Showing posts with label Hamilelik. Show all posts
Showing posts with label Hamilelik. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İdeal kilonuzla hamile kalın

İSTANBUL - Kadınlar, “Hamile kaldığımda çok kilo alacak mıyım, daha sonra bu kiloları verebilecek miyim?” sorusuna odaklanır, ancak hamile kaldıklarında ideal kilolarında olup olmadıklarını pek önemsemezler. Oysa ki anne adayının ideal kilosunda olması, anne adayının da doğacak bebeğin de sağlığı açısından en önemli unsurlardan biri.Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Asena Ayar hamileliğe kilolu ya da normal kilosunun altında başlayan anne adayları ve Hamilelik döneminde normalin üzerinde kilo alan anneleri bekleyen tehlikeleri anlattı.
Fazla kilo ile yumurtlama problemleri, kıllanma ve insülin resistansı arasında yakın bir ilişki olduğunu belirten Dr. Ayar, bunların çocuk sahibi olmayı olumsuz etkilediğini söyledi."Öyle ki, kadında adet düzensizliği ya da yumurtlama problemleri var ise, sadece kilo vererek ve Egzersiz yaparak, adetler düzenlenebilir, kiloya bağlı kan metabolizması değişiklikleri geriye döndürülebilir" diyen Ayar, hamilelik öncesi fazla kilonun neden olabileceği sorunları şöyle sıraladı:
"Fazla kilolu olarak hamile kalırsanız;Hamileliğiniz sırasında kronik hipertansiyona yakalanma oranınız yükselir.Preeklampsiye (hamilelik zehirlenmesi) yakalanabilirsiniz.Hamilelik şekeri riskiniz artabilir.Kilolu bebek doğurabilirsiniz. Ölü doğum gerçekleştirebilirsiniz.Yüksek olasılıkla sezaryenle doğum yapmanız gerekir. Doğum sonrası kanamalarınız, alt karın, idrar yolu, yara yeri enfeksiyonlarınızın olma olasılığı fazladır. Bebeğinizde beyin-omur-omurilik bozuklukları, karın duvarı, kalp anormallikleri ve birçok başka anormalliklerin görülme olasılıkları artabilir.
Bu sebeple hamilelik öncesinde anne adaylarının yağdan fakir, liftten zengin Diyet uygulayarak ve egzersiz yaparak kilo vermesi önerilir. Bu diyeti yaparken anne adayının doktorundan ya da bir beslenme-diyet uzmanından bilgi alması çok önemli. Çünkü bilinçsizce yapılan diyetler gebe kalma şansınızı azaltabilir."
ÇOK ZAYIF ANNE ADAYLARI DA DİKKATLİ OLMALIHamilelik döneminde kilo artışına dikkat edilmesi gerektiği gibi, hamilelikten önce de anne adayının ideal kilosunda olması da çok önemli. Dr. Ayar, sadece fazla kilolu anne adaylarının değil, normalin altında kiloda olan anne adaylarının da dikkatli olması gerektiğini söyledi ve önerilerde bulundu.“Aşırı zayıflık da hamilelik şansını tehlikeye atıyor, bunu unutmayın. Ayrıca zayıf kadınlarda, yetersiz beslenmeye bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri sıklıkla görülür. Bu sebeple, hamile kalmaya karar vermeden 3 ay ile 1 yıl önce uygun bir Beslenme programı ile ideal kilonuza ulaşın. Anne adaylarına önerimiz vücut kitle indeksleri 18,5–24,9 kg/m2 arası, yani normal kilolu olarak hamileliğe başlamalarıdır.
HAMİLELİKTE İKİ KİŞİLİK YEMEYİNHamilelik öncesinde anne adayının ideal kilosunda olması kadar hamilelik sırasında da kontrollü yemek yemesi ve beslenmesine dikkat etmesi de çok önemlidir. Hamilelik sırasında çok ve tek taraflı beslenmekten uzak durup temel besin gruplarından gün içerisinde yeterli ve dengeli almak gerekiyor. Üstelik sanılanın aksine ‘iki kişilik’ yemek de gerekmiyor. Hamilelik sürecinde fazla kilo almayı engellemek için yapılması gereken ilk şey; hangi besinlerden ne kadar tüketeceğinizi öğrenmek.
Hamilelik döneminde önerilen; tüm temel besin maddelerinden yeterli ve düzenli olarak alarak ideal beslenme şeklini oluşturmaktır. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller olarak tanımlanan temel gıdalardan dengeli bir şekilde almak hamilelik sürecinden önemlidir. Besin değeri düşük gıdaları fazlaca tüketmek, gereksiz kilo almaktan başka bir işe yaramaz. Uygun beslenme planı için doktorunuzun ya da bu konuda uzman bir diyetisyenin önerilerinden yararlanmanızda fayda var.
Hamilelik döneminde kişiden kişiye değişse de normal kilo alımı oranı 10–12 kilo arasında değişir. Ancak bu, anne adayının hamilelik öncesi kilosu, boyu, yaşı, daha önce sahip olunan bebek sayısı, iştahı, metabolik bir hastalığının (diyabet vs.) olup olmadığı, sosyo-ekonomik-kültürel özellikleri ve günlük fiziksel aktivitesine göre değişebilir.
İdeal kilonuzla hamile kalın

Wednesday, December 16, 2009

Beslenme neden önemli?


