Showing posts with label Program. Show all posts
Showing posts with label Program. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Gebelik diyabetinde beslenme nasıl olmalı?

İSTANBUL - Gebelik diyabetinde, günlük enerji dağılımını anne adayının özelliklerine göre belirlemek, karbonhidratı tamamen kesmek yerine tam tahıl taneleri, kepekli pirinç, kepekli makarna, bulgur ve yulaf gibi doğru adreslerden almak gerekiyor. Kan şekerinin ani düşüşlerini önlemek için de posadan zengin gıdalar tercih edilmeli ve ara öğünler kesinlikle atlanmamalı.Tanının, hamileliğin 24 veya 28. haftalarında yapılan şeker yükleme testleri ile konduğunu belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz, bu dönemde uygulanacak beslenme programı ile ilgili şu bilgileri veriyor:
Kişiye özel, anne ve bebeğin sağlığını koruyacak, geliştirecek, hem anne hem de bebeği tüm besin ihtiyaçlarını karşılayacak bir beslenme programı oluşturmak gerekiyor. Amaç anne ve bebeğin iyi beslenmesi, bunun sonucunda istenilen kan değerlerine ulaşılması, istenilen ölçüde kilo artışı sağlanılmasıdır. Anne karnındaki bebeğin sağlığı annenin yeterli ve dengeli beslenmesi ile mümkündür. Ancak fazla kilo alma riskine karşı kontrol de çok önemlidir. Gebelikte anne metabolizmasında bazı değişiklikler olur. Beslenme, bu dönemde ayrıca önem içerir. Bu dönem genellikle ‘eksiksiz beslenme’ ile eşdeğer tutulur. Eksik beslenmenin zararları ön planda tutulur; kişi ihtiyacının üzerinde beslenmeye teşvik edilir. Aslında eksik beslenme kadar fazla beslenme de gebelikte ciddi sıkıntılar oluşturabilir.
KİŞİYE ÖZEL ENERJİ PLANIGünlük alınması gereken enerjinin dağılımı önemli. Toplam enerjinin yüzde 15’i proteinlerden, yüzde 30’u yağlardan ve yüzde 55’i de kompleks karbonhidratlardan karşılanmalı. Gebelikte kişinin alması gereken enerji yaşına, boyuna, gebeliğin başından itibaren aldığı kiloya ve fiziksel aktivite düzeyi gibi parametrelere göre hesaplanır. İhtiyacı olan enerjiyi hangi besinlerden alacağı diyetisyen ve anne adayı ile birlikte düzenlenmelidir. Gebelik döneminde beslenme önemli olduğu kadar hassastır da. Bazı besinlere karşı iştahsızlık veya tam tersi fazla aşerme gibi konular olabilir. Bu gibi durumları diyetisyeni ile paylaşan anne adayına özel Program hazırlanmalı.
KİLODA İPİN UCUNU KAÇIRMAYINGebelik diyabetinde kilo artışı fazla olabileceği için bu riski düşünerek daha gebeliğin başından yani Diyabet tanısı almadan önce kontrollü gitmek ve fazla kilo almamak gerekir. Gebelik şekerinde de normal diyabetteki gibi en önemli besin öğesi karbonhidratlı (şekerli) besinler. Ancak bu noktada şöyle bir yanlış anlaşılma da olmamalı; karbonhidratlı besinler kan şekerini yükseltir diye, gebelik diyabetinde diyetten çıkartılmaz. Yapılan çalışmalar da göstermiş ki gebelikte yeterli protein ve yağ alınsa dahi eksik karbonhidrat bebeğin beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Karbonhidratlarda önemli nokta ne kadar karbonhidrat gerektiğinin iyi hesaplanması ve kişinin ihtiyaç duyduğu karbonhidratı günün hangi saatlerinde, ne kadar ve hangi besinlerle karşılayabileceğini öğrenmesidir. Kan şekerini hızlı yükselten basit şekerler yerine lif miktarı yüksek, kan şekerini daha yavaş yükselten, sağlığı geliştirmede daha etkin kompleks karbonhidratları seçmek faydalı olacaktır.

