ise tüm vücut iki milimetre aralıklarla taranıyor ve kesin tanı kolaylıkla konulabiliyor.
BASİT YÖNTEMLERLE KENDİLİĞİNDEN DÜŞEBİLİYORHer böbrek taşının mutlaka tedavi edilmesi gerekmiyor. Bulunduğu konuma ve boyutuna bağlı olarak bazı taşların sadece izlenmesi yeterli. Böbrek taşının tedavisinde sorunun en az girişimle giderilmesi hedefleniyor. Bunun için de önce taşın kendiliğinden düşmesine yönelik tedavi uygulanıyor. Hastaya bol bol su içmesi, hareket etmesi (merdiven inip çıkmak, Basketbol oynamak, dans etmek gibi) öneriliyor. Böbrek yolundaki kanalların genişlemesi ve bu sayede taşın kolayca düşmesi için düzenli olarak taşın bulunduğu bölgeye sıcak uygulaması ( sıcak havlu konulması veya sıcak su dolu küvete ya da saunaya girilmesi gibi ) tavsiye ediliyor. Ayrıca ağrıyı önlemek için ağrı kesiciler, iltihap varsa iltihap giderici ilaçlar veriliyor. Bu tedavilerle hasta ortalama olarak 1 ay boyunca takip altına alınıyor. Böbrek taşlarının çoğu önerilen tedavilerle kendiliğinden düşüyor. Eğer düşmezse, bu kez girişimsel yöntemlere başvuruluyor.
CERRAHİ MÜDAHALEYE NE ZAMAN GEREK DUYULUYOR?Eğer uygulanan tedaviden sonuç alınamazsa, hastanın şiddetli ağrıları varsa, taş bulunduğu yer ve boyutu nedeniyle riskli bir durum oluşturuyorsa hastaneye yatmak gerekebiliyor.
Böbrek taşlarına karşı 'Taş' diyeti

Tuesday, December 29, 2009

İnsanı keşfe devam

Binlerce yıldır doğada yaşayan Canlı türleri hakkında araştırmalar yapılıyor. İnsanlığın bilgisinin en fazla olduğu canlının ise doğal olarak kendisi. Fakat aksine halen insan vücudunun ve beyninin bilinmeyen birçok yönü var. Peki benliğimizi ve kendimizi keşfetmeye çıkıtğımız yolculukta 2009 yılında ne kadar yol aldık? Yıl içinde insanlık hakkında keşfedilen yeni bilgiler:




BEBEK YAĞI YOK OLMUYOR


Bebeklik çağında insanların sahip olduğu kahverengi yağın büyüme sürecinde ortadan kaybolduğu ve vücüdun sıradan yağ depo ettiğine inanılıyordu. Fakat New England Tıp Dergisi'nde yayımlanan bir makaleye göre kahverengi yağ yok olmuyor az miktarda vücutta depo edilmeye devam ediyor. Bilimadamları kahverengi yağın vücudun yağlanmasında dengeliyici bir rol üstlendiğini açıkladılar ve bu keşfin Obezite hastalığına kesin ve doğal bir çözüm olacağının altını çizdiler.




BAKTERİLERLE YAŞIYORUZ


'İnsan mikrobiyom projesi' sayesinde bilimadamları vücdumuzda yaşayan birçok bakteriyi de keşfetti. Yeni alınan sonuçlara göre vücudumuz çeşitli bölgelerinde özellikle derimizde birçok bakteri türü yaşamını sürdürüyor. En çok bakteri çeşidinin yaşadığı bölge ise 44 bakteri çeşidiyle dirsekle bilek arasındaki bölge.



GECE KUŞLARI DAHA DİKKATLİ


‘Erken kalkan erken yol alır’ sözü günümüzde çok kullınıyor fakat Bilimsel olarak bu durum pek verimli olmuyor. ‘Erkenci’ler ve ‘gece kuşları’nı inceleyen bir araştımada, iki grubun uyandıktan 1.5 saat ve 10.5 saat sonraki dikkat seviyeleri ölçüldü.

Sonuçlara göre iki grubunda dikkat seviyesi de uyandıktan 1.5 saat sonra aynı, fakat uyandıktan 10.5 saat sonra yapılan testlerde ‘erkenci’ler sınıfta kaldı. Geç uyanan test grubu 10.5 saat sonraki dikkat testinde çok daha başarılı oldular.



SAĞIMA KONUŞ!


Bu yıl yapılan bir araştırmaya göre, eğer insanlar birinden iyilik istiyorsa o kişinin sol kulağından çok sağ kulağına doğru konuşmayı tercih ediyor. Araştırmaya göre bunun sağ kulağa doğru gelen istekler kabul edilme konusunda daha şanslı. Bilimadamları sağ kulağı gelen sesin muhtemelen beynin sol kısmıyla yorumlandığını ve bu bölgenin de sözlü bilgileri daha iyi algıladığını söyledi.



BİRDEN FAZLA İŞ YAPMAYIN!


Eğer bir insan birçok işi aynı anda yapabiliyorsa gerçekten işinde en iyisi olduğu düşünülür. Fakat biliadamlarının yaptığı araştırmalar sonucu bu iddia çürüttü. Sürekli birçok işi yapan insanların, yapılan tek bir işi yaparken harikalar yaratabilecekken birçok iş yaptığında performansının oldukça düştüğü gözlemlendi. Bu kişilerin birçok işi tamamlamasının çok uzun sürdüğü, işleri teker teker ele aldıklarında ise çok başarılı oldukları ispatlandı.



BEBEKLER ANADİLİNDE AĞLIYOR


Almanya’da yapılan araştırmada birkaç günlük çocukların ağladıkları zaman çıkardıkları sesin anadillerine benzediği keşfedildi. Araştırmacılar, yaptığı deneylerde, Fransız bebeklerin ağlarken Fransızca'daki gibi sürekli yükselen sesler kullandığını fakat Alman bebeklerin Almanca'da olduğu gibi alçalan sesler kullandığını ortaya koydu.




ÇOCUKLARIN ÇOĞUNDA D VİTAMİNİ EKSİK


ABD’de yapılan bir araştırma çocukalrın yüzde 70’ine yakınında yeterli D vitamini olmadığını gösterdi. Araştırmacıların ‘şok edici’ olarak yorumladığı gerçek, uzmanlar tarafından bozuk Beslenme ve az Güneş ışığına bağlandı. D vitamini eksikliği kemik ve Kalp Hastalıkları gibi ciddi sorunlara yol açıyor.




AYNI EVDE BAŞLAYANLAR BOŞANIYOR


Denver Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin evlilikleri çok uzun süreli olmuyor. Araştırmaya göre, evlenmeden önce beraber yaşamaya başlayan çiftlerin daha mutsuz bir evlilikleri oluyor ve boşanmayla sonuçlanıyor.




NEDEN HEMEN YÜRÜYEMİYORUZ?


Bilim insanları neden insanların zürafa veya atlar gibi doğar doğmaz yürüyemediğini araştırdı. Çünkü insanlar ancak doğumdan 1 yıl sonra iki ayak üstünde durup yürümeye başlayabiliyor. Memelilerin yürümeye başlama yaşı türden türe değişiklik gösteriyor.


