Showing posts with label en büyük. Show all posts
Showing posts with label en büyük. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Doğru beslenin, sınav başarınızı artırın

İSTANBUL - Sınav dönemlerinde yeterli ve dengeli bir Beslenme programı uygulanırsa, hem Sağlık problemlerinden korunmak hem de doğru besin seçimi ile başarıyı artırmak mümkün olabilir.
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Yeşim Çelik, 11 Nisan Pazar günü yapılacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) öncesi, sınav döneminde beslenme ile ilgili şu önerilerde bulundu:
SINAV ÖNCESİ DIŞARIDA YEMEK YEMEYİN"Sınava girecek kişilerde, sınav öncesi beslenme ve sınav günü beslenme büyük önem taşımaktadır. Bu dönemde Stres yüksek olduğu için yemek konusunda kişiler zorlanmamalıdır. Herkesin yemek alışkanlığı ve damak zevki farklı olduğundan yararlı diye bazı besinleri yemesi konusunda üzerine gidilmemeli, beslenme alışkanlıklarının dışına çıkılmamalıdır. Kişinin alışkanlığı olan daha önce yediğinde vücutta reaksiyon vermeyen besinler alınmalıdır, besin zehirlenmeleri riski olduğu için 1 gün öncesinde dışarıda yemek yenmemelidir, yenilmesi zorunlu ise mayonez, tavuk gibi çabuk bozulabilecek gıdalardan sakınılmalı, açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir. Bir gün öncesinde gaz problemi oluşturacak kurubaklagil, lahana gibi besinlerden uzak durulmalı, başarıyı olumsuz etkileyeceği için kızartma, birçok besinin bir araya gelmesiyle oluşan karışık yemekler, çok yağlı, ağır soslu yemekler tercih edilmemeli mümkün olduğu kadar hafif, yağsız besinler tüketilmelidir.
C VİTAMİNİ İÇEREN BİTKİ ÇAYLARINI TERCİH EDİNÖzellikle bu dönemde çok fazla çay, kahve ve kola içmek kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, geç saatlerde de uykusuzluğa, korku ve endişeye neden olur. Kolalı içeceklerde bol miktarda kafein içerir. Bunların yerine C vitamini içeriği yüksek kuşburnu, papatya, adaçayı gibi bitki çayları tüketmek daha doğrudur.
STRESİ AZALTIP, KONSANTRASYONU YÜKSELTMEK İÇİN...Güne kahvaltısız başlamayın. Yapılan Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki sınav sabahı iyi bir kahvaltı ile güne başlayan çocuklar yeterli ve dengeli bir öğün tüketirlerse gerekli besin öğeleri ve enerji aldıkları için sınavda daha başarılı olmaktadırlar.
-Gün içinde 5-6 öğün yiyecek tüketin ( 2-3 saatte bir beslenmeye gayret edin).-Kafein içeren içecek ve yiyeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışın (kolalı içecekler, kahve, çikolata vb).-Aşırı tuz ( salamura yiyecekler vb) ve şeker içeren gıdaları dikkatli tüketmeye çalışın.-Gaz yapıcı özelliği olan yiyeceklere dikkat edin(kurubaklagiller asitli içecekler vb).-Balık, ceviz, zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, pekmez, maydanoz, yeşil biber, kivi, portakal, kuşburnu mutlaka haftalık ve günlük beslenmenizde yer vermeye çalışın.-Tam buğday ekmeği, bulgur pilavı, kepekli makarna, tam buğday unundan yapılmış kekler vb (Ölçülü olmak kaydı ile).-Süt, yoğurt, ayran, peynir tüketin.-Muz yiyin.-Açık havada hoşlandığınız Spor ve aktiviteleri yapın.
TATLI İYİ HİSSETTİRMEZYapılan en büyük hata; beynin şeker ile çalışmasından dolayı fazla miktarda çikolata ve basit şeker içeren tatlıların tüketimidir. Beyin kandaki şekeri tüketir fakat basit karbonhidrat dediğimiz sofra şekeri ve bunu içeren gıdalar çikolata, tatlılar veya bisküviler kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğü için beynin şekere olan ihtiyacını karşılamaz aksine kan da hipoglisemi ( Kan şekerinin düşmesi) ye sebep olmasından dolayı tüketimi önerilmez, bu yüzden beynin kan şekerini sağlayacak olan şekerler sabah tüketilecek, süt, ekmek, yulaf, meyve v.b besinlerden alınacak şekerlerdir. Bu yüzden sınav öncesi ve sınav sırasında basit karbonhidrat içeren tatlıların tüketimi yanlıştır.
Doğru beslenin, sınav başarınızı artırın