KAN ŞEKERİNİN DÜŞMESİ TEHLİKELİ OLABİLİRKompleks karbonhidratlar tam tahıl taneleri, kepekli pirinç, makarna, bulgur, tam buğday ekmekleri, çavdar, yulaf gibi besinler, basit şekerler ise çay şekeri, reçel, bal ve marmelat gibi gıdalardır. Diyet programında karbonhidrat kaynaklarını öncelikli olarak ekmek ve ekmek yerine geçenler ile meyve grubu besinler oluşturur. Bu besinler diyette kati suretle olmalı, ancak yenilecek miktar ve zamanlama çok iyi belirlenmelidir. Diyabette sıkıntı her zaman kan şekerinin yükselmesi olmaz. Kan şekerinin düşmesi de yaşanır ve çok tehlikelidir. Bu nedenle doktorun ve beslenme uzmanının istediği periyotlarda kan şekeri kontrolü yapmak veya yaptırmak, besin tüketim kaydı tutmak ve bu kayıtlar eşliğinde beslenme programını yenilemek gerekir. Annenin aldığı kilo, kan şekeri değerleri, yiyebildiği ve yiyemediği besinler göz önüne alınarak diyetisyen kontrolünde beslenme programı yenilenmelidir.
ARA ÖĞÜNLERİ ATLAMAYINDiyabette olduğu gibi gebelik diyabetinde de kan şekerinin düşmesi oldukça sıkıntılı bir durumdur. Bunu önlemenin en güzel yolu sık aralıklarla beslenmektir. Kan şekerlerinin istenilen düzeylerde tutulabilmesi için öğün sayı ve miktarları önemlidir. Ara öğünler, öğünden 2.5–3 saat sonra kompleks karbonhidrat içerikli olmalıdır.
KAN ŞEKERİNİ POSAYLA DÜZENLEYİNKan şekerini düzenlemede yardımcı besinlerin başında posa gelir. Posa, birlikte yenilen karbonhidratın kan şekerine olan etkisini azaltır, şekerin yükselme hızını yavaşlatır. Bu nedenle de tüm öğünlerimizde kalori değeri çok az olan ama vitamin, mineral ve posadan zengin olan sebze gibi besinler tüketilmeli. Ayrıca tam buğday ekmeği, çavdar, bulgur ve meyve gibi posadan zengin diğer karbonhidrat kaynakları da tercih edilmeli.
Gebelik diyabetinde beslenme nasıl olmalı?

Thursday, December 24, 2009

Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Ünlü belgeselci Coşkun Aral, 10 gün önce piyasaya çıkan 'Annemin Yemekleri' isimli kitabında; Karadeniz'den Ege'ye, Güneydoğu'dan Orta Anadolu'ya kadar yedi bölgenin lezzetlerini gözler önüne seriyor. Aral, annesi Nilüfer Aral'ın da tariflerinin yer aldığı, Hotpoint-Ariston'un desteği ile hazırlanan kitabını anlattı...



Bir yemek kitabı hazırlamak nereden aklınıza geldi?

Boğazıma düşkünüm. Çocukluğum zaten muhteşem yemeklerin pişirildiği bir evde geçti. Anne tarafım Arap ve Karadenizli, baba tarafım Türk, Arap, Kürt... Bu farklı kökenlerden gelen yemeklerin kokusuyla büyüdüm ben... Tat olayı zaten çocuk yaşta insanın beynine işliyor. Lezzet avcılığı da insanın evriminin önemli sonuçlarından biri... Tüm bu nedenlerle aklımda zaten uzun zamandır yemekle ilgili bir kitap yapmak vardı.



KİTAP ANNEME ARMAĞANIM

Kitabın ismi neden 'Annemin Yemekleri'?

Annemden Yemek Tarifleri aldım. Kalp ameliyatı geçirdiği dönemde, "Anne yılbaşına kadar elinde kitabın olacak" dedim. Kadıncağız da mutlu oldu.



Ne kadar sürede hazırladınız kitabı?

Bir hafta 10 gün gibi kısa bir süre içinde hazırlandı. Kitap çıkarma fikri ortaya atılır atılmaz, annem ve kız kardeşimden tarifleri aldık. Sonra eşim tarifleri topladı ve kitap kısa süre içinde basıma hazır hale geldi. Tabii tarifler içinden elemeler yaptık. Kolay malzemeyle, kolay bir şekilde pişirilebilecek olan yemekleri tercih ettik. İnsanlara ters gelebilecek yemek tariflerini koymadık. Kitabın boyutu, basılacağı kağıt özenle seçildi. Yani bir yandan yemek karıştırıp, bir yandan sayfaları rahatlıkla çevrilebilecek bir yemek kitabı hazırlamış olduk.



Siz yemek seçer misiniz?

5-6 yaşına kadar yemek seçermişim. Pırasa yemezmişim mesela... Kızım da şimdi benim gibi... Su böreğinin hamurunu yermişim sadece, makarna çok severmişim... Ama hazırladığım programlarda her şeyi yermişim gibi bir imajım oluştu. Oysa hiç öyle değilim, ben bir lezzet avcısıyım.



Mecburiyetten neler yediniz?