İnsanı keşfe devam

Thursday, December 24, 2009

Sarımsak kanamayı artırıyor

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Şenol, bağışıklık sisteminin, “vücudu, saldıran tüm yabancılardan korumak için programlanmış bir Bilgisayar sistemi gibi çalıştığını” söyledi.Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması için “fazla güçlü kılınmasının hedeflenmediğine” dikkati çeken Şenol, “Çünkü, bağışıklık sisteminin fazlaca uyarılması ve çalışması, kişinin kendi hücreleri ya da dokuları ile ihtilafı anlamını taşımaktadır ve günümüzde artan Alerji ile eklem iltihaplarının nedeni olmaktadır. Arzulanan ise bağışıklık sisteminin yeterli ve zamanında çalışmasıdır” diye konuştu.Şenol, sürekli ya da yoğun Stres, hava kirliliği, kimyasal atıklara maruz kalmak, sigara, uykusuzluk ve fazla alkol alımının bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini dile getirerek, “Yaşlılık bağışıklık sisteminin de yaşlandığı, enfeksiyonlar ve kanser riskinin arttığı bir süreçtir. Stressiz Yaşam, düzenli uyku ve beslenme, düzenli hafif-orta düzeyde egzersiz, temiz çevre, kirlenmemiş su-gıda tüketimi bağışıklık sisteminin düzenli ve etkin çalışmasında önemlidir” dedi.İyi Beslenme ve demir, çinko, bakır, selenyum, vitamin A, B6, C ve E gibi vitamin ve minerallerin bağışıklık sisteminin yapı taşlarını oluşturduğunu anlatan Şenol, şunları kaydetti:“Ancak bu vitamin ve mineralleri almanın en iyi yolu dengeli beslenmedir. Son yıllarda tüm dünyada vitamin, bitkisel ürünler ve minerallerin, ilaç halinde kullanımına yaygın bir eğilim bulunmaktadır. Bunların ilaç halinde destek olarak kullanılmasının bağışıklık sistemini güçlendirici etkilerini kanıtlayan Bilimsel veri yoktur.C vitaminin olumlu etkisi olabileceğini bildiren çalışmalar olmakla birlikte, uzun süreli ve üç gramdan fazla yüksek doz kullanımı, ishal, mide rahatsızlıkları gibi olumsuz yan etkilere neden olabilmektedir.Yaşlılar, ciddi beslenme sorunları olanlar, Sigara ve fazla alkol alanlar, gebelik ve emzirme dönemleri, beslenme yetersizliği ya da artan beslenme gereksinimi nedeniyle vitamin E, çinko ve selenyum gibi vitamin ile mineral desteklerinin yararlı olabileceği özel durumlardır.”BİTKİSEL ÜRÜNLERŞenol, bitkisel ürünlerin doğal olmasının zararsız oldukları anlamına gelmediğine dikkati çekerek, “İki aydan uzun süreli ve fazla miktarda kullanımları sonucunda, ağır alerji, kullanılan diğer ilaçlarla birlikte böbrek, karaciğer hasarları, merkezi sinir sistemine olumsuz etkiler gibi pek çok zarara yol açabilmektedirler. Özellikle, ameliyat öncesi dönemlerde sarımsağın fazla tüketilmesi kanamayı artırmaktadır” uyarısında bulundu.Sarımsağın içinde yüksek oranda sülfür içeren bileşikler bulunduğunu anlatan Şenal, “Tiyosülfonat denilen bu bileşikler allisin içeriyor. Allisin ise kanı sulandırıcı etki gösteriyor. Bu nedenle özellikle kanama eğilimi yaratan aspirin ve benzeri ilaçlarla ve ameliyat öncesi dönemlerde alınmaması gerekiyor. Ameliyat sonrasında ameliyat bölgesinde kanama olan hasta bildirimleri bulunmaktadır ve bunlar bilimsel düzeyde kanıtla teyit edilmiştir” diye konuştu.“UZUN SÜRELİ, NEFESSİZ BIRAKAN Egzersiz DE ZARARLI”İlaç yapımında bitkilerin kullanıldığını ve zararsız olduğu kanıtlandıktan sonra piyasaya sürüldüğünü anlatan Şenol, bitkisel ürünlerin ise analitik çalışmalardan geçmediği için zararlı olabileceğinin unutulmaması gerektiğini bildirdi.Şenol, tavuk suyuna çorbadan, fazla sarımsak ya da baharat tüketimi ve bitki çaylarına kadar ev tipi reçetelerin fazladan zararı olmadığının bilindiğini, ancak bağışıklık sistemini güçlendirdiklerinin ya da hastalık bulgularını azalttığının da kanıtlanmadığını vurguladı.Hafif ve orta düzeyde egzersizin, genel direnci olumlu etkilediğini ifade eden Şenol, özellikle aç karnına ve 90 dakikayı geçen uzun süreli ve nefessiz bırakan egzersizlerin de bağışıklık sistemine olumsuz etkisi olduğunu kaydetti. Şenol, “Özellikle eklem ve kas ağrıları varken ve ateş 380 dereceden yüksekken egzersiz yapmak hastalık bulgularını çok ciddileştirebilir” dedi.Hastalıkların arttığı kış aylarında el yıkama, temiz Gıda ve su tüketimi, aşılanma, hasta kişilerden olabildiğince uzak durma, iyi uyku, yeterli sıvı alımının direnci yüksek tutacak kuralların başında geldiğini ifade eden Şenol, antibiyotiklerin sık ve gereksiz kullanılmasının da hem vücuda yararlı bakterileri yok ettiğini söyledi.
Sarımsak kanamayı artırıyor

Wednesday, December 23, 2009

Kanserden korunmak için günde 5 porsiyon meyve tüketin


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde 5 porsiyon yemek tüketilmesini önerdi.

Antalya’da düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda kanserden korunmayla ilgili konular masaya yatırıldı.

Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yaptığı açıklamada, kanserden korunmak için sigaradan da uzak durulması gerektiğini bildirdi.

Kanserden korunmada çeşitli Beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr Çelik, şöyle devam etti: "Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir."
-VİTAMİN TAKVİYELİ KAPSÜLLERİN ETKİSİ-
Prof. Dr. Çelik, vitamin hapları ile ilgili olarak da Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi olmadığını belirterek şöyle dedi: "Aksine bunların kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, Sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir.

Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük Gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur."
-KANSERLE MÜCADELE-
Türkiye’de her gün ortalama 350 kişinin öldüğü kanserin önlenmesi amacıyla halkın doğru sandığı bilgilerin aslında yanlış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Mesela soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserine yol açabilir. Ayrıca ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu ve kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdalar çok miktarda alınması halinde şişmanlatır. Bu da kansere olumsuz etki yapar. Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.

Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair Bilimsel bir bulgu yoktur" (
Kanserden korunmak için günde 5 porsiyon meyve tüketin

Günde 5 porsiyon meyve tüketin


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde 5 porsiyon meyve tüketilmesini önerdi.
Antalya’da düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’nda kanserden korunmayla ilgili konular masaya yatırıldı.
Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yaptığı açıklamada, kanserden korunmak için sigaradan da uzak durulması gerektiğini bildirdi.
Kanserden korunmada çeşitli Beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr Çelik, şöyle devam etti: "Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir."
-VİTAMİN TAKVİYELİ KAPSÜLLERİN ETKİSİ-
Prof. Dr. Çelik, vitamin hapları ile ilgili olarak da Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi olmadığını belirterek şöyle dedi: "Aksine bunların kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, Sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir.
Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük Gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur."
-KANSERLE MÜCADELE-
Türkiye’de her gün ortalama 350 kişinin öldüğü kanserin önlenmesi amacıyla halkın doğru sandığı bilgilerin aslında yanlış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Mesela soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserine yol açabilir. Ayrıca ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu ve kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdalar çok miktarda alınması halinde şişmanlatır. Bu da kansere olumsuz etki yapar. Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.
Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair Bilimsel bir bulgu yoktur" (
Günde 5 porsiyon meyve tüketin

Domuz gribine karşı vitaminli ekmek

Isparta'da, gribal enfeksiyonlara karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren, içerisinde B ve C vitamini, demir ve çinko elementlerinin bulunduğu ekmek üretildi. Ekmeğin Domuz Gribi virüsüne karşı da etkili olabileceği belirtiliyor.



Hediye Un Fabrikası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Kabalak, bir yıldır sürdürdükleri Ar-Ge çalışmaları sonrasında elde ettikleri vitaminli undan üretilen ekmeğin vücut direncini artırması, grip virüsü ve diğer virüslere karşı bağışıklık sistemini güçlendirmesinin amaçlandığını söyledi. Undan üretilen ekmeğin testlerinin başarılı sonuçlar verdiğini belirten Kabalak, ekmeğin seri üretimine başladıklarını kaydetti. Kurdukları laboratuvarda Gıda mühendisleri nezaretinde ekmeğin pişirilerek incelendiğini ifade eden Kabalak, "İnsanlar vitamin yetersizliğinden çoğu hastalıklara yenik düşüyor. Bir yıldır sürdürdüğümüz çalışmalar sırasında son dönemde ortaya çıkan H1N1 virüsü gibi gribal enfeksiyonlara karşıda dirençli vitaminleri de unumuza ekledik." dedi.



