Showing posts with label Depresyon. Show all posts
Showing posts with label Depresyon. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Bilinçsiz diyetin faturası...

İSTANBUL - Fazla kilolardan kurtulup, vücudu deniz ve havuz mevsimine hazırlama telaşı başladı. Ancak bilinçsiz Diyet uygulamaları sonucu gelişen yeme bozuklukları sağlığı tehdit ediyor. Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Yeşim Çelik, yeme bozukluklarının genellikle yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde görüdüğünü söylüyor. Yeme bozukluklarının gelişmiş ülke hastalığı olmaktan çıkıp, gelişmekte olan ülkelerde de görüldüğünü belirten Çelik, sosyal ya da Genetik faktörlerden kaynaklanabilen sorunda, psikolojik bozuklukların önemli rol oynadığını vurguladı. Anoreksiya ve bulimianın en çok genç kızları tehdit ettiğini belirten Çelik, yeme bozukluklarının nedenleri, yarattığı etkiler ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:
"Belirtileri; kendini şişman hissetme, kilo almaktan korkma, yemek yendiği zaman kontrolü kaybetme duygusu, kiloyla kendine saygı duymak arasında bağlantı kurmak, vücut imajıyla ilgili aşırı saplantılı olmak, yemek yedikten sonra suçluluk ya da utanç hissetmek, tekrarlanan diyet girişimleri, yemek yeme konusunda utanma, gizli gizli yemek yeme, yemek yeme alışkanlığı hakkında yalan söyleme, ağır diyetler, kusmaya neden olma, yemek yedikten sonra ağır egzersizler yapma, Depresyon, kilosundan utanma şeklinde görülür. ŞİŞMANLAMA KORKUSU İŞTAH AZALMASINA NEDEN OLURİnceliğe önem verilmesi, oyuncu ve mankenlere özenme gibi nedenlerin üzerine bir de psikolojik sorunlar eklendiğinde yeme bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Yeme bozuklukları ya yiyecekten tiksinerek yemeyi reddetme ya da yediğinden dolayı suçluluk duyarak kusma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yemeği tiksinerek reddetme sonucu “anoreksiya nervoza”, yediğini kusma “bulimiya nervoza” olarak tanımlanmaktadır.
Yeme bozukluğu daha çok genç kadınlarda görülmekle birlikte bazı mesleklerdeki erkeklerde de görülebilmektedir. Yine sürekli sıkı ağırlık kontrolü gerektiren atlerde de yeme bozukluğu ortaya çıkmaktadır.
ANOREKSİYA YEMEKTEN TİKSİNDİREBİLİRAnorektik bireyler başlangıçta düzensiz, garip beslenme alışkanlığı geliştirirler ve zamanla yemekten tiksinti duyarak yemeyi reddederler, fiziksel aktivitelerini ise artırırlar. Kendini yalnız hissetme, ergenlik dönemindeki sorunlar, ailede alkolik bireylerin olması, aşırı koruyucu aile, anne babanın çocuktan çok şey beklemesi gibi durumlar bu yeme bozukluğunun oluşmasına neden olabilir.
Anoreksiya nervozalı bireyler kendine saygısını yitirmiş, düşünceleri sürekli yiyeceklerle meşgul olan, saplantılı, aşırı mükemmeliyetçi, aşırı başarma hırsı olan, sosyal olarak geri çekilmiş, iletişime açık olmayan, vücut imajlarının bozulmuş olduğunu düşünen kişilerdir. İki türlü yeme davranışı gösterirler; bir kısmı kalori kısıtlaması yapar ve arınma davranışı (kusma gibi) göstermez, diğer bir grup ise anoreksiya olayı boyunca devamlı yer ve arınma davranışında bulunur.
ERKEN DÖNEMDE MÜDAHALE EDİLMELİZamanla müdahale edilmezse yağ dokusunun çoğunun kaybolması, kas erimesi, adetten kesilme, çeşitli vitamin yetersizliği belirtileri, tırnaklarda kırılma ve incelme, kabızlık, uykusuzluk, ödem, hiperaktivite ve gençlerde gelişme geriliği gibi belirtiler ortaya çıkar.
BULİMİA VÜCUDU YİYİP BİTİRİYORDayanılmaz bir yemek yeme tutkusu ile nöbetler halinde son derece aşırı yemek yeme halidir. Bulimikler aşırı yeme sonucunda bunlardan arınmak için kusma, ağır diyetler ve ağır egzersizle yemeyi kontrol altına alma gibi davranışlara başvururlar.
Hastalığın fiziksel belirtilerini saptamak zordur, fakat sürekli kusma nedeniyle dişlerde çürükler ve kayıplar, tükürük bezlerinde şişme, ağız içi, yemek borusu ve dilde harabiyet oluşur. Sık ve yüksek dozda kullanılan laksatifler nedeniyle bağırsak hareketlerinde bozulma görülür. A ve E vitamini gibi yağda eriyen vitamin eksiklikleri ve kusma davranışı nedeniyle vücut içi sıvı dengesinde bozulmalar oluşur. Anorektik bireylerin tersine aktif ve dışa dönük bireylerdir. Vücut ağırlıklarında dalgalanmalar görülür. Üzgün ve sıkıntılı kişilerdir ayrıca adet düzensizlikleri görülür.
Bilinçsiz diyetin faturası...

