Showing posts with label Hindistan. Show all posts
Showing posts with label Hindistan. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Kalbin baş düşmanı kolesterol

İSTANBUL - Eğer kötü kolesterol yani LDL'yi düşürüp iyi kolesterol yani HDL'yi yükseltir, kalp sağlığını olumsuz etkileyen diğer risk faktörlerini de devre dışı bırakırsanız kalp sağlığınızı önemli ölçüde korumuş olursunuz. Kalp sağlığının Beslenme ayağında en önemli noktanın kandaki kötü kolesterol olduğunu belirten Diyetisyen Taylan Kümeli, kötü kolesterol düzeyinde düşüş sağlayan Yaşam boyu iyileştirici değişikliğin aslında önemli stratejileri içine alan bir tedavi biçimi olduğunu söyledi. "Sağlıklı bir kalbe sahip olmak için bunları kontrol altına almalısınız" diyen Kümeli, bu stratejileri üç başlıkta irdeledi:1. YAŞAM BOYU İYİLEŞTİRİCİ DİYET"Bu diyetin anlamı, öğünlerinizde daha az doymuş yağ ve Diyet kolesterolü tüketmektir. Bu diyeti planlarken günde 200 mg'ın altında kolesterol, toplam enerjinin de yüzde 7'sinin altında doymuş yağ içermesine dikkat etmek gerekir. Diyeti uygularken uygun kiloda olmalı ya da kilo almaktan korunmalısınız. Birinci aşamada düşük doymuş yağlı ve kolesterollü diyet altında kötü kolesterol düzeyiniz düşmemişse, çözünür diyet lifi miktarı artırılır. 2. VÜCUT AĞIRLIĞI DENETİMİBel/kalça oranınız artmışsa, kilo fazlalığınız varsa, biyokimyasal değerlendirmenizde iyi kolesterol ve trigliserit düzeyiniz düşükse kilo vermeniz, kötü kolesterolünüzün düşmesine yardımcı olur. 3. FİZİKSEL AKTİVİTEHer gün en az 30 dakika fiziksel aktivitede bulunmak gerekir. Fiziksel aktivitenin türü ne olursa olsun iyi kolesterol düzeyinde artışa, kötü kolesterol düzeyinde azalmaya yardımcı olur." KOLESTEROLÜ YÜKSELTEN BESİNLERKandaki LDL oranını yükseltmek istemiyorsanız, tereyağı, margarinler, şeker barları, çikolata, tam yağlı peynirler, süt, ve yoğurt, tam yağlı sütlerle yapılmış dondurma, kek, tavuk kanadı ve derisi, yağlı kırmızı et, sucuk, salam ile diğer mandıra ürünleri, sakatatlar, her türlü kızartma, kurvasan ve tüm fast-food besinlerden uzak durmalısınız.Yağ içeren her gıdanın doymuş ve doymamış yağlar içerdiğini belirten Kümeli'ye göre kolesterol seviyesinin yükselmesinde en önemli rolü doymuş yağlar üstleniyor. ÇİKOLATA VE BİSKÜVİDEN UZAK DURUN"Bu yağ çeşidi en çok hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Yağlı etler, kümes hayvanlarının yağlı derileri, tam yağlı süt ve süt ürünleri, tereyağı bunların en önemlileridir. Hayvansal yağ kaynaklarının yanı sıra bazı bitkisel kaynaklar da doymuş yağ ihtiva eder. Hindistan cevizi, kakao yağı ve palm yağı en fazla doymuş yağ oranına sahip bitkisel ürünlerdir.