Ahmet Kabalak, buğdaydaki vitamin ve mineralli maddelerin kabukta olduğundan beyaz un imalatında büyük miktarının kepekle beraber ayrıldığını anlattı. Beyaz ekmekte vitamin ve mineral oldukça az olduğunu ifade eden Kabalak, "Toplumda temel gıda maddesi ekmek olduğu için dengeli ve yeterli bir beslenmeyi ekmekle sağlamamız hem kolay hem de ucuz olacaktır. Günümüzde çıkan değişik hastalıklar için Beslenme artık çok önemli hale gelmektedir. Gerekli vitamin ve mineral içeren gıdaları alamayan veya yoğun çalışmalarından dolayı beslenmelerine dikkat edemeyen insanlarımız vitaminli ve mineralli ekmek ile beslendikleri takdirde ihtiyacımız olan vitamin ve minerali temin edecektir." diye konuştu. Kabalak, ürettikleri ekmeği uzmanların gözetiminde Bilimsel verilere dayanarak ürettiklerini, kurslar düzenleyerek bunları bayilerine anlatacaklarını ifade etti.



"NORMAL EKMEKTE VİTAMİN YOK"



Gıda Mühendisi Nazan Besim normal unda vitaminli kısımların kepekle birlikte ayrıldığını, unda pek fazla vitamin bulunmadığını söyledi. Besim, "Normal ekmekte un, su, tuz ve maya kullanılıyor. Biz fabrikada ürettiğimiz una mineral ve vitamin takviyesi yapalım diye düşündük. C ve B grubu vitaminlerle birlikte demir, çinko ekledik. Daha sonra laboratuarımızda bulunan fırınımızda bu ekmeği denedik." dedi.



Deneme testlerinden başarılı sonuçlar aldıklarını ifade eden Besim, pişirme süresi, şekil, su, tuz katma gibi oranları belirlediklerini söyledi. Ürettikleri vitamin katkılı unu talep eden fırıncılara da vereceklerini kaydeden Besim, şöyle devam etti: "Ekmeğin seri üretimine başladık. Zamanla ekmeğin ilgi göreceğini düşünüyorum. İlk başta halk sanki ekmeğin içinde 'katkı maddesi vardır', 'yan etkisi vardır' diye tereddüt ediyor. Kullandığımız vitaminler tamamen sağlığa uygun, tamamen doğal yollardan elde edilen vitaminler. Günlük 1 ekmek yiyen birisi vitamin ve mineral bakımından vücudun ihtiyacının büyük bir kısmını karşılamış oluyor."



ANASAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...
Domuz gribine karşı vitaminli ekmek

Wednesday, December 16, 2009

Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

İSTANBUL - Soğuk havalar ve Domuz Gribi salgını doğal beslenmeye, vücut dengemizi koruma ihtiyacına ve vitaminlere olan talebi artırdı. Oysa eczanelerden satın alınıp gelişigüzel kullanılan ya da internet sitelerinden sipariş edilen vitaminler yarardan çok zarar getirebiliyor. Vitaminlerin kesinlikle Doktor kontrolünde ve dozunda tüketilmesi gerektiğini söyleyen Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, vitamin kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.SAĞLIĞIN ANAHTARI: VİTA-AMİNEVitaminler, birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküllerdir. Vitaminler insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerekmektedir. Vitaminlerin isimleri latincede hayat anlamına gelen ‘vita' ve nitrojen içeren anlamına gelen ‘amine' kelimelerinin kombinasyonundan türetilmiştir. Aslında günümüzde bilinen bütün vitaminler nitrojen içermez fakat ilk bulunan vitaminler içerdiği için isim bu şekilde kalmıştır. Sağlıklı bireylerde gıdalara ek olarak vitamin almaya gerek yoktur. Ancak vitamin ihtiyacını artıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda vitamin verilmesi gerekir.BİLİNÇSİZ VİTAMİN KULLANIMININ SAKINCALARIBilinçsiz vitamin kullanımı karaciğer bozukluğundan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığa neden olabilir. Vitaminin doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Kişinin kafasına göre ya da eş dost tavsiyesi ile vitamin alması kesinlikle yalnıştır. Mutlaka doktor önerisiyle alınmalıdır. Bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna, fazla C vitamini böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına, D vitamini intoksikasyona sebep olabilir.
ÇOÇUĞA D, Sigara İÇENE C, VEJETARYENE B12 Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalıdır. Gerekli olan vitamin miktarı genellikle tavsiye edilen günlük miktar RDA olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler ürünlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir. Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı vardır. Örneğin çocuklar (D vitamini), hamile bayanlar (folik asit), yaşlılar (D vitamini), sigara içenler (C vitamini), çok alkol tüketenler (B1 vitamini) veya vejeteryanlar (B12 vitamini) belirli vitaminlere daha fazla ihtiyaç duyarlar.
ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNDE VİTAMİNGerekmedikçe vitamin kullanmak vücuda yarar yerine zarar getirecektir. Vitaminlerin bilinçli ve doğru kullanılması şarttır. Örneğin antibiyotik tedavisinde bağırsaktaki yararlı bakteriler de etkilenir. Buna bağlı olarak pamukçuk gibi mantar hastalıkları, ishal, hazımsızlık ve gaz şikayetleri ortaya çıkar. Bu nedenle antibiyotik tedavisinde özellikle B kompleks vitamini almak yararlıdır. SAĞLIĞIN ABC’SİNİ GELİŞİGÜZEL KULLANMAYINA, D, E, K ve C vitaminlerine ait zarar ve yan etkiler iyi bilinmektedir. A vitamini vücutta birikip karaciğer toksisitesine yol açar. A vitamini toksisitesi, onu bağlayan proteinlerin yok olması ve bu yüzden A vitamininin hücrelere hücum etmesiyle belirir. Bu genellikle vitaminlerin diyetten alınması durumunda ortaya çıkmaz; fakat kişinin takviye kullanması durumunda belirebilir. Belirtileri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve kilo kaybıdır. Kas ve sinir sistemi de iştahsızlık, sinirlilik, yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı ve kaslarda zayıflık belirtileri göstererek etkilenir.
D vitamini uzun etkilidir ve birikir. D vitamininin fazlası kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olur. Kalsiyum böbrek taşı oluşturabilir. Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi ayrıca kan damarlarının sertleşmesine neden olur ki; özellikle bu da kalp ve akciğer arterleri için tehlikelidir ve ölümcül olabilir. D vitamini toksisitesinin ek belirtileri ise; iştahsızlık, baş ağrısı, zayıflık, halsizlik, aşırı susuzluk, sinirliliktir.
E vitamini ile zehirlenme çok fazla miktarda alınırsa olur; fakat A ve D vitaminlerinde olduğu gibi kolay olmaz. Belirtileri baş ağrısı, zayıflık, baş dönmesi, halsizlik ve görme bozukluklarıdır.
K vitamini zehirlenmesi sadece K vitamini için suda çözünen kaynakları tüketen insanlarda meydana gelir. Belirtileri ise kırmızı hücrelerin hemolizi, sarılık ve beyinde hasarlanmadır.
Tiaminin (B1)anormal bir şekilde çok alımı sinir sistemini etkiler. Güçsüzlük, baş ağrısı, alınganlık ve uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca taşikardi yapabilir.
Yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilir. Kusma, dilin şişmesi, bayılma gibi belirtiler meydana gelebilir. Ilaveten, karaciğerin fonksiyonunu etkileyebilir ve düşük kan basıncına neden olabilir.
B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı, kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olur. Ayaklarda uyuşmayla başlar, sonra ellerde his kaybolabilir ve ağız uyuşabilir. Daha başka toksik semptomlar ise yürümede zorluk, bitkinlik ve baş ağrısıdır. Alımı azaltıldığı zaman bu semptomlar azalır; fakat her zaman tamamen kaybolmaz.
Folat’ın toksisite belirtileri ishal, uyku bozukluğu ve alınganlıktır. B12 vitaminiyle olan yakın ilişkisinden dolayı, folatın yüksek miktarı B12 vitamini eksikliğini kapatır. C vitamini toksisitesi kusma, karın krampları uyku bozukluklarıdır. Böbrek taşına da yol açabilir.
VİTAMİN KULLANIMI KANSERİ TETİKLER Mİ?ABD'de yapılan bir Bilimsel araştırmada aşırı vitamin kullanımınıyla ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olabileceği bildirildi. araştırma kapsamında 300 bin erkeğin Sağlık durumlarına ve Beslenme alışkanlıklarına bakıldı. Bunlardan üçte birinin, her gün çeşitli vitaminler aldıkları ve yüzde 5'inin aşırı vitamin tükettiği belirlendi. Araştırmanın başlamasından itibaren geçen 5 yıl içinde, 10 bin 241 erkeğe prostat kanseri teşhisi konuldu. Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayınlanan araştırmada, aşırı miktarda vitamin kullananlarda öldürücü prostat kanserine yakalanma riskinin hiç kullanmayanlara oranla iki kat fazla olduğu sonucuna varıldı. Bununla birlikte araştırmacılar, vitamin kullanımıyla prostat kanserinin ilk safhası arasında ilişki bulamadılar. Araştırmacılar, yüksek dozda vitaminin tümör ortaya çıkana kadar etkisinin fazla olmadığı; ancak tümör oluştuktan sonra muhtemelen hızla büyümesine yol açtığı tahmiminde bulundular. Daha az kapsamlı benzer araştırmalarda da aynı sonuca varılmasına karşın, aşırı miktarda vitamin kullanımıyla prostat kanseri arasında kesin bir ilişki bulunduğunu kanıtlamak için başka araştırmalara ihtiyaç olduğu da vurgulandı.
Yanlış vitamin yarardan çok zarar getirir