Fazla kilolardan kurtulmanın tam zamanı

İSTANBUL - Siz de fit bir vücudun hayalini kuruyor, ancak diyetlerle bir türlü baş edemiyor musunuz? Telaşlanmayın, çünkü ideal kilonuza kavuşmanız için ağır ve sıkıcı diyetlere ihtiyacınız olmayacak. Fit bir vücut için yapmanız gereken; yeterli ve dengeli beslenmek.
Büyük şehirlerde yaşamanın en büyük dezavantajlarından biri, yoğun iş hayatı ve günlük koşuşturmalarımız nedeniyle düzensiz beslenmek zorunda kalmamız. Hemen hepimiz sabahları kahvaltımızı ayakta atıştırıyor, gündüz tabağımızdaki besinleri hızla tüketiyor, akşam öğününü de neredeyse yatma vaktine yakın yemek zorunda kalıyoruz. Bunun faturasını da hızla aldığımız kilolar ile ödemek zorunda kalıyoruz. Fazla kilolarımızdan kurtulup fit bir vücuda sahip olabilmemiz için başladığımız diyetleri de genellikle düzensiz yaşantımız ya da aynı besinleri yemekten sıkılıp irademize yenik düşerek yarım bırakıyoruz. Büyük bir irade örneği gösterip diyetlerine devam ederek fazla kilolarından kurtulanlarımız da bir süre sonra eski Beslenme düzenine dönüyor, sonuçta verdiği kiloları fazlasıyla geri alıyor. "Aslında fazla kilolardan kurtulmak ve ideal kiloyu ömür boyu korumak için Diyet yapmaya hiç gerek yok. Sadece yeterli ve dengeli beslenerek, yani kendimize yeni bir beslenme programı oluşturarak ömür boyu ideal kilomuzu korumamız mümkün" diyen Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Cirit, fazla kilolardan kurtulmak için neler yapmak ve nelerden kaçınmak gerektiğini anlatıyor:
BUNLARI YAPIN!1-Besinleri yavaş çiğneyin: Zamanınız olmasa bile tabaktaki yemekleri hızlı yemekten vazgeçin. Ana öğünleriniz en az 15–20 dakika sürmeli. Çünkü beynin ‘tokum’ sinyalini vermesi için yaklaşık bu kadar süreye ihtiyacı var. Eğer besinleri hızla çiğnerseniz kontrolünüzü yitirerek bu süre içinde daha fazla yemek tüketme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.
2-Her öğünden önce su için: Her gün 1.5–2 litre su içmeyi alışkanlık haline getirin. Gün içinde düzenli olarak tüketeceğiniz su metabolizmanızı hızlandırmak gibi önemli bir işlev üstleniyor. Ancak bu özelliğinden faydalanmak için suyu gün içine yayarak içmeniz şart. Eğer akşam su içmediğinizi fark edip bolca tüketmeye kalkarsanız, sık sık tuvalete gitmek dışında hiçbir değişiklik sağlayamazsınız. Bu nedenle her öğün öncesinde bir bardak su içmelisiniz. Böylece hem açlık hissinizi azaltarak gereksiz atıştırmalardan korunmuş hem de günde en az 6 bardak su içmeyi garantilemiş olursunuz. Yemek yerken su tüketiminden ise kaçının, aksi halde mide hacmini artırmış olursunuz ki bu da daha fazla besin tüketmeniz anlamına geliyor. Yemekten sonra su içmek için en az 1–1.5 saat geçmiş olmalı. Çünkü mide boş iken su, doğrudan bağırsaklara karışıyor ama besinle karıştığında mideyi genişletmekten başka bir işlev üstlenmiyor.
3-Sebzeye ağırlık verin: Ana öğünlerinizden birinin mutlaka sebze ağırlıklı olmasına dikkat edin. Böylelikle hem bağırsakların daha hızlı çalışmasını sağlar, hem de daha az kalorili bir menüye sahip olursunuz. Örneğin ana öğününüzde et ve makarna yerseniz sebzeden çok daha fazla enerji alabilirsiniz. Ancak sebzeler bir porsiyon ete göre neredeyse dörtte biri kadar enerjiye sahip olsalar da, hemen hemen aynı derecede tokluk sağlarlar. Örneğin etin sindirimi 3–4 saat sürüyorsa, sebzenin sindirimi 2 saat kadar sürer. Fakat sebzeyi bir dilim ekmekle desteklerseniz, etli menü kadar uzun süre tok kalabilirsiniz. Bu nedenle gün içinde minimum 2-3 porsiyon sebze, yine aynı oranda meyve almayı alışkanlık haline getirin.
4-Porsiyonlarınızı küçültün: Meyvede bir porsiyon derken, aklınıza dolu bir tabak gelmesin. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Cirit bir porsiyonun 50 kalori olduğunu, bunu da yarım muz, büyük bir mandalina, küçük bir elma veya ayvanın dörtte biri ile alabileceğimizi belirtiyorlar. Sebzelerde de, 4 yemek kaşığı bir porsiyona karşılık geliyor.
5-Tatlılara ‘ambargo’ koyun!: Gün içinde yeteri kadar karbonhidrat tüketmediğimizde enerji ihtiyacımızı karşılayamıyoruz. Bunun sonucunda da beynimiz bize ‘tatlı’ yememizi emrediyor. Biz de ‘krizim tuttu’ diyerek tatlılara saldırmaya başlıyoruz. Oysa tatlı ihtiyacımızı önlemenin tek yolu düzenli beslenmek ve enerjiyi dengeli bir şekilde almaktan geçiyor. Cirit, şeker gibi basit karbonhidrat grubunda yer alan besinleri haftada 1, en fazla 2 kere tüketmenizi öneriyor. Çünkü tatlı yediğinizde 300-350 gibi yüksek bir kalori alırsınız ama kan şekeriniz hızla yükselip tekrar düştüğü için yarım saat sonra tekrar acıkırsınız. Bunun aksine bol peynirli kepekli sandviç yerseniz neredeyse 3 saat boyunca tok kalabilirsiniz. Gün içinde 2–3 porsiyon meyve yediğinizde de tatlı krizinin önüne geçebilirsiniz. Eğer canınız çok tatlı çektiyse, baklava ve şekerpare gibi kalorisi bol tatlılar yerine, daha az kalori içeren sütlü tatlıları tercih edin.
