Showing posts with label kitap. Show all posts
Showing posts with label kitap. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Gaziantep yemekleri kitap oluyor

GAZİANTEP - Türkiye'nin en zengin mutfaklarından birine sahip olan Gaziantep'te ev kadınlarının yöresel Yemek Tarifleri kitapta toplayacak.
Sahan Restoranları'nın sahibi Tahir Tekin Öztan, İstanbul'da bir müşterisiyle yaşadığı diyalog sırasında Gaziantep yemeklerinin tamamının yazılı olduğu bir kitap bulunmadığını fark ettiğini ifade ederek, bunun üzerine bir çalışma başlattığını ve oluşturdukları dört kişilik bir ekibin Gaziantepli 60 yaş ve üstü ev kadınlarıyla görüşerek yöresel yemeklerin tariflerini görüntüleyip, fotoğrafladığını bildirdi.
''Gaziantepli kadınlar yemek tariflerini genelde Gaziantep şivesiyle yapıyorlar. Kitabın oluşturulmasının yanı sıra, Gaziantep'in şivesiyle anlatılan yemek tariflerinin bulunduğu bir CD de kitapla birlikte hazırlanacak'' diyen Öztan, bu şekilde Antep şivesinin de ölümsüzleşmesini sağlamak istediklerini söyledi.
Kitapta yemek tariflerinin yanında hangi mevsimde hangi yiyeceklerin tüketildiği, yemeklerin yapımında kullanılan araç ve gereçler gibi bilgilere de yer vereceklerini açıklayan Öztan, şöyle konuştu: ''Gaziantepli kadınların bütün gün evde neler yaptıklarını yazdık. Tek tek bunları belirledik. Çünkü bunların hepsi inanın 100 yıl sonra unutulacak. Kadınlar eskiden evin ekmeğini yapardı, salçasını yapardı, şiresini çıkarırdı, kuruluğunu yapardı, sabah akşam çalışırlardı. Bunları yazalım, bunları resimleyelim, bunları belgeleyelim ki, hiçbir zaman bunlar unutulmasın. Çünkü biz bu topraklarda yaşadık bu topraklarda büyüdük. Bunları kayıt altına alan mükemmel bir kitap oluşturmaya çalıştık.''
KİTABA GİRECEK TARİFLERE KOMİSYON ONAYI İki yıldan bu yana yaptıkları çalışmalar sonucunda yaklaşık bin kadınla görüştüklerini ve yemek tariflerini topladıklarını belirten Öztan, ''Ancak, kitabın yayımlanmasının ardından, 'Bu yemek Gaziantep'e ait değil ya da bu yemek böyle yapılmaz' şeklinde eleştirilerin önüne geçmek için akademisyenler, yazarlar ve Gaziantep'te yaptıkları yemeklerle iddialı olan ev hanımlarından oluşan bir komisyon kurduk. Bu komisyon yemek tariflerini inceledi, kendi aralarında tartıştı ve daha sonra tarifin kitaba konulup konulmayacağına karar verdi'' dedi.
Bu yılın ortalarına doğru kitabı yayımlamayı planladıklarını belirten Öztan, ''Bence çok güzel bir kaynak olacak. Bundan maddi bir beklenti içinde değilim. Gaziantep'e yaptığım yatırımda da bu düşünce içindeydim. Bu, bir şahsın değil bütün Gaziantep'in kitabı olacak. Herkesin emeği var. Bu kitabın dünyada da ödül almasını istiyoruz'' dedi.
ANTEP YEMEKLERİ KADINLARI SOSYALLEŞTİRİR Antep yemeklerinin kadını sosyalleştirdiğinE, bazı yemekleri kadınların yardımlaşarak yaptığına dikkati çeken Öztan, sözlerini şöyle tamamladı: ''Şu anda plazalarda, apartmanlarda oturan insanlar birbirlerini tanımıyor, ama, Gaziantep'te 7-8 komşu bir araya gelip yuvalama yapıyor. Bir Alışveriş, bir sosyalleşme oluyor. Kimse bu gözle olaya bakmıyor. Örneğin bir evde şire yapılacağı zaman bütün komşular, sülale yardıma gelir. Bizim yemeklerimiz yalnız lahmacun ve kebap değil, ev yemeklerimiz çok zengin. İnsanlar arasında komşuluk ilişkilerini geliştirerek sosyalleşmeyi de sağlıyor.''
SAĞLIKLI Beslenme REÇETESİKomisyonda yer alan yazarlardan Serpil Ocak da kendisinin Gaziantep'te yemek kitabını ilk çıkaran yazarlardan olduğunu, böyle bir çalışma içinde bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Ocak, ''Güzel bir iş çıkacağını tahmin ediyorum. Gaziantep'in bütün yemekleri, tarihçesi ve her şeyiyle birlikte burada yer alacak'' dedi.
Yazar Özge Özsabuncuoğlu da ''Bu kitap bire bir yaşlıların ağzından alınan tarifleri içeriyor. Şimdi Diyet uzmanları, 'eskiler nasıl besleniyorsa öyle beslenelim' diyorlar. Bu kitapta ona öncülük edecek'' diye konuştu.
Kendisinin de iyi yemek yaptığını belirten araştırmacı, yazar Akten Köylüoğlu, ''Hazırlanan bu kitabın bence Sağlıklı Beslenme reçetesi olarak kabul edilmesi lazım, çünkü Antep yemeklerinde sebze bol tüketilir. Sanki herkes devamlı kebap yiyormuş hissi var insanlarda. Bizim pikniklerimizde bile eskiden bu kadar ne kebap yenilirdi ne de insanlar böyle obezdi. Çok özel günlerde kebap yapılırdı. Şimdi her hafta kebap yapılıyor. Bu yanlış bir beslenme tarzı. bizim bu kitapta verdiğimiz beslenmeler sağlıklı beslenme reçetesi olarak kabul edilmeli'' dedi.
Gaziantep yemekleri kitap oluyor