Genç bir insanda bile ihtiyaç duyulan temel besin maddeleri ile vitamin ve mineraller yeteri kadar kazanılmazsa er veya geç ama mutlaka bir problem çıkar.Bunun tersi de doğrudur: ıhtiyacınızdan fazla besin maddesi tüketirseniz, hastalanırsınız. Ayrıca yiyip içtiklerine dikkat etmez, besinlerin seçiminde uyulması gereken asgari kurallara uymadığınız zaman da sağlığınız bozulabilir.Kısacası beslenmenizdeki her yanlış size günün birinde ya hastalık ya da Sağlık problemi olarak geri döner. Beslenmenin sağlık üzerindeki kısa ve uzun vadedeki etkilerini araştıran bütün çalışmalar bu bilgiyi doğruluyor. Yani iyi bir hayat için “iyi, güzel ve doğru beslenmeyi” ya öğreneceğiz ya öğreneceğiz! Başka bir yol görünmüyor.Peki, o zaman ne yapacağız? Bu sorunun cevabı son derece basit: Doğru besleneceğiz...Sorun da aslında tam bu noktada başlıyor. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, hangi besinin ne zaman, ne miktarda, hangi yiyeceklerle ve nasıl tüketilmesi gerektiğini bilmek, bu işi hata yapmadan becerebilmek öyle pek kolay bir iş değil. Benim de bu işi hakkıyla beceremediğimi itiraf edeyim. Birçok şeyi bilseniz bile dikkatsizlik veya lezzetin o dayanılmaz çekiciliği sizi aldatabiliyor...
Neden yiyoruz?DR. EVREN ALTINEL
İster “peynir-zeytin” yiyin, ister şölen sofralarında beslenin, yemek arzusunun temelde çok masum bir nedeni var: Yaşamak için yiyoruz! Hayatımızı sürdürebilmek için buna mecburuz.Çünkü vücudumuz nefes alıp verebilmekten kanı damar sistemine pompalamaya, kaslarını hareket ettirebilmekten düşünebilmeye her işlevi için enerjiye ihtiyaç duyuyor.Bu enerjinin tek kaynağı gıdalar, yani yiyip içtiğimiz şeyler. Arızalanıp bozulan, eksilip azalan, kırılıp dökülen vücut bölümlerimiz için de (tadilat-tamirat işleri) besinlere ihtiyacımız var. Yanılgımız ne?
Fotoğrafın başka bir yüzü daha var. Çok iyi biliyoruz ki yaşlanmanın doğal sonuçları, hatta cezaları olarak düşündüğümüz bazı sağlık sorunlarından doğru besinler yiyip içerek uzak kalabiliriz.Doğru beslenirsek bellek sorunları, cinsel güç kayıpları veya romatizmadan uzak bir yaşlılık sürebiliriz. Doğru beslenerek kanserden diyabete, hipertansiyondan kalp krizine kadar pek çok hastalıktan korunabiliriz. En azından bu hastalıkların etkilerini hafifletebiliriz.Bunların tam tersi de doğrudur. Yanlış beslenerek (yani yanlış yiyecekleri fazla miktarda, doğru yiyecekleri az miktarda yiyip içerek) kansere, şekere, hipertansiyona, kalp hastalıklarına davetiye çıkarabiliriz. Gastrit, ülser, reflü hastası olabiliriz. Kilolu ya da şişman biri haline gelebiliriz. Sağlıksız bir Hamilelik geçirebilir, sağlıksız çocuklar doğurabiliriz. Kansız kalabiliriz. Saçlarımız dökülebilir, tırnaklarımız çukurlaşıp kırılabilir.Gaz, şişkinlik, kabızlık, hemoroid ve benzeri birçok sindirim sistemi sorununun arkasında Beslenme yanlışları var. Uykusuzluk, yorgunluk, yemek sonraları ortaya çıkan bitkinlik ve dalgınlıklarımızın arkasında da yeme içme yanlışlarımız etkili olabiliyor. Yanlış beslenmek kemik erimesinden diş çürümesine kadar onlarca sağlık sorununa davetiye çıkarıyor. Yetmedi! Safra kesesi taşlarının, karaciğer yağlanmalarının, alerjik sorunların arkasında da beslenme yanlışları var. Yanlış beslenme boy kısalığı ve hormonal olgunlaşmada gecikmeye yol açabiliyor. Kötü ve yanlış beslenenlerde enfeksiyon hastalıkları daha sık görülüyor. Bu kişilerin bağışıklık sistemleri zayıf kalıyor, bozuluyor, ağır-aksak işliyor. Özetle kötü beslenerek pek çok sorun yaratabiliriz. Yani beslenme konusu sizi vezir de rezil de edebilir!

Beslenme neden önemli?

Monday, December 14, 2009

İşte kısırlığın dört nedeni

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de 2 milyon kişi kısır. Aynı zamanda Türkiye'de kısırlık giderek artıyor. 150

Nilgün Yıldız yazıyorbin çift ise çocuk sahibi olmak için tedaviyi bekliyor. Yüzyıllardır süregelen ve mutluluğun anahtarı olarak görülen çocuk sahibi olmak nasıl oluyor da bu kadar zor bir hal aldı? Modern Yaşam gerçekten doğurganlık üzerinde bu kadar etkili mi? Bu soruların cevabını Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kağan Kocatepe’den aldık. 32 yaş sonrası riskli



Modern yaşam öncelikli olarak çiftlerin çocuk sahibi olmasını nasıl etkiliyor?