6- Çeşitli beslenin: Besinleri sadece kalori veren maddeler olarak düşünmeyin. Vücudumuzun iyi enerji harcaması, günlük işlerini yerine getirebilmesi ve aynı zamanda sağlıklı olarak hayatına devam edebilmesi için ihtiyacı olan besin öğelerini bize gıdalar verir. Tüm besin öğelerini içinde bulunduran tek bir besin olmadığı gibi aynı besin grubunda yer alan besinlerin de içeriği farklılık gösterir. Hem Kilo Vermek hem de kiloyu korumak için çeşitli beslenmeyi ihmal etmemeliyiz.
BUNLARI YAPMAYIN!1-Yağları ‘yasak’ listesine almayın: Kilo vermek uğruna yağdan vazgeçmeyin. Çünkü yağlar sindirimi en uzun süren grup oldukları için yemeklere ilave etmezseniz tokluk süreniz kısalır, siz de kendinizi yine sofra başında bulabilirsiniz. Fakat çok hareketli bir yaşantınız yoksa, et, peynir ve yoğurt tüketirken zaten vücudunuzun ihtiyacı kadar aldığınız için doymuş, yani katı yağlardan kaçının. Gün içinde yemeklere katacağınız sıvı yağ miktarı 4–5 tatlı kaşığını geçmemeli. Bunun için de 4–5 su bardağı ile yapacağınız çorbaya yarım yemek kaşığı, bir kiloluk sebze yemeğine de yarım çay bardağı, salatalara da 1 tatlı kaşığı kadar sıvı yağ eklemeniz yeterli gelecektir.
2-Karbonhidrattan vazgeçmeyin: Kilo vermeye karar verdiğimizde çoğumuzun yaptığı ilk şey, ‘karbonhidratlı besinleri sofradan kaldırmak oluyor. Oysa hem yeterli beslenmek hem de midemizin tok kalması için günlük enerji ihtiyacımızın yüzde 50–60’ını karbonhidrat kaynaklı besinlerden sağlamamız şart. Bu da günde 300–350 gr karbonhidrat anlamına geliyor. Diyelim ki et ve yanında da bolca salata yediniz. Karbonhidrat içeren besin tüketmezseniz vücudunuz ihtiyaç duyduğu ‘enerjiyi’ alamadığı için 1–1.5 saat sonra acıkmaya başlarsınız. Bunun aksine yanında karbonhidrat içeren bir besin tüketirseniz en az 2–2.5 saat tok kalır, bu sayede bir sonraki öğüne kadar gereksiz şeyler atıştırmazsınız. Dolayısıyla her öğünde karbonhidrat içeren besinlere mutlaka yer verin. Ancak seçiminiz kan şekerini hızla yükseltmedikleri için lif içerenlerden yana olmalı. Örneğin pilav ya da patates yerine, sindirimleri nispeten daha uzun süren, böylece kan şekerini hızla yükseltmeyen kepek ekmeğini, tam buğday makarnasını, kuru baklagilleri veya bulgur pilavını tercih etmenizde fayda var. Tabii her öğünde karbonhidrat içeren besinleri 3–4 yemek kaşığını geçmeyecek miktarda yemeniz gerektiğini de unutmayın.
3-Öğün atlamayın: Zayıflamanın öğün atlamaktan geçtiği yolundaki hatalı bilgilerle hareket etmeyin. Çünkü aç kaldığınızda vücudunuz bunu bir tehdit olarak algılıyor ve ihtiyaç duyulan enerjiyi yağ dokusundan almaya başlıyor. Fakat vücut uzun süre açlıktan sonra yağ deposundan sağlanan bu enerjiyi, öğün tüketilmesi ile beraber besinlerle gelen enerjiyi tekrar yağ dokusuna geri gönderiyor, hem de fazlasıyla. Bu da kilo verememenize, hatta kilo almanıza yol açıyor.
Dolayısıyla kahvaltıyı uyandıktan sonra en geç 1 saat içinde yapmalı ve sonraki öğünleri 2–4 saat sonra olacak şekilde planlamalısınız. Bunun için her gün 3’ü ana öğün olmak üzere günde en az 5–6 kez beslenin. İsterseniz, ara öğün sayısını 4’e bile çıkarabilirsiniz. Bu sayıyı kahvaltı saatinize göre belirleyebilirsiniz. Örneğin kahvaltınızı saat 7.00’de yapıyorsanız, ana öğünden önce mutlaka bir ara öğününüz olmalı. Ancak sofraya saat 10.00 gibi oturuyorsanız, bu durumda 2–3 saat sonra öğle yemeğine geçebilirsiniz.
4-Sofraya geç saatlerde oturmayın: Yoğun iş temposu nedeniyle bunu başarmak pek kolay olmasa da akşam yemeğini çok geç saatlere bırakmamaya çalışın. Akşam saat 19.00 gibi sofraya oturabiliyorsanız, çok şanslısınız. Ancak bu mümkün değilse ve diyelim ki saat 24.00’te yatağa gireceksiniz, hiç olmazsa yatmadan en az 4 saat önce akşam öğününü tamamlayın ki hareketsiz kaldığınız için kaloriler vücudunuzda depolanmasın. Akşam yemeğinde ağır yemekler yerine kalorisi az ve sindirimi kolay hafif yemekleri tercih edin. Eğer geç kalmışsanız, akşam yemeğini atlamayı bir çözüm olarak da görmeyin. Çünkü öğünü tamamen atlarsanız yetersiz beslenmiş olur ve vücudunuz uzun süre aç kalacağı için bazal metabolizmanızın hızının düşmesine yol açabilirsiniz.
5-Kızartmayın, haşlayın: Fazla kilolarınızdan kurtulmak için besinlerinizi pişirme şekline de dikkat etmelisiniz. Kızartmaları ayda bir veya iki kez ile sınırlamalı, bunun yerine haşlama veya fırında pişirme şekillerini tercih etmelisiniz. Eğer patates kızartmasını çok veriyorsanız, baharatlandırarak fırında elma patates şeklinde hazırlayabilirsiniz.
Fazla kilolardan kurtulmanın tam zamanı