Thursday, December 24, 2009

Şifa niyetine...

Bebeklikte tanısı konan ve bir protein metabolizma bozukluğu nedeniyle beyne zarar veren 'fenilketonüri' hastalığına yakalanan bebekler, çocuklar ve hasta yakınları için yeni bir Beslenme rehberi hazırlandı. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Diyetetik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülden Köksal'ın hazırladığı 'Fenilketonüri ile Lezzet Yolculuğu' adlı kitap; kısıtlı besinlerle zor olan lezzeti yakalamaya çalışırken, uygulaması zor bir tıbbi beslenme tedavisini keyifli hale getiriyor. kitap ayrıca; fenilketonüri hastaları için eğitici ve lezzetli tarifler sunuyor.



Şifa niyetine...

Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Ünlü belgeselci Coşkun Aral, 10 gün önce piyasaya çıkan 'Annemin Yemekleri' isimli kitabında; Karadeniz'den Ege'ye, Güneydoğu'dan Orta Anadolu'ya kadar yedi bölgenin lezzetlerini gözler önüne seriyor. Aral, annesi Nilüfer Aral'ın da tariflerinin yer aldığı, Hotpoint-Ariston'un desteği ile hazırlanan kitabını anlattı...



Bir yemek kitabı hazırlamak nereden aklınıza geldi?

Boğazıma düşkünüm. Çocukluğum zaten muhteşem yemeklerin pişirildiği bir evde geçti. Anne tarafım Arap ve Karadenizli, baba tarafım Türk, Arap, Kürt... Bu farklı kökenlerden gelen yemeklerin kokusuyla büyüdüm ben... Tat olayı zaten çocuk yaşta insanın beynine işliyor. Lezzet avcılığı da insanın evriminin önemli sonuçlarından biri... Tüm bu nedenlerle aklımda zaten uzun zamandır yemekle ilgili bir kitap yapmak vardı.



KİTAP ANNEME ARMAĞANIM

Kitabın ismi neden 'Annemin Yemekleri'?

Annemden Yemek Tarifleri aldım. Kalp ameliyatı geçirdiği dönemde, "Anne yılbaşına kadar elinde kitabın olacak" dedim. Kadıncağız da mutlu oldu.



Ne kadar sürede hazırladınız kitabı?