Öncelikle iş yaşamı nedeniyle kadınlar hamile kalma yaşlarını geciktiriyorlar. Modern yaşamın doğurganlık üzerindeki en önemli etkisi bu. Doğurganlık 20-25 yaş arasında maksimum seviyede olur. 25 yaşından sonra özellikle de 32 yaşından sonra ise inişe geçiyor.

Nasıl fark ediliyor?

Örneğin kadın ilk çocuğuna hamile kalmak için sadece 1 ay uğraşırken ikinci çocuğuna hamile kalmak için 6 ay deniyor fakat hamile kalamıyor. Peki, ilk çocuğu kaç yaşında 10 yaşında. Aradan 10 yıl geçtiği için doğurganlık azalıyor. Bu nedenle yaş faktörü nedeniyle hamileliği geciktirmek doğurganlığı direkt olarak artırıyor. Buradan çıkan sonuç ise hamileliği geciktirmek zorunda kalanlar doğurganlık ölçümlerini yaptırmak zorundalar. Ultrasonla yumurtalıklara bakılıyor ve adet kanamasının üçüncü gününde kan alımıyla doğurganlığın ne düzeyde olduğu saptanabiliyor. Yaşına göre doğurganlık iyi seviyede ya da doğurganlık azalmış sonucu çıkabiliyor.



Obeziteye dikkat!

Beslenmenin doğurganlık üzerinde direkt etkisi var mı?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kağan Kocatepe

Modern yaşamın beraberinde getirdiği bir diğer sorun da beslenmedir. Beslenme alışkanlıklarının getirdiği en önemli sorun obezitedir. Obezite doğurganlığı azaltma olmasa da yumurtlamayı baskılamaya neden olur. Kilo fazla oldukça yumurtlama da o kadar az olur. Yani bir kadın yılda 12 kere yumurta üretiyorsa 12 defa doğurganlıkla karşılaşıyor demektir. Eğer obezite sınırına gelmişse bu doğurganlık yüzde 50’ye kadar azalmış olur.



Cep telefonu dengeyi bozuyor

Cep telefonu, Bilgisayar gibi elektronik aletlerin ne tür etkisi bulunuyor?

Modern yaşamın getirdiği diğer şeyler ise etraftaki radyasyondur. Etraftaki radyasyon ne yapar ve etrafta gerçekten çok ciddi bir radyasyon var mı buna bakmak lazım. Çok ciddi bir anlamda radyasyon yok. Radyasyon olarak tanımladığımız şey röntgen çekilirken alınan radyasyondur. X ışını vücudun dengesini kalıcı olarak bozabiliyor. Elektromanyetik dalga dediğimiz şey ise vücudun dengesini kalıcı olarak bozmuyor fakat dengeyi sarsabiliyor. Cep telefonu, uzaktan kumada, internet bağlantıları gibi yüzlerce elektronik kaynakla karşı karşıyayız. Bunların arasında en tehlikeli olanı ise cep telefonudur. Cep Telefonu giderek yaygınlaşıyor. Cep telefonu kullanımında kısıtlama getirmek gerekiyor. Elektromanyetik kaynaklar arttıkça yumurtlamayı ve yumurtanın kalitesini bozabilir. Şu an için kanıtlanmış bir bilgi yok. Erkekte ise sperm şekil bozukluğu, hareket azlığı ve miktar azlığı yapabilir. Mümkün olduğu kadar klasik şeylere yönelmek lazım. Örneğin evde cep telefonu yerine normal telefonla konuşmak gerekir.



Hazır gıdaların doğurganlığı azalttığı doğru mu?

Gıdalar dördüncü nedendir. Özellikle Hormonlu gıdalar. Hormonlu gıdalardan özellikle östrojen yani kadınlık hormonu alıyorsunuz. Bu hormon erkeklerde göğüs büyümesine neden olabilir, kadınlarda da yumurtlamayı kesebilir. Mümkün olduğu kadar doğal ürünlerle, mevsim sebzeleriyle beslenme gerekir. Kışın domates yemenin bir anlamı yok.

Düşük oranlarının artmasının nedeni Teknoloji olabilir mi?

Düşük oranlarının artması, tüp bebek oranlarının artmasının en önemli nedeni teknoloji değil de insanların geç yaşta hamile kalmasıdır. 35 yaşında Hamilelik başladığı zaman bunun düşükle sonuçlanması yüzde 20-25 arasındadır. 35 yaşında çocuk doğurmak için çabalayan bir çiftin başarıya ulaşması bir yıl sonunda yüzde 50’lilerde, 25 yaşında bir çiftin yüzde 85’lerdedir. Teknolojinin tabii ki etkileri oluyor fakat tamamen bu sebepten oluyor demek de çok doğru değil.



Stresin ne tür bir etkisi bulunuyor?

Çalışma saatlerinin uzaması, Trafik stresinin yaşanması gibi koşullar yorgunluk olarak geri dönüyor. Yorgunluk da cinsel arzuyu azaltıyor ve cinselliğe ayrılan süreyi azaltıyor. Vücudu yorduğu için yumurtlama fonksiyonlarını da azaltıyor. Erkekte ereksiyon kaybına nende oluyor.Doğum kontrol hapları aklandı



Doğum kontrol hapları kısır yapıyor mu?