Diyet listesi uygulanabilir olmalı

İZMİR - Günlük hayata adapte edilemeyen Diyet mitlerinin bir kenara bırakılmasını öneren Mayo Clinic uzmanlarına göre, yapılması gereken, doğru yiyecekleri bulmak, yemekten zevk alarak tüketmek, böylece strese girmeden zayıflama süreci geçirmek, doğru beslenmeyi öğrenmek ve eski kötü alışkanlıklara dönmemek.
Kilo vermek için öncelikle Sağlıklı Beslenme alışkanlıkları edinme ve hareketsiz yaşamı bir kenara bırakma konusunda kararlı olmak gerektiği belirtilen kitapta, şu 5 sağlıklı alışkanlığın edinilmesini öneriliyor:
KAHVALTIYI ATLAMAYIN''Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Meyve ve sebzenin bulunmadığı öğününüz olmasın. Tahılları sofranızdan eksik etmeyin. Zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar tüketin, trans yağ ve doymuş yağlardan uzak durun. Her gün mutlaka Egzersiz yapın, hiçbir şey yapamıyorsanız her gün 1 saat yürüyün.''
BEŞ KÖTÜ ALIŞKANLIKÇoğu zaman önemsiz görülen ve terk edilmesi gereken 5 kötü alışkanlık ise şöyle sıralanıyor:
''Televizyon seyrederken asla yemek yemeyin. Şekeri hayatınızdan çıkarın, 'yapamam' diyorsanız tatlandırıcı olarak meyvelerden faydalanın. Aperitif olarak sadece meyve ve sebze yiyin, bir dilim kekin 4 elmaya eş değer olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Yağlı etten uzak durun, eti az yağlı veya yağsız tüketin. Fast food restoranlar başta olmak üzere dışarıda yemek yemeyi kesin.''
TELEVİZYON NEDEN ÇOK YEDİRİYOR?Mayo Clinic uzmanlarının önerilerini değerlendiren Diyetisyen Sinem Paker, ''Listenin başında Televizyon var, neden televizyon karşısında yemek yenmemeli?'' sorusuna şu karşılığı verdi:
''İnsanları adeta hipnotize ediyor. Bizi hareketsiz yapıyor. Eskiden çocuklar sokaklarda koşup oynarken şimdi televizyon, Bilgisayar karşısında. Toplumumuzda şişmanlığın artmasının başlıca sebebi budur, hareketsizlik çok arttı. Doyma hissi veya hızlı miktarlarda bir şekilde tükettiğinizde yediğinizi ayarlayamıyorsunuz. Yemeye başladıktan 20 dakika sonra beyinden doyma hissi emri gelir. Bu 20 dakika boyunca televizyon izlerseniz yediklerinizin miktarına adapte olamazsınız ve çok fazla yemiş olabilirsiniz. Ne yediğinizi bilmeniz, görmeniz, yediğinizin tadına varmanız gerekiyor. Televizyon bunu engelliyor. Çocuklarda çok sık düşülen bir hata. Çocuklara asla televizyon karşısında yemek yedirilmemeli. Aksi halde ileride büyük sorunlara yol açar.''
KİLO VERMENİN SIRRI, KARAR VERMEKTESinem Paker, kilo vermenin sırrının karar vermekte yattığını belirterek, ''Bu işi yapacağım diye düşünürseniz kilo verirsiniz ancak şu kıyafete gireceğim, yazın bikinime girmem lazım, şu düğün var hazırlanmam lazım mantığıyla yola çıkarsanız çok sıkıntılı oluyor'' dedi.
Hayat tarzı değişikliği yapılmayıp meseleye ''diyet'' gözüyle bakıldığında zayıflamada başarılı olunmadığını kaydeden Paker, ''Bir haftada 5 kilo, 10 günde 15 kilo verme, 3 ayda 20 kilo verme gibi hedefler olmamalı. Çünkü bedeni hızlı bir şekilde kilo vermeye endekslediğinizde çok hızlı şekilde de kilo alıyorsunuz. Bu yüzden hızlı kilo vermeyi önermiyoruz. Bu zahmet isteyen bir iş. Beslenme alışkanlıklarınızı mutlaka değiştirmelisiniz'' diye konuştu.
Paker, bu süreçte en sıkıntılı dönemin ilk 1 ay olduğunu, bu dönemde bedenin dirençle karşılık verdiğini, sonrasında ise vücudun buna alıştığını belirterek, şunları söyledi:
''Gazetelerde, dergilerde özellikle yaz öncesi bu dönemlerde çok fazla diyet listeleri çıkacaktır. Onları 3-5 gün uygularsanız sonrasında Yaşam şeklinize uygun olmadığı için hayatınıza adapte edemezsiniz. O zaman da kilo vermeden uzaklaşılıyor. O yüzden uzmanlarla kontak halinde olunması gerekiyor ki böylece hayatını zorlaştırmadan, sınırlar içine almadan kilo verilebilsin.'' Diyetisyen Sinem Paker, tek tip diyetlerle kilo vermede başarı sağlanamayacağını söylüyor.
DİYET LİSTESİ DEĞİL, KİŞİYE ÖZEL PROGRAMPaker, kişiye özel diyet programları gerektiğini belirterek, ''Kişinin çalışma koşulları, zevk aldığı şeyler, hayat tarzı, Sağlık durumu gibi kişisel programların uygulanması gerekiyor. Çünkü her vücut yeganedir'' dedi.
Paker, ''Sadece haşlama, sadece sebze yiyeceğim'' gibi bir sıkıntı yaşamanın doğru olmadığını kaydederek, ''Hayatımızdaki en büyük sosyallik yemek yemek. Sevdiklerimizle buluşacağımız zaman nereye gitsek, ne yesek, ne içsek diye düşünüyoruz. Böyle büyük bir sosyalliği hayatımızdan çıkarmak gibi bir hakkımız yok. Ama insanlar diyet deyince böyle bir sürece gireceğini düşünüyor. Oysa hayat tarzı haline getirmek için elinizin altındaki gıdalarla bunu yapmayı öğrenmek gerekiyor'' diye konuştu.
Diyet listesi uygulanabilir olmalı