Uzun kış gecelerindeki tehlike

İSTANBUL - Soğuk havalarda metabolizma kendini koruma altına almak için enerji harcamak istemez ve yağ dokusunu korumayı tercih eder. Bu nedenle sürekli yeme hissi, özelliklede basit karbonhidrat içeren tatlı, şekerli, hamur işi gıdalara yönelim artar. Gecelerin uzaması, hareketin azalması, evde geçirilen zamanın artması da eklenince abur cubur tüketimi iyice artar ve kış aylarında belirgin kilo artışı gözlenir. Genellikle kış aylarında birçok kişide gözlenen Depresyon hali de yeme eğilimini artırır. Medical Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can, uzun kış gecelerindeki abur cubur tüketiminin ciddi kilo artışına neden olabileceği uyarısında bulundu ve önerilerini şöyle sıraladı:
"Abur cubur tüketimini azaltmak için yeme sıklığı ve saat düzenine çok dikkat edilmeli. Uzun süren açlıkta, kan şekeri düzensizliği olarak tatlı ve karbonhidratlı Gıda tüketimi artar. Kan şekerini dengede tutarak üç saati geçmeyecek şekilde ana ve ara öğünlerimizi ayarlarsak besin tüketimimizi daha ölçülü seviyede tutabiliriz. Basit karbonhidratlı gıdalar (tatlı, şeker, hamur işi, gofret, biksküvi vb.) kan şekerinde ani değişiklikler yaratarak daha fazla tatlı isteğine sebep olabilir. Onların yerine kompleks karbonhidratlı gıdaları (tam tahıllı ürünler, yulaf ezmesi, kuru meyveler, kepekli bisküvi, krakerler vb) tercih ederek, hem şeker-insülin seviyesini ayarlayabilir hem de daha az yağ ve kalori almış oluruz.
CİPS, KURUYEMİŞ ve PASTANE ÜRÜNLERİ RİSKLİEn tehlikeli abur cuburların başında cips, kuruyemiş ve yağ ve tuz yönünden zengin olan pastane ürünleri gelmektedir. 100 gram cips; ortalama 30 gram yağ, 10 gram doymuş yağ, 3 gram trans yağ, 3 gram tuz ve yaklaşık 500-550 kalori içermektedir. 100 gr. kuru yemişte ise ortalama 650-750 kalori vardır ve yaklaşık 50-60 gram yağ içerir. 100 gr. bisküvi-kraker gibi gıdalar da ortalama 400-450 kalori ve 20-30 gram yağ içerir. Doymuş yağ, kolesterol, tuz ve kalori deposu olan bu gıdalar kilo artışının yanı sıra yüksek tansiyon, Kalp Hastalıkları, felç ve şeker hastalığı gibi birçok Sağlık sorununa zemin hazırlayabilir.
KIŞ AYLARININ EN FAVORİ İÇECEKLERİ: SAHLEP ve BOZASoğuk kış günlerindeki favori içeceğimiz salebin; barsak çalıştırmada, öksürük ve bronşitte, bağışıklık sistemini güçlendirmede faydası vardır. Ancak içerdiği karbonhidrat ve şeker nedeniyla ölçülü tüketilmesi gerekir. 100 ml salep (1 çay bardağı) ortalama 80-90 kaloridir. Şeker içeriğinden dolayı Diyabet hastalarının tüketmesi uygun değildir.
Kışın önemli içeceklerinden biri olan boza; darı, su, ve şekerden oluşur. 100 ml’si 240 kalori, 57.5 gr karbonhidrat, 3.5 gr protein ve 0.5 gr yağ içerir. B vitaminleri, kalsiyum fosfor ve çinko içerir. Ortalama 1 bardak boza, 1-2 kase sütlü tatlıya eşdeğer kalori almamızı sağlar. O yüzden tüketim sıklığı ve miktarına dikkat edilmelidir. Haftada 2 gün, 1 su bardağını geçmeden tüketilebilir.
DONDURMA KIŞIN DA TÜKETİLEBİLİR100 gr. sütlü dondurma ortalama 190 kalori içerir, kalsiyum ve protein deposudur. Unlu şerbetli ve hatta sütlü tatlılardan dahi daha düşük kalorilidir. Sağlık açısından da daha besleyicidir. Protein, A, B, C, D, E vitamini, kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko içerir.
Buzlu olmayan sütlü dondurma çeşitlerinden, buzluktan çıkarıldığı anda değil de 5-10 dakika oda ısısında bekletilerek tüketilmelidir. Yalanarak, küçük lokmalar halinde tüketilmesi daha uygun olur. Ortalama 3 top dondurma, özelliklede sade veya meyveli olup, çikolata sosu ilave edilmemişse haftada 2-3 gün tüketilebilir.
GAZLI İÇECEKLERE DİKKAT! Gazlı içecekler; şeker, renklendiriciler, asit ve kafein gibi bileşenlerden oluşur. Kalori ve şeker içeriği hayli yüksektir. 1 bardak normal kolada ortalama 110 kalori, diyet kolada ise ortalama 0.3 kalori vardır. Fakat diyet kola da yüksek oranda tatlandırıcı içermektedir. Tatlandırıcının aşırı tüketilmesi de sağlık açısından zararları olabilir. Gazlı içecek tüketme alışkanlığı olanlar eğer kilo veya şeker problemleri yok ise diyet kola veya gazoz, yoksa normal kola veya gazozu günde 1 bardağı geçmemek üzere tüketebilirler. Hamile veya emziren anneler ve çocuklar ise en fazla haftada 1-2 bardakla sınırlandırmaları gerekir.
Her yediğimiz yiyeceğin kalori içerdiğini unutmamalıyız. Her alınan fazla kalori de vücutta yağa dönüşerek depolanır ve kilo artışına sebep olur. Bizleri mutlu edecek gıdaları tüketirken sağlığımızdan olmamaya dikkat etmeliyiz.
UZUN KIŞ GECELERİ İÇİN SAĞLIKLI ABUR CUBUR ÖNERİLERİ Tatlı grubundan ayva veya elma tatlısı gibi az şekerli olanları tercih edin. Hazır gıda ve abur cuburlar yerine, ev yapımı az yağlı kekler, az yağlı süt ile meyve karışımları, taze meyve ile yoğurt karışımları, yağsız patlamış Mısır, kuru meyveli gevrekler, meyve tatlıları, 5-6 tane kestane ve taze meyve suyu gibi gıdaları tercih etmeliyiz. Az yağlı meyveli yoğurtlar, diyet süt ile beraber kuru meyveli tahıllı ürünler, kuru meyveler, az şekerli meyve tatlıları, yağsız sütün içine tarçın ve bal katarak hazırlanmış içeceklerin tercih edilmesi; kilo almamızı engelliyeceği gibi atıştırma isteğimizi de yatıştırır.
Haftada 2 gün 1 su bardağı boza ya da salep tüketebilirsiniz. Asitli ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, sade soda, meyve çayları, ayran, süt ve su tüketiminin artırılması kalsiyum ve vitamin almamızı sağlarken, sıvı tüketimine de artırmış olur.
Uzun kış gecelerindeki tehlike

Wednesday, December 16, 2009

Yaşınızla birlikte kilonuz da artmasın


Dilara Koçak

İlk sohbetlerimde 60 yaş ve üzeri danışanlarımda genelde hep bir kabullenmeyle karşılaşıyorum. “Benim yaşım ilerledi, kilo vermem zor biliyorum ama...” diye başlayan cümleler çok fazla tekrarlanıyor. Oysa yaşınız ilerlerken kilonuzun artmasını durdurmak sizin elinizde. Aslında en doğrusu, kilo almadan önce tedbir almak. Ancak olsun kilo almış bile olsanız vazgeçmediğiniz sürece yaşınız kaç olursa olsun kilo verebilirsiniz.