Mecburiyetten fare, köpek ve solucan yemiştim. Karga ve yılan da yedim. Ama bu kadar olmasa da bizim mutfağımızda da herkesin yiyemeyeceği şeyler var. Türkler'in, 'Sütlü ciğer' diye bir yemeği var. Akciğerin içine süt koyup, suda haşlıyorlar. Sonra da peynir gibi kesiyorlar... Kelle, mumbar dolması, kokoreç herkesin yiyeceği şeyler değil...



Evde kim yapıyor yemekleri?

Eşim de ben de yapıyoruz. Eşim çok iyi Suşi yapıyor mesela... Ben de evde olduğum zamanlar, etrafı kirletmemek koşuluyla bazı yemekleri yapmaya çalışıyorum. Ama ben yemek yaparken yere gazeteler koyuluyor... Erkeğin mutfağa girdiğinde olan bir hal vardır ya, o bende de var... Bir şeyler illaki dağılır, kırılır, kirlenir. Sakarlığım var ama lezzet avcılığım da var...



Kitabınızdaki yemeklerin hepsini yapabiliyor musunuz?

Yaparım. Hamur da açarım. Ama sürekli hamur açan bir ev kadını kadar kısa sürede, o kadar rahat ve ince hamur açamam. Bazı şeyleri ayırt etmek lazım; ben aşçı değilim. Ben o hamurun içinde bulunması gereken malzemeleri, bunların hangi oranlarda bulunması gerektiğini ve hamurun nasıl olması gerektiğini bilen insanım.



DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRİZ

Yemek konusuna özel bir ilginiz var... Programlarınızdan zaten bunu görüyorduk, bu kitapla bunu daha da perçinlemiş oldunuz...

Türkiye, birçok kültürün yer aldığı bir coğrafya. İnanılmaz bir yemek çeşitliliği, yemek kültürü var. Böyle bir coğrafyada tek çeşit yemek yememiz, özel yemeklerin ortadan kalkması düşünülemez. Yemek çeşitliliğinin ortadan kalkmasının engellenmesi lazım. Bunun için çalışmak gerekiyor. Bölgesel yemek yapan daha çok yer açılmalı. Kebabı tanıdık. Ama Türk yemekleri sadece kebapla sınırlı olmamalı. Paris'e yüz binlerce insan sadece yemek yemek, Şarap tatmak, peynir yemek için gidiyor. Biz, bu topraklarda bundan da iyisini yapabiliriz.



Yemek programı yapmanız için teklifler almaya başladınız mı?

Daha bu sabah yeni bir teklif aldım. Hem de daha önce benim Program yapmak istediğim bir kanaldan. Benim bu işten anlamayacağımı düşünerek, program yapmamı istememişlerdi. Ama şimdi istiyorlar.



İLK KEZ 21 YAŞINDA MUTFAĞA GİRDİM

İlk kez ne zaman mutfağa girdiniz ?

21 yaşında Paris'e gittim. İlk kez o zaman girdim tek başıma mutfağa.



Dışarı çıktığınızda nerelerde yemek yiyorsunuz? Zorlanıyor musunuz iyi Restoran bulmakta?

'Çiya' bence Anadolu'nun Kayıp lezzetlerini keşfetmek için çok doğru bir adres. 'Cercis' var, Mardin mutfağı üzerine... Yabancı mutfaklar konusunda Türkiye çok kötü! Suşiyi, Tayland mutfağını, Çin yemeklerini, hatta İtalyan yemeklerini bile yiyecek bir yer bulamıyoruz. İyi olanlar küçük, kenarda kalmış, öyle çok isimleri orada burada yazılan yerler değil. Çin yemeğinin, olması gerektiği lezzette olabilmesi için, malzemelerin Çin'den getirilmesi lazım, bu da çok pahalı. Ayrıca Türk damak tadının yadırgayacağı şeyleri çıkarıyorlar. Sonuçta, Çin yemeğini gerçekten seven, tadını bilen birinin asla yemek istemeyeceği bir şey çıkıyor ortaya. 'Rejans' ise, gerçek Rus yemeği yemek isteyenlerin rahatça gidebileceği bir yer.



KIZIM KOLA İÇMEDEN BÜYÜDÜ

Yemek yaparken hep taze ürünler mi kullanıyorsunuz, nerelerden Alışveriş yapıyorsunuz?

Organik, taze ürünler kullanıyoruz. Eşimin babasının yetiştirdiği domatesi, biberi, patlıcanı 'deep freeze'e koyuyoruz, kışın da onları yiyoruz. Konserve bir ürün alırsam, bize bir kalite güvencesi verenini tercih ediyorum.



Kızınız hamburger yemiyor mu? Kola içmiyor mu?