Kemik erimesi varsa evdeki kilimleri kaldırın

İSTANBUL -
Kemik miktarının azalması ve kemiğin Mimari yapısının zayıflaması sonucunda kemiğin kırılganlığında artış olmasına osteoporoz deniyor. Osteoporoz süreci kemiğin miktarının azalmasıyla başlıyor, hastalığın tanısı kemik yoğunluğunun ölçülmesi (DEXA) ile konuyor.
"Evinizde osteoporozdan muzdarip biri varsa düşmelere karşı önleminizi alın" diyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Fizik tedavi Uzmanı Dr. Özlem Güngör, "kemik erimesinde en büyük risk olan kırıkların yaşanmaması için evinizde yeni düzenlemeler yapın" önerisinde bulunuyor.
Osteoporozda en büyük riskin düşmeler olduğuna vurgu yapan, kemik erimesi olan kişilerin özellikle ev kazalarından korunmaları gerektiğini söyleyen Dr. Güngör, "Osteoporozda kırıkların oluşumuna yol açan en belli başlı neden düşmelerdir. Bu nedenle osteoporozu olan kişilerin yaşama alanında düşmeleri önleyecek düzenlemeler yapılmalıdır. Ev ortamında küçük kilim ve paspaslara, kaygan cila, kordonlara ve kalabalık eşyalara dikkat edilmelidir. Merdiven basamakları sağlam olmalı ve trabzan bulunmalıdır. Ortam ışıklandırması iyi olmalıdır. Düşmeler en fazla alacakaranlıkta ortaya çıkar. Bu nedenle görme kusurları için uygun gözlük kullanılmalıdır" şeklinde önerilerde bulunuyor.
Özellikle kadınları tehdit eden osteoporozun en sık görülen kemik hastalığı olduğunu belirten Dr. Özlem Güngör, hastalığın nedenleri, tedavisi ve korunma yöntemleri hakkında şu bilgileri veriyor:EN ÖNEMLİ NEDEN ÖSTROJENİN AZALMASIOsteoporozun gelişmesi ve ortaya çıkmasında birçok faktör rol oynar. Bunların en önemlisi ve en yaygın olanı, östrojen miktarındaki hızlı düşmeyle birlikte ortaya çıkan menopoz sonrasındaki osteoporozdur. Yaşın ilerlemesi bir diğer etkendir. Hormonal bozukluklar (guatr, Diyabet vb), mide –barsak sistemi hastalıkları (kalsiyum emilimini bozması nedeni ile), romatizmal hastalıklar, Beslenme bozuklukları, bazı ilaçlar (kortizon, heparin, kanser tedavileri vb), alkol, Sigara alışkanlıkları ve hareketsiz Yaşam hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Ailede osteoporoz varlığı da bir diğer risk faktörüdür.
KEMİK ERİMESİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ Kadınlarda ilk adet yaşının geç olması, erken menopoz, 6 aydan uzun süren adet görmeme, doğum yapmama ya da doğum sayısının az olması ve emzirme süresi osteoporoz gelişimi açısından risk oluşturur. Fiziksel aktivite eksikliği hangi yaşta olursa olsun kemik yapımını olumsuz yönde etkiler. Osteoporoza bağlı kırıklar, baş kemikleri dışında vücudun herhangi bir kemiğinde oluşabilir. En sık olarak omurga, kalça ve el bileğinde kırıklar görülür. Omurga kırıkları sonucunda kamburlaşma gibi duruş bozuklukları oluşurken, kalça kırıklarının ölüme varan sonuçları olabilmektedir. Osteoporoza bağlı ağrılar, kırıklar sonucunda ortaya çıkar. Uzun süreli oturma ve öne eğilme ile ağrı görülür, bazen çok şiddetli olabilir. Osteoporoza bağlı olarak omurgada oluşan şekil bozuklukları uzun süreli ağrılara neden olabilir.
ERKEN TEDAVİ BAŞARI ŞANSINI YÜKSELTİROsteoporoz günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bütün hastalıklarda olduğu gibi hastalıktan korunma öncelikli amacı oluşturur. Hastalık geliştikten sonra erken tedavi başarı şansını yükseltir. Osteoporozdan korunmada kalsiyumdan zengin beslenme şarttır. Yeterli kalsiyumu almanın en uygun yolu dengeli beslenmedir. Dengeli bir Diyet, mutlaka süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeleri içermelidir. Günlük önerilen mönü; 1 bardak süt, 1 bardak yoğurt, en az 50 gr peynir ve 1 tabak yeşil yapraklı sebzedir.
KAHVE VE SİGARA KEMİK ERİMESİNİ ARTIRIRAşırı miktarlarda kahve tüketimi vücuttan kalsiyum atılmasını artırır. Günlük 4 fincan kahve kemik miktarında azalmaya neden olmaktadır. Sigara kullanımı da kemikler üzerinde zehir etkisi yapar. Sigara içenlerde vücutta daha hızlı kemik kaybı olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Alkol tüketimi de kırık riskini artırmaktadır. Aşırı alkol tüketimi ile vücuttan kalsiyum emilimi azalır, kalsiyum atılımı ise artar.
Kemik erimesi varsa evdeki kilimleri kaldırın

Thursday, December 31, 2009

5 yaşındaki çocuk nasıl beslenmeli?