Sağlıklı beslenmenin birçok yararı vardır. Enerjiniz yükselir, iyi bir zihin sağlığı, hastalıklara karşı direncin yükselmesi, daha çabuk iyileşme, daha iyi bir ilaç etkisi ve kronik hastalıkları daha iyi yönetmek gibi olumlu etkiler ile hareketliliğiniz artar ve Yaşam kaliteniz yükselir
Yaşlandıkça kilo almayı etkileyen faktörler:
- Aktivite seviyesi: Yaşı ilerleyenler bazı fiziksel veya medikal nedenlerle, genelde daha az hareket eder. Bu da, yakılan kalorilerin düşmesine ve kilo alımına yol açabilir.
- Metabolizma: 40 yaşından sonra, metabolizmamız her yıl daha yavaşlar. Kilo almamak ve yediklerinizi azaltmamak istiyorsanız harcadığınız kaloriyi artırmanız en kolay yoldur.
- Tat alma ve iştah: Tat ve koku alma duygusu yaş ilerledikçe zayıflar. O nedenle, yiyeceklerinize önce olduğundan daha fazla tuz ve baharat katma eğiliminiz olabilir.
- Sağlık sorunları: Fiziksel şikayetler ve reçeteye tabi ilaçlar iştahı olumsuz etkileyebilir. Bu da tek yönlü Beslenme ve tatlıya olan eğilimi artırabilir.
- Sindirim: Sindirim sistemindeki değişiklikler, daha az tükürük ve mide asidi salgılanmasına yol açar. Bu da vücudun, B12, B6 ve folik asit gibi zindelik, hafıza ve iyi bir dolaşım sistemi için gerekli olan vitamin ve minerallerin emilimini etkileyebilir.
- Duygusal faktörler: Yalnızlık, Depresyon gibi faktörler, beslenme tarzını etkiler. Moral bozukluğu bazı kişileri yiyeceklere yönlendirirken, bazı kişilerin de yiyememesine neden olabilir. Eğer, duygusal sorunlar iştahı etkiliyorsa, bir terapist veya doktorla konuşulması önemlidir.
YILLARA MEYDAN OKUYUN
İleri yaşlar için (doktorunuz aksini tavsiye etmediği sürece ) bazı basit öneriler:
- Su kaybını ve yüksek tansiyonu engellemek için tuzu azaltın.
- Sağlıklı bir kolesterol seviyesi için yağ alımına dikkat edin.
- Kemik sağlığı için daha fazla kalsiyum ve D vitamini ve maden suyu tüketin.
- Kabızlığı önlemek için daha fazla zengin posalı yiyecekler tüketin.
- Şekeri azaltın.
- Daha çok su tüketin.
NE YEDİĞİNİZ KADAR ‘NASIL’ YEDİĞİNİZ DE ÖNEMLİ
Kilonuzu korumanız için, etkili bir yeme tarzına odaklanmanız faydalıdır. Bu da, kalori miktarı değil, besin değeri daha yüksek besinler seçmeniz anlamına gelir. Meyve, sebze gibi doğal yiyecekler, tam tahıllar, bakliyat, sağlıklı protein kaynakları (kümes hayvanları, balık, yumurta gibi) ve kalsiyum içeren süt ve sütlü gıdalar tüketmek, doğru bir beslenme tarzıdır. Çok işlemden geçmiş yiyeceklerin kalorileri yüksek, besin değerleri düşüktür. Aslında, bunları tükettikten sonra, hâlâ kendimizi aç hissetmemizin nedeni de budur.
İŞTAHINIZ KAÇARSA
Her şey iyi giderken, hiç bir şey yemek istemediğiniz durumlar olabilir. Bunun nedenini doktorunuzdan öğrenin. Ancak eğer iştahsızlığınızın nedeni yediklerinizin lezzetsiz oluşu veya hep aynı şeyleri yemeniz ise şu doğal lezzetleri ekleyebilirsiniz:

- Zeytinyağı
- Sirke, balzamik
- Sarımsak
- Soğan çeşitleri
- Kimyon, karanfil, zencefil, zerdeçal
SAĞLIKLI BESLENMEK ASLINDA ÇOK KOLAY
- İyi karbonhidratlara odaklanın. Rafine edilmiş ‘beyaz’ ürünlere değil, tam tahıl (kahverengi pirinç, tam buğday ekmek, yulaf, arpa) gibi gıdaları seçin.
- Sebze ve meyveye her gün yer verin. Her gün beş porsiyon sebze ve meyve yemelisiniz, bunların iki porsiyonunu çiğ tüketmeyi hedefleyin.
- Buhar, sebzeleri pişirmenin en iyi yoludur. Böylece besin değerlerini korur. Bir sonraki iyi yöntem de, sote yapmaktır. Haşlamak, besin değerini yok eder ama haşlama suyunu çorbada kullanabilirsiniz.
- Proteini yağsız seçin. Balık, kümes hayvanları, yumurtalar, fasulyeler, bezelyeler ve tofu (soya peyniri) sağlıklı protein seçenekleriniz olabilir.
- Kalsiyumu unutmayın. Tüm sütlü gıdalar aynıdır. Süt, peynir ve yoğurt kalsiyum için iyi kaynaktır. Yaşı ilerlemiş kişilerin diyetinin bir parçası olarak, düşük yağlı veya yağsız sütlü gıdaları seçmesi daha doğrudur.
- Su, su, su. Vücudunuzdan toksinlerin düzgün olarak atılması, kabızlığı önlemesi, eklemlerinizin esnekliğine yardım etmesi için suyu hep hatırlayın.