Yok. Zararlı şeyler yememesini sağladık bugüne kadar. Anlatıyoruz da ona. Umarım bu şekilde devam eder.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Monday, December 14, 2009

Diyetler neden başarısız

Oysa her beden farklı. Herkes aynı nedenle kilo almıyor. Birinde kilo yapan bir sorun, diğerini etkilemiyor. Birinde hipotiroidi veya insülin direnci varken, diğerinde olmuyor. Biri kilo kazanımını tahrik eden ilaç kullanıyor, diğerinin sorunu depresyondan kaynaklanıyor. Ayrıca her diyetin her bedene uymayacağı konusu çoğu zaman ıskalanıyor. Daha da önemlisi kilolu olmak ve Diyet yapmak stresinin ruhsal etkileri gözden kaçırılıyor. Yetmedi! Sürecin ana belirleyicilerinden biri olan ruhsal uyum ısrarla ıskalanıyor. Beden bir kaloriölçer makine sayılıp konu mekanik bir sürece dönüştürülüyor. Fazla kilolu kişilerin diyet sözcüğünü daha duyar duymaz ürpermesi ve “kibrit kutusu beyaz peynir” düzeninden nefret etmesinin nedeni de bu yanlışlarda gizli olmalı.Kısacası kilo probleminin arkasında gizlenen ruhsal, bedensel (metabolik, hormonal), Genetik problemler, çevre, aile, iş, arkadaş, ev, eş faktörleri gibi etkiler dikkate alınmadığı sürece bu sorunu sadece diyet listeleriyle çözmeye kalkmak yenilgiyi daha yolun başında kabullenmek anlamına geliyor. Bir başka nokta da bu sözcüğün mahrumiyet durumuyla eş tutulması, bu yaklaşımın yeteri kadar anlaşılamamış ve aşılamamış olması. Diyet yaparken göz yumulan mahrumiyetin acısı, Program bitince hatta bazen program sürerken fazlasıyla çıkarılıyor. Son nokta: Kilo sorununun çözümünde diyet listeleri muhakkak ki önemli ama tek başına yapıldıkları, kişiye göre planlanmadıkları zaman arka planda yatan neden çözülmediği için pek işe yaramıyorlar.

Bellek sorunu mu, dalgınlık mı

Alzheimer hastalığının popüler hale gelmesi bellek kaybına karşı ilgiyi artırdı. Bu durum bazen çok fazla abartılabiliyor. Ben kendi adıma her gün birkaç hastamın gereksiz yere bellek kaybından endişelendiğini görüp üzülüyorum. Özellikle son zamanlarda insanların bellekleriyle ilgili bazı sorunlar yaşadıkları doğru ama problem belleğin zayıflamasından değil, bilgi kaydının yeteri kadar iyi tutulamamasından ya da beyinlerimizi gereğinden çok yüklememizden kaynaklanıyor. Bir bilgiyi hatırlayabilmenin (bir ismi, telefon numarasını, deyimi, hatırayı, fıkrayı yeniden belleğin ön tarafına çıkarabilmenin) yolu o bilginin sağlıklı bir şekilde kaydedilip saklanmasıyla yakından ilişkili. O bilgi kaydedilirken başka bilgilerle karıştırılmışsa çoğu zaman kaydettiğinizi zanneder, aldanırsınız. Bu özellikle yapısal ya da sorunsal nedenlerle (bazı ilaçlar, Depresyon gibi) dalgınlık problemi yaşayanlarda sık görülen bir arıza. Dalgın insanların çoğu bilgileri doğru dürüst kaydetmeyi beceremediklerinden onları hatırlamakta zorluk çeker ve bu durumun bellek kaybından kaynaklandığını düşünüp boş yere üzülürler. Çoğu şeyi aynı anda yapmaya çalışan, sıkışık ve stresli zamanlarda birçok bilgiyi birlikte kullanmak zorunda kalan, yani bir koltukta dört karpuz taşımayı marifet sayanlarda da bazı bilgiler ya yeterince kaydedilemiyor ya da geri çağırılırken gereği kadar hatırlanamıyor. Yani beyni çok işlemci bir Bilgisayar gibi kullanmak da bellek açısından doğru bir alışkanlık gibi görünmüyor.

Kanserden ölümler artıyor mu

Değişik doku ve organ kanserlerine eskisinden daha sık rastlandığı doğru. Özellikle gelişmiş ülkelerde kansere yakalanma ihtimalinin arttığını gösteren epidemiyolojik bulgular var. Bu bilgi en azından bazı kanserler için tartışılmaz gibi görünüyor. İstatistiksel verileri son derece güvenli olan Amerika’da 1900 yılında yüzde 3 olan kanserden ölüm oranı, 2000’de yüzde 24’e çıkmış (Prof. Dr. Ahmet Aydın/Taş Devri Diyeti/Hayy Kitap/2009). Artış prostat kanseri, Meme Kanseri gibi kanserlerde daha belirgin. Bazı kanserlerin sıklığındaysa azalma var. Mesela kolon kanseri sıklığının Beslenme hataları azaldıkça düştüğü, akciğer kanseri sıklığının sigarayla mücadele eden ülkelerde azaldığını gösteren birçok çalışma yayınlandı. Bizim ülkemize gelince... Kanser sorunu bizde hızla büyüyor. Sigara tüketimimizin fazlalığı, besin güvenliğimizin sınırlı olması, çevre kirliliğinin hızla artması bu durumun en önemli nedenleri.