Bir hafta 10 gün gibi kısa bir süre içinde hazırlandı. Kitap çıkarma fikri ortaya atılır atılmaz, annem ve kız kardeşimden tarifleri aldık. Sonra eşim tarifleri topladı ve kitap kısa süre içinde basıma hazır hale geldi. Tabii tarifler içinden elemeler yaptık. Kolay malzemeyle, kolay bir şekilde pişirilebilecek olan yemekleri tercih ettik. İnsanlara ters gelebilecek yemek tariflerini koymadık. Kitabın boyutu, basılacağı kağıt özenle seçildi. Yani bir yandan yemek karıştırıp, bir yandan sayfaları rahatlıkla çevrilebilecek bir yemek kitabı hazırlamış olduk.



Siz yemek seçer misiniz?

5-6 yaşına kadar yemek seçermişim. Pırasa yemezmişim mesela... Kızım da şimdi benim gibi... Su böreğinin hamurunu yermişim sadece, makarna çok severmişim... Ama hazırladığım programlarda her şeyi yermişim gibi bir imajım oluştu. Oysa hiç öyle değilim, ben bir lezzet avcısıyım.



Mecburiyetten neler yediniz?

Mecburiyetten fare, köpek ve solucan yemiştim. Karga ve yılan da yedim. Ama bu kadar olmasa da bizim mutfağımızda da herkesin yiyemeyeceği şeyler var. Türkler'in, 'Sütlü ciğer' diye bir yemeği var. Akciğerin içine süt koyup, suda haşlıyorlar. Sonra da peynir gibi kesiyorlar... Kelle, mumbar dolması, kokoreç herkesin yiyeceği şeyler değil...



Evde kim yapıyor yemekleri?

Eşim de ben de yapıyoruz. Eşim çok iyi Suşi yapıyor mesela... Ben de evde olduğum zamanlar, etrafı kirletmemek koşuluyla bazı yemekleri yapmaya çalışıyorum. Ama ben yemek yaparken yere gazeteler koyuluyor... Erkeğin mutfağa girdiğinde olan bir hal vardır ya, o bende de var... Bir şeyler illaki dağılır, kırılır, kirlenir. Sakarlığım var ama lezzet avcılığım da var...



Kitabınızdaki yemeklerin hepsini yapabiliyor musunuz?

Yaparım. Hamur da açarım. Ama sürekli hamur açan bir ev kadını kadar kısa sürede, o kadar rahat ve ince hamur açamam. Bazı şeyleri ayırt etmek lazım; ben aşçı değilim. Ben o hamurun içinde bulunması gereken malzemeleri, bunların hangi oranlarda bulunması gerektiğini ve hamurun nasıl olması gerektiğini bilen insanım.



DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRİZ

Yemek konusuna özel bir ilginiz var... Programlarınızdan zaten bunu görüyorduk, bu kitapla bunu daha da perçinlemiş oldunuz...

Türkiye, birçok kültürün yer aldığı bir coğrafya. İnanılmaz bir yemek çeşitliliği, yemek kültürü var. Böyle bir coğrafyada tek çeşit yemek yememiz, özel yemeklerin ortadan kalkması düşünülemez. Yemek çeşitliliğinin ortadan kalkmasının engellenmesi lazım. Bunun için çalışmak gerekiyor. Bölgesel yemek yapan daha çok yer açılmalı. Kebabı tanıdık. Ama Türk yemekleri sadece kebapla sınırlı olmamalı. Paris'e yüz binlerce insan sadece yemek yemek, Şarap tatmak, peynir yemek için gidiyor. Biz, bu topraklarda bundan da iyisini yapabiliriz.



Yemek programı yapmanız için teklifler almaya başladınız mı?

Daha bu sabah yeni bir teklif aldım. Hem de daha önce benim Program yapmak istediğim bir kanaldan. Benim bu işten anlamayacağımı düşünerek, program yapmamı istememişlerdi. Ama şimdi istiyorlar.



İLK KEZ 21 YAŞINDA MUTFAĞA GİRDİM

İlk kez ne zaman mutfağa girdiniz ?

21 yaşında Paris'e gittim. İlk kez o zaman girdim tek başıma mutfağa.



Dışarı çıktığınızda nerelerde yemek yiyorsunuz? Zorlanıyor musunuz iyi Restoran bulmakta?