Yaşınızla birlikte kilonuz da artmasın

Monday, December 14, 2009

Diyetler neden başarısız

Oysa her beden farklı. Herkes aynı nedenle kilo almıyor. Birinde kilo yapan bir sorun, diğerini etkilemiyor. Birinde hipotiroidi veya insülin direnci varken, diğerinde olmuyor. Biri kilo kazanımını tahrik eden ilaç kullanıyor, diğerinin sorunu depresyondan kaynaklanıyor. Ayrıca her diyetin her bedene uymayacağı konusu çoğu zaman ıskalanıyor. Daha da önemlisi kilolu olmak ve Diyet yapmak stresinin ruhsal etkileri gözden kaçırılıyor. Yetmedi! Sürecin ana belirleyicilerinden biri olan ruhsal uyum ısrarla ıskalanıyor. Beden bir kaloriölçer makine sayılıp konu mekanik bir sürece dönüştürülüyor. Fazla kilolu kişilerin diyet sözcüğünü daha duyar duymaz ürpermesi ve “kibrit kutusu beyaz peynir” düzeninden nefret etmesinin nedeni de bu yanlışlarda gizli olmalı.Kısacası kilo probleminin arkasında gizlenen ruhsal, bedensel (metabolik, hormonal), Genetik problemler, çevre, aile, iş, arkadaş, ev, eş faktörleri gibi etkiler dikkate alınmadığı sürece bu sorunu sadece diyet listeleriyle çözmeye kalkmak yenilgiyi daha yolun başında kabullenmek anlamına geliyor. Bir başka nokta da bu sözcüğün mahrumiyet durumuyla eş tutulması, bu yaklaşımın yeteri kadar anlaşılamamış ve aşılamamış olması. Diyet yaparken göz yumulan mahrumiyetin acısı, Program bitince hatta bazen program sürerken fazlasıyla çıkarılıyor. Son nokta: Kilo sorununun çözümünde diyet listeleri muhakkak ki önemli ama tek başına yapıldıkları, kişiye göre planlanmadıkları zaman arka planda yatan neden çözülmediği için pek işe yaramıyorlar.

Bellek sorunu mu, dalgınlık mı

Alzheimer hastalığının popüler hale gelmesi bellek kaybına karşı ilgiyi artırdı. Bu durum bazen çok fazla abartılabiliyor. Ben kendi adıma her gün birkaç hastamın gereksiz yere bellek kaybından endişelendiğini görüp üzülüyorum. Özellikle son zamanlarda insanların bellekleriyle ilgili bazı sorunlar yaşadıkları doğru ama problem belleğin zayıflamasından değil, bilgi kaydının yeteri kadar iyi tutulamamasından ya da beyinlerimizi gereğinden çok yüklememizden kaynaklanıyor. Bir bilgiyi hatırlayabilmenin (bir ismi, telefon numarasını, deyimi, hatırayı, fıkrayı yeniden belleğin ön tarafına çıkarabilmenin) yolu o bilginin sağlıklı bir şekilde kaydedilip saklanmasıyla yakından ilişkili. O bilgi kaydedilirken başka bilgilerle karıştırılmışsa çoğu zaman kaydettiğinizi zanneder, aldanırsınız. Bu özellikle yapısal ya da sorunsal nedenlerle (bazı ilaçlar, Depresyon gibi) dalgınlık problemi yaşayanlarda sık görülen bir arıza. Dalgın insanların çoğu bilgileri doğru dürüst kaydetmeyi beceremediklerinden onları hatırlamakta zorluk çeker ve bu durumun bellek kaybından kaynaklandığını düşünüp boş yere üzülürler. Çoğu şeyi aynı anda yapmaya çalışan, sıkışık ve stresli zamanlarda birçok bilgiyi birlikte kullanmak zorunda kalan, yani bir koltukta dört karpuz taşımayı marifet sayanlarda da bazı bilgiler ya yeterince kaydedilemiyor ya da geri çağırılırken gereği kadar hatırlanamıyor. Yani beyni çok işlemci bir Bilgisayar gibi kullanmak da bellek açısından doğru bir alışkanlık gibi görünmüyor.

Kanserden ölümler artıyor mu

Değişik doku ve organ kanserlerine eskisinden daha sık rastlandığı doğru. Özellikle gelişmiş ülkelerde kansere yakalanma ihtimalinin arttığını gösteren epidemiyolojik bulgular var. Bu bilgi en azından bazı kanserler için tartışılmaz gibi görünüyor. İstatistiksel verileri son derece güvenli olan Amerika’da 1900 yılında yüzde 3 olan kanserden ölüm oranı, 2000’de yüzde 24’e çıkmış (Prof. Dr. Ahmet Aydın/Taş Devri Diyeti/Hayy Kitap/2009). Artış prostat kanseri, Meme Kanseri gibi kanserlerde daha belirgin. Bazı kanserlerin sıklığındaysa azalma var. Mesela kolon kanseri sıklığının Beslenme hataları azaldıkça düştüğü, akciğer kanseri sıklığının sigarayla mücadele eden ülkelerde azaldığını gösteren birçok çalışma yayınlandı. Bizim ülkemize gelince... Kanser sorunu bizde hızla büyüyor. Sigara tüketimimizin fazlalığı, besin güvenliğimizin sınırlı olması, çevre kirliliğinin hızla artması bu durumun en önemli nedenleri.

Likopen gerçekten işe yarıyor mu

Fazladan kazandığınız her bir gram likopenin daha az kalp krizi, meme kanseri, cilt kanseri anlamına geldiği doğru. Likopen diğer adıyla “kırmızı mucize” özellikle domates, karpuz, pembe greyfurt ve kayısıda bulunan doğal bir besin unsuru. Karetenoid yapısındaki bu maddenin antioksidan gücünün çok yüksek olduğu birçok kez kanıtlandı. Taze domatesle de kazanılabiliyor ama domates biraz ısıtılıp azıcık örselenirse içindeki likopeni vücut daha kolay emiyor. Keza yağda eriyen bir madde olduğu için yağlı besinlerle birlikte alındığında faydası daha da artıyor. Yani ateşte hafifçe ısıtılmış domatesin üzerinde birazcık zeytinyağı gezdirmek, salatalara daha çok domates (taze veya kuru) eklemek, domates çorbası, salça, ketçap gibi ürünleri daha çok kullanmak Sağlık yönünden son derece akıllı seçimler. Likopenin yalnız kanser ve damar sertliğinden korunmaya değil, cilt yaşlanmasını geciktirme ve hafifletmeye de yardımcı olabileceğini yeniden hatırlatalım. Peki, bu maddeden daha çok yararlanmak için likopen kapsüllerini para verip almalı, zahmete girip yutmalı mıyız? Destek olarak likopen kapsüllerini almanın faydalı olduğunu gösteren güvenilir bir çalışma yok. En iyisi daha çok domates, domates ürünü yemek veya domates suyu içmek. Bu arada yaz gelince karpuzu, bugünlerde de pembe greyfurdu ihmal etmeyin.