İSTANBUL - Bu sürecin hatta yetişkin birer birey haline gelindiğinde oluşabilecek Sağlık sorunlarıyla bile ilinti olduğunu belirten Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Ayça Ilıca Murat, bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba ve aile büyüklerinin önemli birer örnek teşkil ettiğini vurguladı, süreç hakkında şu bilgileri verdi:
"Bu yaş grubundaki çocukların günlük olarak her besin grubundan tüketmesi sağlanmalıdır. Bu besin grupları süt ve süt ürünleri, et grubu, sebze–meyve grubu, yağ grubu ve tahıllardan oluşmaktadır. Yapılan fiziksel aktivite göz önünde bulundurularak çocukların günlük beslenme düzeni ayarlanmalıdır. Bu dönemde özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta kahvaltı yapma alışkanlığının oluşturulmasıdır. 1-2 dilim peynir çeşitleri, tam tahıllı ekmek, zeytin, pekmez-bal, süt, haftada 2-3 kere yumurta veya omlet, taze meyve, evde yapılmış kuru meyveli kek veya börek çocukların kahvaltılarında olabilecek gıdalardır.TEMEL GIDALARIN YETERLİ MİKTARDA ALINMASI ÖNEMLİBu yaş grubu çocukların oldukça aktif oldukları ve gelişimlerinin en yüksek düzeyde seyretti düşünülerek gereksinimleri karşılayacak hem besleyici değeri yüksek hem de çocukların severek tüketebileceği gıdalarla beslenmesi gerekmektedir. Her zaman olduğu gibi her öğün kendi içerisinde yeterli miktarlarda karbonhidrat, protein ve yağ içermelidir. Mutlaka kahvaltı arkasına ara öğün, öğle yemeği, bunu takip eden 1 veya 2 küçük ara öğün ve akşam yemeği Okul çocuğunun gereksinimlerini karşılayacak yemek sistemidir. Özellikle çocukların ana öğünlerde temel besin grubumuz olan ekmek ve ekmek türevi olan çorba–pilav–makarna gibi gıdalar, et/ tavuk haftada en az 1 gün balık ve mevsiminde olan herhangi bir sebze yemeği, bunun yanında oldukça önemli kalsiyum kaynakları olan süt ve yoğurt hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde tükettirilmelidir.HÜCRE YENİLENMESİ İÇİN PROTEİNBüyüme ve gelişme sırasında vücutta meydana gelen bir çok mekanizmada proteinlere önemli görevler düşer. Eğer vücudumuz protein alamazsa vücut hücreleri yenilenemez. Bu durumda büyüme yetersiz kalır. Vücut için temel protein kaynakların yiyeceklerimizden sağlanır.Proteinler bitkisel ve hayvansal kaynaklar olmak üzere iki kaynaktan elde edilir. Hayvansal kaynaklar yumurta, et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt,y oğurt gibi kaynaklardır. Proteinlerin bitkisel kaynakları ise kurufasuyle, nohut, mercimek gibi kurubaklagiller ve tahıl ürünleridir. Tabii bunların dışında hayatın başlangıcında aldığımız en değerli protein kaynağı anne sütüdür. Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Yani vücudumuz bu proteinlerden daha çok yararlanır. Bitkisel kaynaklı proteinlerin vücut tarafından kullanımı ise daha düşüktür. Hayvansal besinlerin içinde proteinin vucüt tarafından en iyi kullanıldığı gıdalar anne sütü ve yumurtadır. Her ikisinde de bulunan proteinlerin neredeyse tamamı vücudumuz tarafından kullanılır. Bu yüzden yumurta ve anne sütündeki proteinler “örnek protein ” olarak adlandırılırlar.Çocuklarda büyümenin devam etmesi sebebiyle protein gereksinimi fazladır. Her yaş grubu için protein gereksinimi farklıdır. Alınan protein kaynaklarının vücudun kolay kullanabileceği kaynaklardan olması gerekir. Bu nedenle bitkisel kaynaklı proteinlerle beraber hayvansal kaynaklı proteinler de beslenmede kullanılmalıdır. Proteinin eksik alınması çocuklarda büyümeyi ve zihinsel gelişimi etkileyebilir.Büyüme-gelişme sorunları oluşabilir. Ayrıca proteinin vücutta bir çok önemli reaksiyonda yer aldığını düşünürsek bu reaksiyonlarda da aksamalar gerçekleşebilir.
AİLENİN BESLENME ALIŞKANLIKLARINI ÖRNEK ALIRÇocuklar genellikle renkli yiyecekleri severler. Bu nedenle özellikle et yedirmekte zorlanıyorsanız köftesini sebzelerle karışık pişirebilirsiniz veya tabağını renkli biberlerle, havuçla süsleyebilirisiniz. Ancak çocuklar çoğu zaman ailenin beslenme alışkanlıklarını örnek alırlar. Örneğin akşam yemeği için çocuğunuza etli bezelye gibi yemekler yapıyor ama siz bu yemeği sevmediğinizi söylüyorsanız O da yemeyecektir. Bu yüzden özellikle yemek seçen çocuğunuzla beraber sofraya oturmaya ve aynı yemekten yemeye özen göstermelisiniz.
Proteinli gıdaların yapısı yüksek ısıda bozulur. Bu nedenle yüksek ateşe maruz kalmaması ve kavrulmaması gerekir. Orta veya kısık ateşte pişirilmesi daha doğru pişirme teknikleridir. Ayrıca et, tavuk gibi gıdaların yağda kızartılması durumunda zararlı bazı kimyasal maddeler oluşur. Bu maddeler özellikle kanserin öncü maddelerini oluşturabilir. Bu nedenle et, tavuk gibi gıdaları kızartmak yerine haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Balıklar buğulama yapılabilir veya fırında pişirilebilir. Yumurta haşlanırken de rafadan değil tam olarak haşlanmalıdır.Böyle pişirilirse proteinin vücut tarafından kullanımı daha fazla olur. ÇOCUK ABUR CUBURLA KARNINI ŞİŞİRMEMELİBu yaş grubunda anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi çocuklarının iştahsız olup yemek yememeleridir. Çocuğumu doyuramıyorum, aç kalıyor düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları bir çok yanlış yaparak yemek yemeği, ya çocukları için işkence haline getirirler ya da kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar. Çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birisi öğün aralarında abur-cuburla karnını doyurmalarıdır. Buna bağlı olarak doygunluk hisseden çocuk ana öğünlerde yemek yemeği reddedecektir. Oyalamak için ana yemek öncesi çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun sofra düzenine alışık olması çok önemlidir. Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir vakit olduğunu öğrenmelidir. Bunun yanı sıra çocuğunuz gereksinimlerini karşılayacak küçük ara kahvaltılar ya da meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler iştahı kapatacak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır. Ayrıca yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli yemek yemesini sağlayacaktır. Bunların dışında çocuğunuzla beraber Alışveriş yapmanız, sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onun da yemek hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır.
5 yaşındaki çocuk nasıl beslenmeli?