'Çiya' bence Anadolu'nun Kayıp lezzetlerini keşfetmek için çok doğru bir adres. 'Cercis' var, Mardin mutfağı üzerine... Yabancı mutfaklar konusunda Türkiye çok kötü! Suşiyi, Tayland mutfağını, Çin yemeklerini, hatta İtalyan yemeklerini bile yiyecek bir yer bulamıyoruz. İyi olanlar küçük, kenarda kalmış, öyle çok isimleri orada burada yazılan yerler değil. Çin yemeğinin, olması gerektiği lezzette olabilmesi için, malzemelerin Çin'den getirilmesi lazım, bu da çok pahalı. Ayrıca Türk damak tadının yadırgayacağı şeyleri çıkarıyorlar. Sonuçta, Çin yemeğini gerçekten seven, tadını bilen birinin asla yemek istemeyeceği bir şey çıkıyor ortaya. 'Rejans' ise, gerçek Rus yemeği yemek isteyenlerin rahatça gidebileceği bir yer.



KIZIM KOLA İÇMEDEN BÜYÜDÜ

Yemek yaparken hep taze ürünler mi kullanıyorsunuz, nerelerden Alışveriş yapıyorsunuz?

Organik, taze ürünler kullanıyoruz. Eşimin babasının yetiştirdiği domatesi, biberi, patlıcanı 'deep freeze'e koyuyoruz, kışın da onları yiyoruz. Konserve bir ürün alırsam, bize bir kalite güvencesi verenini tercih ediyorum.



Kızınız hamburger yemiyor mu? Kola içmiyor mu?

Yok. Zararlı şeyler yememesini sağladık bugüne kadar. Anlatıyoruz da ona. Umarım bu şekilde devam eder.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Tuesday, December 8, 2009

BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU

Bu arada, dikkat! Yazıyı okur okumaz bilinçsizce ormana gitmeyin; işi bilen, mantarları tanıyan birini bulun. Bir hata hayatınıza mal olabilir.



Jilber Barutçiyan bugüne kadar Avrupa, Küba, Hint Okyanusu ve Mısır’da mantarları incelemiş. Ancak Türkiye’de rastladığı türleri hiçbir yerde görmediğini söylüyor...



Geçtiğimiz günlerde Erzincan’ın Kemah ilçesine bağlı Kerer köyünde bulunan dört kiloluk dev mantar, aslında hakkında pek bir şey bilmediğimiz mantar konusunu gündeme getirdi. Milliyet Cafe, görüşünü almak için Jilber Barutçiyan‘la (46) Belgrad Ormanı’nda buluştu.



Barutçiyan, Türkiye’deki tek mikolog yani mantar uzmanı. Uzun yıllar İsviçre’de yaşamış, mantar araştırmalarına 23 yılını vermiş. Türkiye’de kilosu 3 bin avro civarında olan dünyanın en değerli mantarlarından yetiştiğini söyleyen Barutçiyan’a, “Peki nerede yetişiyor bu 3 bin avroluk mantar?” diye soruyoruz. “İşte şu yanındaki ağacın altında” diyor ve önemli bir konuya daha değiniyor: “Biz ayrıca Belgrad Ormanı’ndan İtalya’ya giden mantarlarımızı iki katına tekrar İtalya’dan satın alarak ‘Porcini’ diye de yiyoruz.”



Erzincan’da bulunan 4 kiloluk mantar sizi şaşırttı mı?



Hayır. Langamelia giganteus isimli bu mantarın Dünya rekoru 45 kilo çünkü.



Türkiye’de gerçekten tek misiniz?



Bildiğim kadarıyla evet. Tarım Bakanlığı’ndaki arkadaşların bile mikolog olmak için uzun yıllar çalışmalılar. Türkiye’de sadece kültür mantarı yetiştiren insanlar var.



Mantar merakınız nasıl başladı?



Doğa merakıyla. Arkeoloji okuyup İsviçre’ye gittim. Orada mantar toplamak Spor gibi bir şey. 20 yıl sonra hobimi bilimselliğe dönüştürmek istedim. Dünyada mantarcılık konusunda Eğitim veren hiçbir üniversite yok. Bu konuda tek diplomayı İsviçre Sağlık Bakanlığı veriyor. Bunu aldım. Türkiye maalesef bu konuyla ilgilenmiyor. Oysa ülkemizde 10 bin çeşidin üzerinde mantar var. Çoğunun ekonomik değeri de yüksek.