Wednesday, December 9, 2009

Aldatmada suçlu bulundu: Hormonlar

İSTANBUL - Aile Sağlığı araştırma Derneği’nin 'fast-food sex' araştırmasında, erkeklerin yüzde 93’ü, kadınların yüzde 82’si cinselliğin ilişkide çok önemli olduğunu söyledi.
Sakarya Adliyesi’ne boşanmak için başvuran 150 kadınla yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmada, şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan birçok davanın temel nedeninin cinsel sorunlar olduğu ortaya çıktı.
Aldatmanın boşanma nedenlerinin başında geldiğini belirten ve “Aldatma cinsel arzuyu kontrol eden hormonların yanında kişinin duygusal, düşünsel yapısı ve karakterine de bağlı” diyen Prof. Dr. Halim Hattat, ihanetle hormonların ilişkisini NTVMSNBC’ye anlattı:
Kadın bünyesinde de erkek bünyesinde de hem östrojen hem de testosteron hormonu bulunuyor. Kadında östrojen baskılı testosteron; erkekte de testosteron baskılı östrojen mevcut. Erkekte de kadında da cinsel isteği testosteron hormonu etkiliyor; özellikle serbest testosteron miktarı kadın ve erkekte cinsel isteği kontrol ediyor. Libidoda hormonların çok etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Halim Hattat; “Ancak biz artık cinselliği biyo-psiko-sosyal perspektiften inceliyoruz. Kaliteli cinselliği fiziksel dürtülerin yanı sıra psikolojik, duygusal, sosyal tüm faktörler etkiliyor” diyor. ALDATMAYLA HORMON SEVİYELERİ İLİŞKİLİ''Bazı hormonların fazla olmasının aldatma isteğini körüklediği yönündeki kanı doğru mu, hem kadın hem de erkek açısından bunun Bilimsel bir açıklaması var mı?’ sorusuna Prof. Hattat’ın cevabı şöyle:
"Aldatma ile hormonların ilişkisini araştıran yeni bir çalışma, aldatmayla hormon seviyelerinin ilişkili olduğunu gösterdi. Bu çalışmaya göre testis hacmi, total testosteron seviyeleri, penise giden kan akımı arttıkça, erkeklerde aldatma olasılığı da artıyor. Diğer faktörlere bakarsak eşiyle cinsel sorun yaşayanlarda bu olasılık sıklaşıyor. İşinde stresli olan, genel olarak kendini mutsuz hissedenlerde de durum aynı. Görüldüğü gibi aldatma hissini hormonlar kadar ilişkiye ait diğer faktörler de etkiliyor. Aile Sağlığı Araştırma Derneği'nin yaptığı araştırmalarda cinsel sorunları konuşamamanın da aldatma seviyelerini etkilediğini gördük. Sorun yaşayan çiftler cinsel sorunlarını konuşmak yerine çözümü dışarıda, yeni ilişkilerde arayabiliyor."BOŞANMADA CİNSEL UYUMSUZLUĞUN ETKİSİSakarya'da yapılan bir araştırma, boşanmaların en önemli nedeninin cinsel sorunlar olduğunu ortaya koydu. Mahkemeye "şiddetli geçimsizlik" olarak sunulan boşanma nedenlerinin, aslında yoğun olarak cinsel kökenli olduğu vurgulandı. Araştırmaya katılan kadınların en önemli boşanma nedeninin cinsel uyumsuzluk ve mutsuzluk olduğu belirtildi. Araştırmayı yürüten Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Kömürcü, ''Günümüzde, boşanmalarda, adliyelere yansıyan en önemli neden, şiddetli geçimsizlik şeklinde geçse de, bunun gerçek neden olmayıp, genellikle cinsel uyumsuzluk üzerinde uzlaşılmış hukuki bir terim olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu neden, resmi kayıtlarda bütün boşanmaların yüzde 85'ini oluşturmaktadır” dedi. Prof. Halim Hattat ise boşanma ve aldatmada cinsel uyumsuzluğun etkisini şöyle açıklıyor:
"'Fast-food sex' araştırmasında erkeklerin yüzde 93’ü, kadınların yüzde 82’si, cinselliğin ilişkide çok önemli olduğunu belirtiyor. Araştırmalar cinsel sorunların hastaların yüzde 62’sinde özgüven kaybına neden olduğunu, yüzde 21'inde ise ilişkilerini bitirdiğini gösteriyor. Cinsel problemler hem hastalarda hem de partnerlerde özgüven eksikliği, öfke, endişe, Depresyon ve mutsuzluk hissi yaratıyor. Erkekler kendini yetersiz, kadınlar çekiciliklerini yitirmiş hissediyor. Partnerleri cinsel sorun yaşayan kadınlarda cinsel tatmin seviyesi yarı yarıya azalıyor.EN ÖNEMLİ SORUN 'KONUŞMAMAK'"Buradaki en büyük sorun çiftlerin Cinsellik hakkında konuşmamaları. Özellikle cinsel bilgisizlik, cinsel konuların tabu sayılması, bu konuların sadece psikolojikmiş gibi algılanması ve utanma nedeniyle çiftler sorunlarını paylaşmıyor, tedavi arayışına girmiyor. Oysa cinsel sorunların aşılmasında en önemli faktör çiftlerin samimi bir şekilde birbiriyle iletişimde olmasıdır. Cinsel sorunların çiftleri birbirinden uzaklaştırdığı biliniyor. Cinsel problemler, bazen ilişki sorunlarının ana nedeni, bazen de sonucu oluyor. Konuşmayan çiftlerde cinsel sorunlar büyüyor, ilişki problemleri ve boşanmalar artıyor."
Şiddetli geçimsizlik mi cinsel sorunlar mı?
Cinsel isteği artırmak için hormon tedavisi uygulandığını söyeyen Prof. Hattat, tedavinin yöntemi ve süresi hakkında şu bilgileri veriyor:
"Cinsel isteksizlik şikayeti ile gelen bir hastada hormon eksikliği tespit etmişsek bunu dışardan takviyeyle desteklemek mümkün. Kadında da erkekte de hormon takviyeleri yapılabiliyor. Hormon takviyelerinin bu konuda deneyimli bir uzman tarafından dikkatle yapılması ve düzenli aralıklarla kan seviyelerinin kontrol edilmesi gerekir. Hormon takviyelerinde biz aylık kontrol öneriyoruz. Özellikle erkeklerde hormon seviyelerinin yanında iki ayda bir PSA, yani prostat spesifik antijen miktarına bakıyoruz; hormon eksikliği giderildiğinde tedaviyi kesiyoruz. Ancak cinsel sorunlar devam ediyorsa diğer risk faktörlerine bakılır. Çünkü isteksizliği yaratan diğer alanların, kişiye ve ilişkiye ait diğer sorunların dikkatle incelenmesi gerekir. Çoğu zaman hormon eksikliğine bağlı cinsel isteksizlik yaşayanlarda diğer faktörleri de görüyoruz. Hayat tarzı da hormonlarda önemlidir. Kilo fazlalığı, Beslenme bozukluğu, hareketsizlik de hormonal dengeleri bozabilir."CİNSEL IQ SORUNLARA ADAPTASYONU KOLAYLAŞTIRIR“Önemli olan mutluluk ve tatmin yaratan bir Cinsellik yaşamanızdır. Bu nedenle kendinize fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı hedefler koymayın. Ancak ısrarlı şekilde devam eden cinsel sorunlarınızı mutlaka doktorunuza danışın. Tüm cinsel problemlerin çözümü ve tedavisi vardır” diyen Prof. Hattat, sağlıklı ve mutlu cinsellik için temel önerilerini şöyle sıralıyor:
"Cinsel bir sorununuz olduğunda bunu partnerinizle paylaşmaktan kesinlikle kaçınmayın. Çünkü kadın ve erkek, sorunu iki farklı bakış açısıyla, kendi içinde değerlendirip yanlış sonuçlara varabilir. Bu iletişim problemi giderek büyüyüp kaliteli bir ilişkiyi olumsuz yönde etkileyebilir. Sebep ne olursa olsun eşinizle konuşun, paylaşın, anlatın. Cinsel sorununuzun sizi ilişkiden soğutmasına izin vermeyin. Gerektiğinde profesyonel yardım alın.
"Cinsel IQ çok önemli. Eğer kişiler doğru ve bilimsel cinsel bilgiye sahipse, kendilerinin ve partnerlerinin cinsel istek ve ihtiyaçlarını anlayabiliyorlarsa o zaman cinsellik daha kaliteli oluyor. Cinsel sorun yaşandığında adaptasyon da daha kolay oluyor. Önemli olan samimi davranmak ve anlayışlı olmak. HASTALIKLARLA BAĞLANTI ARAŞTIRILMALI"Cinsel problemler sadece psikolojik nedenlerle oluşmaz. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, yüksek kolesterol, kanser, hormonsal dengesizlikler ve Depresyon gibi Sağlık sorunları ile tedavide kullanılan ilaçlar, erkeklerde sertleşme problemi, kadınlarda orgazm ve uyarılma sorunları başta olmak üzere çeşitli cinsel sorunlara yol açabiliyor. Sigara-alkol kullanımı, kilo fazlalığı, kötü Beslenme ve hareketsiz bir Yaşam da önemli risk faktörleridir. Bu nedenle sağlık sorunlarınız varsa cinsel fonksiyonlarınızı kontrol ettirin.
Aldatmada suçlu bulundu: Hormonlar