Doğum kontrol hapları kısır yapmaz sadece 5 yıl boyunca Doğum Kontrol hapı kullanan bir kadın hemen hamile kalamazsa bunu doğum kontrol hapına bağlar oysa ki 5 yıl içerisinde doğurganlık azalmıştır.

Amerika’daki en önemli sorun

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar kısır yapabilir mi?



Cinsel yolla bulaşan Klamidya ve Gonore bakterisi tüplerde tıkanıklığa neden olabiliyor. Erkeklerde de kanallarda tıkanıklık yapabiliyor. Tüplerde tıkanıklık olunca yumurta hücresini rahim içine aktaran döllenmenin gerçekleştiği yollarda tıkanıklık olduğu için sperm ve yumurta hücresi karşılaşamadığı için gebelik oluşamıyor. Amerika’da bu sorun birinci sıradaki kısırlık nedeni oluyor.


İşte kısırlığın dört nedeni

Thursday, December 10, 2009

Hamilelik kilolarından kurtulma rehberi

Hamilelikte 8 ile 12 kilo almanın normal olduğu söylenir. Ancak Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Remzi Aydın, her kadın için bireysel bir hesaplama yapılması gerektiğini belirtti, "Örneğin Hamilelik öncesi 90 kilo olan ve şeker hastalığı riski taşıyan bir gebe için bu 6-9 kilo olabileceği gibi, çok zayıf hamile kalan biri için 15-17 kilo bile sorun olmayabilir" dedi.
Memorial Hastanesi Uzmanları, doğum sonrası kilo vermeyle ilgili sık sorulan soruları yanıtladı, merak edilen noktalara açıklık getirdi.
DOĞUM SONRA KİLO SAPLANTISI OLUR MU?Op. Dr. Remzi Aydın: Kadınların tabii ki fiziksel görünümleri ve kiloları ile ilgili kaygıları her zaman vardır ve olmalıdır da! Bu, kendi vücudunu beğenme duygusunu beraberinde getirir. Bununla beraber gebelik döneminin çok özel ve geçici bir dönem olduğu akıldan çıkarılmamalıdır ve bu dönemde klasik Güzellik ölçütlerinin geçerli olamayacağı bilinmelidir. Unutulmamalıdır ki bu dönem geçicidir ve bu dönemin sonunda çifti büyük bir ödül beklemektedir.
Doğumla beraber 4-6 kg arasında kilo kaybedildikten sonra, eğer doğru bir Beslenme rejimi uygulanırsa düzenli bir şekilde ayda 1- 2 kg arasında verilebilir. Unutulmamalıdır ki çok az kalori almak hem loğusa sağlığı için zararlı olabilir, hem de sütün azalmasına yol açabilir.
DÜŞÜK KALORİLİ DİYETLER DOĞRU MU?Uz. Dr. Gökçe Günbey: Yeterli ve dengeli beslenme ile anne hem kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılamakta, hem de bebeğinin fizyolojik ve psikolojik açıdan gereksinimi olan anne sütünün yeterli miktarda üretilmesini sağlamaktadır. Bu dönemde annenin hem kendi sağlığı, hem de bebeğinin sağlığı açısından daha çok enerji, protein, vitamin ve mineral alması gerekmektedir.
Emziren annelerin, emzirme dönemi boyunca günlük enerji gereksinimlerine en az 500 kalori ilave edilmesi gerekmektedir. Gebelik döneminde normalden fazla kilo alan ve gebelik öncesinde de fazla kilolu olan annelerin emzirme döneminde vitamin ve mineral alımına dikkat ederek ayda 2 kilo kadar zayıflamasında bir sakınca olmadığı ve bunun süt üretimini olumsuz etkilemediği bildirilmektedir. Ancak emzirmenin herhangi bir döneminde günde 1500 kaloriden daha düşük diyetler asla uygulanmamalıdır. Bu seviyenin altındaki enerji alımlarının süt üretimini bozmasının yanı sıra diğer besin öğelerinde de yetersizliğe yol açabileceği bilinmektedir.
ANNE BESLENMESİ SÜT KALİTESİNİ ETKİLER Mİ?Anne sütünün kalitesi annenin yediği gıdalardan direkt olarak etkilenmemekle birlikte, sütün miktarı annenin aldığı sıvı gıdalarla ilişki gösterebilmektedir. Anne sütünün yüzde 80’den fazlası sudan oluşmaktadır. Bu nedenle süt miktarının yeterli olabilmesi için annenin günde en az 3 litre sıvı Gıda alması gerekmektedir.