Bu yüzden hindistan cevizli ürünler, kakao yağının bol miktarda bulunduğu çikolata kolesterolü yükseltir. Üretiminde kullanılan palm yağı nedeniyle bisküviler de doymuş yağ içerirler. Her ne kadar üzerlerinde bitkisel yağ bulunduğu belirtilse de bu yağ zararlı bir yağdır. Trans yağ asidi içeren gıdalar da kolesterolü yükseltir. Sıvı bitkisel yağlar hidrojenizasyon işleminde geçirilerek katı yağ haline getirilir. Bu yüzden bitkisel de olsa katı yağlardan uzak durmak gerekir."KOLESTEROLÜ DÜŞÜREN BESİNLERKötü kolesterol seviyesini düşürmede en önemli noktanın yüksek oranda lif tüketmek olduğunu vurgulayan Kümeli, beslenmedeki lif oranını artırarak kolesterol emilimini düşürüp, yıkımını hızlandırmanın mümkün olduğunu belirtti. Kümeli, tam buğday unu ve kepekten yapılan entegral ekmek, makarna, buğday ürünleri, kuru baklagiller ile sebze ve meyvelerin lif oranı yüksek gıdalar olduğunu söyledi, kötü kolesterolü düşüren diğer besinleri de sıraladı:Keten tohumu, ceviz, fındık, zeytin, kırmızı biber, sarımsak, sogan, enginar, brokoli, domates, maydanoz, portakal, elma, greyfurt, yulaf, yeşil yapraklı sebzeler ve elma sirkesi.
Kalbin baş düşmanı kolesterol

Tuesday, December 29, 2009

Bebeğiniz neden çok ağlıyor?


Bebeklik döneminde en sık rastlanan Gıda alerjisi, “süt alerjisi” yani “inek sütü alerjisi”dir. İnek sütündeki proteinlere karşı (özellikle beta laktalbümin) vücudun verdiği bir alerjik reaksiyondur. İnek sütünün bebeğe direk verilmesi ile olabildiği gibi, anne sütü ile beslenen bebeklerde, annenin diyetindeki inek sütü içeren gıdaların bebeğe emzirme yolu ile geçmesi sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca çoğu hazır mamanın inek sütü proteinlerini içermesi nedeni ile, mama ile beslenen bebeklerde de Alerji görülebilmektedir.
Emziren Anne Beslenmesine Dikkat Etmeli İnek sütü alerjisi olan çocuklarda genellikle keçi sütü ve soya sütüne karşı da çapraz alerji gelişebilmektedir. Bebeğe ve anneye Beslenme önerilerinde bulunurken bu konuya dikkat edilmelidir. Memorial Hastanesi çocuk sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökçe Günbey, bebeklerde görülen süt alerjisi ile ilgili bilgi verdi.
Bazen İlk 6 Ayda Bazen Daha Büyük Çocuklarda Alerji Ortaya Çıkabilir Belirtiler bebeğe ve alerjinin ağırlık derecesine göre değişkenlik göstermektedir. Bazı bebeklerde tek bir belirti olurken, bazılarında birden fazla belirti birlikte olabilmektedir. Klinik bulgular genellikle ilk 6 ayda başlamakla birlikte, bazen daha geç yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Belli başlı belirtiler şunlardır:• İlk aylarda aşırı ağlama ve ciddi gaz sancısı• Beslenme sonrası kusmalar ve buna bağlı olarak tartı alamama• Kanlı ve sümüksü dışkılama ve bazen de kabızlık• Ciltte egzema tarzında kızarık ve kaşıntılı deri döküntüleri• Geçmeyen bir hışıltı, öksürük, burun tıkanıklığı• Tekrar eden bronşit ve/veya bronşiolit atakları• Anafilaksi (çok nadirdir, inek sütü proteini alımından hemen sonra ( en geç ilk 1 saat içinde)gelişir. Deri döküntüsü, yüzde, dil ve ağızda şişme, solunum yollarında gelişen ödeme bağlı olarak ortaya çıkan nefes almada güçlük ve tansiyonda düşme ile birlikte görülen bir şok tablosudur. tedavi edilmediğinde ölümcüldür.)
Genetik Faktörler Önemli
Bebekteki belirtiler ile inek sütü arasındaki bağlantı, aile ile görüşülerek sorgulanmalı ve ailede alerji öyküsü araştırılmalıdır. Fizik muayene bulguları ve aileden alınan öykü doğrultusunda inek sütü alerjisinden şüphelenilen bebeklere daha ileri tanı yöntemleri uygulanabilir.Tanıda 3 yöntem kullanılmaktadır. • Deri testi: Her yaşta yapılabilir, güvenilirlik yüzde 95 tir.• Kanda inek sütüne özgü antikorların tespit edilmesi (inek sütü spesifik-Ig-E), yüzde 90 güvenilirdir.• Eliminasyon yöntemi: İnek sütü içeren gıdalar bebeğe bir süre verilmez. Bu süre içinde mevcut belirtilerin kaybolması beklenir. Belirtiler geçtikten sonra inek sütü tekrar denenir. Belirtilerin yeniden ortaya çıkması inek sütü alerjisini destekleyecektir.