Spor çocuğu geliştiriyor

İSTANBUL - Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'nden Prof. Dr. Nadire Berker, sporun çocuklar üzerindeki etkilerini şu şekilde özetliyor: Fiziksel açıdan kalp ve akciğerleri kuvvetlendirir, erişkin dönemde oluşabilecek kalp ve akciğer hastalığı riskini en aza indirir. Kasları, eklem bağlarını kuvvetlendirir, eklemleri besler. Mide bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve sosyal açıdan çocuğu geliştirir.
Spor ve egzersizin yararları bilinmekle birlikte başlama zamanı, süresi ve türü tartışmalıdır. Çocukların yetenekleri ve gelişim düzeyleri birbirinden farklı olduğu için her egzersiz her çocuğa uygun olmaz. En doğrusu çocuğun beceri düzeyine göre ilerlemek, özellikle çok küçük yaş gruplarında çocuğun beceri düzeyine uygun zevkli aktiviteler bulmaktır.
Ana hatlarıyla önerilebilecek aktiviteleri şöyle sıralamak mümkün:
2-3 YAŞBahçede veya Oyun alanında koşma, salıncak, oyun bahçesi, su içinde oyunlar, yuvarlanma.
4-6 YAŞDans, yakalama, elim sende oyunları, ip atlama, yakartop, üç veya 4 tekerlekli bisiklet, bu yaştan sonra çocuk takım oyunlarına katılabilir.
ÖNERİLEN OYUNLARYakalamaca, yuvarlanma, ip atlama, yüzme, ebelemece, seksek, frizbi, yürüyüş, bisiklet.
2-6 YAŞ ARASI Bu yaş grubu çocuklar henüz fırlatma, yakalama, koşma, sıçrama, atlama gibi hareketin temel becerilerini öğrenmektedirler. Bu beceriler merkez sinir sisteminin doğru gelişmesine yardım eder. Bu yaş grubundaki çocuklarda düzenli bir egzersiz programı önerilmez. Temel motor becerileri geliştiren Oyunlar oynamak daha doğrudur.
7-10 YAŞ ARASI Bu grup çocuklar temel hareket becerilerini edinmişlerdir. Hafızaları ve karar verme yetileri gelişkin olduğundan bazı oyunların stratejilerini kavrayabilirler. Ancak bazı organize takım oyunlarının gerektirdiği karmaşık hareket ve becerileri başaramayabilirler. Bu grup çocukların temel becerilerini daha zor oyunlarda kullanabilmeleri için değişik Oyunlar oynanabilir. Bisiklet, top oyunları, tenis, masa tenisi, paten, dans, jimnastik, futbol, yüzme önerilebilir.
10 YAŞ VE ÜZERİ Artık çocuklar karmaşık aktivite gerektiren takım oyunlarına katılabilirler. Futbol ve basketbolda çocuğun fiziksel güvenliği önemlidir. Fiziksel yaralanma riski dışında Yarışma sporları ile birlikte kazanma ve kaybetme de başlar. Çocuklar kaybetmeye tahammül edemeyebilirler. Bu nedenle çocuğun doğru yönde odaklanmasına dikkat etmek gerekir. Bu yaşa dek aerobik veya dirençli egzersiz programlarına başlanması doğru değildir. Ergenliğe kadar uzun mesafe koşularına izin verilmemelidir.10 yaş üzeri çocuklarda orta şiddette bir aerobik egzersiz programına başlanmalıdır. Sıklık en fazla haftada 3 gün olmalı, antremanlar arası bir gün istirahat edilmelidir. Antreman süresi 30 dakikayı geçmemelidir. Tüm kasları geliştirmek için değişik şekillerde aktiviteler gereklidir. Organize takım sporları, koşu, paten, bisiklet, ip atlama, aerobik, yüzme, kürek, atletizm.
KAS GÜÇLENDİRMEDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALARTüm güçlendirme aktiviteleri eğitimli personel tarafından denetlenmelidir. Çocuk ne kadar büyük olursa olsun fizyolojik olarak gelişimini tamamlamadığı unutulmamalıdır. Ana amaç tüm egzersizler için doğru tekniğin öğrenilmesidir. Önce teknik öğrenilmeli, direnç daha sonra eklenmeli ve yavaş artırılmalıdır. Doğru nefes tekniği öğretilmelidir. Egzersizin hızı kontrol edilmeli ve ani hızlı germelerden kaçınılmalıdır. Vücut geliştirme ve ağırlık kaldırma yasaktır. Çok eklemi içeren tam eklem hareket açıklığı gerektiren egzersizler yapılmalıdır. Çocuğun söylenileni anladığından ve yapabildiğinden emin olunmalıdır. Yükler set başına 8-12 tekrar yapabilecek kadar olmalıdır, çok ağır yüklerden kaçınmak gerekir. Tüm ana kas gruplarını içeren 8-10 tane farklı egzersizi iki set halinde yapmak, egzersizler arasında 1-2 dakika dinlenmek gereklidir. Güçlendirme antremanları haftada 2 gün yapılmalı ve diğer zamanlarda farklı aktiviteler önerilmelidir.
ÇOCUK SPORUNDA HASSAS NOKTALAR Büyüyen bağ ve kemikler: Çocukların kemikleri büyüklerinkinden farklıdır, kemik uçlarında büyüme plağı denilen ve uzamayı sağlayan kısımlar vardır. Bu büyüme plakları kızlarda 13-15, erkeklerde de 15-17 yaşa dek açık ve aktiftir. Kemiğe aşırı yük bindiğinde tendon ve bağlardan çok bu büyüme plakları zedelenir. Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında enflamasyon oluşabilir.
Aşırı kullanım ve zedelenmeler: Çocuklarda fiziksel aktivite tek bir Spor değil, çeşitli fiziksel aktiviteleri içermelidir. Uzun saatler süren antremanlar gerektiren koşu, jimnastik ve Tenis gibi sporlarda aşırı kullanıma bağlı yaralanma riski artmaktadır. Maratona katılma yaşı da bu nedenle 16’dan 18’e çıkarılmıştır.
Kazanma Hırsı ve Yarattığı Sorunlar: Sporun sadece katılım için olmayıp madalya için yapılması bazı tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Sadece kazanmak için yapılan spor, sporcu için riskler taşır.
Kadın Sporcu Üçlemesi: Kız sporcularda görülen kadın sporcu üçlemesi bunların en bilinenidir. Aşırı antreman sonrasında gelişen anoreksi, amenore ve osteoporoz kız sporcuların sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur.
Madde Bağımlılığı: Ciddi bir problem çocuk ve ergen sporcularda ergojenik maddelerin kullanımıdır. Profesyonel sporcuların daima kazanım mentalitesi ergen amatör sporculara da yerleştikçe madde kullanımı artmaktadır. Erken cinsel gelişme gösteren sporcularda steroidli maddelerin kullanımı araştırılmalıdır. Genç sporcular üretici firmalar tarafından güvenli oldukları iddia edilen Beslenme desteği ürünlerini de kullanmaktadırlar. Kreatin ve androstenedione gibi maddeler İnternet üzerinden satılabilmektedir. Ancak bu maddelerin çocuk ve ergenlerde uzun vadede güvenli olduğuna dair hiçbir Bilimsel kanıt yoktur. Koçlarının bile bu konuda teşvik ettiği genç sporcuları bu tür maddelerin kullanımından korumak hekimin ve ailenin birincil görevidir.
Aşırı Kullanım Sendromları: Genç sporcularda görülen ortopedik sorunların üzerinde önemle durulmalıdır. Yüzücülerde omuz sorunları ve koşucularda bacak ağrıları (shin splints) en sık gözlenen aşırı kullanım sendromlarıdır. Aşırı kullanım sendromlarını tanıyarak erkenden önlem alınırsa bunların Stres kıırıklarına yol açmaları önlenebilir.
Spora Bağlı Yaralanmalar: Bu tür yaralanmalar daha çok maç ve yarışma esnasında meydana gelmektedir. İyileşme sürecinde pasif değil, aktif bir istirahat gerekir, çocuğun tekrar spora dönebilmesi için konuda deneyimli bir hekim tarafından izlenmesi ve tedavisinin doğru planlanması şerttır. Futbol gibi saha sporlarında en sık diz ve ayak bilek yaralanmaları, yüzme gibi tekrar eden aktivite içeren sporlarda ise aşırı kullanım sendromları gözlenmektedir.
ÇOK AKTİF ÇOCUKLARDA EN SIK GÖZLENEN YARALANMALARAkut yaralanmalar ani ve travma sonrası olur. Küçük yaşlarda ezilme, burkulma ve zorlanmalar görülür. Ergenlerde kemik kırıkları ve bağ kopmaları olabilir. Yaşa bağlı olmaksızın gözde kanama, retina ayrışması, kornea çizilmesi; kemik kırıkları, bağ yaralanmaları, beyin zedelenmeleri, omurilik yaralanmaları görülebilir. Bu tür akut yaralanmaların nedenleri ekipmanın doğru olmayışı veya gerektiği gibi kullanılmayışıdır. Örneğin Basketbol ve raket sporlarında göz yaralanmaları nadir değildir.