Likopen gerçekten işe yarıyor mu

Fazladan kazandığınız her bir gram likopenin daha az kalp krizi, meme kanseri, cilt kanseri anlamına geldiği doğru. Likopen diğer adıyla “kırmızı mucize” özellikle domates, karpuz, pembe greyfurt ve kayısıda bulunan doğal bir besin unsuru. Karetenoid yapısındaki bu maddenin antioksidan gücünün çok yüksek olduğu birçok kez kanıtlandı. Taze domatesle de kazanılabiliyor ama domates biraz ısıtılıp azıcık örselenirse içindeki likopeni vücut daha kolay emiyor. Keza yağda eriyen bir madde olduğu için yağlı besinlerle birlikte alındığında faydası daha da artıyor. Yani ateşte hafifçe ısıtılmış domatesin üzerinde birazcık zeytinyağı gezdirmek, salatalara daha çok domates (taze veya kuru) eklemek, domates çorbası, salça, ketçap gibi ürünleri daha çok kullanmak Sağlık yönünden son derece akıllı seçimler. Likopenin yalnız kanser ve damar sertliğinden korunmaya değil, cilt yaşlanmasını geciktirme ve hafifletmeye de yardımcı olabileceğini yeniden hatırlatalım. Peki, bu maddeden daha çok yararlanmak için likopen kapsüllerini para verip almalı, zahmete girip yutmalı mıyız? Destek olarak likopen kapsüllerini almanın faydalı olduğunu gösteren güvenilir bir çalışma yok. En iyisi daha çok domates, domates ürünü yemek veya domates suyu içmek. Bu arada yaz gelince karpuzu, bugünlerde de pembe greyfurdu ihmal etmeyin.

PSA’yı düşürmek prostat kanseri riskini azaltır

Prostat büyümesi neredeyse her erkeğin değişmez kaderi, prostat kanseriyse erkek yaşlanmasının tatsız konularından biri. Her yıl çok sayıda erkek bu hastalığa yakalanıyor. PSA testi hastalığın erken teşhisinde ve ameliyat sonrasındaki nükslerin takibinde kullanılan bir tarama yöntemi. Prostat bezine spesifik bir antijenin kanda yükselmesi prostat kanseri lehine bir bulgu. Bununla birlikte PSA, prostat bezi iltihaplarında da yükselebiliyor. Bu nedenle ürologlar çoğu zaman kanser lehine başka bir bulgu yoksa 2-3 haftalık antibiyotik tedavisiyle muhtemel bir prostat iltihabını baskılayarak PSA’da düşme olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Antibiyotikten sonra PSA’nız düşmezse bu iyi Haber kabul ediliyor ve sorunun prostat bezinin iltihaplanmasından (prostatit) kaynaklandığı düşünülüyor. Ama PSA’yı düşürmenin kanser olasılığını azaltma gibi bir anlamı ya da faydası yok. Yıllık sağlık taramalarınızda PSA seviyelerinize baktırmayı unutmayın. Değer normal aralıktan yüksek çıkarsa özellikle yaşınız ellilerin üzerindeyse üroloğunuzla bu bilgiyi paylaşın.

