Showing posts with label Avrupa. Show all posts
Showing posts with label Avrupa. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Kızılcık C vitamini deposu

Malatya - Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Ercişli, yaptığı açıklamada, kızılcıkla ilgili Çukurova Üniversitesi, Malatya Meyvecilik araştırma Enstitüsü ve Atatürk Üniversitesinin ortak bir araştırma yürüttüğünü, bu çalışma sonunda kızılcık meyvesinin antioksidan özelliğinin çok yüksek olduğunun tespit edildiğini söyledi.
Ercişli, şöyle konuştu: ''Kansere karşı antioksidan özelliği, koruyucu özellik demek. Hücreleri kansere karşı koruyor. Bizim çalışmamız bunu kanıtladı. Yalnız kızılcık tipleri arasında bariz fark çıktı. Çok koyu renkte olan kızılcıkların antioksidan içeriği daha yüksek olarak tespit edildi. Kızılcığın ortalama C vitamini 100-120 miligram civarında. Bu portakalın ortalama iki katı olarak kabul ediliyor. Portakalda biz bunu ortalama 50-60 miligram olarak tespit ediyoruz. C vitamini yönünden oldukça yüksek. Antioksidan özelliği de C vitamininden kaynaklanıyor.''
Araştırmanın, Avrupa'da prestijli Gıda dergilerinden birinde yayımlandığını anlatan Ercişli, ''Kızılcıkta Türkiye, özel bir konuma sahip. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki gibi geniş bir kızılcık popülasyonu yok'' dedi.
''GENETİK KAYNAKLARI MALATYA'DA''
Kızılcık C vitamini deposu

Thursday, December 31, 2009

At ve eşek etini nasıl ayırt edersiniz?

İSTANBUL - Türkiye dün Adana'dan gelen haberle sarsıldı. Çukurova Üniversitesi'nde, 3 bine yakın üniversite öğrencisinin barındığı kampus içerisindeki öğrenci yurtlarının yemek ihalesini alan firmanın at ve eşek eti kullandığı belirlendi. Yemek firmasının eti aldığı kasap dahil, diğer yemek şirketleri de takibe alındı.
Yine geçtiğimiz ay Adana'da 'at ve eşek etlerinin kalp rahatsızlığına iyi geldiğini, rahatlıkla yenilebileceğini' söyleyen Büyükşehir Belediye Başkan Vekili ve MHP Grup Sözcüsü Mustafa Tuncel görevinı Zihni Aldırmaz'a bırakmıştı.
Ucuz fiyata satılan bu etler; kıyma, salam, sucuk olarak denetimsiz kasap ve marketlerde halkın karşısına çıkıyor, ciddi Sağlık problemlerini de beraberinde getiriyor ve siz farkında olmadan birçok hastalığa da davetiye çıkartıyor. Peki bu riske düşmemek için ne yapmalı? Dana eti ile eşek - at etini nasıl ayırt edilmeli?
İstanbul Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı'nda görevli Prof. Dr. Bülent Nazlı at ve eşek eti ile dana eti arasında farklıları ve tüketicilerin bilmesi gereken noktaları ntvmsnbc için yorumladı:Lop et yani kemiksiz etler ayırmak oldukça zor. At ve eşek etinin özellikleri var ancak uzman veya deneyimli olmak lazım. Aksi takdirde ayırt etmek çok zor.
1) AT-EŞEK ETİ CİĞERE YAKIN RENKTEDİRMesela at ve eşek eti koyu kırmızı renkte olur, dana eti ise daha açık kırmızıdır. At eti özellikle hava ile temasa geçtiği zaman neredeyse ciğere yakın renk alır.
2) LİFLERİ ÇOK SERTTİRMesela at etinin lifi çok serttir. Çiğnendiğinde sertliği anlaşılır. Ancak bazı sığır etleri de sert olabilir.
3) YAĞI SARIDIRAt etinin yağı bayağı sarıdır. Ama buna paralel yine çok yağlı sığır ve dana etleri de sarı renk alabilir.
4) TADINDA FARK YOK Tadında ise herhangi bir fark yoktur. Yemeklerde sos ve baharatlarla hazırladıkları için ayırt etmek daha zor. Mesela Avrupa'da at eti çok değerli ve pahalı.