PSA’yı düşürmek prostat kanseri riskini azaltır

Prostat büyümesi neredeyse her erkeğin değişmez kaderi, prostat kanseriyse erkek yaşlanmasının tatsız konularından biri. Her yıl çok sayıda erkek bu hastalığa yakalanıyor. PSA testi hastalığın erken teşhisinde ve ameliyat sonrasındaki nükslerin takibinde kullanılan bir tarama yöntemi. Prostat bezine spesifik bir antijenin kanda yükselmesi prostat kanseri lehine bir bulgu. Bununla birlikte PSA, prostat bezi iltihaplarında da yükselebiliyor. Bu nedenle ürologlar çoğu zaman kanser lehine başka bir bulgu yoksa 2-3 haftalık antibiyotik tedavisiyle muhtemel bir prostat iltihabını baskılayarak PSA’da düşme olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Antibiyotikten sonra PSA’nız düşmezse bu iyi Haber kabul ediliyor ve sorunun prostat bezinin iltihaplanmasından (prostatit) kaynaklandığı düşünülüyor. Ama PSA’yı düşürmenin kanser olasılığını azaltma gibi bir anlamı ya da faydası yok. Yıllık sağlık taramalarınızda PSA seviyelerinize baktırmayı unutmayın. Değer normal aralıktan yüksek çıkarsa özellikle yaşınız ellilerin üzerindeyse üroloğunuzla bu bilgiyi paylaşın.

Glukozaminin romatizma tedavisinde ciddi bir faydası var mı

Glikozamin ve kondroidin ihtiva eden destekler eskiye oranla daha sık kullanılıyor. Önceleri yalnızca tamamlayıcı tıbba inananların tavsiye ettiği bu destekleri şimdilerde dahiliye, ortopedi, hatta romatoloji uzmanlarının reçetelerinde de görmek mümkün. Doğal desteklere inanmış biri olarak bu gelişme beni memnun ediyor. Glikozamin ve kondroidinin özellikle eklem kıkırdağının kendisini yenilemesi ve güçlendirmesine destek olduğunu gösteren çalışmalar var. Bu çalışmaların henüz tatmin edici düzeyde olmadığını da itiraf etmek lazım. Bu maddelerin yaygın olarak kullanılmasının nedeni kullananların fayda gördüklerini söylemeleri. Benim kanaatim de kaliteli bir glikozamin kondroidin desteğinin eklem sorunlarının çözümünde hastalara yardımcı olabildiği yönünde. Burada önemli nokta yine kaliteli ürün kullanmak. Kaliteli ürün, bir besin desteğinin ilaç üretimi standartlarında üretilmesi anlamına geliyor. Ürün kalitesi arttıkça biyolojik yarar artıyor, yan etkiler azalıyor. Glikozamini kabuklu deniz hayvanlarına alerjisi olanlar kullanmamalı. Kan şekerini yükseltebileceği bilindiğinden şeker hastaları ya hiç kullanmamalı ya da dikkatli olmalı. Mide ve bağırsak sorunlarına yol açabileceği de unutulmamalı. Kullanım süreci 2-2.5 ay ile sınırlandırılmalı, 15-30 günlük aralar vermek unutulmamalı. Glukozaminin herhangi bir romatizmal hastalıkta tedaviyi tek başına başarması olanaksız. Daha çok diğer tedavilere destek ya da geçici bir çözüm olarak kullanılmalı.