İnek Sütü Yerine Hindistan Cevizi Sütü Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin tükettiği süt ve süt ürünleri emzirme yolu ile bebeğe geçerek alerjiye yol açmaktadır. Bu durumda anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi, ancak annenin diyetinden süt ve süt ürünlerinin tamamen çıkarılması önerilmektedir. Anneyi kalsiyum eksikliğinden korumak için medikal destek önerilmeli ve diyetisyen eşliğinde beslenmesi düzenlenmelidir. İnek sütü alerjisi olan bebeklerde soya proteini ve keçi sütü alerjisi de birlikte olabileceğinden annenin diyetinden bu grup ürünlerde çıkarılmalıdır. Tereyağı ve margarin yerine bitkisel yağlar tercih edilmeli, krema, süt tozu, sütlü bisküviler, sütlü makarnalardan kaçınılmalıdır. Pirinç sütü, yulaf sütü ve hindistancevizi sütü, inek sütü yerine kullanılabilir.
Ürün Etiketleri İyice Okunmalı
Süt birçok hazır gıda maddesinde bulunduğundan satın alırken ürün etiketi dikkatlice okunmalıdır. İçinde kazein, kazeinat, sodyum ve/veya kalsiyum kazeinat ve laktalbumin olan gıdalardan uzak durulmalıdır.
Zaman Zaman İlaç Tedavisi de Gerekebilir Tedavide ana prensip alerjiye yol açan maddeden kaçınmaktır. Anne sütü ile beslenen bebekte annenin diyetinden süt ve süt ürünlerinin çıkarılması ile tedaviye başlanmış olacaktır. Ayrıca alerji ortadan kalkana kadar mevcut klinik bulgulara göre, bebeğe ilaç tedavisi uygulanması da gerekebilmektedir.
Özel Mamalar Tercih Edilmeli Mama ile beslenen bebeklerde ise inek sütü proteini içermeyen mamalar tercih edilmelidir. Bu mamalar 3 grupta ele alınabilir:1. Soya bazlı mamalar: İnek sütü alerjisi olan bebeklerin yüzde 17-47 sinde soya proteinine karşı da alerji gelişebilmektedir. Ayrıca soya bazlı mamalar 6 aydan küçük bebeklerin beslenmesinde uygun değildir. Bu nedenle inek sütü alerjisinde soya bazlı mamalar ilk tercih olmamalıdır.2. Tam hidrolize mamalar: Özel işlemlerden geçirilerek proteinleri parçalanmış ve alerjik özellikleri yok edilmiştir. Tatları çok iyi değildir. İnek sütü alerjisinde ilk tercih edilmesi gereken mamalardır. 3. Amino asit bazlı mamalar: Tam hidrolize mamalara yanıt alınamayan yüzde 10 vakada kullanılması gerekir.
Bebek Büyüdükçe İnek Sütüne Uyum Sağlar İnek sütü alerjisi saptanan bir bebeğe 12-18 ay süre ile inek sütü içeren gıdalar ve inek sütü bazlı mamalar verilmez, özel mamalar ile beslenmesi desteklenir. Bu sürenin sonunda tekrar inek sütü verilmeye başlanarak belirtilerin ortaya çıkıp çıkmadığı gözlenir. İnek sütünü tolere etmeye başlama süresi bebekten bebeğe değişiklik göstermektedir. Çocukların yüzde 56’ sında 1 yılda, yüzde 77’ sinde 2 yılda, yüzde 87’ sinde 3 yılda inek sütüne tolerans gelişmektedir. Alerji saptadığımız bir bebekte inek sütünü diyetten ne kadar elimine edebilir ve bebeği bu alerjen maddeden ne kadar çok koruyabilirsek, tolerans gelişmesi ve iyileşme süreci de o kadar çabuk olacaktır.