Vejetaryen Diyet ile beslenen annelerde protein ve bazı vitamin eksiklikleri görülebilmekte, bu eksiklikler takviye edilmediğinde bebekte de eksikliklere yol açabilmektedir. Ayrıca annenin diyetinin kalsiyumdan fakir olması durumunda, kalsiyum anne kemiğinden alınıp süt üretimine katılmaktadır. Bu durum hem anneyi, hem de bebeğin gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir.Emzirme döneminde annenin iyot gereksinimi de normale göre artış göstermektedir. Özellikle guatr vakalarının fazla görüldüğü bölgelerde, bebekte ve annede eksiklik olmaması için iyot gereksinimi mutlaka karşılanmalıdır. Sonuç olarak diyebiliriz ki; vitamin, mineral, protein, yağ ve karbonhidratlardan oluşan yeterli ve dengeli beslenme hem anne, hem de bebek sağlığı açısından vazgeçilmezdir.
FAZLA KİLOLAR NE ZAMAN VERİLMELİ?Dyt. Şefika Aydın: Anne sütü alan çocuk ilk 3-4 ayda normal bir gelişim göstermektedir. Dört aydan sonra büyüme hızı yavaşlamaya başlamaktadır. 6. aydan sonra da ek besin verilmeye başlanmaktadır. Ülkemizde annelerin çoğunlukla çocuklarını 1,5-2 yaşına kadar emzirdikleri bilinmektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler.
KİLOLAR NE KADAR SÜREDE VERİLMELİ?Yapılan çalışmalarda hamilelik sonrasında haftalık 0.5kg kilo kaybı annenin gereksinimlerini azaltmamakta ve süte her hangi bir etkide bulunmamaktadır. Annenin aylık vermesi uygun görülen kilo 2’dir. Toplam süreç annenin fazla kilosuna bağlıdır. Gebeliğinde 15 kilonun üzerinde alan anne ile gebelik döneminde 9-12 kg alan annenin kalan kilosunu verme süresi kişiden kişiye değişmektedir. Fakat fazla kilolarda süreci daha uzuna yaymak kiloyu korumanın en önemli adımıdır. Hızlı verilen kilo annede kas kaybına sebep olur.
Yorgunluk, baş ağrısı, kan şekerinin düşmesi, Stres, ağız kokusu kemik minerilizasyonunda azalma gibi birçok Sağlık problemleri oluşturmaktadır.
“EMZİRMEK” FORMA GİRMEDE ETKİLİ Mİ?Op. Dr. Remzi Aydın: Emzirmek eylemi anne için yoğun bir metabolizma artışı demektir. Bu hem bebeğe verilecek sütün içindeki maddelerin kalorisi, hem de emzirme eylemi için harcanan kalori demektir. Bu kalori harcamaları tabii ki annenin forma girişini hızlandırabilir. Sadece dikkat edilecek nokta anne sütünü çoğaltabilmek için bilinçsizce kalori alışında artışa yol açmamaktır. Yoksa süt verildiği sürece forma girmek bir yana daha da fazla kilo alımına yol açılabilir.
DOĞUMDAN NE KADAR SONRA SPORA BAŞLANABİLİR?Normal doğum sonrası eğer dikiş yoksa 1. hafta sonrası spora başlanabilir.Ama annenin yoğun bir süt üretim ve yeniden yapılanma döneminden geçtiği ve çok yorgun olabileceği düşünüldüğünde ilk haftalar, günde sadece 15 dk..kadar kısa tutulabilir ve sadece karın ve kaça eklemleri ile ilgili egzersizlerle sınırlı tutulmalıdır. Çok güncel olan '' Pilates '' türü egzersizlerin hafif ve zorlamasız türleri özellikle faydalı olabilir. Buradaki asıl amaç bel ve kalça etrafındaki kasların forma sokulmasıdır. Sezaryen sonrası ise egzersizlere 3. haftanın sonrası başlanılmalı,6.haftanın sonrası aerobik, kalori harcamasını hızlandıracak egzersizlerle desteklenmelidir.
EMZİREN ANNELERE ÖNERİLERİNİZ NELERDİR?Dyt. Sefika Aydın: Emziren anneler aşağıdaki önerilerimizi dikkate almalıdırlar.
Hamilelik kilolarından kurtulma rehberi