Glukozaminin romatizma tedavisinde ciddi bir faydası var mı

Glikozamin ve kondroidin ihtiva eden destekler eskiye oranla daha sık kullanılıyor. Önceleri yalnızca tamamlayıcı tıbba inananların tavsiye ettiği bu destekleri şimdilerde dahiliye, ortopedi, hatta romatoloji uzmanlarının reçetelerinde de görmek mümkün. Doğal desteklere inanmış biri olarak bu gelişme beni memnun ediyor. Glikozamin ve kondroidinin özellikle eklem kıkırdağının kendisini yenilemesi ve güçlendirmesine destek olduğunu gösteren çalışmalar var. Bu çalışmaların henüz tatmin edici düzeyde olmadığını da itiraf etmek lazım. Bu maddelerin yaygın olarak kullanılmasının nedeni kullananların fayda gördüklerini söylemeleri. Benim kanaatim de kaliteli bir glikozamin kondroidin desteğinin eklem sorunlarının çözümünde hastalara yardımcı olabildiği yönünde. Burada önemli nokta yine kaliteli ürün kullanmak. Kaliteli ürün, bir besin desteğinin ilaç üretimi standartlarında üretilmesi anlamına geliyor. Ürün kalitesi arttıkça biyolojik yarar artıyor, yan etkiler azalıyor. Glikozamini kabuklu deniz hayvanlarına alerjisi olanlar kullanmamalı. Kan şekerini yükseltebileceği bilindiğinden şeker hastaları ya hiç kullanmamalı ya da dikkatli olmalı. Mide ve bağırsak sorunlarına yol açabileceği de unutulmamalı. Kullanım süreci 2-2.5 ay ile sınırlandırılmalı, 15-30 günlük aralar vermek unutulmamalı. Glukozaminin herhangi bir romatizmal hastalıkta tedaviyi tek başına başarması olanaksız. Daha çok diğer tedavilere destek ya da geçici bir çözüm olarak kullanılmalı.


Diyetler neden başarısız

Wednesday, December 9, 2009

Haftada en az dört gece parti parti dolaşıyorlar

Karanlık çökünce kendilerini dışarı atıyorlar. Haftanın en az dört gecesi sokakta olup; restoranlardan kafelere, konserlerden açılışlara, gece kulüplerinden partilere koşturup duruyorlar... Yorgunluk nedir bilmeden sürekli gezip tozan 'gece kuşları'; Cosmopolitan dergisinin yeni sayısında mercek altına alındı. Selin Miloşyan tarafından derlenen dosyada; parti parti gezen Eğlence tutkunlarının fiziki ve sosyolojik haritası çıkarıldı. İşte, 'Gece Kuşlarını Tanıma Kılavuzu'nun ayrıntıları...



YORULMAK NEDİR BİLMİYORLAR

Gece çıkmaktan, bir eğlence mekanından diğerine koşmaktan müthiş zevk alıyorlar. Bir yemekle başladıkları geceye, bir kafede devam ederken, oradan da içkili bir ortama geçip doyasıya dans etmek istiyorlar. Bu arada her zaman çeşitli mekanlarda karşılaştıkları tanıdık simaların ya da arkadaşlarının daveti üzerine geceyi bir ev partisinde sonlandırmaya karar veriyorlar. Hiç yorulmadan bazen araya konser, Sinema ya da Tiyatro gibi daha kültürel aktiviteleri sıkıştırmayı başarıyorlar. reklam, sanat, Moda, medya, halkla ilişkiler ve organizasyon gibi alanlarda çalışan insanlar, mecburen yoğun bir gece hayatına sahip oluyor. Meslek icra edilirken bir yandan da eğlencenin tadına varılıyor.



YENİ İLİŞKİLERİN BAŞLANGIÇ YERİ

Gece kuşları; gün ve saat hesabı yapmadan hayatı dolu dolu yaşayarak eğleniyor. Ayrıca işyerinde çalışırken, keyifli bir gecenin kendilerini beklediğini bilmek de onların stresini azaltıyor. Gece hayatı insanlara; yeni arkadaşlıkların ve yeni aşkların filizlendiği renkli bir ortam sunuyor. Davetlerden partilere koşturmanın bir avantajı da, yeni ilişkilere başlama şansı oluyor. Her gece dışarı çıkıp birkaç Program yapabilecek kapasitede olmak için ille de bekar olmak şart değil. Gece kuşu evli çiftler de evliliğin sıradanlığından uzak, monotonluğu kırmayı başarmış, hareketli bir düzen kurmuş oluyorlar. Yoğun bir tempoyla oradan oraya koşturan insanlar aslında bu hareketliliği çok seviyor. Yeni insanlarla tanışıyor, dostluklarını pekiştiriyor, keyifli sohbetler yapıyor, son trendlerden haberdar oluyorlar... Gece kuşları, hayatın bu hızlı akan, sürprizli yönüne bayılıyor.



GECE KUŞLARININ ORTAK NOKTALARI

Yaşları tabii ki 18'den büyük! Genellikle bekarlar ama aralarında evli olanlar da var. Keyif aldıkları için gece çıkıyorlar ama bazen işleri nedeniyle mecburi bir sosyallik yaşayanlar da oluyor. Salaş yerlere gitmek isteyenler Kadıköy ve Nevizade'de, daha çok para harcayabilenler ise Bebek- Boğaz hattında boy gösteriyorlar. Asmalımescit-Tepebaşı dolayları ise son dönemde coşmuş durumda. Eğlenmek için yaşadıklarını söylerler. En az haftanın dört günü dışarıdalar; bazı partilere kapıdan bakıp çıkıyorlar. Geceleri, gündüzden daha enerjik ve hareketli oluyorlar.