Aşırı Kullanım Yaralanmaları: Aşırı kullanım yaralanmaları çocukların büyüme gelişmelerini etkilediğinden erişkinlerdekinden daha önemlidir. Kemik ve eklemlerin çok fazla Stres altında kalması sonucu görülür.
Ayak bileği burkulmaları: Yaşı büyük çocuklarda ayakbileği bağlarında gerilme veya kopma bilek kırıklarından daha sıktır. Hemen tedavi edilmelidir.
Kırıklar: Aşırı kullanıma bağlı olarak büyüme plaklarında kırıklar oluşabilir.
Sever hastalığı: Topuk ağrılarıyla karakterizedir. Topuk kemiğinin büyüme noktasının aşırı kullanıma bağlı enflamasyonundan olur.
Ön diz ağrısı: Diz kapağının altında hissedilir. Diz hassas ve şiş olabilir. Genellikle uyluk etrfaındaki ana kas grupları olan kuadriseps ve hamstring kaslarının gerginliği sonucu oluşur.
Yüzücü omzu: Yüzmedeki tekarlayıcı kol atma hareketine bağlı olarak omuzun şişmesidir. Ağrı aralıklı olarak başlayıp giderek müzminleşebilir.
Bacak ağrıları (shin splint): Bacakların baldır kısımlarında ağrı ve rahatsızlık hissi mevcuttur. Aşırı antreman veya sert zeminde yapılan antremanlardan sonra gözlenir.
Spondilolizis: Bel kaslarının tekrarlayıcı dönme, geriye veya öne bükülme hareketleri sonucu zedelenmesinden olur ve sürgen bel ağrısına yol açar. Futbol, jimnastik, güreş gibi sporlarda sıktır.
Aşırı Kullanım Sendromlarını Artıran FaktörlerHızlı büyüme dönemleri veya esneklik-kuvvet arası farklarYetersiz ısınmaAşırı aktiviteKötü teknikUygunsuz ekipman
Tekrarlayan yaralanmalarYaralanma yeterince iyileşmeden spora dönüldüğünde gözlenir. Tam iyileşmeden spora dönen sporcunun yeniden yaralanma riski çok yüksektir. Vücut yaralı ve taze iyileşmiş kısmını kullanamadığından onu kompanse etmek için gereksiz veya hatalı hareketler yapabilir. En iyi çare tamamen iyileşmeyi beklemektir. Spor öncesi düzenli biçimde ısınma ve sonrasında da soğuma yapmak gereklidir. Müsabakaya çıkış da yavaş yavaş olmalıdır.
YARALANMAYA YOL AÇAN FAKTÖRLERGenelde 8 yaş altında çocuklar hala büyümekte oldukları için refleks ve tepki zamanları yavaştır, koordinasyonları tam değildir. Çocuklar farklı yaşlarda olgunlaştıkları için de aynı yaşta bile olsalar bazen boy ve kiloları arasında anlamlı farklar görülür. Farklı boyutlarda çocuklar aynı yaşta oldukları için birbirleriyle maç yaptıklarında yaralanma riski doğar. Çocuklar büyüyüp güçlendikçe de bu risk daha da artar. Ayrıca çocuklar bazı aktivitelerin risklerini erişkinler kadar iyi değerlendiremediklerinden farkında olmadan çok riskli durumların içine girebilirler. Temas sporlarında yaralanma riski yüksektir. Futbol diğer sporlara göre daha tehlikelidir. Boks ise çocuklar için uygun değildir. Astıımlı çocuklar spor yapamaz diye bir şey yoktur. İlaçlarla kontrol altında tutulan astımlı çocuklar da yaşıtları gibi spor yapabilirler.
ÇOCUĞA SPOR AYAKKABI ALIRKENÇocukların ayakları sürekli büyür. Bu nedenle ayakkabının burnu ile en uzun parmağın ucu arasında bir parmak mesafe olmalıdır. Dükkanda çocuğa her iki ayakkabı da giydirilmeli, içinde her gün giydiği normal çorapları olmalı, ayakkbı bağcıkları bağlanmalıdır. Birkaç dakika içinde aykkabının uyup uymadığı anlaşılır. Ayaklar akşamüzeri hafifçe şişeceğinden ayakkabı alışverişine akşam üzeri gidilmelidir.
Küçük çocuklarda birçok spor için çok amaçlı ayakkabı yeterlidir. Koşu ayakkabısı çok amaçlı bir ayakkabı olarak uygun değildir, çünkü koşu ayakkkabıları yana doğru harekete izin vermediklerinden yaralanma riskini artırırlar.
On yaşından sonra performansı artırıp ayakları korumak için spora özgü ayakkabılar seçilebilir. Koşu ayakkabısı dışında bütün ayakkabılar genç sporcunun ayağına zarar vermeden birbiri yerine kullanılabilirler.
ÇOCUĞUNUZ EMİN ELLERDE Mİ?Antrenörün Güvenlik ve emniyete verdiği önem, tüm katılanları oyuna dahil edip etmediği, kazanma-kaybetmeye olan yaklaşımı, çocuğa verdiği hedefler, antreman öncesi ısınma-soğuma periodları, çocukların fiziksel gelişim ve beceri düzeylerine göre gruplandırılması gibi faktörler çocuğun emniyeti açısından önemlidir.
ANNE-BABALARA ÖNERİLERTüm ana babalar çocuklarını başarılı birer sporcu olarak görmek isterler ancak çocuğa çok fazla baskı yapmak fiziksel ve ruhsal sıkıntılar yaratabilir. Çocuk spordan hoşlanmalıdır, zorlanırsa hayat boyu spordan nefret edebilir.
Üç çocuğu da aktif sporcu olan bir ebeveyn olarak, sporun çocuklara verdiği zevkin yakın tanığıyım. Ancak aşırı heyecanlı ve ihtiraslı anne babalarla antrenörlerin çocuklara verdikleri zararı da yakınen gözledim. Çoğu antrenörün çocuğu fair play, beceri ve eğlenceyi öğretmekten çok kazanmaya ittiğinin farkındayım. Spor bir stres değil Eğlence kaynağı olmalıdır. Spor faaliyeti çocuğa hayattaki herhangi bir sorunla başa çıkmayı öğretmenin eğlenceli bir yoludur. Çocuklar kaybettikleri zaman cezalandırılmak yerine ellerinden geleni yaptıkları ve yeni beceriler öğrendikleri için ödüllendirilmelidir.
Her çocuk farklı hızda olgunlaştığından takım sporu yaşı çocuktan çocuğa değişir. Bazen anne-babalar çocuğu bir spora iter ve onda çok başarılı olmasını bekler. Bu durumda çocuk her gün çok uzun süreyle antreman yapar. Ergenlik öncesi çocuklarda bu doğru değildir. Erken yaşta çok sayıda sporu öğrenen bir çocuk ileriki yaşlarda spesifik bir sporda dahja kolayca mükemmele ulaşmaktadır. Genelde 12 yaş öncesinde çocuklar antreman stresi ve sosyal yaşamlarına olan etkisi ile başa çıkacak kadar güçlü değildirler. Bu nedenle çocukların 12 yaşından önce tek bir sporda özelleşmeleri iyi değildir.
Özellikle gün boyu uzun saatler antreman yapmayı gerektiren yüzme, buz pateni, jimnastik gibi sporlarda sizin değil, çocuğun gönlünün bu işin içinde olduğundan emin olun. Çocuğa çok fazla performans baskısı yüklemeyin. Saha sporlarında koşu ayakkabıları kullanmasına izin vermeyin, ayak bileği burkulabilir. Ayakkabıları sık sık değiştirin. Hangi spor olursa olsun koruyucu aksam kullanın. Her zaman olumlu ve cesaret verici olun. Kişisel beceri ve kazanma yerine katılım ve elinden geleni yapmanın önemli olduğunu vurgulayın. Kendiniz de iyi örnek oluşturun. Asıl amacınızın çocuğunuzun sağlıklı, mutlu ve üretken bir erişkin olması olduğunu unutmayın.
SIK SORULAN SORULARÇocuğuma sporu nasıl sevdirebilirim?Televizyon seyretmesini ve Bilgisayar oyunlarını kısıtlayın. Kendiniz de spor yaparak ona örnek olun. Birlikte yapabileceğiniz koşu, yüzme, bisiklet, tenis basketbol gibi bir spora başlayın.
Aşırı yorulmalarını nasıl önlerim?Çocuğa serbest oyun zamanı tanıyın. Çok sayıda spora katılmak çocuğun motor becerilerini arttırır, sportmenlik, kendine güven duygularını geliştirir, sosyal yönden çocuğu zenginleştirir. Tek bir spora yönelmesini önleyin. Çocuk antremana gitmek istemiyorsa, veya antreman öncesi mutsuzsa durumu araştırın.
Maçlarda nasıl davranmalıyım?Sadece çocuğunuz için değil, tüm takım için tezahürat yapın. Çocuğunuzu müsabaka sırasında karışmayın, antrenörlük yapmaya kalkışmayın. Duygularınızı dizginleyin, çocuğunuzu destekleyin ama hep seyirci alanında kalın. Antrenörlere, hakemlere teşekkür etmeyi unutmayın.
Spor çocuğu geliştiriyor