Beslenme neden önemli?


Genç bir insanda bile ihtiyaç duyulan temel besin maddeleri ile vitamin ve mineraller yeteri kadar kazanılmazsa er veya geç ama mutlaka bir problem çıkar.Bunun tersi de doğrudur: ıhtiyacınızdan fazla besin maddesi tüketirseniz, hastalanırsınız. Ayrıca yiyip içtiklerine dikkat etmez, besinlerin seçiminde uyulması gereken asgari kurallara uymadığınız zaman da sağlığınız bozulabilir.Kısacası beslenmenizdeki her yanlış size günün birinde ya hastalık ya da Sağlık problemi olarak geri döner. Beslenmenin sağlık üzerindeki kısa ve uzun vadedeki etkilerini araştıran bütün çalışmalar bu bilgiyi doğruluyor. Yani iyi bir hayat için “iyi, güzel ve doğru beslenmeyi” ya öğreneceğiz ya öğreneceğiz! Başka bir yol görünmüyor.Peki, o zaman ne yapacağız? Bu sorunun cevabı son derece basit: Doğru besleneceğiz...Sorun da aslında tam bu noktada başlıyor. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, hangi besinin ne zaman, ne miktarda, hangi yiyeceklerle ve nasıl tüketilmesi gerektiğini bilmek, bu işi hata yapmadan becerebilmek öyle pek kolay bir iş değil. Benim de bu işi hakkıyla beceremediğimi itiraf edeyim. Birçok şeyi bilseniz bile dikkatsizlik veya lezzetin o dayanılmaz çekiciliği sizi aldatabiliyor...
Neden yiyoruz?DR. EVREN ALTINEL
İster “peynir-zeytin” yiyin, ister şölen sofralarında beslenin, yemek arzusunun temelde çok masum bir nedeni var: Yaşamak için yiyoruz! Hayatımızı sürdürebilmek için buna mecburuz.Çünkü vücudumuz nefes alıp verebilmekten kanı damar sistemine pompalamaya, kaslarını hareket ettirebilmekten düşünebilmeye her işlevi için enerjiye ihtiyaç duyuyor.Bu enerjinin tek kaynağı gıdalar, yani yiyip içtiğimiz şeyler. Arızalanıp bozulan, eksilip azalan, kırılıp dökülen vücut bölümlerimiz için de (tadilat-tamirat işleri) besinlere ihtiyacımız var. Yanılgımız ne?
Fotoğrafın başka bir yüzü daha var. Çok iyi biliyoruz ki yaşlanmanın doğal sonuçları, hatta cezaları olarak düşündüğümüz bazı sağlık sorunlarından doğru besinler yiyip içerek uzak kalabiliriz.Doğru beslenirsek bellek sorunları, cinsel güç kayıpları veya romatizmadan uzak bir yaşlılık sürebiliriz. Doğru beslenerek kanserden diyabete, hipertansiyondan kalp krizine kadar pek çok hastalıktan korunabiliriz. En azından bu hastalıkların etkilerini hafifletebiliriz.Bunların tam tersi de doğrudur. Yanlış beslenerek (yani yanlış yiyecekleri fazla miktarda, doğru yiyecekleri az miktarda yiyip içerek) kansere, şekere, hipertansiyona, kalp hastalıklarına davetiye çıkarabiliriz. Gastrit, ülser, reflü hastası olabiliriz. Kilolu ya da şişman biri haline gelebiliriz. Sağlıksız bir Hamilelik geçirebilir, sağlıksız çocuklar doğurabiliriz. Kansız kalabiliriz. Saçlarımız dökülebilir, tırnaklarımız çukurlaşıp kırılabilir.Gaz, şişkinlik, kabızlık, hemoroid ve benzeri birçok sindirim sistemi sorununun arkasında Beslenme yanlışları var. Uykusuzluk, yorgunluk, yemek sonraları ortaya çıkan bitkinlik ve dalgınlıklarımızın arkasında da yeme içme yanlışlarımız etkili olabiliyor. Yanlış beslenmek kemik erimesinden diş çürümesine kadar onlarca sağlık sorununa davetiye çıkarıyor. Yetmedi! Safra kesesi taşlarının, karaciğer yağlanmalarının, alerjik sorunların arkasında da beslenme yanlışları var. Yanlış beslenme boy kısalığı ve hormonal olgunlaşmada gecikmeye yol açabiliyor. Kötü ve yanlış beslenenlerde enfeksiyon hastalıkları daha sık görülüyor. Bu kişilerin bağışıklık sistemleri zayıf kalıyor, bozuluyor, ağır-aksak işliyor. Özetle kötü beslenerek pek çok sorun yaratabiliriz. Yani beslenme konusu sizi vezir de rezil de edebilir!

Beslenme neden önemli?

Tuesday, December 8, 2009

Yeterli posa almak şart

Dr. Hasan İnsel

Kabızlık basit bir deyişle seyrek dışkılama olarak tanımlanabilir. Dışkılama sıklığı yaş ve Beslenme gibi birçok faktöre bağlı olmakla birlikte, kişiden kişiye de farklılık gösterebilir. Alışılagelmiş olarak dışkılama sayısının günde bir kez olması düşünülse de, günde üç kezden, haftada üç keze kadar dışkılama, eğer ağrılı, sıkıntılı ve çok sert değilse, normal sınırlar içinde kabul edilebilir.

Dışkılama sayınız bu sınırlarda olsa da, ortadan uzaklaşıyorsa bir kez doktora danışıp bunun sizin için normal olup olmadığını öğrenmeniz, herhangi bir sorunu gözden kaçırmamak adına yararlı olacaktır. Dışkılama seyrek olduğunda, dışkıdaki su miktarının giderek azalması nedeniyle sertleşmesi ve kuruması; şişkinlik, karın ağrıları ve gaza neden olabilir, sonuçta dışkılama daha da zorlaşabilir.

Kendiniz tedavi etmeyin doktora gidin

Çoğu zaman kabızlık çeken kişiler bunu normal yaşamlarının bir parçasıymış gibi kabul eder ve kendi kendilerine çareler arayarak, başkalarının kullandıkları yöntemleri dener. Oysa kabızlık çekiyorsanız bunu kesinlikle kendiniz tedavi etmemeli, teşhis ve tedavi için doktorunuza danışmalısınız.

Eğer altta yatan bir hastalık yoksa, düzenli dışkılama alışkanlığının yerleştirilmesi, Diyet ve başka tedbirlerle dışkılamanın düzenli hale getirilmesi gereklidir. Hemen müshil ilaçlarına başlanmamalı.

Çoğu kişi dışkısında kan gördüğünde bunu önemsemez ve “hemoroittir” deyip geçer. Ancak dışkıda kan, makatta yırtık veya hemoroitten kaynaklanabileceği gibi, daha ciddi hastalıkların işareti olabilir.

Kesinlikle doktora danışılmalıdır.

Bazı hastalıklar ilk belirtilerini dışkılama düzeninde değişiklikle gösterdiği için, tuvaletten sonra dışkıda kan, mukoza olup olmadığına bakmakta yarar var. Dışkılama alışkanlığında son zamanlarda gelişen herhangi bir değişiklik olursa doktorunuzla bu durumu görüşmelisiniz.

İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZ ANDA TUVALETE GİDİN

Genellikle iş yoğunluğu veya ev dışında tuvalete gitmekten kaçınma nedeniyle normal bağırsak reflekslerinin kaybolması zaman içinde kabızlığın yerleşmesine neden olur. Bu nedenle ihtiyaç hissedildiği anda tuvalete gitmeye ve düzenli dışkılama alışkanlığı edinmeye çaba göstermek gerekir. Böylece muhtemelen dışkılama refleksleri bir iki hafta içinde normale dönecektir. Bağırsak tembelliği genellikle yeterli posa alımı, yeterince sıvı alınması ve daha çok hareket edilmesinden fayda görebilir. Gün içerisinde yenilen ekmeklerin tam buğday, çok tahıllı veya yulaflı olması, en az beş porsiyon meyve ve sebze gibi posalı yiyeceklerin yenilmesi ve özellikle susuz kalmamaya çaba göstermek yararlı olur.

Kahvaltıda 4-5 çorba kaşığı kadar yulaf ezmesi ve kahvaltılık tahıl gevrekleri yanında ceviz, fındık, badem yenilmesi, öğünlerde kurufasulye, nohut, mercimek gibi kurubaklagillerin yemekleri, salataları veya çorbalarının tüketilmesi kabızlığın önlen-mesinde son derece yararlıdır.

Beslenme ve Yaşam tarzı değişiklikleri

Bol posalı beslenme uygulaması başlangıçta bazı kişilerde gaz şikayetlerine neden olabilir. Ancak, bu yiyeceklerin küçük porsiyonlarda tüketilerek yavaş yavaş artırılması ile bu problem kolaylıkla çözümlenebilir. Yoğurt ve kefir de, içerdiği faydalı bakteriler sayesinde sindirimi düzenleyici etkiye sahiptir. Günlük düzenli yürüyüş veya benzeri Egzersiz yapılması da bağırsakların düzgün çalışmasına yardımcı olur. Bu tip beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri yapmadan önce, bunların size uygun olup olmadığını öğrenmek için doktorunuza danışmanız gerekir.

Makatta çatlaklar veya hemoroit varlığı çoğu hastada tuvaletten kaçınmaya neden olabilir, bu durum da kabızlık gelişmesine sebep olur, bunların tedavisi çoğunlukla kabızlığın da düzelmesini beraberinde getirir.

Sebebi herhangi bir patolojiden kaynaklanmıyorsa, kabızlığa neden olabilecek çeşitli durumlara bazı örnekler:

Yeterince posa alınmayan tek yönlü beslenme alışkanlığı

Az sıvı alınması

Hareketsizlik

Stres

Yolculuk, seyahat veya tatillerde yeme alışkanlıklarında değişiklik

Müshil istismarı

Bazı ilaçlar (bazı antidepresan, ağrı kesiciler, demir destekleri gibi)