Diyetler neden başarısız

Wednesday, December 9, 2009

Aldatmada suçlu bulundu: Hormonlar

İSTANBUL - Aile Sağlığı araştırma Derneği’nin 'fast-food sex' araştırmasında, erkeklerin yüzde 93’ü, kadınların yüzde 82’si cinselliğin ilişkide çok önemli olduğunu söyledi.
Sakarya Adliyesi’ne boşanmak için başvuran 150 kadınla yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmada, şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan birçok davanın temel nedeninin cinsel sorunlar olduğu ortaya çıktı.
Aldatmanın boşanma nedenlerinin başında geldiğini belirten ve “Aldatma cinsel arzuyu kontrol eden hormonların yanında kişinin duygusal, düşünsel yapısı ve karakterine de bağlı” diyen Prof. Dr. Halim Hattat, ihanetle hormonların ilişkisini NTVMSNBC’ye anlattı:
Kadın bünyesinde de erkek bünyesinde de hem östrojen hem de testosteron hormonu bulunuyor. Kadında östrojen baskılı testosteron; erkekte de testosteron baskılı östrojen mevcut. Erkekte de kadında da cinsel isteği testosteron hormonu etkiliyor; özellikle serbest testosteron miktarı kadın ve erkekte cinsel isteği kontrol ediyor. Libidoda hormonların çok etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Halim Hattat; “Ancak biz artık cinselliği biyo-psiko-sosyal perspektiften inceliyoruz. Kaliteli cinselliği fiziksel dürtülerin yanı sıra psikolojik, duygusal, sosyal tüm faktörler etkiliyor” diyor. ALDATMAYLA HORMON SEVİYELERİ İLİŞKİLİ''Bazı hormonların fazla olmasının aldatma isteğini körüklediği yönündeki kanı doğru mu, hem kadın hem de erkek açısından bunun Bilimsel bir açıklaması var mı?’ sorusuna Prof. Hattat’ın cevabı şöyle:
"Aldatma ile hormonların ilişkisini araştıran yeni bir çalışma, aldatmayla hormon seviyelerinin ilişkili olduğunu gösterdi. Bu çalışmaya göre testis hacmi, total testosteron seviyeleri, penise giden kan akımı arttıkça, erkeklerde aldatma olasılığı da artıyor. Diğer faktörlere bakarsak eşiyle cinsel sorun yaşayanlarda bu olasılık sıklaşıyor. İşinde stresli olan, genel olarak kendini mutsuz hissedenlerde de durum aynı. Görüldüğü gibi aldatma hissini hormonlar kadar ilişkiye ait diğer faktörler de etkiliyor. Aile Sağlığı Araştırma Derneği'nin yaptığı araştırmalarda cinsel sorunları konuşamamanın da aldatma seviyelerini etkilediğini gördük. Sorun yaşayan çiftler cinsel sorunlarını konuşmak yerine çözümü dışarıda, yeni ilişkilerde arayabiliyor."BOŞANMADA CİNSEL UYUMSUZLUĞUN ETKİSİSakarya'da yapılan bir araştırma, boşanmaların en önemli nedeninin cinsel sorunlar olduğunu ortaya koydu. Mahkemeye "şiddetli geçimsizlik" olarak sunulan boşanma nedenlerinin, aslında yoğun olarak cinsel kökenli olduğu vurgulandı. Araştırmaya katılan kadınların en önemli boşanma nedeninin cinsel uyumsuzluk ve mutsuzluk olduğu belirtildi. Araştırmayı yürüten Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Kömürcü, ''Günümüzde, boşanmalarda, adliyelere yansıyan en önemli neden, şiddetli geçimsizlik şeklinde geçse de, bunun gerçek neden olmayıp, genellikle cinsel uyumsuzluk üzerinde uzlaşılmış hukuki bir terim olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu neden, resmi kayıtlarda bütün boşanmaların yüzde 85'ini oluşturmaktadır” dedi. Prof. Halim Hattat ise boşanma ve aldatmada cinsel uyumsuzluğun etkisini şöyle açıklıyor:
"'Fast-food sex' araştırmasında erkeklerin yüzde 93’ü, kadınların yüzde 82’si, cinselliğin ilişkide çok önemli olduğunu belirtiyor. Araştırmalar cinsel sorunların hastaların yüzde 62’sinde özgüven kaybına neden olduğunu, yüzde 21'inde ise ilişkilerini bitirdiğini gösteriyor. Cinsel problemler hem hastalarda hem de partnerlerde özgüven eksikliği, öfke, endişe, Depresyon ve mutsuzluk hissi yaratıyor. Erkekler kendini yetersiz, kadınlar çekiciliklerini yitirmiş hissediyor. Partnerleri cinsel sorun yaşayan kadınlarda cinsel tatmin seviyesi yarı yarıya azalıyor.EN ÖNEMLİ SORUN 'KONUŞMAMAK'"Buradaki en büyük sorun çiftlerin Cinsellik hakkında konuşmamaları. Özellikle cinsel bilgisizlik, cinsel konuların tabu sayılması, bu konuların sadece psikolojikmiş gibi algılanması ve utanma nedeniyle çiftler sorunlarını paylaşmıyor, tedavi arayışına girmiyor. Oysa cinsel sorunların aşılmasında en önemli faktör çiftlerin samimi bir şekilde birbiriyle iletişimde olmasıdır. Cinsel sorunların çiftleri birbirinden uzaklaştırdığı biliniyor. Cinsel problemler, bazen ilişki sorunlarının ana nedeni, bazen de sonucu oluyor. Konuşmayan çiftlerde cinsel sorunlar büyüyor, ilişki problemleri ve boşanmalar artıyor."
Şiddetli geçimsizlik mi cinsel sorunlar mı?
Cinsel isteği artırmak için hormon tedavisi uygulandığını söyeyen Prof. Hattat, tedavinin yöntemi ve süresi hakkında şu bilgileri veriyor:
"Cinsel isteksizlik şikayeti ile gelen bir hastada hormon eksikliği tespit etmişsek bunu dışardan takviyeyle desteklemek mümkün. Kadında da erkekte de hormon takviyeleri yapılabiliyor. Hormon takviyelerinin bu konuda deneyimli bir uzman tarafından dikkatle yapılması ve düzenli aralıklarla kan seviyelerinin kontrol edilmesi gerekir. Hormon takviyelerinde biz aylık kontrol öneriyoruz. Özellikle erkeklerde hormon seviyelerinin yanında iki ayda bir PSA, yani prostat spesifik antijen miktarına bakıyoruz; hormon eksikliği giderildiğinde tedaviyi kesiyoruz. Ancak cinsel sorunlar devam ediyorsa diğer risk faktörlerine bakılır. Çünkü isteksizliği yaratan diğer alanların, kişiye ve ilişkiye ait diğer sorunların dikkatle incelenmesi gerekir. Çoğu zaman hormon eksikliğine bağlı cinsel isteksizlik yaşayanlarda diğer faktörleri de görüyoruz. Hayat tarzı da hormonlarda önemlidir. Kilo fazlalığı, Beslenme bozukluğu, hareketsizlik de hormonal dengeleri bozabilir."CİNSEL IQ SORUNLARA ADAPTASYONU KOLAYLAŞTIRIR“Önemli olan mutluluk ve tatmin yaratan bir Cinsellik yaşamanızdır. Bu nedenle kendinize fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı hedefler koymayın. Ancak ısrarlı şekilde devam eden cinsel sorunlarınızı mutlaka doktorunuza danışın. Tüm cinsel problemlerin çözümü ve tedavisi vardır” diyen Prof. Hattat, sağlıklı ve mutlu cinsellik için temel önerilerini şöyle sıralıyor:
"Cinsel bir sorununuz olduğunda bunu partnerinizle paylaşmaktan kesinlikle kaçınmayın. Çünkü kadın ve erkek, sorunu iki farklı bakış açısıyla, kendi içinde değerlendirip yanlış sonuçlara varabilir. Bu iletişim problemi giderek büyüyüp kaliteli bir ilişkiyi olumsuz yönde etkileyebilir. Sebep ne olursa olsun eşinizle konuşun, paylaşın, anlatın. Cinsel sorununuzun sizi ilişkiden soğutmasına izin vermeyin. Gerektiğinde profesyonel yardım alın.
"Cinsel IQ çok önemli. Eğer kişiler doğru ve bilimsel cinsel bilgiye sahipse, kendilerinin ve partnerlerinin cinsel istek ve ihtiyaçlarını anlayabiliyorlarsa o zaman cinsellik daha kaliteli oluyor. Cinsel sorun yaşandığında adaptasyon da daha kolay oluyor. Önemli olan samimi davranmak ve anlayışlı olmak. HASTALIKLARLA BAĞLANTI ARAŞTIRILMALI"Cinsel problemler sadece psikolojik nedenlerle oluşmaz. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, yüksek kolesterol, kanser, hormonsal dengesizlikler ve Depresyon gibi Sağlık sorunları ile tedavide kullanılan ilaçlar, erkeklerde sertleşme problemi, kadınlarda orgazm ve uyarılma sorunları başta olmak üzere çeşitli cinsel sorunlara yol açabiliyor. Sigara-alkol kullanımı, kilo fazlalığı, kötü Beslenme ve hareketsiz bir Yaşam da önemli risk faktörleridir. Bu nedenle sağlık sorunlarınız varsa cinsel fonksiyonlarınızı kontrol ettirin.
Aldatmada suçlu bulundu: Hormonlar