NEDEN GEZİYORLAR

ETEL BALER: "Akşamları sevdiklerimin katıldığı organizasyonlara gitmekten hoşlanıyorum. Çünkü tümüyle buluşmam için yeterli vaktim yok. Gece gezmeleri sayesinde dostlarımı birarada görme imkanı buluyorum."

ESRA ÜSTÜNKAYA: "Dışarıdaki eğlenceyi ve sosyal hayatı renkli bir tiyatro sahnesi gibi görüyorum ve izlemekten büyük keyif alıyorum. Programlarım spontane gelişiyor ve insanlarla iletişim çok hoşuma gidiyor."

DİDEM ÖZGEN (Parti organizatörü): "Sosyalleşmek benim için yemek yemek kadar doğal bir ihtiyaç ve büyük bir keyif. Dönemsel olarak azalan veya çoğalan yoğunlukta, ancak haftada en az dört gece çıkarım. Yaz aylarında hemen her gece dışarıdayım. Yaşlanıp bir köşede oturmak zorunda kaldığımda torunlarıma anlatacak eğlenceli hikayelerim olsun istiyorum."



SABAHA KADAR EĞLENMEYİ ÇOK SEVİYORLAR

Melez şarkıcı Rihanna, her gece farklı bir kulüpte görülüyor. Rihanna'nın aynı akşam üç kulübe birden gittiği biliniyor. İngiliz şarkıcı Amy Winehouse, hareketli gece hayatıyla tanınıyor. Evinde sabaha kadar süren partiler yüzünden komşularının onu tahliye etmek için imza kampanyasına başladıkları biliniyor. Çılgın partilerin renkli siması Paris Hilton, eğlence hayatının en ünlü müdavimlerinden. Paris'in gittiği parti haftalarca konuşuluyor. Los Angeles gece hayatının müdavimlerinden olan Amerikalı oyuncu Mischa Barton, sık sık çok popüler olan Bardot adlı kulüpten çıkarken görüntüleniyor. 'Cadılar Bayramı' partisinde erkek kılığına girerek hayranlarını şaşırtan Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Katy Perry, çılgın partilerde sık sık boy gösteriyor.



TAVAF EDİYORLAR

Lüks harcamaları, Yaşam şekli ve gösterişli giyim tarzıyla dikkat çeken Süreyya Yalçın, yoğun gece hayatıyla adından sıkça söz ettiriyor. Demet Akalın, sevgilisiyle birlikte her gece en az dört mekan dolaşıyor. Gece gezmeyi çok sevdiğini söyleyen Tuba Ünsal, şu sıralar sık sık farklı eğlence mekanlarını tavaf ediyor. Hande Ataizi, yoğun bir gece hayatı olmadığını, herhangi bir organizasyon olmadığı takdirde sadece yemek yemek için çıktığını söylüyor. Gece hayatının Beslenme kaynağı olduğunu belirten şarkıcı Teoman, çıktığı gecelerde birkaç mekana birden gidiyor. Sosyetenin tanınmış simalarından Eda Taşpınar'ı da hemen her gece farklı bir organizasyonda görmek mümkün.
Haftada en az dört gece parti parti dolaşıyorlar