Hamilelik dönemi

Yanlış dışkılama alışkanlıkları

Bazı sindirim sistemi dışı hastalıklar


Yeterli posa almak şart

Doğum sonrası kilo vermenin yolları


Doğumdan sonra birçok kadın Hamilelik döneminde aldığı kiloları verememekten şikayet eder oysa bu kilolardan kurtulmak için biraz çaba harcamak yeterlidir. Memorial Hastanesi çocuk sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökçe Günbey, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Remzi Aydın ve Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın, doğum sonrası kilo verme ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Hamilelik döneminde kilo alma oranı ne olmalıdır? Op. Dr. Remzi Aydın: Klasik olarak hamilelik dönemi boyunca 8 ila 12 kilo alımı normaldir dense de, her kadının hamilelik öncesi kilosu, metabolizması ve risk faktörleri farklı olduğundan standard bir limit koymak doğru değildir. Her kadın için bireysel olarak hesaplanmalıdır. Örneğin gebelik öncesi 90 kg olan ve şeker hastalığı riski taşıyan bir gebe için bu 6 - 9 kg olabileceği gibi, çok zayıf hamile kalan için 15 - 17 kilo bile sorun olmayabilir.
Doğum sonrasında hastaların kilolarıyla ilgili saplantıları oluyor mu? Op. Dr. Remzi Aydın: Kadınların tabii ki fiziksel görünümleri ve kiloları ile ilgili kaygıları her zaman vardır ve olmalıdır da! Bu kendi vücudunu beğenme duygusunu beraberinde getirir. Bununla beraber gebelik döneminin çok özel ve geçici bir dönem olduğu akıldan çıkarılmamalıdır ve bu dönemde klasik Güzellik ölçütlerinin geçerli olamayacağı bilinmelidir.Unutulmamalıdır ki bu dönem geçicidir ve bu dönemin sonunda çifti büyük bir ödül beklemektedir!
Doğumun hemen sonrasında zayıflamaya başlamak kadını nasıl etkiler?
Op. Dr. Remzi Aydın: Doğumla beraber 4-6 kg arasında kilo kaybedildikten sonra, eğer doğru bir beslenme rejimi uygulanırsa düzenli bir şekilde ayda 1- 2 kg arasında verilebilir. Unutulmamalıdır ki çok az kalori almak hem loğusa sağlığı için zararlı olabilir, hem de sütün azalmasına yol açabilir.
Doğum sonrası yapılan diyetler zararlı olabilir
Annenin doğumdan hemen sonra düşük kalorili diyet yapması zararlı olur mu?
Uz. Dr. Gökçe Günbey: Yeterli ve dengeli beslenme ile anne hem kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılamakta, hem de bebeğinin fizyolojik ve psikolojik açıdan gereksinimi olan anne sütünün yeterli miktarda üretilmesini sağlamaktadır. Bu dönemde annenin hem kendi sağlığı, hem de bebeğinin sağlığı açısından daha çok enerji, protein, vitamin ve mineral alması gerekmektedir. Emziren annelerin, emzirme dönemi boyunca günlük enerji gereksinimlerine en az 500 kalori ilave edilmesi gerekmektedir. Gebelik döneminde normalden fazla kilo alan ve gebelik öncesinde de fazla kilolu olan annelerin emzirme döneminde vitamin ve mineral alımına dikkat ederek ayda 2 kilo kadar zayıflamasında bir sakınca olmadığı ve bunun süt üretimini olumsuz etkilemediği bildirilmektedir. Ancak emzirmenin herhangi bir döneminde günde 1500 kaloriden daha düşük diyetler asla uygulanmamalıdır. Bu seviyenin altındaki enerji alımlarının süt üretimini bozmasının yanı sıra diğer besin öğelerinde de yetersizliğe yol açabileceği bilinmektedir.
Annenin beslenmesi sütün kalitesini etkiler mi?Uz. Dr. Gökçe Günbey: Anne sütünün kalitesi annenin yediği gıdalardan direkt olarak etkilenmemekle birlikte, sütün miktarı annenin aldığı sıvı gıdalarla ilişki gösterebilmektedir. Anne sütünün % 80’den fazlası sudan oluşmaktadır. Bu nedenle süt miktarının yeterli olabilmesi için annenin günde en az 3 litre sıvı Gıda alması gerekmektedir.Vejetaryen diyet ile beslenen annelerde protein ve bazı vitamin eksiklikleri görülebilmekte, bu eksiklikler takviye edilmediğinde bebekte de eksikliklere yol açabilmektedir. Ayrıca annenin diyetinin kalsiyumdan fakir olması durumunda, kalsiyum anne kemiğinden alınıp süt üretimine katılmaktadır. Bu durum hem anneyi, hem de bebeğin gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Emzirme döneminde annenin iyot gereksinimi de normale göre artış göstermektedir. Özellikle guatr vakalarının fazla görüldüğü bölgelerde, bebekte ve annede eksiklik olmaması için iyot gereksinimi mutlaka karşılanmalıdır. Sonuç olarak diyebiliriz ki; vitamin, mineral, protein, yağ ve karbonhidratlardan oluşan yeterli ve dengeli beslenme hem anne, hem de bebek sağlığı açısından vazgeçilmezdir.
Doğum yapan anneler fazla kilolarını ne zaman vermeye başlar? Dyt. Şefika Aydın: Anne sütü alan çocuk ilk 3-4 ayda normal bir gelişim göstermektedir. Dört aydan sonra büyüme hızı yavaşlamaya başlamaktadır. 6. aydan sonra da ek besin verilmeye başlanmaktadır. Ülkemizde annelerin çoğunlukla çocuklarını 1,5- 2 yaşına kadar emzirdikleri bilinmektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler.
Kiloları ne kadar sürede vermeliler?Dyt. Şefika Aydın: Yapılan çalışmalarda hamilelik sonrasında haftalık 0.5kg kilo kaybı annenin gereksinimlerini azaltmamakta ve süte her hangi bir etkide bulunmamaktadır. Annenin aylık vermesi uygun görülen kilo 2’dir. Toplam süreç annenin fazla kilosuna bağlıdır. Gebeliğinde 15 kilonun üzerinde alan anne ile gebelik döneminde 9-12 kg alan annenin kalan kilosunu verme süresi kişiden kişiye değişmektedir. Fakat fazla kilolarda süreci daha uzuna yaymak kiloyu korumanın en önemli adımıdır. Hızlı verilen kilo annede kas kaybına sebep olur. Yorgunluk, baş ağrısı, kan şekerinin düşmesi, Stres, ağız kokusu kemik minerilizasyonunda azalma gibi birçok Sağlık problemleri oluşturmaktadır.
Emzirmek forma sokar mı?Op. Dr. Remzi Aydın: Emzirmek eylemi anne için yoğun bir metabolizma artışı demektir. Bu hem bebeğe verilecek sütün içindeki maddelerin kalorisi, hem de emzirme eylemi için harcanan kalori demektir. Bu kalori harcamaları tabii ki annenin forma girişini hızlandırabilir. Sadece dikkat edilecek nokta anne sütünü çoğaltabilmek için bilinçsizce kalori alışında artışa yol açmamaktır. Yoksa süt verildiği sürece forma girmek bir yana daha da fazla kilo alımına yol açılabilir.
Emziren annelere beslenme önerileri
Dyt: Sefika Aydın: Emziren anneler aşağıdaki önerilerimizi dikkate almalıdırlar. • Doğumdan sonra bebek emzirilirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır. Emziklilikte su metabolizmasında artış vardır. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan toplam sıvı miktarı yaklaşık 3000 ml olmalıdır. Bu miktar pratik ölçüler ile 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde önerilmelidir. Çay, kahve gibi içeceklerin süt verimini azalttığı bilinmektedir• Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.• Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir.• Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir. Bireysel özelliklere göre gaz yapıcı besinler çıkartılabilir.• Vitaminlerden zengin sebze ve meyveler diyette her öğün olmalıdır.• Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar tüketilmemelidir.• D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle emzikli anne güneşlenmeye özen göstermelidir.• Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.• Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir.• Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çayı kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.• Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir.• Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden birisidir.
Doğum sonrası kilo vermenin yolları