Anne Sütü İle Beslenme Korunmada Önemli Tüm hastalıklarda olduğu gibi inek sütü alerjilerinde de korunma çok önemlidir. Anne sütü ile beslenme korunmada esastır. Anne sütü, bebekleri alerjik astımdan koruduğu gibi, gıda alerjilerinden ve özellikle inek sütü alerjisinden de koruyucu rol üstlenmektedir. İlk 6 ay bebekleri sadece anne sütü ile beslemek, alerjen gıda ile yani inek sütü ile bebeği mümkün olduğunca geç tanıştırmak ve ilk 12-18 ay inek sütü vermemek korunmada doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bebeğiniz neden çok ağlıyor?

Monday, December 14, 2009

Damar sertliğine beslenme önlemi

İSTANBUL - Damar sertliğine, dolayısı ile kalp krizine karşı önlem almanın yolu da doğru beslenmekten geçiyor. Memorial Hastanesi Dahiliye Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, damar sertliğinin önlenmesinde yardımcı besinler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi, önerilerde bulundu.
Damarlarımız elastik bir yapıda olduğundan dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncının değişiklik göstermesine müsaade etmez. Zamanla ortaya çıkan damar sertliği kalp krizi, beyin damar tıkanması, beyin kanaması ve ayak kangrenleri olgularının en önemli nedenidir. Damar sertliği klinik tablo olarak ortaya çıktığı ana kadar, genellikle özgün bir belirti vermeyen bir hastalıktır. Normal şartlarda esnek olan atar-damar duvarları, damardan geçen kan miktarına göre genişler ya da daralır. Atardamarlar bu özellikleriyle dolaşımdaki kan miktarını düzenlerler. Damar sertliğinde damar duvarındaki esnek yapılar çok sert doku ile kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarı sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen yapıların oluşumlar (aterom plakları) izler. Bu plaklarının gelişimi sonucu damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Damar sertliği damarlarda hassas plakların oluşmasına neden olur ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizine yol açarlar.
Beslenme şekli özellikle bazı hormonlar üzerinden etki ederek damar hücre çoğalması, oksidan-antioksidan dengesi, kolesterol metabolizması ve pıhtılaşma sistemi üzerinden bu plaklar üzerine etkili olmaktadır.
KOLESTEROLÜ KONTROL ALTINDA TUTUNKolesterol bu plakların önemli yapı taşlarından biri olup, zararlı (LDL ve VLDL kolesterol, trigliserid) ve faydalı (HDL) kolesterol olarak tanımlanmakta. Zararlı kolesterol göbek çevresinin arttığı ve insülin dirençli kişilerde daha yüksektir. Ailevi hiperkolesterolemi kalp krizi vakalarının yüzde 5’ den daha azından sorumludur. Buna karşılık gen-çevre ilişkisine bağlı kolesterol yüksekliği kalp krizi için en güçlü riski oluşturmaktadır. Kolesterol düzeylerinin 240’ın üzerinde olması, kolesterol düzeyi 180 olanlara göre kalp krizi riskini 2 kat artırmaktadır. Dolayısıyla kolesterol düzeyini benzer oranlarda azaltmak kalp riskini de benzer oranlarda azaltacaktır.
Şişmanlık kanda insülin düzeyini yükseltir ve insülin direncine neden olur ve bu durum kanda VLDL kolesterol düzeylerinin artmasına neden olur. Kolesterol yapımıyla kolesterol yıkımı arasındaki denge; diyet, hormonlar ve egsersize bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.
YAĞ TERCİHİ ÖNEMLİ Günlük besinlerimizdeki yağlar farklı yağ asitlerinin bileşimlerinde oluşur. Doymuş yağ asitlerinden olan Hindistan cevizi yağı en fazla damar sertliğine yol açan yağdır. Mısırözü yağı, ayçiçeği yağı ve soya yağı büyük miktarlarda linoleik asit içerir ve daha az damar sertliği yapıcı özellik gösterirler. Linoleik asit çöpçü hücreler (monositler) üzerindeki etkilerine bağlı olarak damar sertliğinde rol oynar. Linoleik asit metabolitleri CD36 adlı hücre çöpçü reseptörünü uyarır ve bu durum damar sertliğini uyarıcı etki gösterir. Şişmanlık kolesterol ve trigliserid düzeyinin artmasına neden olur ve bu durum kanda VLDL kolesterol düzeyinin artmasına yol açar.