Türkiye'de ise öyle bir alışkanlık yok. Dolayısıyla tüketicilerin böyle bir ayrıma varmaları çok sınırlı.
3 bin kişi bile - ki bu çok büyük bir Deney demek - şüphelenmemiş, dolayısıyla bu etleri ancak kemikli haldeyken ayırmak gerekir. Bunun haricinde bu ayırım için laboratuar metodları var. Et ne olursa olsun, yapısına göre ayırabiliyoruz.
KÜÇÜK MARKET VE KASAPLARA DİKKATAt ve eşek eti riskinin büyük marketlerde olmaması lazım. Ancak küçük marketler ve kasaplarda söz konusu olabilir. Burada tehlikeli olan konu; etlerin kaçak ve kontrolsüz olarak devreye girmesi... Hiçbir veteriner hekim kontrolünden geçmediği için her türlü hayvansal köken hastalığı içerebilir. Bunlar Gıda olarak insanlara geçer ve çeşitli hastalıklara sebep olabilirler.
Bu etler, hiçbir kontrolden geçmediği ve hijyenik koşullarda gerçekleşmediği için hayvansal kökenli tehlike (ki bunları biz fiziksel, kimyasal ve biyolojik tehlikeler diye adlandırıyoruz) içerebilir. O nedenle risk tabii ki var. İnsanlar bunu yedikleri zaman gıda kökenli hastalıklara yakalanabilirler. Gıda zehirlenmeleri ya da gıda enfeksiyonları yaşayabilirler. Eğer hayvanlar, doğadan beslenirken bir takım kimyasal tehlikeleri de aldılar ise bunlar da insanlara geçebilir. Sonuçları kısa sürede açığa çıkabileceği gibi daha sonraki zamanlarda da belirebilir. Dolayısıyla burada "gıda güvenliği" sorunu söz konusu.
Denetimler yetersiz olduğu sürece insanların maalesef ekonomik parametreler için bu tür riskleri almaları kaçınılmaz oluyor.
GIDA GÜVENLİĞİ UZMANI VE VETERİNER HEKİM ŞARTBu nedenle "gıda güvenliği uzmanı" ve "veteriner hekim" şart. Çünkü konu direkt olarak hayvan ve hayvansal tehlikeyle ilişkilendirildiği için bunları anlayan bir uzmanın olması gerekiyor. Zaten Avrupa Birliği'nde de "gıda hekimliği" var. Bunları denetleyen kuruluşlar yani "veteriner ofis"leri mevcut. Bu tür hayvansal kökenli, onlardan ya da ürünlerinden geçen hastalıklardan insanları korumak için veteriner hekimler görevlendirilmiş durumda.
BU TÜR OLAYLAR BİTMEZ ÇÜNKÜ... Ancak Türkiye'de bu önemin yeterince anlaşılamadığı ve veteriner hekimlere böyle görevler verilmediği için bu gibi olaylar bitmiyor ve bitmezde...
İnsanlar, hayvanlardan daha zayıf. Düşünün; hayvanlarda ne yapıyorsa insanlarda da aynı etkiyi gösterecek. Bu tür etler yendiği zaman kısa süreli hastalıklara (zehirlenmeler ve enfeksiyonlar) neden oluyor. Eğer kuvvetli miktarda mikrop alınmışsa ya da etlerin toksini alınmamışsa ölümlere dahi yol açabiliyor. Şöyle anlatmak gerekirse; toksin, zehir demek. Mikropların bazırları toksin çıkartır. Eğer bu toksinler yaygın bir şekilde bulunuyorsa bunları pişirerek dahi engelleyemezsiniz. Çünkü bu toksinler, ısıya dayanıklıdır ve pişmiş ette de tehlikesini sürdürebilir.
Öte yandan kimyasal tehlikeler de var. Bu tür hayvanlar, nerede nası beslendiği belli olmadığından bir sürü kimyasal tehlikeyi de taşırlar. Tarım ilaçları veya kimsayal ilaçlar içerebilirler ki bunları da insanlar direkt olarak alırlar. Bu kimyasallarda uzun süreli hastalıklara neden olur. Belirtileri hemen çıkmayabilir, 3-5 sene sonra belirebilir.