İyi uyumayan çocuk şişman ve depresif oluyor

İSTANBUL - İyi uyumayan çocuklarda Obezite ve depresyona yatkınlığın daha fazla olduğunu söyleyen Memorial Suadiye Tıp Merkezi; çocuk sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Yıldırım, çocuklarda uykunun neden daha önemi olduğunu anlattı. Uyku yalnızca bir dinlenme aracı değildir. Uyku, beyin başta olmak üzere tüm organların rejenerasyonu için şarttır. Uyku sırasında Stres hormonları azalırken büyüme hormonu salınımı artar. Bu sayede uyku sırasında vücut kendini onarır, yeniden yapılandırır, protein sentezi artar ve vücut kendini yeni güne hazırlar.
DÜZENLİ UYKU HAFIZAYI GÜÇLENDİRİRUyku zamanı bakıcıların dört gözle bekledikleri soluklanma zamanı olurken; çocuklar için çok daha büyük bir öneme sahiptir. Çocuk uyku sırasında büyümektedir. Çocuk ne kadar küçükse, büyüme o kadar hızlı, uyku ihtiyacı da o kadar fazladır. Düzenli uyuyan çocukta büyüme daha hızlı olacaktır. Yine bu çocuklarda öğrenmenin daha net, hafızanın daha güçlü olduğu ortaya konmuştur. Yetersiz uyuyan çocuklarda durum tam tersidir. Yeterince uyuyamayan çocuklarda obezitenin daha sık olduğu saptanmıştır. Bu çocuklarda abur cubur yeme, fazla kalorili içecekler içme ve Televizyon ya da Bilgisayar karşısında geçirilen süre daha fazladır.
HİPERAKTİVİTE VE Depresyon RİSKİ AZALIRBilimsel araştırmalar okul öncesi çocuklarda düzenli uykunun hiperaktivite, anksiyete ve depresyonu azalttığını göstermiştir. Yine bir haftalık süre içinde 3-4 gün ve fazlası uykunun (bu da gün başına en az 11–12 saat uyku demektir) çocuklar için gerekli olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde uyku zamanı genellikle gece yarısından sonraya sarkar ve çocuk az uykuyla yetinmeye başlar.
Günlük 7–7,5 saat uykuyla yetinen çocuklarda Depresyon eğiliminin daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu çocuklarda depresyon sıklığının gece 22.00 den önce yatağa giren çocuklara göre % 42 daha fazla olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde ideal uyku zamanı 9 saat iken, birçok çocuk 7–7,5 saat uyku ile yetinmektedir.
ÇOÇUĞA UYKU SAATİ BELİRLEYİN Tüm çocukluk boyunca uykuya yatma zamanının mutlaka gece 22.00’den önce olması sağlanmalıdır. Bunu sağlamak her zaman çok kolay olmayabilir. Sağlıklı uyku alışkanlığının oturtulması erken bebeklik döneminde itibaren başlatılmalıdır.
ÇOÇUĞUN KENDİ KENDİNE UYKUYA DALMASINI SAĞLAYINÇocuk temas, anne göğsü, beslenerek ya da sallanarak uykuya dalmaya alışmışsa şartlı refleks oluşacaktır. Her uyandığında uyumak için zorunlu hale gelen bu koşulların varlığını isteyecektir. Böylece anne ya da bakıcı için uykusuz geceler başlayacaktır. Bu nedenle bebeklik döneminde geliştirilen uyku alışkanlığı konusunda ailenin çocukları ve kendi çıkarları açısından çocukların bağımsız uykuya dalabilme alışkanlığını oturtmaları gerekir. Çocuklarda genellikle ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuklar gece uyandıklarında gerçek ile rüya arasındaki ayrımı kavrayabilmek için daha uzun süreyle ihtiyaç duyarlar.
BESLENME ALIŞKANLIĞI DA ETKİLİUyku üzerinde bazı Beslenme ile ilgili etkenler de söz konusudur. Gece yarısı kan şekerinin düşmesi uyanmaya yol açacaktır. Bu açıdan uyku saatine yakın karbonhidrattan zengin gıdalardan (unlu ve şekerli) kaçınmak gerekir. Gıda alerjileri de kaşıntı, astım ve sindirim problemlerine yol açarak uyku kalitesini bozacaktır. İnek sütü alerjisi olan çocukta inek sütünün diyetten çıkarılması uyku kalitesinde düzelmeler sağlamaktadır. Ayrıca gıda alerjileri çocuklarda bademcik ve geniz etinin büyümesine yol açarak uyku problemlerine yol açacaktır. Kalsiyum, magnezyum ve B vitaminlerinin (özellikle B6) az alınması gece uyanmalarını artırır. Yatmadan önce alınan kafeinli gıdalar (birçok içecek ve çikolatada boldur) uyarıcı etkisi nedeniyle uykusuzluğa neden olabilir.
MASAL VEYA MASAJLA RAHATLATINDüzenli bir uyku saati, uyku öncesi masal ve rahatlatıcı bir Müzik, gün içerisinde bedensel aktivite için fırsat sağlanması, uyandığında onu bekleyen cazip aktivite ve sürprizler listesi sunmak, çocuğu güven objesi ile baş başa bırakmak (seveceği bir battaniye ya da oyuncağı), badem yağı, papatya ya da lavanta yağı ile Masaj yapmak uykuyu çocuk için sevimli hale getirilebilir.
İyi uyumayan çocuk şişman ve depresif oluyor