Ne oluyor bu değerli mantarlar?



Ormanlarda çürüyor. Oysa ayaklar altında ezilen pek çok mantarın kilosu 100-200 avro değerinde. Yeraltında yetişenlerin kilosu ise 1000-3 bin avro civarında.



Avrupa’ya satmıyor muyuz bunları?



Türkiye değerli mantarlardan bir-iki çeşit yolluyor Avrupa’ya. Oysa binlerce var.



Restoranlarımız faydalanmıyor mu bu mantarlardan?



Türkiye’den İtalya’ya giden mantarlarımızı tekrar Türkiye’ye iki katı fiyatla ithal ediyorlar maalesef. Yani mantarlarımızı İtalya’dan satın alıyoruz. “İtalya’dan porcini getirdik” diyerek insanlara bir tabağı 40 YTL’ye yediriyorlar.



Mantar konusunda köylülere danışılıyor. Bu doğru bir tavır mı?



“Köylüler bilir” deniyor ama pazarlarda öldürücü mantarlar bile satılıyor. Kültür mantarı da bayatsa zehirler. Bu bayat balık yemeye benzer.



Mantarın yedikten dört ay sonra da zehirleyebileceği doğru mu?



Evet. Mantarın zehirlemesi bir haftayla dört-beş ay içinde gerçekleşebilir. Yedikten 15-20 gün sonra başlar belirtiler.



Bir mantar yemeğini ertesi güne bırakmayıp o gün mü yemeli?



Pişmiş yemeği bir-iki gün buzdolabında saklayabilirsiniz. Ancak çiğ mantar araba bagajı, naylon torba, sıcak hava gibi ortamlarda hemen bozulur, zehirli hale döner. Marketten alırken son kullanma tarihine bakmalısınız. Diri ve buruşmamış olmalı.





“Orman benim laboratuarım”



Ormandan hiç çıkmıyorsunuz...



Evet. Belgrad Ormanı benim laboratuarım. Her sabah saat 8’de buradayım. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fransız Kültür Merkezi ve Saint Pulcherie Lisesi’nde kurslar düzenledim. Ayrıca “Türkiye’nin Mantarları” diye bir kitap yazdım. Bu konuda Türkiye’de hiç kitap yok. Yayımlanması için sponsor arıyorum.



Evde bol mantar yiyor musunuz?



Evet, en sevdiğim mantar “Amanita caesarea”. “Yumurta mantarı” da deniyor. Avrupa’da kilosu 100 avro. Belgrad Ormanı’nda bunlardan sepet sepet var. Bu orman milyon dolarlar değerinde.



Doğru bildiğimiz yanlışlar



Mantar öldürmediyse zehirli değildir diye bir şey yok. Öldürücü olan her mantar zehirlidir ama her zehirli mantar öldürücü değildir.



Her zehirli mantarı pişirince zehri gitmez.



Mantarın sütü aksa da zehirli olabilir.



“Beyaz mantarlar zehirli değildir” inancı yanlış.



İlkbaharda zehirli mantar olmaz diye bir şey yok.



Kimisi “Pişirirken suyun içine gümüş kaşık koyun, kararırsa iyidir, kararmazsa mantar kötüdür” der. Oysa öldürücü mantarı pişirirsiniz, gümüş kaşığa hiçbir şey olmaz.



“Böcek ya da hayvanlar yerse biz de yiyebiliriz” denir. Yanlış. Sincaplar ve böcekleri zehirli mantarlar etkilemez.



Kültür mantarı zehirlemez diye bir şey yok. Eğer bayatsa diğer gıdalar gibi zehirler.



Zehirli mantar hemen öldürmeyebilir. Böbrek yetmezliğine yol açarak beş ay sonra öldürebilir.



Öldürücü bir mantara dokunmak zararlı değildir.


BELGRAD ORMANI KİLOSU 100 AVROLUK MANTARLARLA DOLU