Burada gıda güvenliği sorunu var bunun denetimleri sık sık yapılmalı. Adana'da bu tür olaylara rastlanıyor.
DOMUZ ETİ DE UCUZTek tırnaklılarla beraber domuz eti de var. Özellikle yaban domuzları çok ucuz olduklarından kıymalara, sucuklara, salamlara karıştırabilir. Yemeklerde ise belli bir sosla ve yağla hazırladığından lezzetinde ödün kaybı olmaz.
Domuz etini kişi diğer etlerden daha kolay ayırabilir. Evcil domuzlarda bu ayırım daha kolaydır. Eti bembeyazdır ve yağları daha belirgindir. Ancak yaban domuzu olduğu zaman iş biraz daha farklı. Kemiksiz eti, sığır etine benzer ve anlaması güçtür.
Böyle bir yanlışa düşmemek için kişi hazır kıyma veya parça et almayacak, kasabın teşhir dolabında gördüğü kemikli etten isteyecek. Çünkü gerek at gerek domuz eti olsun farketmez, etler parçalandıktan sonra ayırt etmek güçleşiyor. Bunun için ancak laboratuar analizi gerekiyor.
Lokanta ve umuma açık yerlerde de gıda güvenliği tehlikesi var. Bu nedenle denetimlerin arttırılması ve denetimi yapan kişilerin eğitimli ve bilirkişi olması şart. Bu hekimsel bir konu, hatta doktorluktan daha zor bir meslek. Çünkü bir sürü hayvan var ve bunlar hem canlıyken denetim altında tutuluyor hem de kesildikten sonra hekimlerin muayene meteryali haline dönüşüyor.
KİMLER RİSK GRUBUNDA?Hamileler, çocuklar, yaşlılar ve bazı hastalıklara sahip olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf olduğundan risk grubu oluşturuyorlar. İçinde mikrobiyolojik ya da kimyasal etkiler taşıyan sakıncalı etler, her türlü hastalığı beraberinde getirebiliyor. Özellikle beben ve anne beslenmesi aynı paralelde geliştiği için annenin aldığı tehlikeler, bebek için de geçerli olacaktır ve mutlak suretle zararı dokunacaktır.
Bu nedenle yaşlı evleri, kreşler, okullar, hastaneler gibi toplu tüketime açık mecralarda daha çok dikkat edilmelidir. Burada görev alan satın alma müdürlerinin ve personelin bilinçli olmaları ve veteriner hekim kontrolünden geçmiş etleri tercih etmeleri gerekir.
BESİN ZEHİRLENMELERİ NEDİR? Bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, kramp gibi birçok hastalığın belirtisi olabilecek yakınmalar vardır. Eğer bu yakınmalar, son 3 gün içinde bir mikroorganizma ya da bunun zehiri bulaşmış bir besinin yenmesi sonucu ortaya çıkıyorsa, bu hastalığa besin zehirlenmesi denir.
Besin zehirlenmesi belirli bir alanda bir çok kişiyi etkileyebilir ya da salgınlar şeklinde görülür. Bazı durumlarda ise tek bir kişinin yediği besin sonucu zehirlenmesiyle meydana gelir. Dünyada oldukça sık karşılaşılan ve önemli bir sorundur. Hastalığın şiddeti zehirlenmeye neden olan mikroorganizmanın cinsine göre değişir. Eğer zehirlenme, bebeklerde ya da yaşlılarda ortaya çıkıyorsa daha ciddi seyreder ve ölümlere yol açabilir. Çünkü bu kişilerin vücutlarındaki sıvı miktarı yetişkin bir bireye göre daha azdır.
DOKTORA BAŞVURUN! Eğer 2 günden fazla süren ishal varsa (kanlı ishal de olabilir), bir günde 4-5 kez dışkılama varsa, kişinin ateşi yüksekse, karın ağrısı varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Kusma sürekli ise ve özellikle bebeklerde ve yaşlılarda görülüyorsa sağlık kontolünden geçmek gerekir.
At ve eşek etini nasıl ayırt edersiniz?