Tuesday, December 8, 2009

Bayramda beslenmeye dikkat


Kurbanlık kesiminin veteriner kontrolünde ve sağlığa uygun ortamlarda yapılması gerektiğine işaret eden Göztepe Medical Park Hastane'sinden Beslenme ve Diyet uzmanı Gizem Keservuran, Kurban Bayramı öncesi vatandaşlara, et tüketimi konusunda bazı uyarılarda bulundu.Keservuran, “Aksi takdirde insan sağlığını bozan mikroorganizmalar ile karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır. Etler, uygun koşullarda kesilmez, doğru pişirilmez, uygun sıcaklıklarda bekletilmezse hayvanlardan insanlara tenya, şarbon, tüberküloz, salmonella gibi hastalıklar bulaşabilmektedir” dedi.Kurban Bayramı'nda et tüketimine ilişkin de bilgi veren Keservuran, şunları kaydetti:“Kurban Bayramı'nda yapılan yanlış alışkanlıkların başında, kurban etlerinin kesildikten hemen sonra hatta sabah kahvaltısında tüketilmesidir. Hayvanlardaki mikroorganizmalar kesimden sonra 24 saat içinde ölür ve hayvan ilk kesildiğinde ölüm sertliği olarak adlandırdığımız sertlik de olur. Özellikle mide ve bağırsak problemi olan kişilerin dikkat etmesi gereken bir konu da budur. Etler soğuk ortamda birkaç gün bekletildikten sonra tüketilmelidir. Büyükbaş hayvanların etleri 0 derecede 7-10 gün bekletildiğinde tam yumuşama sağlanır ve etin lezzeti artar.”Etin doğru pişirilmesinin de önemine vurgu yapan Keservuran, etin lezzeti, kıvamı, kokusu, vitamin–mineral içeriğinin de pişirme yöntemiyle ilgili olduğunu söyledi.EN DOĞRU YÖNTEM IZGARA
Keservuran, şöyle konuştu:“Eti en doğru pişirme şekli ise ızgara, haşlama, fırında veya sebzelerle birlikte tencerede pişirme şeklidir. Etlerin çok uzun süre yüksek ısıyla temas etmesi (kızartma, kavurma veya mangal-barbekü şeklinde pişirme) çeşitli kanserojen maddelerin oluşumuna neden olmaktadır. Ayrıca mangalda pişirme sırasında etin dış kısmı hızlı şekilde pişmekte, proteinler katılaşmakta ve etin iç kısmı çiğ kalmaktadır. Etlerin az pişmiş veya çiğ tüketilmesi etin kalitesini düşüreceği gibi, besin zehirlenmelerine de neden olabilir. Et ile yapılan yemeklere ise ayrıca yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı, iç yağı gibi yağların kullanımından kaçınılmalıdır. Etler ızgarada pişirilecekse vitamin kaybını önlemek ve kanserojen madde oluşumunu engellemek için etler ateşten 15 santimetre uzakta olmalıdır ve kömürler kor halini aldıktan sonra etler pişirilmelidir.”KRONİK HASTALIĞI OLANLAR NE YAPMALI?Kronik hastalığı olanların, bayramda eti fazla kaçırmamaları gerektiğine de işaret eden Keservuran, “Kurban Bayramı'nda özellikle şişmanlık, kalp-damar hastalığı, Diyabet, hipertansiyon, mide-bağırsak rahatsızlığı olan bireyler ve yaşlılar beslenmelerine dikkat etmek zorundadırlar” diye konuştu.Keservuran, kronik hastalığı ve beslenme tedavisi alan bireylerin Kurban Bayramı'nda öğünlerde tüketmeleri gereken miktarları aşmamaları gerektiğine de dikkati çekerek, şöyle devam etti:“Kırmızı et, doymuş yağ, kolesterol içeriği oldukça yüksek besindir. Etin görünür yağları mutlaka temizlenmeli. Son yapılan Bilimsel araştırmalar yağlı kırmızı et tüketiminin kan yağlarında ve ürik asit düzeylerinde artışa neden olduğunu göstermektedir. Ayrıca fazla tüketimin kolon, mide, prostat kanseri riskini arttırdığı da bilinmektedir. Bu nedenle haftada 2 kez doğru pişirme yöntemleri ile hazırlanmış kırmızı et tüketimi sağlıklı birey olmada önemli bir adımdır.”BAYRAMDA BESLENMESağlıklı Kurban Bayramı için pratik önlemlerde de bulunan Keservuran, şunları kaydetti:“İlk öğününüz iki bardak su, ardından hafif bir kahvaltı olsun. Az ve sık aralıklarla doğru besinleri seçerek beslenmeye özen gösterin. Drajeler, çikolatalar, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları veya meyve tatlılarını (elma, armut, ayva tatlısı) tercih edin. Tabağınızın 4'te 1'ini kırmızı et kalan kısmını ise sebze yemekleri ve salatadan oluşturun. Bunun yanında tam buğday ekmeğinizi tüketmeyi unutmayın. Yanlış seçilen ve fazla tüketilen her lokmanın sağlığınızı olumsuz etkileyeceğini unutmayın. İkramlarla ve fazla yemeyle bozulan barsak hareketlerinizi düzene koymak adına ara öğünlerde meyve tüketimine önem verin. Elma, armut, ayva gibi meyvelerinizi iyi yıkadıktan sonra kabuklu tüketmeye özen gösterin. Bağırsaklarda su tutulumuna neden olan fazla çay ve kahve tüketiminin yerini bitki çaylarına bırakın. Bozulmuş bağırsak hareketlerinizi düzenlemek için vücudunuza yardımcı olun. Öğün aralarında su tüketmeyi unutmayın. Bayram ziyaretine gitmeden önce evinizde yemeğinizi veya ara öğününüzü mutlaka tüketin. Yine de 'Eyvah fazla yedim, kaçırdım' diyorsanız, fiziksel aktivitenizi mutlaka arttırın. Bayramı fırsat olarak görüp seyahate çıkanlar, açık büfelerde dikkatli olun Sağlıklı Beslenme kurallarını unutmayın.”KURBAN ETİ NASIL SAKLANMALI?Kurban etinin nasıl saklanması gerektiğine de vurgu yapan Keservuran, şunları belirtti:“Etler uzun süre saklanılmak istenildiğinde birer pişirimlik parçalara ayrılarak yağlı kağıda sarılarak, buzdolabında birkaç hafta saklanabilir. Etler dondurularak da uzun süre saklanabilir. Donmuş etler soğuk yerde yani buzdolabında çözdürülür. Çözdürülen etlerin tekrar dondurulması tehlikelidir.”
Bayramda beslenmeye dikkat