Diyet uygulamaları kolesterol düzeyinde yüzde 5-10 azalmaya neden olurken, ilaç tedavileri kolesterol düzeylerinde yüzde 50 kadar varan azalmalara neden olmaktadırlar. Yüksek yağlı diyetler ve saf şekerler kandaki kolesterol ve trigliserid düzeyinin yükselmesine neden olurlar ki; bu durum genellikle artmış kan insülin düzeyine bağlıdır.
FOLİK ASİT, B6 ve B12 ÖNLEMEDE YARDIMCIDiyetteki folat yetersizliği ve kalıtsal folat metabolizmasındaki değişiklikler kanda homosisteinin artmasına neden olarak damar sertliğinin oluşmasına zemin hazırlar. Dolayısıyla folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin yeterli miktarlarda alınması damar sertliğinin önlenmesi açısından önemlidir.
DIŞARIDAN DEĞİL, MEYVE-SEBZEDEN ANTİOKSİDANKalp damar hastalığı riskini azalttığı belirtilen ve günümüzde çok popüler olan çeşitli besin maddeleri vardır. Antioksidan vitaminler ve selenyum gibi antioksidan özellikteki maddelerin kalp damar hastalığını önleme açısından pek yararı yoktur. Gözlemler, antioksidan desteğin damar sertliği riskini azalttığını gösteriyorsa da, bu durum klinik çalışmalarla kanıtlanmış değildir. Destek amaçlı antioksidan destek ürünlerinin dışarıdan alınması önerilmese de; antioksidan özellikteki besinlerin, özellikle meyve ve sebzelerin alınması faydalı olabilir. Hali hazırda folik asit ve diğer B grubu vitaminlerin damar hastalığı riskini azalttığını kanıtlayan bilgiler de yetersizdir. Folik asit, B6 ve B12 vitaminleri kan homosistein düzeyini düşürürse de, tedavide klinik olarak beklenen sonuçlar alınamamıştır. Flavonoitler meyve ve sebzelerde bulunan ve damar sertliği riskini azalttığı düşünülen bir grup maddeler olup bunların etkileri de tam anlamıyla belirsizdir.
KALP DAMAR HASTALIKLARINDAN KORUNMA ÖNERİLERİSağlıklı bir Diyet sürdürmek, sağlıklı vücut ağırlığına sahip olmak, kanda düşük LDL-kolesterol (kötü kolesterol), yüksek HDL-kolesterol; (iyi kolesterol) ve trigliserit düzeylerini istenen düzeylere getirmek, normal kan basıncına sahip olmak, normal kan şekeri düzeyine sahip olmak, fiziksel aktivite göstermek, Sigara kullanmamak.
Bol sebze ve meyve yenmeli: Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır, aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler. Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını gösterir.
İşlenmemiş taneli, bol lifli yiyecekler: Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de kalp damar hastalığı riskini düşürürler. Lifli diyetler mide boşalmasını geciktirerek doygunluk sağlarlar ve kalori miktarını düşürürler. Ayrıca vücutta sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler.
Haftada en az iki kez balık: Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, omega-3 çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki kez balık yenmesi erişkinlerde ani ölüm ve koroner kalp hastalığı nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır.
Az doymuş yağlar tercih edilmeli: Günlük enerjinin en fazla yüzde 7'si doymuş yağlardan sağlanmalıdır. Kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemelidir. Bu hedeflere ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve diyette margarinleri en aza indirmek gerekir.
Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalı: Diyetle alınan toplam enerjinin büyük bir kısmı şekerli içeceklerden gelir. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle şişmanlığa yol açarlar. Şekerli içecekler doygunluk vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alır.
Alınan tuza dikkat edilmeli: Fazla tuz alınışı yüksek tansiyona yol açar. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek tansiyon gelişimini önlerken, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi kolaylaştırır. Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini azaltırken diğer taraftan damar sertliği ve kalp yetmezliği riskini düşürür.