Friday, December 25, 2009

Sütteki gizli tehlike

Türk Gastroenteroloji Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Faruk Memik, Sağlık için çok faydalı olan ve kanser önleyici etkisi olan inek sütünün yararlarının yüzyıllardır bilindiğini belirtti.Hayvansal protein yönünden et ve balık kadar zengin olan sütün, vücuda birçok faydası bulunduğunu ifade eden Memik, “Hayvansal yağların genellikle kanser oluşumunda kötü etkisi bulunur, fakat süt yağı (konjuge linoleic asit) koruyucu etki yapar. Vitamin D, kalsiyum, butirik asit ve probiotikleri içeren süt ve süt ürünlerinin kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bilinmektedir. Günde içilen bir bardak sütün kolon kanseri riskini yüzde 15, 2 bardak sütün ise yüzde 30 koruyucu olduğu rapor edilmiştir” dedi.Prof. Dr. Memik, gelişen teknolojiyle artık ineklerin eskisi gibi otlaklarda beslenmediğini, ahırlarda tutularak değişik yemlerle beslendiklerine işaret ederek, şunları söyledi:“Asya ülkelerinde gebe ineklerin sağılmamasına karşın bilhassa Kuzey Avrupa ülkeleri ve İsviçre'de inekler yılda 300 gün kadar sağılmaktadır. Asya'da Meme Kanseri az görülmektedir. Hayvanların gebelik veya gebelik sonrası sütlerinde yüksek derecede östrojen hormonu bulunmakta ve bu sütlerin devamlı ve aşırı içilmesi ile 'hormona bağlı' denilen meme, yumurtalık, rahim, prostat, testis, kanserlerine yol açılabilmektedir. Bu, araştırmalarla da gösterilmiştir. Özellikle hayvanın gebeliğinin son aylarında sütünde östrojen (estron sulfat) yüzde 33 daha fazla bulunmaktadır. Ülkemizde ineklerin ne kadar süre sağıldığına ilişkin kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır.”Ayrıca, çok süt verimi elde etmek için ineklere “recombinant bovine growth hormone” adlı bir hormon verildiğine dikkati çeken Memik, şunları kaydetti:“Bu hormon sütte, meme ve prostat kanser riskini artıracak 'insulin like growth hormon (IGF-1)' miktarını önemli derecede yükseltmektedir. ABD ve Kanada'da kullanılmakta olan bu hormon 1999'dan beri Avrupa ve Türkiye'de yasaklanmıştır. ABD'de gittikçe artan meme ve prostat kanserinde herhalde bu tip sütlerin içilmesinin de katkısı vardır. İngiltere'de yapılan bir çalışma, 42 ülke arasında en çok Danimarka ve İsviçre gibi aşırı süt ürünleri (süt, tereyağı, peynir) tüketenlerde, 20-39 yaş grubunda testis kanserinin yüksek olduğunu göstermiştir. Az süt tüketen Cezayir gibi ülkelerde ise bu kanser çok düşüktür. Ülkemizde Türkiye Ulusal Beslenme Araştırması sonuçlarına göre, süt tüketiminin yeterli olmayıp son yıllarda daha da düştüğü rapor edilmektedir.”
Sütteki gizli tehlike