İYİ SEKSİN YİYECEKLERLE İLGİSİ YOK

Vatan'dan Mehmet Güler'in yazısı:

Biliyorum ve size hemen kötü haberi veriyorum. Yüzlerce denek üzerinde yapılan araştırmalar, cinsellikle gıdalar arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını ortaya koyuyorlar. Yani insanlık tarihi kadar eski o afrodizyak yiyecekler masalı, son Bilimsel çalışmalar ışığında maalesef yerle bir oluyor. Yani bazı şeyleri yiyip daha güzel sevişmek pek mümkün değil. Ama gıdalarla seks hayatımız ve özellikle erkeklerin sperm sayısı ve kalitesi arasında bağlantı var.

Mutlaka izlenmesi gerek

Şimdi ortaya birtakım sorular atalım. Gelin yanıtlarını hep beraber arayalım. Bir kadının tabağındaki yiyeceklere bakarak sizi çekici bulup, bulmadığını anlayabilir misiniz? Bazı gıdalar ayın en zor günlerinde kadınların ağrısını - sancısını hafifletmeyi başarabilir mi? Meyve suyu içmek, spermlerin daha iyi üretilmesini ve yüzebilmesini sağlayabilir mı? Yediklerimiz, cinsel hayatımızı gerçekten değiştirebilir - iyileştirebilir, kalitesini artırabilir mi? Sıkı durun, hepsinin cevabı geliyor şimdi. NTV’nin yayınladığı Yemekler ve Gerçekler, hele de bu soruları bile yanıtlıyorsa, sizce de mutlaka izlenmesi gereken bir belgesel değil mi? Başlıyorum...

Eğer bebek istiyorsanız...

Yapılan araştırmalar, yediğimiz şeylerin seks hayatımızın kalitesini bir oranda etkilediğini ortaya koyuyor. Hele de bebek yapmayı planlıyorsanız, başarı ihtimalinizi yükseltmek için vücudunuzun olabildiğince formda olması gerekiyor. Bu da elbette sağlıklı bir Beslenme ile mümkün. Doğru gıdalarla, sperm sayısını bile artırabiliyorsunuz. Normal bir erkek, her boşalışında 40 ile 300 milyon sperm gönderiyor. Sağlıklı bir bebek sahibi olabilmek için, sperm sayıları kadar spermlerin iyi yüzebilmesi de gerekiyor. Örneğin, bol taze sebze ve meyveden oluşan bir Beslenme biçimi seçerseniz ve her gün iki kere birer büyük bardak meyve suyu içerseniz, hem spermlerinizin sayısını hem de kalitesi yükseltebilirsiniz. Yani ne yapın edin, günde iki defa meyveleri karıştırıp - sıkıp sularını için efendim. Bir de sofranızdan içinde selenyum, çinko ve B, C ve E vitamini olan gıdaları eksik etmeyin. Bunlar hem sperm sayınızı hem de kalitesini artıracak. Sevişmenize ve cinsel isteğinize pek bir faydası olmasa da, eğer bebek sahibi olmak istiyorsanız sizi daha sağlıklı bir hale getirip, işinizi kesinlikle kolaylaştıracak.

Boşuna çikolata yemeyin

Hemen bir küçük tüyo daha vereyim. Bir kadınla tanıştınız ve birlikte yemeğe çıktınız. Gözünüz onun tabağında olsun. Eğer partneriniz normalinden daha az yiyorsa, tabağında yemek bırakıyor, önündeki yemeği bitirmiyorsa, bu kesinlikle sizden etkilenmiş, sizi çekici bulmuş demektir. Yani işiniz yolunda gitmektedir. Eğer tabağını yalayıp yutuyorsa, bu belki de birlikte yediğiniz son yemek demektir.

Devam edelim... Sıra afrodiz- yak gıdalarda. Ben size maalesef baştan yok öyle bir şey diyeyim, hiç bekletmeyeyim. Gıdaların, libidonun artmasıyla bir ilgisi, kesin kanıtlanmış bir etkisi yok efendim. Yani hiç boşuna çikolataya, çileğe, istiridyeye falan abanmayın. Bunlar sadece zihni tetikliyor sevişme isteğine fayda etmiyor. Boşu boşuna kilo almayın.

İşin sırrı sebze ve meyvede

İşin sırrı, her gün mutlaka taze sebze ve meyve yemekte. Tekrar ediyorum, mümkün olduğunca çok balık, kalsiyumlu gıdalar, selenyum, çinko, B, C ve E vitamini tüketiniz. Gerisi inanının hikaye... Bir küçük son tüyo da hanımlara. Beslenmenizde içinde bol kalsiyum olan süt, balık ve peyniri artırırsanız, adet günlerinde çektiğiniz sıkıntıyı çok daha hafif atlatırsınız. Ruh halinizi daha sakin, zihninizi daha huzurlu tutarsanız. Hadi hepinize iyi .... Tövbe estağfurullah.,

H2






İYİ SEKSİN YİYECEKLERLE İLGİSİ YOK