Wednesday, December 9, 2009

Küresel ısınma kör edecek

DSÖ'nün resmi internet sitesinde yer alan araştırma sonuçlarında, son 50 yıl içinde başta fosil yakıt kaynaklı olmak üzere karbondioksit ve diğer sera gazları salınımının, küresel iklimi etkilediği belirtiliyor.Buna göre, atmosferik karbondioksit konsantrasyonu, endüstri devrimi öncesine göre yüzde 30'dan fazla arttı. Bu da atmosferin alt katmanlarında daha fazla ısı tutulması anlamına geliyor.Küresel iklim değişiklikleri, aşırı yüksek sıcaklıklara bağlı ölümlerle bulaşıcı hastalıklara kadar bir Dizi Sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.İklim ve hava koşullarının, tropik bölgelerden kutuplara kadar insan yaşamına doğrudan ve dolaylı güçlü etkileri bulunuyor.ASTIM HASTALARI ETKİLENECEKYoğun yağmur, sel ve afetle sonuçlanan uç hava olayları, insanların geçim kaynakları ve mal varlıklarını da tehlikeye atıyor. Dünya çapında 1990'lı yıllarda meydana gelen hava kaynaklı afetlerde hayatını kaybeden yaklaşık 600 bin kişinin yüzde 95'i gelişmekte olan ülkelerde yaşıyordu.Kısa vadeli yoğun sıcaklık dalgalanmaları, hipertermi ve hipotermi gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor, kalp ve solunum hastalıklarından ölüm oranlarını artırıyor. Son çalışmalar, 2003 yılı yaz aylarında Batı Avrupa'da rekor düzeyde artan sıcaklıklara bağlı olarak, tahminen yaklaşık 70 bin kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.Polen ve diğer havada uçan Alerji yapıcıların havadaki miktarı da yüksek sıcaklıkla birlikte artıyor. Bu da 300 milyon civarındaki astım hastasını doğrudan etkiliyor.GERGİNLİK VE çatışma RİSKİNDE ARTIŞKüresel ısınma sonucu yükselen deniz seviyesi, kıyılarda sel riskini artırıyor. Bunun da göçe neden olması bekleniyor.Dünya nüfusunun yarısından fazlası, deniz kıyısından 60 kilometre içeri kadar olan bölgelerde yaşıyor. DSÖ'nün araştırma dosyasında, nüfusun yer değiştirmesinin, gerginliği ve çatışma riskini artırdığına işaret ediliyor.Doğrudan yaralanma ve ölümlere neden olan sel, su ve hastalık yapıcı organizmaları taşıyan sivrisinekten bulaşan hastalıkların artma riskini de yükseltiyor.KÖRLÜK ARTACAKDeğişken yağış rejimleri, taze su kaynaklarını da riske atıyor. Su kıtlığı, küresel olarak her 10 kişiden 4'ünü etkiliyor.Hijyen ve sağlığı tehlikeye düşüren yetersiz su ve düşük su kalitesinin, her yıl yaklaşık 2,2 milyon kişinin öldüğü ishal, “Trahom” adlı körlüğe neden olabilen göz enfeksiyonu gibi hastalıkların görülme sıklığında artışa yol açması bekleniyor.Uzak mesafelerden su taşımanın, evlerdeki suyun kirlilik seviyesinin ve buna bağlı olarak hastalıkların artmasına yol açabileceği öngörülüyor.İSHAL, SITMA VE YETERSİZ BESLENMEİklimsel koşullar, su ve sivrisinek gibi vektörler aracılığıyla bulaşan hastalıkları da etkiliyor. İklime duyarlı bu hastalıklar, en büyük “küresel katiller” arasında yer alıyor.Dünyada ishal, sıtma ve yetersiz Beslenme nedeniyle 2004 yılında 3 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti, bu ölümlerin üçte birinden fazlası Afrika'da gerçekleşti.Yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve solunum yolu hastalıklarına karşı güçsüz kıldığı için, her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden oluyor.Hava sıcaklıklarının yükselmesi ve düzensiz yağışların, Gıda güvenliğinin zaten problem olduğu tropikal bölgelerdeki gelişmekte olan ülkelerde ürün verimini azaltması bekleniyor.BİSİKLET SÜRÜN, YÜRÜYÜNDSÖ, hazırladığı dosyada, sera gazı emisyonlarını azaltmanın önemine dikkati çekiyor.Toplu ulaşım ve özel araçlar yerine bisiklet veya yürümek gibi aktif hareketi teşvikin, karbondioksit emisyonları azaltabileceği ve kamu sağlığına olumlu etkisi olacağı ifade ediliyor.Bunun, sadece Trafik yaralanmalarını değil aynı zamanda hava kirliliğiyle ilişkili solunum ve kardiyovasküler hastalıkları da azaltacağı kaydediliyor.Fiziksel aktiviteyi artırmanın, genel ölüm oranlarında düşüşü de beraberinde getirebileceği belirtiliyor.
Küresel ısınma kör edecek