Wednesday, December 9, 2009

Küresel ısınma kör edecek

DSÖ'nün resmi internet sitesinde yer alan araştırma sonuçlarında, son 50 yıl içinde başta fosil yakıt kaynaklı olmak üzere karbondioksit ve diğer sera gazları salınımının, küresel iklimi etkilediği belirtiliyor.Buna göre, atmosferik karbondioksit konsantrasyonu, endüstri devrimi öncesine göre yüzde 30'dan fazla arttı. Bu da atmosferin alt katmanlarında daha fazla ısı tutulması anlamına geliyor.Küresel iklim değişiklikleri, aşırı yüksek sıcaklıklara bağlı ölümlerle bulaşıcı hastalıklara kadar bir Dizi Sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.İklim ve hava koşullarının, tropik bölgelerden kutuplara kadar insan yaşamına doğrudan ve dolaylı güçlü etkileri bulunuyor.ASTIM HASTALARI ETKİLENECEKYoğun yağmur, sel ve afetle sonuçlanan uç hava olayları, insanların geçim kaynakları ve mal varlıklarını da tehlikeye atıyor. Dünya çapında 1990'lı yıllarda meydana gelen hava kaynaklı afetlerde hayatını kaybeden yaklaşık 600 bin kişinin yüzde 95'i gelişmekte olan ülkelerde yaşıyordu.Kısa vadeli yoğun sıcaklık dalgalanmaları, hipertermi ve hipotermi gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor, kalp ve solunum hastalıklarından ölüm oranlarını artırıyor. Son çalışmalar, 2003 yılı yaz aylarında Batı Avrupa'da rekor düzeyde artan sıcaklıklara bağlı olarak, tahminen yaklaşık 70 bin kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.Polen ve diğer havada uçan Alerji yapıcıların havadaki miktarı da yüksek sıcaklıkla birlikte artıyor. Bu da 300 milyon civarındaki astım hastasını doğrudan etkiliyor.GERGİNLİK VE çatışma RİSKİNDE ARTIŞKüresel ısınma sonucu yükselen deniz seviyesi, kıyılarda sel riskini artırıyor. Bunun da göçe neden olması bekleniyor.Dünya nüfusunun yarısından fazlası, deniz kıyısından 60 kilometre içeri kadar olan bölgelerde yaşıyor. DSÖ'nün araştırma dosyasında, nüfusun yer değiştirmesinin, gerginliği ve çatışma riskini artırdığına işaret ediliyor.Doğrudan yaralanma ve ölümlere neden olan sel, su ve hastalık yapıcı organizmaları taşıyan sivrisinekten bulaşan hastalıkların artma riskini de yükseltiyor.KÖRLÜK ARTACAKDeğişken yağış rejimleri, taze su kaynaklarını da riske atıyor. Su kıtlığı, küresel olarak her 10 kişiden 4'ünü etkiliyor.Hijyen ve sağlığı tehlikeye düşüren yetersiz su ve düşük su kalitesinin, her yıl yaklaşık 2,2 milyon kişinin öldüğü ishal, “Trahom” adlı körlüğe neden olabilen göz enfeksiyonu gibi hastalıkların görülme sıklığında artışa yol açması bekleniyor.Uzak mesafelerden su taşımanın, evlerdeki suyun kirlilik seviyesinin ve buna bağlı olarak hastalıkların artmasına yol açabileceği öngörülüyor.İSHAL, SITMA VE YETERSİZ BESLENMEİklimsel koşullar, su ve sivrisinek gibi vektörler aracılığıyla bulaşan hastalıkları da etkiliyor. İklime duyarlı bu hastalıklar, en büyük “küresel katiller” arasında yer alıyor.Dünyada ishal, sıtma ve yetersiz Beslenme nedeniyle 2004 yılında 3 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti, bu ölümlerin üçte birinden fazlası Afrika'da gerçekleşti.Yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve solunum yolu hastalıklarına karşı güçsüz kıldığı için, her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden oluyor.Hava sıcaklıklarının yükselmesi ve düzensiz yağışların, Gıda güvenliğinin zaten problem olduğu tropikal bölgelerdeki gelişmekte olan ülkelerde ürün verimini azaltması bekleniyor.BİSİKLET SÜRÜN, YÜRÜYÜNDSÖ, hazırladığı dosyada, sera gazı emisyonlarını azaltmanın önemine dikkati çekiyor.Toplu ulaşım ve özel araçlar yerine bisiklet veya yürümek gibi aktif hareketi teşvikin, karbondioksit emisyonları azaltabileceği ve kamu sağlığına olumlu etkisi olacağı ifade ediliyor.Bunun, sadece Trafik yaralanmalarını değil aynı zamanda hava kirliliğiyle ilişkili solunum ve kardiyovasküler hastalıkları da azaltacağı kaydediliyor.Fiziksel aktiviteyi artırmanın, genel ölüm oranlarında düşüşü de beraberinde getirebileceği belirtiliyor.
Küresel ısınma kör edecek