Tuesday, December 8, 2009

En çok yapılan 10 diyet hatası

1-ASIL SUÇLUYU BİLMEKAsıl suçlu düşünceler ve besinlerle kurduğunuz yanlış iletişimdir, yani beyninizde şekillendirdiğiniz Beslenme hatalarıdır. Neyi neden yeriz? Bu sorunun yanıtı kendinizi mutlu etmek, kafanızı dağıtmak, canınızın çekmesi, kendinizi durduramamak gibi şeyler ise burada sıkıntı var demektir. Yemek vücudun doğru çalışması için gereken besinlerin sağlanması, bir Yaşam amacı ve aracıdır. Zayıflama sürecinde önce bu düşünce yapısını düzeltmeli, beyninizi arındırmalısınız. Zayıflama niyetindekilerin en büyük problemi aslında neden kilolu olduklarının farkında olmamalarıdır.
2-STAR DİYETLERİNİ UYGULAMAKGazete ve dergilerden ikoncanların listeleri ile zayıflamaya çalışmak en büyük hatalardan biri. Shakira'nın kalçaları veya mankenlerinki gibi bir beden hayal eder, onların isimleri ile yayınlanmış diyetleri uygulamaya çalışırsanız en büyük Diyet hatasını yapmış olursunuz. Her diyet kişiye özeldir, kesinlikle bir başkası için hazırlanmış bir Program sizin için yararlı olamaz, denemeyin bile. Profesyonel yardım alarak diyetisyen eşliğinde, biyokimyasal bulgularınıza, beslenme alışkanlıklarınıza, sosyo ekonomik şartlarınıza uygun diyetler uygulamalısınız. Bu nedenle ideal kilonuza inmeye niyetliyseniz Hülya Avşar nasıl zayıflamış, Beyonce’nin son Moda diyeti neymiş gibi star diyetlerini araştırmak yerine sağlığınıza yatırım yapıp kendinizi star olarak görün.
3-KENDİNİ ALDATMAK, KENDİNE İNANMAMAKKısa sürede fazla kilo vermeyi amaçlayan mucizevi yöntemlerle kolay yoldan zayıflamaya çalışmayın. Öncelikle çabuk yorulup vazgeçebilirsiniz, yanlış yollara sapabilir, sağlığınıza sakıncası olabilecek ilaçlar ve yöntemlerle aldanabilirsiniz. Yolun sonunu görmek zorunda değilsiniz, önemli olan her adımda hedefe yaklaşıyor olduğunuzu bilmek. Küçük başarılardan keyif almalı ve kendinize inanmalısınız. Bunun için makul, mantıklı hedefler koymalı kendinizi takdir etmelisiniz. Unutmayın başarılarınızı kutlamak, takdir etmek sizin için en iyi motivasyon olacaktır.
4-HAREKETSİZ YAŞAMAKYediklerinizden fazlasını harcayın, kilo verin ama tek amaç bu mu? Sağlıklı bireyler için vücudun kas kitlesinin korunması, postürün düzgün olması, vücut elektriğinin doğru topraklanması, oksijen alışverişinin düzenli olması, mineral eksikliği ve kemik inşaatının sağlam temellere dayanması için hergün hareket edin. Neyi, ne kadar ve ne sıklıkta yapmanız değil severek yapmanız da çok önemli. Yeter ki hergün bir hareketiniz olsun.
5-SPORDA AŞIRIYA KAÇMAKVücudu olması gerekenden fazla zorlamak, fazla beslemek kadar sakıncalıdır. Performansınızın çok üzerinde Spor hatta antreman yapmak vücudu strese sokabilir. Bu da bazı kayıplara neden olabilir. Öte yandan fazla egzersize alışan bünyeniz azıcık ara verseniz size tatsız süprizler hazırlayabilir. Her geçen gün daha fazlasını isteyecek metabolizmanızı sakinleştirmek için ideali, günde 4 kereden fazla Egzersiz yapmamaktır.6-AÇ KALMAKDoğru zaman, miktar ve kombinasyonlarda yemek yemelisiniz. Aç kalarak ateşi sönmüş bir fırın gibi ısı alamazsınız, bunun için sık sık odun atmalısınız ki daha iyi enerji elde etmiş olun. Aç kalırsanız bir sonraki öğünde kendinizi tutamaz kuvvetle muhtemel fazla yersiniz.
7-BOŞ KALORİ TÜKETMEKVücudu beslemeyen, sadece depolama sinyali yaratan, mide kapasitesini genişleten boş kalorilerden uzak durun. Rafineri ürünlerle, fabrikasyon beslenerek, vücudu doğal ritminden çıkararak sadece yağlanırsınız. Özellikle şekerli gıdalar, kızarmış besinler, katkılı hazır besinler, genetiği ile oynanmış mutasyonlu gıdalar, vücudun tanıyamadığı şifreleri değişmiş yapay tatlar, vücudun enerji yakma ve kullanma sistemlerini bozarak şişmanlamasına neden olur.
8-BOYALI VE GAZLI İÇECEKLER TÜKETMEKMümkün olduğunca doğayı izleyerek mevsimsel beslenin. Vücudun arınmasını sağlamalı, sirkülasyonu sağlayarak alınan kalorilerin maksimum yakılması ilkesine dayalı beslenmelisiniz. Bunun için sıvı olarak gazlı ve boyalı içeceklerden uzak durup su içmeli, bitki çaylarına ağırlık vermelisiniz. Bir havuzun devir daim yapmasını düşünürsek havuza bol su vermeli, motorun çalışıp rotasyon sağlaması için bitki çaylarına bu görevi yüklemelisiniz. Bunun için şekerli gıdaları minimum almalısınız. 9-PORSİYONLARI TERBİYE EDEMEMEKMideniz ne kadar yemeniz gerektiğini bilir, sizi uyarır da. Ancak çoğu zaman ona kulak asmazsınız çünkü gözleriniz doymamıştır. Çünkü gözleriniz daha fazlasını yemeye alışmıştır, suçu ise mideniz çekmektedir. Ve tabii bir de kalçanız, göbeğiniz ve basenleriniz...Bu nedenle ideal porsiyon ölçülerini unutmadan beslenmelisiniz.
En çok yapılan 10 diyet hatası