Alkol alımına dikkat: Az miktarda alkol alımı kalp-damar hastalığı riskini azaltırsa da, sadece kalp damar hastalığı riskini azaltması nedeniyle alkol alınması doğru değildir. Alkol aşırı miktarda alındığında kanda trigliserit düzeyini artırır, tansiyonu yükseltir ve karaciğer hasarına yol açar. Ayrıca alkolün proteinler ve karbonhidratlara oranla kalori bakımından daha zengin olduğu da unutulmamalıdır.
Damar sertliğine beslenme önlemi

Wednesday, December 9, 2009

Nedir bu reiki dedikleri?


Reiki ile nerede, nasıl tanıştın ve yaşamında ne gibi etkileri oldu?
Aslında sosyoloji eğitimi aldım ben. Sonradan her şeye ara verip hayatıma dışardan bakmak için İngiltere'ye gittim. Dört yıl geçtiğinde hayatıma bir sürü yeni kavram girmişti. Reiki ile de Londra'da, Barbara Ann adlı bir terapistin kliniğinde tanıştım. Orada alternatif terapilerle, özellikle de Doğu kökenli şifa sistemleriyle ilgileniyor ve çeşitli eğitimler alıyordum, ama reiki için birkaç yıl beklemem gerekti. 2006 yılının sonlarında Hindistan'a yaptığım gezi sırasında tekrar karşıma çıktı bu güçlü enerji ve bu defa yoğun bir şekilde hayatıma girdi. Eğitimlerimi de Nepal ve Hindistan'da aldım. Farklı bakış açılarını, farklı gelenekleri, reiki felsefesini, sistemin binlerce yıl öncesine uzanan kökenini öğrenmeye çalıştım. Reiki uygulandıkça güçlenen bir enerji ve bunu keşfetmek yolculuğun en heyecanlı yeri oldu benim için.
Reiki enerjisini açabilir misin?
Reiki enerjisi ile bağlantıda olarak yaşamayı, her an her yerde sürpriz hediye paketleri bulmaya benzetiyorum. Aldığınız hediyeleri beğenebilir, hiç hoşlanmayabilir ya da tam olarak ne anlama geldiğini anlamayabilirsiniz ama sizin için tasarlanmış ve o anda tam olarak ihtiyacınız olan şey olduğunu hissedersiniz mutlaka. Çünkü reiki ilk andan itibaren derin bir 'güven' duygusunun tohumunu atar içinize.
İnsanların reiki'den genel beklentileri neler?
Reiki bağışıklık sistemini güçlendirir, duygusal bedene ahenk ve uyum getirir, zihni dengeler ve sakinleştirir. Bu tekniği ilgi duyan herkes öğrenebilir ve uygulayabilir. Reiki ile genelde belli bir yaşın üzerinde kadınların ilgilendiği gibi bir önyargı var ancak derinlikli olarak ilgilenmek ve istikrarlı bir biçimde uygulamak söz konusu olduğunda böyle bir ayrım yapmak kesinlikle yok.
Özellikle ciddi birtakım rahatsızlıkların tedavi sürecinde olan kişiler ya da böyle bir deneyim yaşayan bir yakını olanlar ek bir destek olması açısından ilgileniyor reiki ile. Bunun dışında gündelik yaşamlarındaki stresle başa çıkmak ya da duygusal ve zihinsel açıdan daha dengeli, sağlıklı olabilmek için medikal destek yerine doğal bir yöntem arayan kişilerin yöneldiği bir sistem. Dolayısıyla insanların beklentileri çok çeşitli. Bunun içinde çocukları üniversite sınavına girecek olan ebeveynler de var, uykusuzluk ya da Beslenme problemi olan, ameliyat sonrası iyileşme sürecinde olan ya da iş yaşamında bolluk bereket isteyen insanlar da... Tüm bunların yanı sıra şifacılık konusunda doğal bir eğilimi olan kişilerin yeteneklerini açığa çıkarmak ve bunu paylaşabilmek için öğrenmek istedikleri bir sistem ki genelde bu kişiler son aşamalara kadar ilerleyip, reiki'nin yaşamlarını daha derinden etkilemesine izin veriyor.
Yazı: Bora Ercan
Nedir bu reiki dedikleri?