Tuesday, December 8, 2009

Kararname değişti, ilaçta ‘büyük indirim’ başladı


Buna göre, ilaç üreticilerinin Son Dakika pazarlığıyla 5 Avrupa ülkesinin en düşüğü dikkate alınarak belirlenen referans fiyatın yüzde 60’ı yerine yüzde 66’sı indirimde baz alınacak. Kararnameye göre, dünden itibaren devreye giren indirim yöntemi şöyle işleyecek:Depocuya satış fiyatı 3.56 liranın altında olan ilaçlar için KDV dahil perakende satış fiyatı üzerinden yüzde 4 indirim uygulanacak. İndirimli bedel üzerinden eczacı indirimi de yapılacak.20 yıllık olarak belirlenmiş ilaçlardan depocuya satış fiyatı 6.79 liranın üzerinde olan ilaçlara referans fiyat alana kadar yüzde 23 iskonto uygulanacak (Baz iskonto yüzde 11+ yüzde 12 birlikte). Jeneriği olmayan orijinal ilaçlar için iskonto yüzde 23 olacak. Referansın altında fiyat almış jeneriği olmayan orijinal ilaçlarla orijinali olmayan jenerik ilaçlar için yapılacak mahsuplaşma işleminde, ilave yüzde 12 iskonto dikkate alınacak. Mevcut iskontosu yüzde 23’ün üzerinde olan ilaçlar için ilave yüzde 12 iskonto uygulanmayacak. 20 yıldan eski ilaç statüsü kazanmış ve depocuya satış fiyatı 6.79 liranın altında olan ilaçlar, depocuya satış fiyatı 3.56 liranın altında olan bütün ilaçlar, reçetesiz ilaçlar, kan ürünleri, tıbbi mamalar, radyofarmasötik ürünler ve enteral Beslenme ürünleri için yüzde 23’lük iskonto ve mahsuplaşmada ilave yüzde 12’lik iskonto yapılmasına ilişkin hükümler uygulanmayacak.
Toplam indirim yüzde 23 olacak
ARAŞTIRMACI İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Genel Sekreteri Engin Güner, yeni uygulamayı şöyle değerlendirdi: “Bugüne kadar kurum iskontosu yapıyorduk. İlaç jenerik olsun, orjinal olsun, yalnızca yüzde 11 iskonto yapılıyordu. Yeni kararname ile jeneriği olmayan orjinallere ek olarak bir de yüzde 12 indirim yapılıyor. Yüzde 11 ve yüzde 12 toplamda yüzde 23 yapıyor. 20 yıllıklar da 1 Ocak’tan itibaren referans fiyata tabi olacak. Ayrı bir kategoriydi ve referans fiyata tabi tutulmuyordu. 10 liradan fazla fiyatlı olanlar da 1 Ocak’tan itibaren referans fiyat kategorisine koyuldu.”
Kararname değişti, ilaçta ‘büyük indirim’ başladı