Tuesday, December 8, 2009

Göbek eriten diyet

Az bir kısmında ise tiroid hormonlarının yetersizliği ya da böbrek üstü hormonlarının fazlalığı (Hipotiroidi veya Kuşing hastalığı) vardır. Çok daha seyrek olarak testosteron seviyesinin azalmasıyla birlikte antropoz dönemine girmiş erkeklerde de bel çevresi genişlemesi ortaya çıkabiliyor. Özellikle son yıllarda göbeklenme ile karakterli kilo almaya erkekler kadar kadınlarda da rastlanıyor. Bunun başlıca nedeni glisemik yükü fazla yiyeceklerin eskisinden daha çok tüketilmesi. Ayrıca alkol kullanımın yaygınlaşması ve hareketsizlik de önemli faktörler. Şekerli yiyecekler ve aşırı beyaz ekmek tüketimi arttıkça da göbek çevresi genişler. Şekerli meşrubatların (1 kutu kolalı içecekte 8-10 kesme şekere eşdeğer şeker olabiliyor) eskiye göre çok daha fazla içilmesi de ciddi bir faktördür. Cips, gofret ve benzeri atıştırmalar, ayaküstü yenen yiyeceklerin çoğu, özellikle fast food menüler sorunu patlama noktasına taşımıştır. Yiyecek listesinde beyaz pirinç, börek, çörek, kurabiye, patlamış Mısır ve patates kızartmasının oranı arttıkça göbek bağlayan insanların sayısı da artacaktır. NE YAPMALI? Göbek çevresinde biriken yağları eritmenin yolu öncelikle sorunun arkasında yatan insülin direnci, hipotirodi, Kuşing hastalığı gibi Sağlık problemlerini çözmekten geçiyor. Ayrıca Beslenme yanlışlarından vazgeçmek de şart. Eğer göbeklenme sorununa veda etmek istiyorsanız bol bol sebze yemeye, tam tahıllar ve bakliyatlardan daha çok yararlanmaya, yağsız kırmızı et, beyaz et, yağsız süt ve süt ürünleri ağırlıklı bir beslenme planı oluşturmaya çalışın. Pasta, kek, kurabiye ve benzeri hamur işlerinden, yağlı ve unlu ürünlerden (börek, poğaça, açma), hazır paketlenmiş atıştırmalıklardan (grisini, cips, gofret), çok tatlı meyvelerden ve konsantre meyve sularından, meşrubatlardan, krema, mayonez, kaymak ve benzeri yağlı yiyeceklerden, alkolden kesinlikle uzak durun. Hayatınıza yeniden hareket katmayı, her gün ortalama 8-10 bin adım atmayı unutmayın...Beslenme konusu abartılıyor mu?Son günlerde neredeyse televizyonların bütün kanallarında tam bir bilgi karmaşası yaşanıyor. Konu beslenme-bağışıklık sistemi ilişkisi. Doğru beslenmenin bağışıklık sistemini güçlendirmede temel oyunculardan biri olduğu doğru. Bu doğru da öncelikle kötü beslendiğiniz, daha doğrusu yeteri kadar besin temin edemediğiniz durumlar için geçerli. Yani özellikle şu veya bu besini yiyip içerek bağışıklık sistemini 3-5 günde güçlendirivermek sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Narın, domatesin, kefirin, yoğurdun, portakalın ya da kırmızı etin bağışıklık sistemine faydalı olabileceği doğru bir düşüncedir ama herhangi bir besinin bu sistemin şu veya bu oyuncusunu doğrudan etkilediğini gösteren ciddi bir araştırma yoktur. Yapılması gereken sebzeyi, meyveyi, tahılı, bakliyatı ve hayvansal kaynaklı yiyecekleri içecekleri (et, balık, tavuk, yumurta, süt ve süt ürünleri) dengeli bir şekilde tüketmekten ibarettir. DYT. GÜNEŞ AKSÜSBizi ne şişiriyor Kliniğimizde geçen hafta yaptığımız haftalık değerlendirme toplantısında Diyet uzmanlarımızdan birinin hazırladığı küçük bir not dikkatimi çekti. O not kilo programına devam eden hastalardan birinin verdiği bilgilerin özetiydi. Bilgi notunda yukarıdaki soruya şu yanıtlar verilmiş: Meşrubatlar, dondurma, çikolata, unlu tatlılar, alkol, pizza, fast food besinler, gofret ve bisküviler, cipsler, kuruyemişler. Haksız değil!Kanser vitamin ilişkisi Herhangi bir organ ya da doku kanserine yakalananların aklına takılan sorulardan biri de herhangi bir vitamin desteğinden faydalanmalarının gerekip gerekmediği, böyle bir destek alacaklarsa nasıl bir yol izlemelerinin lazım geldiğidir. Bu konuda yazılıp çizilen pek çok şey olsa da üzerinde fikir birliğine varılmış ortak noktalar pek azdır. Hatta bilgisiz ve dikkatsiz davranıldığında vitamin-mineral desteği alacağım derken sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmek bile mümkündür. Özellikle İnternet ve basındaki bilgilerle bu süreci yönetmek ise son derece sakıncalıdır. Böyle bir durum ile karşılaşanların yapmaları gerekenin “kendilerini izleyen hekimle konuşmak ve onun vereceği yol haritasını uygulamak olmalı” diye düşünüyorum. DYT. NİLÜFER BAYRAMReflüde ameliyatKuvvetli asit baskılayıcı ilaçlarla tedavi öncesinde ciddi reflü vakaları için ameliyatlar sıkça kullanılırdı. Ancak etkin tedaviler sonrası cerrahinin rolü değişmiştir. Anti reflü cerrahi hiatus hernisi (mide fıtığı) olanlarda ve alt özofagus sfinkterini kuvvetlendirmede kullanılmaktadır. En sık kullanılan cerrahi yöntem Nissen fundoplikasyonudur. Cerrahinin sonuçları iyi olsa da yutmada güçlük, gaz ve şişkinlik hissi, sinir yaralanmasına bağlı ishal gibi bazı komplikasyonlar oluşabilir. Bu nedenle hasta seçimi çok önemlidir. ılaçların iyi geldiği genç hastalarda ameliyat kararını hasta, gastroenterolog ve Cerrah birlikte almalıdır. Ameliyat öncesi gerekli özel testler mutlaka yapılmalıdır. PROF. DR. EROL AVŞARMenopoz yakın mı: Nasıl anlaşılır?Adetten kesilmeden önce östrojen hormonundaki iniş-çıkışlara bağlı olarak adet düzensizliklerinin yaşandığı bir dönem vardır. Bu dönem her kadında değişken olmakla beraber 40’lı yaşlarda başlar, yıllarca sürebilir. Yumurtlama zamanının değişken olması, bazen de yumurtlama olmadan geçen periodlar nedeniyle adetler bazen sık, bazen seyrek, bazen kısa bazen uzun veya fazla, bazen de az olabilir. Menopoz öncesi dönemde uyku bozuklukları ve değişik şiddetlerde, aralıklı sıcak basmaları yaşanabilir. Depresyon veya sinirlilik dönemleri görülebilir, cinsel isteksizlik başlayabilir. Östrojen seviyeleri düşmeye devam ettikçe vajinal kuruluk, idrar ve genital yol iltihaplarına eğilim artar, hatta kemik yoğunluğunda azalma ve kötü kolesterol yükselmesi başlayabilir. Âdetin 3. gününde yapılan hormon testleri, tiroid fonksiyon testleri ve gerekirse yumurtalık rezervini gösteren testler teşhise yardımcı olur. Bu dönemde bütün testler ve muayeneler, gerekirse biopsiler yapıldıktan sonra, adetleri düzenlemek için progesteron tedavisi yararlı olabilir, Doğum Kontrol hapları da hem adeti düzenler, hem sıcak basması ve vajinal kurulukta yardımcı olurlar. ılaç tedavisinden fayda görmeyen aşırı kanamalarda Progesteron içeren spirallerden yarar görülebilir veya rahim içerisinin kürtajla temizlenmesi, histeroskopi ile rahim iç tabakasının pişirilerek veya soyularak ortadan kaldırılması gerekebilir.DR. ERHAN CANKAT


Göbek eriten diyet