Tuesday, December 8, 2009

En çok yapılan 10 diyet hatası

1-ASIL SUÇLUYU BİLMEKAsıl suçlu düşünceler ve besinlerle kurduğunuz yanlış iletişimdir, yani beyninizde şekillendirdiğiniz Beslenme hatalarıdır. Neyi neden yeriz? Bu sorunun yanıtı kendinizi mutlu etmek, kafanızı dağıtmak, canınızın çekmesi, kendinizi durduramamak gibi şeyler ise burada sıkıntı var demektir. Yemek vücudun doğru çalışması için gereken besinlerin sağlanması, bir Yaşam amacı ve aracıdır. Zayıflama sürecinde önce bu düşünce yapısını düzeltmeli, beyninizi arındırmalısınız. Zayıflama niyetindekilerin en büyük problemi aslında neden kilolu olduklarının farkında olmamalarıdır.
2-STAR DİYETLERİNİ UYGULAMAKGazete ve dergilerden ikoncanların listeleri ile zayıflamaya çalışmak en büyük hatalardan biri. Shakira'nın kalçaları veya mankenlerinki gibi bir beden hayal eder, onların isimleri ile yayınlanmış diyetleri uygulamaya çalışırsanız en büyük Diyet hatasını yapmış olursunuz. Her diyet kişiye özeldir, kesinlikle bir başkası için hazırlanmış bir Program sizin için yararlı olamaz, denemeyin bile. Profesyonel yardım alarak diyetisyen eşliğinde, biyokimyasal bulgularınıza, beslenme alışkanlıklarınıza, sosyo ekonomik şartlarınıza uygun diyetler uygulamalısınız. Bu nedenle ideal kilonuza inmeye niyetliyseniz Hülya Avşar nasıl zayıflamış, Beyonce’nin son Moda diyeti neymiş gibi star diyetlerini araştırmak yerine sağlığınıza yatırım yapıp kendinizi star olarak görün.
3-KENDİNİ ALDATMAK, KENDİNE İNANMAMAKKısa sürede fazla kilo vermeyi amaçlayan mucizevi yöntemlerle kolay yoldan zayıflamaya çalışmayın. Öncelikle çabuk yorulup vazgeçebilirsiniz, yanlış yollara sapabilir, sağlığınıza sakıncası olabilecek ilaçlar ve yöntemlerle aldanabilirsiniz. Yolun sonunu görmek zorunda değilsiniz, önemli olan her adımda hedefe yaklaşıyor olduğunuzu bilmek. Küçük başarılardan keyif almalı ve kendinize inanmalısınız. Bunun için makul, mantıklı hedefler koymalı kendinizi takdir etmelisiniz. Unutmayın başarılarınızı kutlamak, takdir etmek sizin için en iyi motivasyon olacaktır.
4-HAREKETSİZ YAŞAMAKYediklerinizden fazlasını harcayın, kilo verin ama tek amaç bu mu? Sağlıklı bireyler için vücudun kas kitlesinin korunması, postürün düzgün olması, vücut elektriğinin doğru topraklanması, oksijen alışverişinin düzenli olması, mineral eksikliği ve kemik inşaatının sağlam temellere dayanması için hergün hareket edin. Neyi, ne kadar ve ne sıklıkta yapmanız değil severek yapmanız da çok önemli. Yeter ki hergün bir hareketiniz olsun.
5-SPORDA AŞIRIYA KAÇMAKVücudu olması gerekenden fazla zorlamak, fazla beslemek kadar sakıncalıdır. Performansınızın çok üzerinde Spor hatta antreman yapmak vücudu strese sokabilir. Bu da bazı kayıplara neden olabilir. Öte yandan fazla egzersize alışan bünyeniz azıcık ara verseniz size tatsız süprizler hazırlayabilir. Her geçen gün daha fazlasını isteyecek metabolizmanızı sakinleştirmek için ideali, günde 4 kereden fazla Egzersiz yapmamaktır.6-AÇ KALMAKDoğru zaman, miktar ve kombinasyonlarda yemek yemelisiniz. Aç kalarak ateşi sönmüş bir fırın gibi ısı alamazsınız, bunun için sık sık odun atmalısınız ki daha iyi enerji elde etmiş olun. Aç kalırsanız bir sonraki öğünde kendinizi tutamaz kuvvetle muhtemel fazla yersiniz.
7-BOŞ KALORİ TÜKETMEKVücudu beslemeyen, sadece depolama sinyali yaratan, mide kapasitesini genişleten boş kalorilerden uzak durun. Rafineri ürünlerle, fabrikasyon beslenerek, vücudu doğal ritminden çıkararak sadece yağlanırsınız. Özellikle şekerli gıdalar, kızarmış besinler, katkılı hazır besinler, genetiği ile oynanmış mutasyonlu gıdalar, vücudun tanıyamadığı şifreleri değişmiş yapay tatlar, vücudun enerji yakma ve kullanma sistemlerini bozarak şişmanlamasına neden olur.
8-BOYALI VE GAZLI İÇECEKLER TÜKETMEKMümkün olduğunca doğayı izleyerek mevsimsel beslenin. Vücudun arınmasını sağlamalı, sirkülasyonu sağlayarak alınan kalorilerin maksimum yakılması ilkesine dayalı beslenmelisiniz. Bunun için sıvı olarak gazlı ve boyalı içeceklerden uzak durup su içmeli, bitki çaylarına ağırlık vermelisiniz. Bir havuzun devir daim yapmasını düşünürsek havuza bol su vermeli, motorun çalışıp rotasyon sağlaması için bitki çaylarına bu görevi yüklemelisiniz. Bunun için şekerli gıdaları minimum almalısınız. 9-PORSİYONLARI TERBİYE EDEMEMEKMideniz ne kadar yemeniz gerektiğini bilir, sizi uyarır da. Ancak çoğu zaman ona kulak asmazsınız çünkü gözleriniz doymamıştır. Çünkü gözleriniz daha fazlasını yemeye alışmıştır, suçu ise mideniz çekmektedir. Ve tabii bir de kalçanız, göbeğiniz ve basenleriniz...Bu nedenle ideal porsiyon ölçülerini unutmadan beslenmelisiniz.
En çok yapılan 10 diyet hatası